Ne zaman öleceğinizi bilmek ister misiniz?

Yaşam süreniz DNA’nızda yazılı ve artık bu yazılı şifreleri kırmayı öğrenen uzmanlar var...

18 ŞUBAT, 20190
Paylaş Tweet Paylaş
Ne zaman öleceğinizi bilmek ister misiniz?

Hepimizin hayatımız boyunca yüzleştiği en can alıcı ama cevabı olmayan soru şudur: Ben ne zaman öleceğim? Eğer bunu biliyor olsaydık acaba daha farklı mı yaşardık? Bugüne kadar bilim, yaşam süresini öngörmekte herhangi bir falcıdan daha başarılı olamadı. Ancak bu durum değişmeye başlıyor. Geliştirilmekte olan ölçümler asla ölüm tarihinin veya zamanının kesin bir şekilde öngörülmesine yetecek kadar kusursuz olmayacak. Ancak sigorta şirketleri kadar hastaneler ve palyatif sağlık bakım ekipleri de onları şimdiden çok faydalı görüyor. Sigortacılık sektörüne hizmet veren bir şirket olan Life Epigenetics’in bilimden sorumlu başkan yardımcılığını yürüten bir araştırmacı olan Brian Chen, “Kesin olarak ne zaman öleceğimi bilmeyi çok isterdim” diyor. “Bu benim hayata bakışımı değiştirirdi” diye ekleyerek. Bu alandaki çalışmaların çok daha uygulanabilir hale getirilmesi gerekiyor ve şirketlerin de verilerden nasıl faydalanılacağıyla ilgili çözümler geliştirmesi şart. Bu arada etik bilimciler insanların yaşamın nihai sırrını öğrenmekle nasıl başa çıkacaklarını merak ediyor. Ancak hoşunuza gitsin veya gitmesin, ölüm öngörücüsü yola çıktı bile. 

İŞTE GELECEK BURADA! Almanya, Frankfurt’ta büyümüş bir UCLA biyo-istatikçisi olan Steve Horvath, ikiz erkek kardeşi eşcinsel olmasına rağmen kendisini “kelimenin tam anlamıyla bir erkek” olarak tanımlıyor. Bu yüzden birkaç yıl önce bir meslektaşı birbirinin aksi yönde cinsel eğilimleri olan ikizlerin tükürük bezlerinden alınan biyolojik verilerin analizinde kendisine yardımcı olmasını istediğinde kişisel olarak çok sevindi. Bu meslektaşı belirli genlerin kapatılmış veya açılmış olup olmadıklarını gösteren kimyasal değişiklikleri yakalamaya çalışıyordu. Bu hipotezde, DNA faaliyetlerini değiştiren ama DNA sıralamasında kendisini değiştirmeyen epigenetik değişikliklerin, birbiriyle bire bir aynı genlere sahip iki insanın neden böyle farklı yollara saptıklarının izahında yardımcı olabileceklerini öne sürüyordu. Ancak Horvath bu ikizlerin salyalarının epigenetiğinde “işaret” bulamadı. Onun yerine epigenetik değişikliklerle yaşlanma arasında güçlü bir bağlantının olması dikkatini çekti. Horvath, “İşaretin bu kadar güçlü çıkması karşısında şaşkına döndüm. Hemen laboratuvarımdaki diğer projeleri askıya aldım ve ‘İşte gelecek burada’ dedim” diyor. Horvath’ın özellikle ilgisini çeken ise dört temel DNA’dan biri olan ve genetik şifrenin “harfleri” denilen sitozindeki belirli kimyasal değişikliklerin genleri nasıl daha aktif veya pasif hale getirdiği konusuydu. Bir insanın gerçek yaşı itibarıyla DNA’sında bu değişiklikler aranarak o kişinin bünyesinin alışılmadık derecede hızlı veya yavaş yaşlanıp yaşlanmadığı anlaşılabilir. Horvath’ın ekibi 10 yıl önce ardı ardına ölen ve ölüm tarihleri bilinen insanlardan alınmış 13 bin kan örneği üzerinde bu epigenetik saat testini yaptı. Alınan sonuçlar bu saat testinin ölüm zamanının tespitinde kullanılabileceğini ortaya koydu. Kanser, kalp rahatsızlıkları ve Alzheimer gibi yaygın hastalıklar yaşlılıktan kaynaklandığı için Horvath’ın saati bir insanın ne kadar ömrü kaldığını ve kalan ömrünün ne kadarında bu hastalıklara yakalanmayacağını öngörüyor. Gerçi hangilerine yakalanacağını öngöremiyor. Horvath, “Araştırmanın beş yılının ardından epigenetiğin yaşam ömrünü öngörme yeteneğine şüpheyle bakan tek bir kimse bile kalmadı” diyor. Horvath’a göre takvim yaşınızdan sekiz yıl veya daha çok yaşlanmış olmanız tipik ölüm riskinizin iki kat artması anlamına gelirken, yedi yıl daha az yaşlanmış olmanız ise ölüm riskinizin yarı yarıya azalması demektir. Onun laboratuvarı Grim Reapor’dan sonra çok daha hassas bir yaşam ömrü öngörücüsü olan yeni bir sürüm geliştirdi: DNAm Grim Age. Bu epigenetik saat, uygulanacak kişi ne kadar genç ise o kadar hassas çalışıyor. Ancak çok yaşlı insanlarda o kadar hassas çalıştığı söylenemez. Horvath, “Geldiğimiz bu noktada elimizde bu sürümün kliniklerde kullanılabilir olduğunu gösterir herhangi bir kanıt yok, çünkü devasa hata çubukları söz konusu” diyor. Ayrıca etkileri tersine çevirecek haplar da yok. Ancak kesin doğru sonuçlar vermeyecek olsa da Harvath ve saati yıllardır hepimizin aklını kurcalayan bir soruya cevap bulmaya ve cevabı değiştirmek için yapabileceğimiz herhangi bir şeyin olup olmadığını sorgulamaya şimdiye kadar kimsenin başaramadığı kadar yaklaşmış durumda. 

SAATİ YAVAŞLATMAK Biz yaşlandıkça DNA’mızın içindeki 100 binlerce noktada bulunan sitozindeki metil kimyasal gruplar (CH3) ya artar ya da azalır. Horvath’ın niyeti metilasyondaki bu artışları ve azalışları ölçmek. En önemli 300 ila 500 değişikliği bulmak ve bunlardan kendi saatini yaratmak için faydalanmaktı. Onun bulguları saatin hızının altta yatan genlerden şiddetli bir şekilde etkilendiğini gösteriyor. Horvath bu hız oranının yaklaşık yüzde 40’ının genetik kalıtımla ve geri kalanının da yaşam tarzıyla şans faktörü tarafından belirlendiğini tahmin ediyor. Doktora sonrası araştırmalarını Horvath’ın laboratuvarında sürdüren ve şimdi Yale’de kendi laboratuvarının başında olan Morgan Levine bugünlerde bir bireyin epigenetik profilini sağlıklı bir göbek bağı dokusundan alınmış hücrelerin profiliyle karşılaştırmaya başlıyor. Bu standarttan ne kadar çok insan sapma gösterirse, onların buna yakalanma ihtimalleri o kadar azalıyor. Morgan çocukluk çağında yani geleceği değiştirmek için halen geç kalınmamış ama bu hastalıklara yakalanma riskinin yüksek olduğu bir dönemde bile teşhis koyabilmek için çeşitli epigenetik yaş ölçümlerini kıyaslayabilir duruma geleceğini düşünüyor. “Genleriniz kaderiniz değildir, hele epigenetik gibi şeyler hiç değildir. Yaşlandırmayı geciktirmek için kesinlikle yapabileceğimiz bir şeyler olmalı ancak burada tek sorun onların ne olduğunu bulmak” diyor. Birkaç olası basit önlem şaşırtıcı derecede faydalı olabilir. Bol bol sebze ve balık içeren bir beslenme tarzı beraberinde yavaş epigenetik yaşlanmayı getiriyor. Uykunuzu alamadığınızda kendinizi daha yaşlı mı hissediyorsunuz? Muhtemelen bu tesadüf eseri değil. Horvath, insomni yani uykusuzluk illetine yakalan insanlarda hızlandırılmış epigenetik yaşlanma görülme olasılığının çok yüksek olduğunu ispatladı. Horvath, “Sağlıklı bir yaşam tarzıyla ilgili bildiğiniz her şey elbette ki yeni biyo-göstergelerin eseridir, ancak bunları biliyor olmak biraz can sıkıcı olmasına rağmen bilimsel anlamda heyecan vericidir” diyor. 

EGZERSİZ BİRKAÇ AY EKLİYOR Daha da beklenilmeyeni ise Horvath’ın düzenli olarak egzersiz yapmanın yaşamınıza birkaç ay daha eklemekten fazla katkısının olmadığını keşfetmesi oldu. Ancak bu ölçümler sadece kandaki DNA için geçerli. Hovarth egzersiz yapmanın daha büyük bir fark yaratıp yaratmadığını görmek için kaslardaki değişikliklere de bakmak istediğini söylüyor. Hovarth’ın kendi saati ise hiç de ilham verici değil. Kendi idrarının tahlilini yaptığında epigenetik olarak kronolojik yaşından beş yaş daha yaşlı çıktığını gördüğünde kendisi de çok şaşırdı. Birkaç yıl sonrasında tahlili tekrarlayıp gerçek yaşıyla paralel çıkan bulgular sonucunda çok rahatladı, ancak halen “Epigenetik yaşlanma konusunda hiç de şanslı olmadığımı söyleyebilirim” diyor. 50 yaşına gelmiş biri olarak çalışmalarını motive eden şeyin aslında sadece kendi geleceğini düşünmek olduğunu söylüyor: “Yaşlanmayı yavaşlatmanın yollarının bulunması için ben de tıpkı diğer insanlar gibi her şeyi göze alabilecek durumdayım.” Ancak Hovarth aynı zamanda yaşlanan bir nüfusun sosyal ve finansal maliyetlerini de aklından çıkarmıyor. “Bizim insanları daha uzun süre, çok daha sağlıklı tutmanın yollarını bulmamız şart” diyor. Hovarth kendi saatindeki iyileştirmelerin çok yakında yaşam tarzıyla tavır ve tutumlardaki değişikliklerin etkisini yansıtmaya yetecek kadar doğru sonuçlar vereceğini umuyor. Yatırımcılar ve biyo-teknoloji şirketleri daha şimdiden yaşlanmayı yavaşlatabilecek ve hastalıkları önleyebilecek ilaçlar bulmak için 100 milyonlarca dolar harcıyor. Ancak neyin faydalı olacağını nerden bilebiliriz ki? İlaçlar hakkında yapılan onca araştırmanın sonuca ulaşması için bir 50 yıl daha bekleyemeyiz. Hovarth aranan cevapları kendi saatinin bulmasını ümit ediyor. 

ÖLÜM ÖNGÖRME ENDÜSTRİSİ Reinsurance Group of America gibi şirketler, hayat sigortasına yönelik risk değerlendirmelerine ince ayar çekerek onları kişiye özel hale getirmek için epigenetik saat tekniğine başvurmayı zaten yıllardır dikkate alıyor. Şu anda prim oranları büyük ölçüde insanların yaşı ve cinsiyeti gibi demografik özellikleriyle sigara içip içmedikleri gibi az sayıda sağlıklı yaşam ölçütüne göre tespit ediliyor. Burada saat bir başka faydalı kriter daha sunuyor.Bu gibi kişiselleştirmeler beraberinde adil olup olmamakla ilgili soruları da getiriyor. Eğer epige - netik saatiniz hiçbir şekilde sizin suçunuz olmadığı halde daha hızlı çalışıyorsa, hayat sigortası yaptırır - ken neden daha fazla prim ödemek zorunda kala - sınız ki? GINA olarak bilinen 2008 tarihli Genetik Ayrımcılık Yapmama Yasası insanları genleri bazında ayrımcılık yapılmasına karşı koruyor. Ama epige - netik konusunda hiçbir çözüm getirmiyor. Ayrıca bir de mahremiyet meselesi var. Sizin olası yaşam ömrünüz ya da gerçek biyolojik ya - şınız çoğu insana göre kişisel bir bilgi. Bugünkü düzenlemeler ve mahremiyet politikaları bu gibi bilgilerin var olma olasılığını bile dikkate almıyor. Ancak bilim hızla ilerledikçe, bu verilerin nasıl kullanılacağı ve korunacağına dair sorular çok daha önem kazanıyor. Peki Horvath’ın saati veya ölümü öngörmek için geliştirilmekte olan diğer teknolojiler gerçek hayatta kullanılabilecek kadar doğru çalışabilir mi? New York şehrinde Mount Sinai’deki Icahn Tıp Okulu’nda geriatri ve palyatif tıp profesörü olan Diane Meier, “Bugüne kadar ben bu sözde öngörü - cü algoritmaların hiçbirinin ölüm zamanı tahmininin doğru çıktığını görmedim” diyor. “Çok ağır hastalık - lara ve kırılganlıklara sahip insanlar bile gerçekten çok uzun süre yaşayabiliyor” diye de ekliyor. Hastanelerde tıbbi riskleri tanımlamak için yapay zekadan faydalanan İsrailli bir şirket olan Clew Medical’ın CEO’su Gal Salomon ise etik olmadığını düşündüğü için başlangıçta bir ölüm öngörücüsü geliştirme fikrine karşı çıktığını söylüyor. Sonra dok - torların “nerede dur denilmesi gerektiğini anlamaları için” bu teknolojiden faydalanabileceklerini fark etmiş. Clew tarafından geliştirilen bir algoritmanın aile üyelerinin agresif sağlık bakımından palyatif sağlık bakımına geçilmesine karar vermelerine yardımcı olduğunu ve dolayısıyla cengaverce hayat kurtarma önlemleri alma içgüdüsünü hükümsüz kıldığını da söylüyor. Ayrıca şu anda sadece hastanelerde kul - lanılmakta olan bu sistemin bir aileyi ölümün yakın olduğuna dair uyararak onları kaçınılmaz sona karşı hazırlayabildiğini de ekliyor. San Fransisco’daki California Üniversitesi’nde profesör olan ve sağlık bakım kalitesi araştırmaları yapan Atul Butte, jüri heyetinin bu türden bakım şablonlarıyla çalışan makine öğreniminin gerçekten daha iyi tedavi sunup sunmadığına henüz karar veremediğini söylüyor. Ancak tıbbi bakımın bu yönde ilerlediğine hiç kuşku olmadığını da ekliyor. “Önümüzdeki beş ila 10 yıl içinde kendi tıbbi sunumlarını iyileştirmek için bu verilerden faydalanmayan sağlık sistemleri kesinlikle eskimiş olarak görülecek” diyor.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.