Keynes yanıldı mı?

Kimileri oldukça karamsar... Öyle ki Z kuşağının yeni gelişmelerle birlikte hiç bitmeyen bir ilerlemenin yerine, çöküşün ucunda bir dünyayla karşı karşıya olduğu görüşündeler...

19.03.2020 16:31:000
Paylaş Tweet Paylaş
Keynes yanıldı mı?

 Peki Z kuşağını gerçekten de ekonomik sistemler anlamında daha kötüsü mü bekliyor? Makroekonominin kurucusu, kapitalizmin yaklaşık 450 yıl süreceğini tahmin ediyordu. Bu, Kraliçe Elizabeth'in Francis Drake tarafından çalınan İspanyol altınlarına yatırım yaptığı 1580 ile John Maynard Keynes'in insanlığın ihtiyaçlarımızla ilgili sorunları çözüp daha yüksek endişelerle ilgilenmeye başlayacağını öngördüğü 2030 yılları arasını kapsayan süre.

Bugün sistemin dönüşümün eşiğinde olduğu doğru… Ancak Keynes'in umduğu şekilde değil. Z kuşağının kaderinin, boş zaman ve yaratıcılıkla dolu bir yaşama doğru ilerlemesi gerekiyordu. Bunun yerine kendilerini durağan ücretler ve ekolojik kriz için hazırlıyorlar.

Keynes, 1930’ların başlarındaki “Torunlarımız İçin Ekonomik Olanaklar” adlı ünlü makalesinde 100 yıl sonrasının hayalini kuruyordu. Teknolojik işsizlik olarak adlandırdığı iş otomasyonu gibi fenomenlere dikkat çekiyordu. Ancak o, bu değişikliklerin ilerlemeyi hızlandıracağına inanıyordu. Daha iyi bir topluma doğru hatta işten kolektif kurtuluşa doğru bir ilerleme olacağını öngörüyordu. Bu dünyaya zahmetsizce geçişin psikolojik olarak zor olabileceğinden de endişe ediyordu.

Z KUŞAĞININ İŞİ ZOR 

Aslında Keynes'in yazısındaki torunları hepimiz tanıyoruz: Onlar bugünün çocukları ve genç yetişkinleri. 2030’un erişkin iş gücü 1976 ve 2005 yılları arasında doğdu. Keynes’in ekonomik büyüme ve birikim oranları hakkındaki tahminleri doğru çıkmış olsa da tüm bu verilerin yeni nesil için ne anlama geldiği, Keynes’in hayal ettiğinden çok farklı çıkmış durumda.

Amerika, emek gerektirmeyen bir ütopyaya doğru ilerlemek yerine, kaybolan işleri bir tür ekonomik iklim değişikliği olarak görüyor. Mevcut dönemde ücret durgunluğu, düzensiz ve güvensiz iş yerleri, bir opioid bağımlılığı salgını söz konusu. Toplumun diğer ucunda gittikçe daha fazla güçlenen serveti ise rahatsız edici görenler var.

Z kuşağının neden kolay yaşayan bir nesil olmayacağını anlamak için ekonomi ve teknoloji gibi konularda bazı temel sorular sormamız gerekiyor. Bir yüzyıl boyunca tüm birikimlerimizle daha iyi bir dünyanın ortaya çıkacağını varsaydıktan sonra, görünen o ki bu varsayımlar çok da doğru değil.

20 yıl önceki ilk web patlamasının yaşandığı dönemde, teknolojik gelişme ve ekonomik genişlemenin herkes için iyi olacağından bahsetmek mümkündü. İlk market teslimatı girişimlerinden olan Webvan'i ele alalım. Şirket, daha yüksek ücret alan ve daha iyi eğitimli çalışanlar tarafından doğrudan tüketicilere ulaştırılan, daha düşük fiyatlara sahip, kaliteli ürünler sunabilmek için internetin verimliliğini kullandı. Evlere siparişleri teslim etmeye başladı.

Webvan iflas ettiğinde, analistler temel fikrin yanlış olduğu varsayımında bulundu. “Bireylere süpermarket siparişlerini getirmek için insan kapasitesini kullanmak pek mantıklı değil” diye düşündüler. Harvard İşletme Fakültesi profesörü John Deighton, 2001 yılında gelecekle ilgili soru sorulduğunda, “Eve teslim market alışverişi mi? Asla" demişti. Ancak 20 yıldan az bir süre sonra, dünyanın önde gelen şirketlerinden Amazon’un market markası Whole Foods’la anlaşması sonucunda herkes siparişini bir saat içinde teslim alabilir hale geldi ve bu kârlı bir iş kolu oldu.  Hatta bu hizmet yeterince hızlı değilse, siparişleri alıp hemen tüketiciye getirmesi birilerinin tutulabileceği çeşitli platform hizmetleri (Instacart, Postmates ve diğerleri) mevcut.

Tüketiciler için bu hizmetler hayatı daha kolay hale getirdi. Şirketler dünyasında ise hisse senedi fiyatları ve kurumsal kârlar artış eğilimi gösteriyor. Ama çalışanlar aynı oranda memnun mu bu önemli bir soru işareti. Webvan’in yüksek eğitimli, yüksek ücret alan, yukarı doğru hareket eden, stok tutan teslimat sürücüleri vizyonu çoktan yok oldu. Bunun yerine şirketlerin çalıştırdığı her düzeydeki işçiler ortaya çıktı. Bu işçilerin yerine yapay zekayı kullanmayı planlayan şirketlerin sayısı arttı.

PİYASALAR KENDİNİ DÜZENLİYOR MU? 

Kimi düşünceye göre teknolojideki gelişmeler işçileri zahmetten kurtarmak yerine, emekçilerin verimliliklerini öğütüyor. Şirketler teknolojinin nimetlerini işçi haklarıyla bir araya getirmeyi başaramazlarsa gelecekte çalışanlar için daha zorlu koşullar ortaya çıkabilecek gibi duruyor. Kötü çalışma koşullarının geleceğin dünyasında önemli bir sorun teşkil edeceği düşünülüyor.

Rakamlardan bazıları da bu konunun önümüzdeki dönemde gündemde kalacağını gösteriyor. Ekonomi Politikaları Enstitüsü'ne göre 1979-2019 yılları arasında işçi verimliliği yüzde 69,6 artarken, saatlik ücret yüzde 11,6 oranında arttı. EPI, “Son kırk yılda üretilen gelir, ücretler ve servet büyük çoğunluğa kadar gelemedi, bu da büyük ölçüde en fazla gelir, servet ve güce sahip olanlar adına yapılan politika seçimlerinin eşitsizliği daha da artırması yüzünden,” diyor. Verimlilik ve ücret arasındaki fark yeni neslin önemli bir sorunu olacak gibi gözüküyor. Bu konuda adım atan şirketlerin de gelecekte rekabetten sıyrılacağı öngörülüyor. Zaten başından beri işçilerin daha fazla iş yapıp daha fazla para alması planın bir parçası değildi.

Milton Friedman'ın savunduğu laissez-faire (serbest piyasa) köktenciliği Reagan ve Thatcher'ı küresel güce taşıdığında, Keynes ve onun politika vizyonun modası geçti. Geleceğe dair eski görüş, serbestleştirme ve özelleştirme çağını doğurdu. Bu, serbest pazarın insan doğası için uygun, belki de kaçınılmaz bir araç olduğu “Tarihin Sonu”ydu.

Burada herkes bireysel çıkarlarını gözetir ve bu da mümkün olan tüm dünyaların en iyisinin ortaya çıkmasını sağlar. Örneğin bize, kira kontrol politikalarının kiraları yavaş yavaş artırdığı, asgari ücret yasalarının ücretlere mantıksız bir şekilde zarar verdiği ve vergi indirimlerinden gelen zenginliğin işçilere sadece bir kısmının ulaştığı öğretildi. Çoğu insan özgürleşme heyecanına kandı ve 2008'de küresel mali kriz vurulduğunda, birçok kişi piyasaların kendilerine söylendiği şekilde kendi kendini düzenlemediğini öğrendiğinde şaşırdı.

Ve böylece ekonomistler Keynes'i yeniden hatırladı. Onun tavsiyesini coşkuyla takip eden ve talebi canlandırmak için kamu fonlarını kullanan ülkeler durgunluktan tereddüt edenlerden çok daha iyi çıktı. Çin'in 2008 yılında GSYİH'nın yüzde 12'sinden daha fazla teşvik harcama kararı, geçmişe bakıldığında akıllıca görünüyor.

KEYNES’İN TORUNLARI HERKESİ ŞAŞIRTACAK 

Ekonominin en ünlü ve etkili eleştirmeni halen Marx gibi duruyor. Keynes ve Marx pek iyi anlaşmazdı. Marx ekonomik kalkınmanın geleceği hakkında farklı bir vizyona sahipti.

Marx'ın “yoksullaştırma tezi”, özetlenmesi oldukça kolay bir fikir aslında: Kapitalistler işçi emeğinin her saatinden para kazandıkları için, zaman içinde giderek zenginleşecekler, işçiler ise kapitalistlere para kazandırmakla fazlasıyla meşgul oldukları için zenginleşmeyecekler.

Marx teknoloji iş ihtiyacını azaltırs, işçiler sadece daha uzun, daha fazla, daha verimli veya başka şeyler üzerinde çalışmaya zorlanacak diye düşünüyordu. Teknoloji, lüks ürünler üretmek için işe alınabilecek işsizlerden oluşan bir nüfus yaratacaktı. Bu ürünler için sürekli büyüyen bir pazar oluşacaktı fakat bu sadece parasal açıdan bir büyüme olacaktı, bu ürünleri alabilecek kadar zengin insan sayısı açısından değil.

İşçiler Marx'ın değindiği tek konu değildi: “Kapitalist tarımda topraklara da zarar verecek” diye yazdı. Aslında çevrecilik, Marx'ın düşüncesinin temel ilkesi değildi, ancak iktisatçıların aksine, çıkarıcı üretimin doğal sınırlara sahip olduğunu düşünüyordu.

2030'a yaklaşırken, tahminler pek de toz pembe değil. Ekim 2018'de Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, sıcaklıkların mevcut hızda artmaya devam etmesi durumunda küresel ısınmanın 2030-2052 yılları arasında 1,5°C'ye ulaşacağı sonucuna vardı. Bu noktaya ulaşmamız durumunda, uzmanlar deniz seviyesinde 26 ila 77 santimetre (10 ila 30 inç) arasında bir artış, türlerin neslinin tükenmesinde hızlı bir artış, yüz milyonlarca daha fazla insanın su ve gıda kıtlığı yaşaması ve modern insan türünün daha önce hiç karşılaşmadığı cinsten uzun süreli aşırı hava durumlarını tahmin ediyorlar.

Gençlik hareketi lideri Greta Thunberg, eko-nesil mesajını Birleşmiş Milletler İklim Eylem Zirvesi'ne taşıdı. Genç toplulukların, dünyanın dört bir yanında Thunberg'in temsil ettiği insanların, sosyal refah için yeni standartlar, yani GSYİH büyümesinin ötesinde standartlar oluşturmaktan başka seçeneği yok gibi duruyor. Atmosferden karbonu ve okyanustan plastikleri çıkarmamız, petrolü toprakta bırakmamız ve canlı bıraktığımız evcilleştirilmemiş türleri hayatta tutmamız gerekiyor. Gençler bu zorluğa hazır gibi duruyor.

Uzmanlar ve yeni nesil arasında yeni dönemde insani ve doğal kaynakların tükenmeye başladığı düşüncesi hakim. Konut çöküşüne ve küresel ısınmaya sadece bir tepki vermek yerine, derin ve ortaya çıkan bir anlayış görebiliriz.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.