Yunanistan

Bir ülkenin veya kurumun krizden başarılı çıkmasında, kriz yönetiminde "moral destek, bütünleşme ve zorluklara göğüs germek oldukça önemli

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Yunanistan
Haziranın son haftasından başlayarak yaklaşık bir ay denizden Yunanistan'ın Ege Adalari'na teknemle giderek bu ülkenin durumunu gözlemledim. Yunanlı tanıdık tanımadık pek çok kişiyle konuşarak halkın nabzını tutmaya çalıştım. Sırf kişisel merakla adalardaki turizm merkezlerindeki canlılığı, oradaki yetkililerin gözleriyle değerlendirmeye çaba gösterdim. Çünkü turizm Yunanistan'ın en büyük sektörü. Önce kısa bir bilgi olarak. Yunanistan'ın yıllık milli geliri (GSMH) 230 milyar dolar. Dış borcuysa 350 milyar dolar. Yani ülke aşırı borçlu. Ürettiği yıllık gelirinin yüzde 152'si oranında borcu bulunuyor. Kısacası bu çok yüksek borç, sürdürülemez boyutta. Bu ülkenin en büyük sektörü de turizm. Ağır sanayi, makine-imalat sanayi gibi alanlardaysa çok gelişmemiş. Yıllar önce banka genel müdürü ve Bankalar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi olarak Atina'ya yaptığımız seyahat ve oradaki bankacılarla yaptığımız müşterek toplantılarda da gördüğüm gibi Yunanistan, sanayi sektöründe gelişme konusunda politika izlememiş. Hizmet sektörü üstüne dayanan bu ekonomik yapıda, şimdiki kriz nedeniyle işsizlik yüzde 18 civarında. Krizin derinleşmesiyle bu sayının artmasından kuşku duyuluyor. Ülkenin borcunu çevirebilmesi, yani geri ödeyerek tekrar borçlanabilmesi için Yorgo Papeandreu'nun başkanlık ettiği hükümetin önerdiği kemer sıkma programı, Yunan Meclisi'nde onaylandı. Bu süreçte Atina sokaklarındaki protestolar, polisle çatışmalar zaten medya aracılığıyla bütün dünyaya iletildi. Avrupa Birliği'nin IMF katılımı ile Fransa ve Almanya önderliğinde hazırladığı mali destek, Yunanistan'a can simidi verdi. Bu ülkeler kendi bankalarının ve mali sistemlerinin krize sürüklenmemesi için bu desteği yaptı. Fransız bankalarının 60 milyar dolar ve Alman bankalarının da 40 milyar dolar Yunan riski olduğu açıklandı. Yani bu ülkeler sadece Yunanistan'ı sevdikleri için bu desteği yapmadı. Görüştüğüm Yunanlıların bu krizden çıkış programına nasıl baktıklarını ve benimseyip benimsemediklerini ölçümlemeye çalıştım. Amacım bu durumu, bizim 2001-2002 yıllarında yaşadığımız kriz çıkışıyla kıyaslamaktı. Nisyros, Tilos, Simi, Kos, Mikonos, Delos, Naxos, Paros, Andiparos, Sifnos, Milos, Folegandros, Sikinos, Ios, Santorini, Koufonisi, Amorgos ve Leros adalarına giderek hem bu adaların güzelliklerini yaşadım hem
turizmin can damarı olan bu adalarda sezon nasıl gidiyor diye baktım. Yaptığım ilk saptamaysa "büyük bir hiddet ve kızgınlık". İlk verilere göre turizm sektöründe yüzde 30'a varan bir küçülme yaşandığı görülüyor. Yüksek sezon olmasına karşın iç ve dış turizmin kötü etkilenmesi bu sonucu doğurmuş. Almanya hariç Avrupa ülkelerindeki ekonomik zorluklar, dış turizmi olumsuz etkilemiş. Yüksek gelir gruplarının büyük harcamalar yaptığı Mikonos ve Santorini gibi adalarda bile büyük düşüşler yaşandığını oradakiler anlattı. Otel, restoran, adalar arası gemi ulaşım rezervasyonları da bu bilgileri teyit ediyor. İç turizmdeyse tedirgin Yunanlılar harcamalarını kısmış durumda. Halk, bu büyük krizden politikacıları sorumlu tutuyor. Ülkeyi iyi yönetemedikleri, kaynakları kendi yandaşlarına carcur ettiklerini iddia ediyorlar. Avrupa Birliği'nin sağladığı büyük fonlarla belki de hak etmedikleri kadar varlıklı bir hayatı sürdürdüklerini, artık bunun mümkün olamayacağını düşünmüyorlar. Adalarda Atina'ya karşı büyük bir kızgınlık var. Bu da krizden çıkışta gereken fedakarlıklar açısından halkın desteğini almayı zorlaştırıyor. Reaksiyon öyle boyutlarda ki sosyal patlamalara neden olmasından korkuluyor. Yunanistan'ın krizden çıkışının uzun zaman alacağını, bizdeki gibi birkaç yıl içinde toparlanmanın, yeniden büyümenin sağlanamayacağını tahmin ediyorum. Arkasında geniş kitlelerin, halkın büyük kesiminin desteği olmadan uygulanacak politikalar uzun dönemde sonuç verecektir diye düşünüyorum. Toparlanmanın uzun sürmesi, Avrupa Birliği üzerine büyük yük getirecektir. Ancak AB, asla Yunanistan'dan vazgeçemez ve onu dışlayamaz, desteğe devam edecektir. Türkiye'de başta politikacıların büyük hataları, sonra bankacılık sektöründe belirli bir kesimin büyük istismarlarıyla ortaya çıkan ve patlayan 2001- 2002 krizinden ülke, halkın büyük fedakarlıklarıyla çıkmıştı. Halk olarak hepimiz kızgındık, hiddetliydik. Ama hükümetin koyduğu krizden çıkış programına karşı savaş başlatılmamıştı. O zaman birçok eleştiriler olmuştu ama büyük kargaşa yaşanmamıştı. Hem de hemen hemen herkesin varlıklarında yüzde 40 civarında kayıp olmasına rağmen... Bir ülkenin veya kurumun krizden başarılı çıkmasında, kriz yönetiminde "moral destek, bütünleşme ve zorluklara göğüs germenin" ne kadar önemli olduğu bir kere daha ortaya çıkıyor.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz