Duayenin yeni hayatı

Hüsnü Özyeğin ile girişimcilik hikayesinden başarıya bakışına, Fiba Holding’de başkanlığı devir sürecinden yeni hayatına birçok konuyu konuştuk. İşte detaylar...

16.07.2021 17:37:000
Paylaş Tweet Paylaş
Duayenin yeni hayatı

Hiç kuşkusuz HÜSNÜ ÖZYEĞİN, iş dünyasının en sıra dışı iş insanlarından biri. Onun özgünlüğü, girişimciliğinden ve yenilikçiliğinden geliyor. 1,5 yıl önce görevini çocuklarına devrederek Özyeğin Üniversitesi’ne odaklanan Özyeğin, yeni hayatından ve çocuklarının performansından memnun. Hatta “Bu devri birkaç yıl önce yapmalıydım. İşleri benden daha iyi idare ediyorlar” diyor. Kariyeri boyunca 13 ülkede 100 şirket kuran duayen iş insanının önemli bir keşkesi var: “Kendi markamızı yaratabilseydik, Türk ekonomisine daha fazla faydamız olurdu. Hep düşündüm, hep hayal ettim, ama yapamadım.”

Nilüfer Gözütok Ünal / ngozutok@capital.com.tr

Capital Haziran 2021 sayısından

Hüsnü Özyeğin, Türk iş dünyasının son 50 yılda tanık olduğu en büyük başarı hikayelerinden birisini yazdı. Sıfırdan dev bir grup yaratan, 13 ülkede 100 şirket kuran Özyeğin’in en büyük sermayesi aldığı iyi eğitim oldu. Farklı coğrafyalarda daha önce hiç kimsenin yapmadığı işleri yapmak, en iyi insan kaynağıyla çalışmak ve onlara erken yaşlarda yetki vermek de onu sıra dışı bir girişimci olarak başarıya taşıdı. Pandeminin başlangıcından 5 ay önce Fiba Grubu’ndaki görevlerini çocuklarına devreden ve onursal başkanlığa geçiş yapıp kendisi için çok özel bir yeri olan Özyeğin Üniversitesi’ndeki işlerine odaklanan Özyeğin, yeni hayatından ve çocuklarının performansından oldukça memnun. Oğlu Murat Özyeğin ve kızı Ayşecan Özyeğin’in eğitim ve şahsiyet olarak aldıkları sorumluluğa hazır olduklarını belirten Özyeğin, “Belki bu devri, birkaç yıl önce yapmalıydım. Devredeli 1,5 yıl oldu ve işleri benden daha iyi idare ediyorlar” diyor. Bugünlerde tüm zamanını üniversiteye veren duayen ismi iş insanıyla uzun bir aradan sonra bir araya geldik. Girişimcilik hikayesinden başarıya bakışına, iş dünyasının yaşadığı değişimden pişmanlıkları ve hayallerine birçok konuyu konuştuk. İşte detaylar...

Öncelikle son bir yıl nasıl geçti? Hayatınızda nasıl değişiklikler oldu?

Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen gündelik rutinlerimiz içinde keyifli anlar yaşadığım bir yıl oldu. Uzun zamandır sınırlı olarak yaptığım bazı şeyleri doya doya yapabildim. Kitap okudum, film izledim, işlerimi de Zoom üzerinden yürüttüm. Keyifli, verimli bir yıldı. Şükrediyorum ki ben ve eşim Ayşen hastalanmadan bu noktaya geldik. Aşılarımı da oldum, o nedenle mutluyum.

Pandemiden 5 ay önce iş hayatınızın 50’nci yılında Fiba Grubu’ndaki sorumluluklarınızı iki çocuğunuza devrettiniz. Bu kararı nasıl aldınız?

Bu görev teslimi hemen olmadı. Çocuklarım çok iyi hazırlandı. Oğlum Murat, Carnegie Mellon Üniversitesi sonrasında Harvard Business School’a gitti. Yurt içinde ve yurt dışında tecrübeler edindi. Kızım Ayşecan, Duke Üniversitesi mezunu. Stanford Üniversitesi’nde MBA yaptı. Mezuniyetin ardından 3 yıl benim yanımda çalıştı. Dolayısıyla aldıkları eğitim ve şahsiyet olarak çok hazırdılar. Belki bu devri birkaç yıl önce yapmalıydım. Devredeli 1,5 yıl oldu ve işleri benden daha iyi idare ediyorlar. Benim çocuklarımın en önemli özelliklerinden biri mütevazı olmaları. Hiçbir zaman benim ve Ayşen’in çocukları gibi yaşamadılar. Burada en büyük rol eşim Ayşen’in. Çünkü ben çok yoğundum, çocuklarımızı Ayşen yetiştirdi. Onların üniversite tahsilleriyle beraber devreye girerek tecrübelerimi aktarma fırsatım oldu. İş hayatında da her zaman, her işimde yanımdaydılar. Dolayısıyla bu devir benim için çok kolay ve keyifli oldu. Bunu arkama hiç bakmadan yaptım.

İş hayatınızda yarım asrı geride bıraktınız. Bugüne kadar kaç şirket kurdunuz? Kendinizi nasıl bir girişimci olarak tanımlıyorsunuz?

Bugüne kadar 13 ülkede, 100 şirket kurdum. Benim girişimciliğim belki Türkiye’de hiç kimseye benzemeyen çok farklı bir girişimcilik oldu. Çok farklı coğrafyalarda işler yaptım. Mesela Hollanda, İsviçre, Ukrayna ve Rusya’da bankacılık yaptım ve bunu benim dışımda hiçbir Türk bankacı yapmadı. Yapanlar da geri çekildi. Bense 24 yıldır Rusya’da bankacılık yapıyorum. Şimdiye kadar 10 milyon Rus’a bireysel kredi verdik. 1,5 milyon kredi kartımız var. Bunlar, “Türk insanı niye bankacılıkta Rusya’da, İsviçre’de de başarılı olmasın” iddiasıyla yapılmış işler. Yurt dışında sigorta, leasing şirketleri, operasyonel araba kiralama şirketi kuran tek girişimci de benim. Öte yandan Bükreş’teki ilk AVM’yi biz yaptık. Moldova’da AVM ve otel yaptık. Çin’de AVM yatırımı gerçekleştirdik. Bu yatırımla Çin’deki en büyük Türk yatırımını hayata geçirmiş olduk.

Çin’e ilk yatırım yapan Türk siz misiniz?

Evet, bu boyutta başka bir yatırım yok. Bilfiil en büyük sermayeyi biz götürdük. Çok harika bir iş yaptık diye söylemiyorum. Başarısızlıklarımız da oldu, çok önemli dersler edindik. Ama sonunda orada yüzde 98’i dolu bir AVM yaptık. Tüm bu örnekleri de alışılmadık bir girişimcilik grubu olduğumuzu anlatmak için veriyorum. Mesela yurt dışına Türkiye’den giyim perakendeciliğini ilk götürenlerdeniz. 15 yıl önce Marks&Spencer, GAP, Banana Republic markalarıyla Rusya’ya girdik. Tabii kendi markamızı yaratabilseydik Türk ekonomisine daha fazla faydamız olurdu. Ama bu yabancı markalarla da yurt dışında yaptığımız kârları Türkiye’ye getiriyoruz. O bakımdan Türkiye’ye faydamız oluyor.

Neden kendi markanızı yaratmadınız?

Hep düşündüm, hep hayal ettim ama yapamadım. Hayal edip de yapamadığımız işlerden biri diyebilirim. Halbuki giyim perakendeciliğinde çok değerli insan kaynağımız var. Onu da yapabilirdik. Bir ortakla yapmaya çalıştık, çok denedik. Hala bakıyoruz. Bazı şeyler şu ya da bu sebepten yapılamıyor. Belki yapmadığımız da hayırlı oldu, bilmiyorum.

Neyi çok iyi yaptığınız için bu başarıyı yakaladığınızı düşünüyorsunuz?

Her şeyden önce çok çalıştım. Oğlum Murat planlanandan üç gün erken doğdu. O sırada Bağdat’taydım. İstanbul Yeşilköy’e indiğimde oğlumun olduğunu beni almaya gelen şoförden duydum. Kızım doğduğu zaman Libya’daydım. Pazartesiden cumaya Türkiye’de, cumartesi pazar Arap ülkeleri açık olduğu için oralarda çalışırdım. Yedi gün çalıştığım bir tempom vardı. İkincisi, çok değerli elemanlar seçtim. İlk defa Türk bankacılık sistemine Boğaziçi ve ODTÜ’lüleri soktum. Sonra hepsi banka genel müdürü oldu. Bunlardan en önemlileri Vural Akışık, Akın Öngör, İbrahim Betil, Burhan Karaçam, hepsi yıldız oldu. Pamukbank ve Yapı Kredi’de yaptıklarımdan sonra Finansbank’ı kurduğumda ekmek yediğim bankalara zarar vermemek için oralardan hiç eleman almadım. İşin enteresan tarafı biz Finansbank’ta 24 kişiyle işe başladık, 15 kişiyi Citibank’tan aldım. Citibank’tan aldığım elemanlarla 8 milyon dolar sermayeli bir banka kurdum. 19 yıl sonra Finansbank’ı satmaya kalktığımda en yüksek ikinci teklifi Citibank verdi. Citibank bana 4,5 milyar dolarlık bir teklif yaptı. Fakat National Bank of Greece 5,5 milyar dolarlık bir teklif yapınca bankayı onlara sattım. Kaderin cilvesine bakın. Citibank’tan aldığım insanlarla bankayı bu kadar değerli hale getirmek çok değişik bir duygu. Üçüncü önemli nokta işe aldığım kişilere çok erken yaşlarda yetki vermek oldu. Mehmet Emin Karamehmet beni 29 yaşında Pamukbank Yönetim Kurulu Üyesi tayin etti, 32 yaşında genel müdür oldum. Benim bütün genel müdürlerim Onur Umut, Ömer Aras, Sinan Şahinbaş 35, 36 yaşında genel müdür oldu. Benim için en keyifli olan şey, onlarla takım halinde bankayı büyütmekti. Bu, iş yaptığımız tüm sektörler için geçerli oldu.

Bugünün koşullarında sıfırdan girişimci olsaydınız nasıl hareket ederdiniz?

Tabii ki bugün girişimci olsaydım mutlaka dijital ekonomide olmak isterdim. İlk ve tek sektör olurdu. Bütün büyüme potansiyeli orada. Üniversitede inşaat mühendisliği değil endüstri ya da elektrik elektronik mühendisliği gibi dijital ekonomiye daha yakın bölümlerde okurdum. Ben kendimi bir şey kaçırmış gibi görmüyorum. Gençlere eğitim veriyorum. Özyeğin Üniversitesi’nde o konulara önem veriyorum. Türkiye’de ilk yapay zeka, veri tabanı programı konusunda master programını başlatan üniversite olduk. Öğrencilerimizi bugüne değil geleceğin mesleklerine hazırlamak için büyük bir çaba sarf ediyoruz.

İçinde bulunduğumuz dönem iş dünyası da büyük bir dönüşüm içinde. Siz yaşanan dönüşümü nasıl gözlemliyorsunuz?

Türk iş insanını çok takdir ediyor ve güveniyorum. Türk iş insanları mucizeler yaratmış bir grup. Ben bu olayları başından beri yaşadım. Türk iş insanını ilk Libya’daki müteahhitlerle tanıdım. Libya’da iş almalarına benim de naçizane katkım oldu. Pamukbank’ta onlara çok teminat mektubu verdim. Hatta bir bankanın almaması gereken riskleri aldım ama çok şükür haklı çıktım. Bir ara Libya’da 125 Türk müteahhidi vardı. Bugün dünyanın her yerinde Türk müteahhitleri faaliyet gösteriyorsa Libya’da kazandıkları tecrübe sayesindedir. O büyük bir örnek. Rahmetli Sezai Türkeş ve Fevzi Akkaya, 1971 yılında Libya’da STFA olarak yaptıkları Tripoli Limanı inşaatından sonra bütün dünyaya yayıldı. Onları tabii ki çok büyük isimler takip etti. Rahmetli Şarık Tara, Rusya’da Doğu Bloku ülkelerinde inanılmaz başarılı işler yaptı. İyi ve hızlı yaptığı projeler diğer Türk müteahhitlerine muazzam bir referans oldu. Tüm bunlar Türk girişimcisine, Türkiye’ye büyük katkıda bulundu. Türk iş insanı korkmadan, çekinmeden benim gibi gidip her ülkede şansını deniyor ve başarılı oluyor. Şimdi pandemiyle zor bir dönemden geçiyoruz. Ama Türk insanı bunu da gayet güzel aşmaya çalışıyor. Geçtiğimiz günlerde Abdullah Kiğılı’nın bir röportajını izledim. “Türkiye’de işlerimiz çok kötü, dükkanlar kapalı. Ben dışarı açıldım. Dışarıda bu yıl yüzde 80 büyüyorum” dedi. Herkes, her sektör kendine göre doğru yolu buluyor, doğru şeyleri yapıyor. Salgının daha az etkili olduğu ülkelere gitmek şu anda yapılacak en iyi iş diye düşünüyorum ve onu yapıyorlar.

Önümüzdeki süreçte hangi gelişmelerin etkili olacağını düşünüyorsunuz?

Türkiye’nin ve dünyada belirli ekonomilerin makul şekilde büyümesi bekleniyor. Amerika sıfır faizle, hatta Avrupa eksi faizle finansman yapıyor, devlet bonoları alıyor. Şimdi İtalya’yı da ayağa kaldıracaklar. Eski AB Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi İtalya Başbakanı oldu. Ülkede hukuku da hızlandıracaklar. Avrupa da büyüyecek. Dünya ekonomilerinin gelişmesinde Amerika’nın da rolü var. Umarım Biden döneminde Amerika Çin ilişkileri Trump döneminde olduğu gibi inişli çıkışlı olmaz. Rusya ile Amerika haziran ayında görüşecek. Onlar da bir yerde anlaşırsa Amerika Rusya’ya karşı fazla yaptırım uygulamaz. Bu politikaların ekonomiye önemli etkisi oluyor. Türkiye’ye geldiğimizde… Maalesef birçok ülke gibi aşı takviminde geride kaldık. Şimdi 240 milyon aşı hazirandan itibaren geldiğinde hızlı bir şekilde tatbik edilecek. Eylül sonuna kadar bu beladan büyük ölçüde kurtulacağız. Ne kadar kapanırsanız kapanın aşılanmadan bu salgınla mücadele etmek zor. Bunun için de eylülü bekleyeceğiz gibi görünüyor

Üniversitenin sizin için önemi nedir?

Finansbank’ı sattıktan sonra Türkiye’de önemli bir iş yapmak istedim. Üniversiteyi de böyle kurdum. Üniversite çok kalıcı bir kurum, önemli bir sorumluluk. Özyeğin Üniversitesi’ni kurma fikri ilk olarak Bilkent Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi olduğum dönemde oluştu. Bugün Türkiye’de ne kadar vakıf üniversitesi varsa hepsi Bilkent Üniversitesi’nin kurucusu İhsan Doğramacı sayesinde kuruldu. Maalesef Türk insanı Doğramacı’yı çok tanımıyor. Ben çok iyi tanırım. 16 yıl Bilkent’in mütevelli heyetinde bulundum. Orada bulunup da maddi imkanlara da kavuşunca üniversite kurmamak olmazdı. İlk yıl 200 öğrenci, ikinci yıl 500 öğrenciyle bugünkü 9 bin gence eğitim veren noktaya geldik. Bir üniversitenin kaliteli bir eğitim vermesi için birkaç faktör önemli. Bunlardan en önemlisi iyi hocalar. Biz hocalarımızı da dekanlarımızı da yurt dışından ve ağırlıklı olarak Amerika’da eğitim görmüş doktodoktorasını almış, orada ders vermiş hocalardan seçtik. İkinci olarak uluslararası standartlarda bir kampüs yaptık. Öğrencilerin üniversite hayatını dolu dolu yaşaması için mutlaka bir kampüs olmalı. Üniversitede 3 bine yakın yataklı yurdumuz var. Her fakültenin ayrı binası var. Ben üniversite eğitimimi Amerika’da burslu gerçekleştirdim ve öğrenci birliği başkanı olarak Amerika’nın her yerinde üniversite kampüsü ziyaret ettim, gördüğüm o kampüs ruhunu Özyeğin Üniversitesi’nde yaratmayı çok arzu ettim. İnanılmaz spor tesislerine sahibiz.

Üniversiteyle ilgili hayallerinizin ne kadarını gerçekleştirdiniz?

Hayallerimin bir kısmı gerçekleşti. Türkiye’de bugün vakıf üniversiteleri arasında Özyeğin Üniversitesi hep ilk üniversiteler arasında akla geliyor. Biz bunu 12 yılda yaptık. Diğer vakıf üniversiteleri 25-30 yaşında. Osmangazi Üniversitesi öğrenci memnuniyeti konusunda bir araştırma yaptı. Orada da Özyeğin Üniversitesi tüm üniversiteler arasında birinci. Bir araştırma kuruluşu üniversite mezunlarının ne kadar sürede iş bulduklarıyla ilgili bir araştırma yaptı. Bu konuda da Özyeğin Üniversitesi birinci oldu. Öğrenci memnuniyeti ve iş bulma benim için ilk günden itibaren en önemli konular arasındaydı, bu nedenle geldiğimiz noktadan mutluyum. Üniversitemizde öğrencilerimize öğrencilikleri sırasında 2,5 not ortalama tutturmaları şartıyla staj bulma mecburiyetimiz var. Bizden mezun olan bir öğrenci üç dört yerde çalışmış oluyor. Aslında staj yapmıyor, çalışıyor. Grubumuzun bütün şirketleri öğrencilerimize açık.

Bundan sonraki hayaliniz nedir?

Bugüne kadar 100 şirket kurmama rağmen hiçbirine kendi ismimi, soyadımı vermedim. Sadece üniversiteye verdim. Çünkü üniversitenin tüm sorumluluğunu benliğimde hissediyorum. İstiyorum ki bu sorumluluğu oğlum, kızım ve altı torunum da hissetsin. Üniversitenin nesilleri aşan bir kurum olmasını istiyorum.

ÖZYEĞİN’İN SIRRI

Her şeyden önce çok çalıştım. Yedi gün çalıştığım bir tempom vardı.

İkincisi, çok değerli elemanlar seçtim. İlk defa Türk bankacılık sistemine Boğaziçi ve ODTÜ’lüleri soktum.

Üçüncü önemli nokta, işe aldığım kişilere çok erken yaşlarda yetki vermek. Genel müdürlerim Onur Umut, Ömer Aras, Sinan Şahinbaş 35, 36 yaşında genel müdür oldu.

Bugün girişimci olsam mutlaka dijital ekonomide olmak isterdim. Bütün büyüme potansiyeli orada.

Endüstri ya da elektrik elektronik mühendisliği gibi dijital ekonomiye daha yakın bölümlerde okurdum.

“ÇOK İYİ NETWORKING YAPTIM”

GÜÇLÜ DOSTLUKLAR Birçok kişi 40 yıldır bankacılık yapmıştır ama Türkiye’de 40-45 yıllık banka genel müdürlüğü ve yönetim kurulu başkanlığı yapan çok kişi yok. Ben çok genç yaşımda çok üst düzeyde bankacılık yaptığım için ağırlıklı olarak benden önceki jenerasyonlarla güçlü dostluklar kurdum. Rahmetli Vehbi Koç’un komşusu ve dostuydum. Neredeyse Bülent’le aynı yaşta olmamıza rağmen babası rahmetli Nejat Eczacıbaşı ile dostluk yaptım. Çünkü banka genel müdürü olarak onlarla görüşüyordum.

NEYE GÜVENDİM? “Rahmetli Suna Kıraç ile Robert Koleji’nin vakfı Hisar Eğitim Vakfı’nda 27 yıl beraber bulundum. Amerikan Hastanesi Koç’a geçmeden önce Amerikan Hastanesi’nin yönetim kurulundaydım. Rahmetli İshak Alaton ve Feyyaz Berker’le birlikteydik. O nedenle 30’lu yaşlarda çok iyi networking yaptım. Zaten benim Finansbank’ı kurmamın arkasındaki ana sebep o network’dü. Bankayı kurduğum anda kurumsal bankacılıkta bankaya iş gelmeye başladı. Yani sermayeye değil ilişkilerime ve önemli dostlarıma güvenerek bankayı kurdum, yoksa başarılı olamazdım.

“EN BÜYÜK ŞANSIM”

“HEM İŞ HEM EŞ BULDUM” Ben iyi bir eğitim aldım ama şanslıydım da… Her açıdan kendimi çok şanslı görüyorum. Amerika’dan ilk bursu almam, orada ilk ayımda yanında kaldığım Amerikalı ailenin daha sonra bana Harvard eğitimimde destek olması bir şans. Mehmet Emin Karamehmet’le 10 yaşında Robert Koleji’nde yatakhane arkadaşı olmam çok büyük bir şans. Karamehmet ile aradan geçen 12 yıldan sonra İstanbul’da karşılaşmam sonucu Çukurova bünyesinde 29 yaşında banka yönetim kurulu üyesi, 32 yaşında genel müdür olmam da aslında 10 yaşındaki kurduğum ilişki sonucu. Karamehmet’in şirketinde işe başladığımda Çukurova’da çalışanlardan biri de eşim Ayşen’di. Aynı yerde hem iş hem eş buldum. Ayşen ise hayatımın en önemli şansı diyebilirim. Çok çalışmak, iyi bir eğitim almak önemli ama gençler networking yapmalı. Her türlü toplantı ve konferansa gitmeli. Her üniversitede müthiş faaliyetler var. İnanılmaz toplantılar, konuşmalar yapılıyor. Biraz da kendi şansını yaratmak gerekiyor.

“VEZNEDAR OLARAK ÇALIŞTI” Çocuklarımla onlar küçükken meşgul olamadım ama tatillerde birlikteydik. Kayak tatillerine gittik, Avrupa ve Amerika’da bir hafta süren araba gezileri yaptık. Çocuklarımı yetiştirirken de hayatı tanımalarını sağlamaya çalıştım. Oğlum yazları Finansbank’ta veznedar olarak çalıştı. Bankada maçlar yapılıyordu. Murat, veznedar takımındaydı. Kızım da her üniversite mezununun geçtiği MT dediğimiz “yönetici adaylığı” eğitiminden geçti. 1,5 yıl Finansbank’ta sonra da bankanın Sirkeci şubesinde banko elemanı olarak çalıştı. Sirkeci şubesi Etiler Ulus şubelerinden farklı. O dönem Ayşecan 22 yaşındaydı.

MUTLU OLMANIN YOLU Türk esnafının temsil edildiği bölgelerde çalıştı. Amerika’da okumak güzel bir şey ama Türkiye’de insan psikolojisini anlamazsanız Türkiye’de iş yapamazsınız. Çocuklarımı yetiştirirken bütün vakıf işlerinde onlara birçok sorumluluk verdim. Murat özellikle üniversitede sorumluluk aldı. Ayşecan AÇEV’de güzel işler yapıyor. Çocuklarımızın sadece para kazanan işlerde değil hayır işlerinde de olmasına çok önem veriyoruz. Aile olarak, bizim kadar şanslı olmayan insanlara yardım etmeyi ve mutsuz insanlar için iyi bir şeyler yapmayı hep bir zorunluluk olarak görüyoruz. Bizim hayat felsefemiz bu. İnsanlar mutlu olmadan biz mutlu olamıyoruz.

“KEŞKE YAPMASAYDIM DEDİKLERİM”

“BİRÇOK ŞEY VAR” Keşke yapsaydım ya da yapmasaydım dediğim birçok şey var. Kuruluş aşamasında fırsatım varken Turkcell’e ortak olsaydım. Rusya’da lisan okulu başlatmasaydım.

“TECRÜBE KAZANDIRIYOR” Özyeğin Üniversitesi’nde Türkiye’deki ilk başarısızlık konferansını yaptım. Sağ olsun Ali Sabancı, Emre Kurttepeli de geldi. Ben de başarısızlıklarımı anlattım. Öğrencilerin, gençlerin bizim başarısızlıklarımızdan öğrenecekleri daha çok şey var. Ben Finansbank’ı nasıl kurduğumu anlatırsam çok faydası yok ama başarısızlıklarımı anlatmak ve onun örneklerini vermek bence gençlere daha güzel bir tecrübe kazandırıyor.



İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz