9 soruda COVID-19

Koronavirüsle ilgili en fazla merak edilen konular ve cevapları…

16.10.2020 12:57:000
Paylaş Tweet Paylaş
9 soruda COVID-19

Uzmanların çoğuna göre COVID-19’un yayılmasıyla mücadele etmek uzun süreli bir çaba olacak. Şu ana kadar virüsle ilgili tüm uzmanların hemfikir olduğu bazı gerçekler de var. Buradan hareketle MIT’ye gönderilen sorulardan bir derleme yaptık. Bu derleme, günümüzde virüsle ilgili açıklığa kavuşturulmuş gerçekleri içeriyor. Salgın hakkındaki bilgiler her geçen gün güncellense de aşağıdaki soruların yanıtlarının her kesime faydalı olacağını umuyoruz. İşte COVID-19 ile ilgili en fazla merak edilen konular ve cevapları… 

Capital Eylül 2020 tarihli sayıdan

1.VİRÜS HAVA YOLUYLA MI YAYILIYOR? 

Bir süreliğine bilim adamları korona virüsün “haya yoluyla yayılması”nın bilimsel açıklamaya uyup uymadığı konusunda bir fikir birliğine varamadı. Ancak kanıtlar zamanla arttı. Pek çok büyük çalışma, COVID-19’un yayılması konusunda havayı ana yollardan biri olarak gösteriyor. Diğer çalışmalar virüsün damlacık halinde havada saatlerce kalabileceğini gösterdi. Tulane Üniversitesi’ndeki araştırmacıların yürüttüğü yeni bir çalışma SARS-Cov-2’nin havada asılı kalan bulaşıcı partiküllerinin 16 saate kadar havada kalabileceğini ve bulaşıcılığını MERS ve SARS-Cov-1’den daha uzun süre koruyabileceğini gösterdi. Tüm bunları göz önüne alırsak, şimdiki soru hava yoluyla yayılmanın gerçek olup olmadığından çok bizim ne şekilde karşılık vermemiz gerektiğiyle ilgili. Eğer virüs gerçekten de hava yoluyla bulaşıyorsa, bu durum, yüzeyleri dezenfekte etmemizin düşündüğümüzden daha az etkili olduğu anlamına geliyor. Sosyal mesafe ve maske kullanımı çok daha önemli ve çok daha agresif şekilde uygulanmalı. Hava yoluyla yayılan virüs partiküllerinin birikip havada asılı kalmasını önlemek için ortamı havalandırmak temel bir öneme sahip. UV ışığı gibi odaları tek seferde dezenfekte edebilen teknolojilerden daha çok yardım almalıyız. Kapalı mekanlardaki insan sayısını azaltmalı ve olabildiğince çabuk dışarı çıkmalarını sağlamalıyız. İnsanlar kapalı alanlarda ne kadar fazla vakit geçirirse, hava yoluyla yayılan virüs havada o kadar fazla birikiyor. 

2.BAĞIŞIKLIKLA İLGİLİ NE BİLİYORUZ? 

Bu hala devam eden bir süreç. Vücudun enfekte olduktan 5 ila 10 gün sonrasında antikor üretmeye başladığını biliyoruz. Bağışıklık sisteminin çoğunun solunum yolları virüslerinde izlediği standart bir planı izlediğini biliyoruz. Şiddetli semptomlara yol açan bir enfeksiyon muhtemelen bağışıklık sisteminin daha güçlü bir karşılık vermesine yol açıyor ve bu da gelecekte daha güçlü ve daha uzun süreli bir bağışıklık oluşmasını teşvik ediyor. Öte yandan, geçtiğimiz ay Nature Medicine’de yayınlanan yeni bir çalışmadaki COVID-19 hastalarında görüldüğü gibi, hafif veya semptom göstermeden geçen bir vaka muhtemelen daha düşük bir antikor seviyesine yol açıyor. Fakat antikorların tüm vakalarda ortaya çıktıkları bile tam olarak net değil. Geçtiğimiz ay ön baskı aşamasında olan bir çalışma Londra’daki hastaların antikor seviyelerini ölçtü ve bu hastaların yüzde 2 ila 8,5 arasındaki bir oranının tespit edilebilir antikorlar üretmediğini buldu. Bu grupta enfeksiyonu atlatanlar (genellikle genç kişiler), enfeksiyonla virüsü etkisiz hale getiren antikorlardan çok, muhtemelen bağışıklık sisteminin hücre kaynaklı silahları aracılığıyla savaşmak zorunda kaldı. Hala bağışıklığın ne kadar sürdüğünü (sadece birkaç ay olabilir) ve bunun insanların tekrarlayan enfeksiyonlara maruz kalması demek olup olmadığını bilmiyoruz. Ayrıca potansiyel bir aşıdan ne tür bir COVID-19 bağışıklığı elde edeceğimizden de emin değiliz; bu ister tam bir bağışıklık olsun ister sadece en kötü semptomlara karşı bir koruma. Antikor seviyeleri ve bağışıklık arasındaki ilişkiyi ve aşının gerçek bir koruma sağlamak için ne tür bir bağışıklık sistemi cevabına yol açması gerektiğini daha iyi anlamamız üçüncü faz denemelere kadar mümkün olmayacak ki bu denemeler doğrudan aşının etkinliğini ölçüyor. 

3.KAN GRUBU ETKİLİ Mİ? 

COVID-19 enfeksiyonunun ne kadar şiddetli olacağıyla kişinin kan grubu arasında bir ilişki olduğuna işaret eden bazı kanıtlar bulunuyor. Mart ayında Çinli araştırmacılar Wuhan ve Shenzhen 2 bin 173 enfekte kişinin kan grubunu analiz etti ve bu sonuçları aynı bölgedeki sağlıklı kişilerin kan gruplarıyla kıyasladı. İncelenen sağlıklı kişilerin yüzde 31’ine karşılık, COVID-19 hastalarının yüzde 38’inin kan grubunun A olduğunu buldular. Buna karşın, sağlıklı insanların yüzde 34’üne karşılık enfekte vakalarının yüzde 26’sıyla, kan grubu 0 olanların daha az riske sahip olduğu görüldü. Columbia Üniversitesi’nde yapılan başka bir çalışma benzer eğilimler buldu: Kan grubu A olan kişiler korona virüs testinde yüzde 34 oranında daha fazla pozitif sonuç gösteriyordu, 0 veya AB kan grubuna sahip kişilerinse pozitif sonuç gösterme olasılığı daha düşüktü. Bu çalışmaların hiçbiri hakem değerlendirmesinden geçmedi. Fakat 17 Haziran’da New England Journal of Medicine’de yayınlanan ve genom çalışması olan bir tanesi geçti ve bu çalışma İtalya ve İspanya’da hastaneye yatan 1.600’den fazla COVID-19 hastasının genetik verilerine bakarak, bu hastaların genlerini 2 bin 200 enfekte olmamış kişinin genleriyle karşılaştırdı. Bu araştırmacılar, genomun şiddetli COVID-19 semptomlarının daha olası olmasıyla ilişkili olan iki bölgesinde iki tane gen varyasyonu buldu. Bu bölgelerden bir tanesi de kan grubuna karar veren bölgeydi. Genel olarak, kan grubu A olan hastaların Covid-19’a yakalandıktan sonra solunum yetmezliği konusunda yüzde 45 oranında artan bir riski bulunurken, kan grubu 0 olan hastalarda bu risk yüzde 35 oranında azalıyordu. Buna neyin yol açtığı henüz hiçbir şekilde bilinmiyor. NEJM çalışmasının yazarları, kan grubunun A ve B olmasına karar veren proteinlerin bağışıklık sisteminin antikor üretimini etkileyebileceğini varsayıyor. Kan grubuna karar veren genlerin, koronavirüsün insan hücrelerini enfekte etmek için kullandığı ACE2 reseptörleriyle bir ilgisi olabilir. Her halükârda, kan grubu hafif vakaları şiddetli olanlardan ayıran daha önemli risk faktörlerinin arasında bulunmuyor. 

4.SİTOKİN FIRTINASI NEDİR? 

Bazı COVID-19 vakalarında ciddi komplikasyonlara virüsün kendisi değil de bağışıklık sisteminin enfeksiyona gösterdiği aşırı tepki yol açıyor. Bağışıklık sistemi enfeksiyon hakkında uyarıldığı zaman, işgalci patojene karşı savaşma yollarından biri sitokinler aracılığıyla oluyor. Stokinler vücudun enflamatuar cevabını koordine etmeye yardımcı olan küçük proteinlerdir. Enflamasyon ise vücudun zarar görmeye verdiği doğal bir tepki ve bu tepkide beyaz kan hücresi orduları saldırı altındaki alanın etrafını sarmaya gönderiliyor. Dokuların şişmesine neden olan şey bu. Fakat enflamasyon genel bir tepki. Sitokinler aşırı seviyede salgılandığında, vücudun diğer kısımlarındaki sağlıklı hücre ve dokuları tehdit eden çok fazla sayıda beyaz kan hücresini aktive edebiliyorlar. Bu hiper enflamasyonun başlangıcı hızlı ve sorun yaratıcı olabiliyor. Bağışıklık sistemi hastalığı temizledikten sonra bile, vücut sitokin salgılamaya devam ederek organlara daha fazla zarar verebiliyor. Sitokin fırtınaları grip gibi diğer solunum yolu hastalıklarında da gözlemlendi. Daha da önemlisi, SARS ve MERS gibi diğer korona virüs enfeksiyonlarında da gözlemlendiler. Bu yüzden sitokin fırtınalarından etkilenen COVID-19 hastaları görmek çok da şaşırtıcı değil. Hiçbir çalışmada kaç tane COVID-19 yüzünden hastaneye yatışın sitokin fırtınasıyla sonuçlandığını söyleyen yayınlanmış rakamlar yok fakat New York Times’daki bir tahmin bunun yüzde 15 kadar olabileceğini öne sürüyor. Şimdiye kadarki en iyi tedavi sitokin inhibitörü olan ilaçlar oldu. Bir çalışma kan incelticilerin erkenden kullanılmasının sitokin aktivasyonunu değiştirme ve bir fırtına çıkmasını önlemede faydalı olabileceğini öne sürdü. 

5.AŞI DENEMELERİNE KATILMAK NASIL MÜMKÜN? 

Dünya çapında pek çok enstitü kendi denemelerine katılacak katılımcılar çağırıyor, bu yüzden pek çok farklı kaynak bulunmakta. Eğer ABD’de yaşıyorsanız, bakılması faydalı olabilecek bir yer bazı çalışmaları destekleyen Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü’nün (NIAID) internet sitesi. Aşı denemelerini, virüs karşıtı ilaç denemelerini, iyileşen COVID-19 hastalarından kan serum örneklerinin alınmasını ve test denemelerini de içeren denemeler düzenli olarak güncellenen bu sayfada bulunabilir. Ayrıca ClinicalTrials.gov adresinde COVID-19’la ilgili ABD’deki klinik denemelerin çok daha geniş bir listesine göz atmak mümkün. Son olarak da eğer ABD dışında yaşıyorsanız, DSÖ COVID-19 araştırmalarındaki uluslararası klinik denemelerin bir kaydını tutuyor. 

6.YİYECEKLERLE YAYILIYOR MU?

 Korona virüs küçük sıvı damlacıkları aracılığıyla insanlar arasında yayılıyor, bu ister hava yoluyla ister enfekte olmuş yüzeyler aracılığıyla olsun. Bu damlacıklar havaya öncelikli olarak öksürme veya hapşırma yoluyla yayılıyor. Bu yüzden sosyal mesafe önlemleri kişiler arasında en az 2 metre mesafe bırakılmasını gerektiriyor. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’ne göre, şu anda korona virüsün gıda aracılığıyla yayıldığına dair bir kanıt yok. Yiyeceklerden bulaşan hastalıkları önlemek için normalde aldığınız önlemleri almaya devam edin. 

7.SEMPTOM GÖSTERMEYENLER NASIL YAYIYOR? 

Harvard Tıp Fakültesi’nin Korona Virüs Kaynak Merkezi’ne göre, korona virüsle enfekte olmuş fakat semptom göstermeyen kişiler yine de virüsü yayabiliyor. Virüs içeren ve havaya yayılan damlacıklar nefes alma ve konuşma yoluyla vücuttan çıkıp havada süzülerek sağlıklı kişileri enfekte edebiliyor. Maskeler virüsün yayılmasını önlemeye yardımcı olabilir. Asemptomatik vakaların virüsün yayılmasının ana nedeni olup olmadığı çok net değil. Enfekte olmuş yetişkinlerin kaç tanesinin asemptomatik olduğunu henüz bilmiyoruz. Hastalık Kontrol Merkezi’ne göre, Diamond Princess gemisindeki COVID-19 testi pozitif sonuçlanan 3 bin 700 yolcunun neredeyse yüzde 46’sı test sırasında asemptomatikti. Asemptomatik ve presemptomatik vakalar (ilki hiç semptom göstermezken diğeri eninde sonunda gösterir) bulaşıcı fakat bunların bulaşıcılığının semptomatik vakalara kıyasla nasıl olduğu henüz net değil. Sosyal mesafe bu yüzden herkes için önemli, bir kişi ne kadar sağlıklı görünürse görünsün. 

8.ALMANYA’NIN AB’DEN FARKI NE? 

Pek çok kişi Almanya’nın diğer AB ülkelerine göre virüsle savaşta neden daha başarılı olduğunu merak ediyor. 7 Nisan itibarıyla Almanya’nın 107 bin 458 doğrulanmış korona virüs vakası vardı ve bu rakam dünyadaki herhangi bir ülkenin beşte biriydi. Almanya’daki ölüm oranı 1.983’tü ve Fransa’dakinden beş kat daha azdı. Fransa’nın 110,049 doğrulanmış vakası bulunuyordu. Almanya diğer çoğu büyük ülkeden daha tuhaf bir salgın yaşadı. New York Times Almanya’daki enfekte olmuş hastaların ortalama yaşının diğer pek çok ülkedekinden daha düşük olduğunu ve gençler arasındaki ölüm oranının yaşlılar arasındakinden çok daha düşük olduğunu bildirdi. Almanya’daki ortalama enfeksiyon yaşı 49, Fransa’daki ise 62,5. Almanya ayrıca insanları diğer Avrupa ülkelerinden daha agresif şekilde test ediyor. Çin ve Güney Kore gibi çoğu Asya ülkesinde olduğu gibi, Almanya da bir haftada yüz binlerce kişiyi test ediyor. Hastalar erkenden tespit ediliyor, doktorlar hayat kurtarıcı tedavileri daha erken uygulayabiliyor ve kamu sağlığı görevlileri de hafif veya semptom göstermeyen vakaları tespit ederek bu kişiler başkalarını da enfekte edemeden izole edebiliyorlar. Kişilerin sadece semptom gösterirlerse test edildiği ABD’dekinin aksine, Almanya asemptomatik kişileri de test edebildi. Temas takibi de potansiyel olarak hasta olan kişileri bulma, test etme ve izole etme konusunda agresif bir araç oldu. Almanya ayrıca hastanelerinin ve sağlık hizmeti veren tesislerinin vakalarla aşırı yüklenme yaşamadan başa çıkabilmesini sağlama konusunda da iyi bir iş çıkardı. Yatak, solunum cihazı, diğer ekipmanlar veya çalışanlar konusunda hiç sıkıntı yaşanmadı. 

9.VİRÜS VÜCUDA NASIL SALDIRIYOR?

COVID-19 bir solunum yolları enfeksiyonu. Genelde üst solunum yollarında başlıyor ve eğer virüs hızlı bir şekilde temizlenemezse alt solunum yollarına ilerliyor. Akciğerlere saldırdığında şiddetli bir hastalık oluşabiliyor. Zatürre ve başka komplikasyonlar başlayabiliyor ve vücudun nefes alması ve vücudun geri kalanına da yeteri kadar oksijen gitmesi zorlaşıyor. COVID-19 enfeksiyonu yüzünden ortaya çıkan enflamasyonun ciddi zararlar verebilecek kan pıhtılarına yol açtığına dair sağlam kanıtlar da bulunuyor. Hollanda’da yapılan bir araştırma kritik durumdaki hastaların yüzde 38’inin kan pıhtılarıyla ilgili komplikasyonlar yaşadığını buldu. Virüs bazı daha hafif nörolojik semptomlara da yol açıyor. Bunlardan en dikkat çekici olanı tat ve koku duygusunun kaybı. Bir çalışma, korona virüs testi pozitif sonuçlananların yüzde 65’inin bu tür bir kayıp yaşadığını belirtiyor. Bazı bilim adamları bunun virüsün sinir sistemini doğrudan etkileyebileceğinin bir işareti olduğunu düşünüyor. Wuhan ve Fransa’da yapılan başka çalışmalar da nörolojik semptomların COVID-19 hastaları arasında yaygın olduğunu buldu.COVID-19 kalp üzerindeki stresi de artırıyor ve eğer ciğerler nefes almakta zorlanıyorsa oksijen yokluğundan veya enflamasyonun bir sonucu olarak kalp kasını yıpratıyor. Salgının başlarında Çin ve İtalya’da yapılan çalışmalar, hastaneye yatan hastaların arasında hayatını kaybedenlerden %25’i ila %27’sinin böbreklerinin hasar gördüğünü de ortayı çıkarmış durumda.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz