"Parasını İmkb’ye Yatıran Kazanır"

Serkan Çevik, Denizbank AG’nin İstanbul ofisi müdürü… Tüm piyasaları sürekli takip ediyor ve özel bankacılık müşterilerinin yatırımlarına nasıl yön vermesi gerektiğinin analizini yapıyor. Çevik’e g...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Parasını İmkb’ye Yatıran Kazanır

hedSerkan Çevik, Denizbank AG’nin İstanbul ofisi müdürü… Tüm piyasaları sürekli takip ediyor ve özel bankacılık müşterilerinin yatırımlarına nasıl yön vermesi gerektiğinin analizini yapıyor. Çevik’e göre, bu gruptaki müşterilerin en fazla üzerinde durması gereken piyasa İMKB. Çünkü Türk hisse senetleri piyasasında değerinin altında işlem gören çok sayıda hisse senedi mevcut. Serkan Çevik, “Türkiye’de ciddi bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Bunun en büyük nedeni de Türkiye’nin IMF ile ilişkileri başarılı bir şekilde devam ettirmesi, AB ve Kıbrıs sürecini de elinden geldiği kadar hasarsız atlatmaya çalışması” diyor.

Serkan Çevik, özel bankacılık (private banking) konusunda Türkiye’nin önde gelen isimlerinden biri. Şu anda Denizbank AG’nin İstanbul ofisinde müdür. Bu konumu nedeniyle piyasalarda işlem yapmıyor. Çünkü Bankacılık Kanunu’na göre yabancı bankaların temsilciliklerinin Türkiye’de tanıtım dışında herhangi bir faaliyette bulunması yasak.

Ancak o geçmiş deneyimlerinin de etkisiyle özel bankacılık konusundaki tüm gelişmeleri yakından izliyor. Bu çerçevede de tüm piyasaları sürekli takip ediyor ve özel bankacılık müşterilerinin yatırımlarına nasıl yön vermesi gerektiğinin analizini yapıyor.

Serkan Çevik’e göre, bu gruptaki müşterilerin en fazla üzerinde durması gereken piyasa İMKB. Çünkü, Türk hisse senetleri piyasasında değerinin altında işlem gören çok sayıda hisse senedi mevcut. Bu nedenle orta ve uzun vadeli düşünen yatırımcılar, doğru şirketleri seçerek, çok yüksek getiriler yakalama şansına sahip. Çevik, doğru şirketin nasıl seçileceğini ise şöyle anlatıyor:

“Bunun için ‘Şirket sahibi dürüst ve güvenilir mi? Şirket kurumsal ve şeffaf mı? Kendi kadar ortaklarını da düşünüyor mu yoksa temettü vermemek için her şeyi yapıyor mu?’ gibi kriterler göz önünde bulundurulmalı. Sonuç olarak, bir şirkete ortaklığa giderken nelere dikkat etmeniz gerekiyorsa, bu piyasada da öyle davranmak gerekiyor.”

Dövizden Eurobondlara, faizden yurtdışı piyasalara kadar önümüzdeki dönemde piyasalara ABD’nin faiz tavrının yön vereceğini söyleyen Serkan Çevik’le, yılbaşına kadar piyasalarda neler yaşanabileceğini ve özel müşteriler için tavsiyelerini konuştuk:

Uzun süren sessizliğin ardından geçen aylarda döviz cephesinde bir hareketlenme başladı. Size göre bu hareketlilik önümüzdeki dönemde de sürecek mi?

Dövizdeki beklentim yukarı doğru dalgalanmanın devam edeceği yönünde. Bana göre sağlıklı olan da bu. Fakat Türkiye’de piyasalar faizle beraber hareket ediyor. Yani faiz yukarı olunca, dövizde yukarı gidiyor. Faiz aşağı inince, döviz de aşağı düşüyor. Bu bizim klasikleşmiş hareketimiz. Ama artık bunun dışına çıkmamız gerekiyor. Dövizin olması gereken seviyeler biraz daha üst seviyeler diye düşünüyorum. Bu nedenle artık piyasaların döviz yukarı giderken, faizlerin düşebileceğini kabul etmesi gerekiyor.

Yani dövizdeki yukarı yönlü hareketin süreceğini söyleyebilir miyiz?

Evet… Ben dövizin yukarı doğru dalgalanarak yoluna devam edeceğini düşünüyorum. Tabii burada ihracatçıyı korumak ve rekabet koşullarını da göz önünde bulundurmak son derece önemli. Bu nedenle döviz cephesinde sürekli aşağı doğru hareket beklemeyi çok mantıklı bulmuyorum.

Sürekli yukarı trend de doğru değildi. Hükümet de zaten bu nedenle dalgalı kura geçti, açıkçası ben de bunun sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Ama bu durumu piyasanın uygulanabilir hale sokması gerekiyor. Piyasa olarak burada bir sıkıntı olduğunu düşünüyorum.

ABD ekonomisinin durumunun etkisiyle Euro/dolar paritesinde Euro lehine bir gelişme var. Size göre bu trend daha sürecek mi?

Paritede 1,35 seviyelerinde satış dalgası gelmesini bekliyorduk. Hakikaten de 1,3650 seviyesinde satışla karşılaştık. Paritedeki destek bandı 1,27 seviyelerinde. Piyasada 1,27’lerin altı, ana trendin kırılması anlamına gelebilir diye bir düşünce var. Açıkçası ben de bu görüşe katılıyorum. Ancak ben bunu konsolidasyon olarak nitelendiriyorum. Belki 1,22-1,27 arasında hızlı bir dalgalanma olabilir.

Ama şunu da unutmamak gerekiyor ki, paritenin yukarı gitme eğilimi Avrupa’nın iyi olma eğiliminden değil, ABD ekonomisinin kötü olmasından kaynaklandı. Bu nedenle ABD’de çok radikal değişiklikler olmadıkça, paritedeki yukarı gidişin durmasını beklemek de çok anlamlı olmaz. Dolayısıyla, haziran sonuna kadar konsolidasyon süreci yaşanabilir, ama sonrasında yeniden yukarı hareketin başlaması muhtemel görünüyor.

Peki size göre faizin dengesi nedir? Yıl sonunda faizleri nerede göreceğiz?

Burada rakamı belirleyen aslında enflasyon. Biz yıl sonunda enflasyonun yüzde 8 seviyesinde olmasını bekliyorsak, dünya ortalamalarını da göz önüne aldığımızda, reel faizin de yüzde 4-5 seviyelerinde olması gerekir. Bu durumda yıl sonunda faizlerin yüzde 13 seviyelerinde olması son derece doğal karşılanmalı diye düşünüyorum. Dolayısıyla, faizlerin yüzde 13’lere kadar gitmesinde herhangi bir sakınca yok. Açıkçası sağlıklı olan da bu seviyeler.

ABD’nin faiz artırımlarıyla, diğer gelişmekte olan ülkelerle birlikte Türk Eurobondlarına da satış geldi. Size göre bu durum daha ne kadar sürecek?

Sizin de belirttiğiniz gibi, burada en belirleyici faktör ABD’nin faiz artırımları. ABD faiz artırdığı sürece gelişmekte olan ülkelerin eurobondlarına satış gelmesi gayet doğal. Dolayısıyla, burada ABD’nin faiz artırımlarını dikkatle izlemekte yarar var. Şu anda ABD’de faiz oranları yüzde 3 seviyelerine gelmiş durumda. Bundan sonra faiz artırımları konusunda daha temkinli hareket edilmesi gerekiyor.

Bana göre, ABD merkez bankası FED önümüzdeki dönemde maksimum iki kez daha 0,25 puanlık faiz artırımına gidebilir. Faiz seviyesi yüzde 3,5’lara geldiği zaman, ABD’nin geri çekilip etrafına bakması ve piyasalara zaman tanıması gerektiğini düşünüyorum. Bu süreçte de gelişmekte olan ülke bonolarına tekrar talep gelebilir. Dolayısıyla, Eurobondlarda aşağı trend devam etmekle birlikte, faiz artırımlarının durmasıyla beraber yukarı hareket tekrar başlayabilir.

Yurtdışında emtialara yoğun bir ilgi var. Bunun sonucu olarak da fiyatları sürekli yükseliyor. Size göre bu ilgi neden kaynaklanıyor?

ABD, yaptığı birtakım hareketlerle hem kendi parasına hem de para piyasalarına olan güveni azalttı. Pariteye olan ilginin bu kadar artmasının da nedeni, insanların para kazanacak enstrümanlara ihtiyaç duymasından kaynaklandı. Emtia piyasalarına olan ilginin temelinde de aslında bu durumun etkisi son derece fazla. Ben altın ve petrole gelen talepte bunun etkili olduğunu düşünüyorum. Aynı şekilde bakır ve demir-çelik fiyatları da bu ilgi nedeniyle bir hayli yükseldi. Bana göre, paraya olan güvende artış söz konusu olmadıkça, emtia piyasalarına olan talep de devam edecek. Bu da emtia fiyatlarındaki yükselişin devamı anlamına gelir.

Hisse senedi tarafında hızlı dalgalanmalar yaşandı. Size göre bu dalgalanmalar devam edecek mi? Endeksin yönü ne olacak?

Türkiye’de ciddi bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Bunun en büyük nedeni de Türkiye’nin IMF sürecini kendi şartlarına göre başarılı bir şekilde devam ettirmesi, AB ve Kıbrıs sürecini de elinden geldiği kadar hasarsız atlatmaya çalışması. Ayrıca, bankaların yabancılar tarafından satın alınması da bana göre çok olumlu bir sinyal. Çünkü, yabancılar bu piyasaya girmeyi kafalarına koymuşlar ki, öncelikle finansal sistemde kendi güvenecekleri isimleri oturtmak istiyorlar. Yani uluslararası çapta bankaların Türkiye’ye gelme sebebinin bu olduğunu düşünüyorum.

Burada bir şeye dikkat çekmek istiyorum. 2001 krizinde yabancı yatırımcılar, doları ortalama 1,650 seviyelerinden bozup, yüzde 60-70 faizlerle bonoya geçmişlerdi. Söz konusu bonoları da bugüne kadar ellerinde tuttular. Sonuçta da dünyada hiçbir piyasada elde edemeyecekleri parayı kazandılar. Şimdi aynı olayı hisse senedinde yaptıklarını düşünüyorum. Çünkü, piyasada gerçekten değerinin altında çok fazla hisse senedi var. Tabii değerinin üstünde olan hisse senetlerimiz de mevcut.

Yani yabancılar hisse mi topluyor?

Hisse senetlerindeki mevcut durumu gayrimenkul fiyatı gibi düşünmek gerekiyor. Örneğin, bir evin fiyatı 200 bin dolar. Bu evin değeri 300 bin dolara geldiğinde satar, 100 bin dolara geldiğinde de kaçırılmaz fiyattır mantığıyla alırsınız.

Bir takım şirketlerimizin değeri gerçekten şişmiş ya da kimsenin gelip de o parayı vermeyeceği seviyede. Buna karşın öyle şirketlerimiz var ki, defter değerine göre fiyatının çok altında, iyi, kaliteli ve potansiyeli yüksek sektörlerde faaliyet gösteriyor. Ben yabancı yatırımcıların bu tarz şirket hisselerini alıp, orta ve uzun vadeli bir şekilde bekleyeceği kanaatindeyim.

Bu beklentinin dayanak noktası nedir?

Ev ve arsa fiyatlarındaki artış bunu gösteriyor. Artık insanlar kısa vadeli yatırımlarını biraz daha orta ve uzun vadeye kaydırmak zorunda kaldılar. Çünkü, çok fazla enstrümanımız yok. Son dönemde dikkatimi çeken bir gelişme var. Bazı yatırımcılar Kaş, Datça gibi tatil yörelerinde 3 yılı göze alarak arsa alıyor.

Yatırımcıların aynı mantıkla hisse senedi aldığı takdirde, aşağı yukarı aynı primi kazanabileceklerini düşünüyorum. Bana göre, parasını İMKB’de değerlendiren yatırımcı orta ve uzun vadede kazançlı çıkacak.

Bir de şu var ki, A tipi fonlardaki rakamın yaklaşık 700 trilyon, B tipi fonlardaki paranın da 25 katrilyon olduğunu düşündüğümüzde, hisse senedindeki potansiyeli daha net görmek mümkün. Tabii burada da doğru şirketi bulup çıkartma meselesi var. Şirket sahibi dürüst ve güvenilir mi? Şirket kurumsal ve şeffaf mı? Kendi kadar ortaklarını da düşünüyor mu yoksa temettü vermemek için her şeyi yapıyor mu? gibi kriterleri göz ardı etmemek gerekiyor. Sonuç olarak bir şirkete ortaklığa giderken nelere dikkat etmeniz gerekiyorsa, bu piyasada da öyle davranmak gerekiyor.

Değerinin altında olan hisse senetleri ile potansiyeli yüksek olan sektörler hangileri?

Şirket bazında isim vermek istemiyorum. Ama sektör olarak baktığımızda Türkiye’nin yeni sektörlerinin turizm, çimento, gıda ve otomotiv olduğunu düşünüyorum.

ABD’nin iki kez daha faiz artırabileceğini söylediniz. Bu durumda yaklaşık iki ay sonra Eurobondlar da cazip olabilir mi?

Tabii bunu net olarak söylemek için en azından iki ay daha beklemek gerekiyor. İlk hedef ise 29 Mayıs. 29 Mayıs’tan sonra çıkacak tablo önemli. Bu aşamadan sonra piyasaların reaksiyonuna bakacaklardır. Bu nedenle yukarı yönlü hareket için temmuz ayını beklemek gerekebilir diye düşünüyorum. ABD faiz artırımını durduğu ya da bunun sinyalini verdiği zaman yeniden Eurobond’a girilebilir. Paritenin yukarı gideceğine inanıyorsak, buna bağlı olarak Euro bazlı Eurobondları tercih etmede yarar olacak. Eurobondlarda her zaman uzun vadeliler daha fazla kazandırır. Ama bu da bir tercih meselesi…

Size göre şu anda faizlerin düşmesini ne engelliyor? Yüzde 13 beklentisi bu seviyelerden yatırım yapılabileceğini mi gösteriyor?

Ben faizlerin yıl sonu itibariyle yüzde 13 seviyelerine gelebileceğini düşünüyorum. Tabii ki bu bir güven ve strateji meselesi. İnsanlarımız her dalgalanmadan para kazanmak istediği için faizler kolay aşağı gelmiyor.

Ben şu anda Merkez Bankası’nın gecelik faizleri hala neden yüksek tuttuğunu anlamıyorum. Yani gecelik faizdeki para, bana göre tehlike unsuru. Parasını nakitte tutmak isteyen insan faizler yüzde 13 yerine yüzde 5 de olsa, parasının yerini değiştirmeyecektir. Dövize kayış olur diyenler de çıkabilir. Evet olabilir ama bunun ne gibi bir sakıncası var? Belki bu daha da  sağlıklı bir hareket olur. En azından Merkez Bankası piyasayı test etmiş olur.

Türk yatırımcılarının emtia piyasalarına karşı ilgisi son derece zayıf. VOB ilgiyi artırabilir mi?

Ben bu konuda vadeli işlemler borsasının aşama kaydedeceğini düşünüyorum. Daha çok yeni olduğu için yatırımcı bu piyasanın farkında değil. Buğday, pamuk, 91 günlük bono 365 günlük bono, Euro, dolar ve endeks sözleşmeleri var. Piyasa daha yakından tanındıkça ilgi de artacaktır. Ama daha yolun çok başındayız. Bu nedenle bu piyasa ile ilgili olan kurumların ciddi bir tanıtım yapması, bunun için de çok zaman ve çaba harcaması gerekiyor.

Çünkü Türk yatırımcısı türev ürünlere çok yakın değil. Mesela yabancı işlem yapan  kurumlara baktığımızda da buralardaki hacimlerin çok yüksek olmadığını görüyoruz. Bu bir alışkanlık ve bilgilenme meselesi. Zamanla, emtialara da ilginin artacağını düşünüyorum.

DOĞRU YATIRIM İÇİN FARKINDALIK ÖNEMLİ

Tüm bu beklentiler çerçevesinde yatırımcılara ne öneriyorsunuz? Size göre yılbaşına kadar nasıl bir strateji izlemeleri gerekiyor?

Bizim yatırımcılara her zaman önerdiğimiz en önemli şeylerden bir tanesi, varlık dağılımlarını doğru yapmaları. Bu gerçekten yatırımcılar açısından çok önemli. Almayı planladıkları riskleri doğru tespit etmeleri gerekiyor. Çünkü bizim yatırımcılarımız her ne kadar, “Kendimizi iyi tanıyoruz” deseler de risk profili testlerinde çok farklı sonuçlarla karşılaşabiliyoruz. Riski severim diyen bir yatırımcı, bu testlerin sonucunda çok konservatif çıkabiliyor. Dolayısıyla farkındalık çok önemli. Yani yatırımcı alabileceği risklerin, neyi ne için istediğinin ve hangi vade ile istediğinin farkında olması gerekir. Aksi takdirde her iki taraf da zor durumda kalır.

Son zamanlarda yatırım fonlarına doğru bir kayış var, bu piyasalar açısından son derece önemli. Fakat burada da yurtdışındaki kriterler göz önünde bulundurularak fon seçimi yapmak gerekir. Örneğin yatırımcının fon yöneticilerini muhakkak sorgulaması gerekir. Yatırımcılar satın aldıkları x bankasının fonlarını kimin yönettiğini bilmeli. Fon yöneticilerinin kaç yıllık performansı olduğu, nasıl bir tecrübesi olduğu, en az üç kriz tecrübesi olup olmadığına kadar araştırıp bulunmalı. Portföyü yöneten şirketin kurallara uyması, portföy dağılımı ve halka arzdan bu yana fonun geçmiş performansı da seçim kriterleri açısından önemli.

DÖVİZDEN VAZGEÇMEYENLER, PARİTEDE İŞLEM YAPSIN

Döviz cephesinde yukarı doğru bir dalgalanma beklediğinizi söylediniz. Bu durumda dövize yatırım yapmak cazip mi?

Bu müşterinin risk anlayışıyla ilintili. Ben Türkiye’de hiçbir yatırımcının tamamen TL’de ya da dövizde olmasını doğru bulmuyorum. Burada önlemli olar dövizi kendi içinde, TL’yi de kendi içinde değerlendirmek. Döviz getirisi döviz getirileriyle, TL getirisi de TL getirileri ile karşılaştırılmalı. Yani TL cinsi bir enstrümanın getirisini, döviz cinsi başka bir enstrümanın getirisiyle karşılaştırılması son derece yanlış ve yatırımcıyı mutsuz ediyor. Yani “Ben dövizden yüzde 5 kazandım. TL’de kalsam daha fazla kazanabilirdim” gibi düşünceler yatırımcıyı olumsuz etkiler diye düşünüyorum. Sonuçta dövizde de TL’de de kalmak bir tercih meselesi.

Peki şu anda döviz cinsi enstrümanlar arasında hangisi daha cazip?

Dövizde kalan insan ya kendini hedge etmek için ya da işi gereği elinde döviz tutuyordur. Her iki durumda da nakitte kalmak daha mantıklı diye düşünüyorum. Yani paritede işlem yapılabilir. Ama şu anda ABD faiz artırırken Eurobond’da kalmanın çok fazla esprisi yok diye düşünüyorum. Bu arada yabancı şirket bonoları da izlenebilir. Ancak bunlara yatırım yapmadan önce, söz konusu bonoların getirisi ile mevduat getirisini karşılaştırmak da yarar var.

YABANCI FONLAR TAKİP EDİLEBİLİR

İMKB’de bir yükseliş beklediğinizi söylediniz. Peki yurtdışı borsalar yatırım açısından cazip mi?

Yurtdışı borsalara baktığımızda da şu ya da bu iyi olacak diye net bir şey söylememiz mümkün değil. Zaten olaya üç piyasa olarak bakıyoruz ABD; Avrupa ve gelişmekte olan piyasalar. Tüm bunlarda da yönü yine faiz hareketleri belirleyecek. Şunu unutmamak lazım ki, ABD’nin maliye politikasında ciddi bir bozulma var. Bu da tüm dünyayı tehdit ediyor. ABD de bunun farkında. Bu da, kendi finansmanı konusunda sorun yaratıyor. Dolayısıyla dengelerin oturmasını beklemek daha doğru olabilir. Hisse senedi piyasasının hareketlenmesi için faizlerin makul seviyelerde kalması önemli. Bunun içinde politik kararların iyi verilmesi gerekiyor.  Dürüst ve güvenilir politikalar üretmek çok önemli.

Peki bu piyasalara yatırım yapmak isteyen yatırımcılara ne öneriyorsunuz?

Yabancı fonları takip edebilirler. Ama yabancı yatırım fonlarının alım-satım komisyonları Türk müşterisine çok cazip gelmiyor. Yani 100 dolarlık bir fon aldığınızda bu 97 dolar olarak hesabınıza geçiyor. Türk müşterisi de yüksek komisyonlara alışık olmadığı için bazen sorun yaşanabiliyor. Bunun yanı sıra yatırımcıların, sektör ve şirket bazında tanıdıkları, bildikleri ve uygun gördükleri şirketleri takip etmelerinin kendileri açısından iyi olacağını düşünüyorum. Zaten Türkiye’de bu tarz işlem yapan kurum sayısı çok fazla değil. Bu nedenle işi iyi yapan yatırım danışmanları ve gerçek private banker’lara başvurmakta yarar var.

BELGİN BAYIR LEVENT
blevent@capital.com.tr


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz