"Gıdanın Yeni Devi"

  Faruk Berksan / Kar Şirketler Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı Sabri ve Asım Ülker, gıdanın devi Ülker’in iki kurucusu. Yıllarca birlikte çalıştılar, gruplarını zirveye taşıdılar. 1987 yı...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Gıdanın Yeni Devi

 

Faruk Berksan / Kar Şirketler Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı

Sabri ve Asım Ülker, gıdanın devi Ülker’in iki kurucusu. Yıllarca birlikte çalıştılar, gruplarını zirveye taşıdılar. 1987 yılında Asım Ülker ayrılmaya karar verince, grup şirketlerinden Uzay Gıda’yı alıp kendi işini kurdu. Bütün enerjisini bu şirkete verdi, kısa zamanda büyük mesafe aldı. Bir süre sonra şirketin yarısını, ardından da tamanını Pepsi Co’ya sattı. Elde ettiği gelirle yatırımlara yöneldi, Türkiye’nin en büyük cips tesislerine hayat verdi. Şimdi Kar Şirketler Topluluğu çok sayıda sektörde faaliyet gösteriyor, gıda devi olma yolunda ilerliyor. Şirketin yönetim kurulu başkanı Faruk Berksan, “Hedefimiz gıdada büyümek”diyor.

Kar Şirketler Topluluğu'nun başarısının ardında gıdaya adanan uzun yıllar yatıyor. Öykünün başlangıcı Ülker'in kurulduğu 1940'lara kadar uzanıyor. Daha sonra Ülker soyadını alacak olan Berksan Kardeşler, gıda devi Ülker Grubu’nun temelini attılar. 43 yıl birlikte çalışan Sabri ve Asım Ülker, 1987 yılında ayrılmaya karar verdiler. Çocuklarını da alarak Ülker'den ayrılan Asım Ülker, hissesine karşılık Uzay Gıda'yı aldı. Yapılan uzun çalışmalardan sonra aile Uzay Gıda bünyesinde Türkiye'de ilk kez cips üretmeye başladı. Yaklaşık üç ay sonra dünya çerez devlerinden ciddi teklifler alan aile, Pepsi Co. ile anlaştı. Aile beş yıl ortaklık yaptığı Pepsi Co.'ya şirketini çok iyi bir fiyata sattı. Aldıkları paranın bir kısmını hemen yatırıma dönüştüren aile Kar Gıda'yı kurdu. Kar Gıda da, Uzay Gıda gibi alanında çok başarılı oldu, kendi markasını yarattı ve pazarın yüzde 33'üne hakim oldu.

Gıda işindeki bu büyümenin yanı sıra topluluk, inşaat ve havacılık alanında da faaliyetlerini sürdürüyor. 2000 yılında 100 milyon dolar ciro yapan Kar Şirketler Topluluğu, havacılık alanındaki olumsuzluklardan çok etkilendi. Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Berksan, ``Havacılık sektörü iyi olsaydı ciromuzun 200 milyon dolar olması içten bile değildi'' diyor.

2001 yılında 70 milyon dolar ciro hedefleyen grup, krizden, hedeflerini revize etmeden çıkmayı planlıyor. Grubun çekirdek işi, esas gücü gıda sektöründe... Ancak, boru sektöründe de önemli adımları bulunuyor. Uzakdoğu'ya plastik boru ihraç eden grup, yakın zamanda Çin'de bir boru fabrikası kurmayı planlıyor. Kar Sirketler Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Berksan, şirketlerinin öyküsünü, faaliyette oldukları sektörlerin durumunu Capital'e şöyle anlattı:

Kar Şirketler Topluluğu'nun temeli ne zaman atıldı?

Kar Şirketler Topluluğu 1987 yılında kuruldu. Daha önce aile olarak çok daha büyük bir gıda grubu olarak Ülker Grubu'nun içinde yer alıyorduk. O şirketin yüzde 50 ortağıydık. Oradan ayrıldık ve Kar Şirketler Topluluğu'nu babam ve kardeşlerimle birlikte kurduk.

Ülker'in kuruluşunda babanız yer almış mıydı?

Babam Asım Ülker, kardeşi Sabri Ülker ile beraber Ülker'i kurdu.

Soyadınız farklı?

Asıl soyadımız Berksan. Ancak, babam ve amcam 1953 yılında Ülker soyadını aldılar. Abim ve ben 1979 yılında tekrar Berksan soyadını aldık.

Babamınız neden Ülker'le devam etmedi, ayrılmayı tercih etti?

Ülker Gıda 1984 yılında kuruldu. 1987 yılına kadar 43 yıl birlikte çalıştılar. Biz de Ülker'in içinde çalıştık. 43 yıl hayli uzun bir süre. Şirketin yüzde 50'si Sabri Ülker'de, yüzde 50'si de Asım Ülker'deydi. Biz bundan sonraki yatırımlarımızı, faaliyet alanımızı daha başka alanlarda yapmayı tercih ettik ve hisselerimizi onlara devrederek ayrıldık.

Babam Asım Ülker, 43 yıl Ülker'in yönetim kurulu başkanlığını yaptı. Sabri Ülker ise başkan vekilliği ve genel müdürlüğünü yürüttü. Şimdi onlar kendi yollarına, biz de kendi yolumuza başarıyla devam ediyoruz. Bizim girdiğimiz dallar Türkiye için hep yeni konular. Bunlarda muvaffak olmanız şartlara bağlı. Nitekim muvaffak olamadığımız konular da oldu. Ama Kar Gıda içinde patates cipsinde başarılı olduk.

Ayrıldıktan sonra Uzay Gıda'yı mı kurdunuz?

Uzay Gıda, biz daha Ülker bünyesindeyken kurduğumuz bir firmadır. Biz Ülker'den ayrılırken Uzay Gıda'yı alarak ayrıldık. O zaman cips üretimi yoktu. Tombi adıyla mısır çerezi üretimine başlanmıştı. Deneme üretimleri son derece başarılı olmuştu.

Cips üretme fikri nasıl doğdu?

Sanayici olarak bu tip üretimlerin hangisini seçeceğimize tesadüfi yöntemlerle değil, belirli araştırmalar sonucunda karar veririz. Burada özellikle ağabeyim Selçuk Berksan'ın önemli çalışmaları olmuştur. O yıllarda dünya çerez üretimi üzerine çok derin araştırmalar yaptı.
Dünyadaki şekerli mamuller, bisküvi, çikolata, çerezleri inceledi. Diğer mamullerin neredeyse doyum noktasına geldiğini, oysa çerezlerde çok hızlı bir gelişme olduğunu gördü. Türkiye'de ise bunun çok az olduğunu tespit etti. Olan şeklinin de basit üretimler olduğunu fark etti. Dünyadaki sanayi ile mukayese edilmeyecek düzeydeydi.

Biz Ülker'den ayrılırken bu üretimi de Türkiye'de yapmak amacını taşıyorduk. Buna göre patates cipsini üretebilmek için neler yapacağımızı araştırdık. Konu patatesle başlıyordu. Patates tohumu nasıl bulunacak, hangi tohumlar buna uygun diye araştırma yaptık. Uygun patatesi tespit ettik ve Yenibosna'daki bu binamızda deneme üretimine başladık. Üç ay sonra dünyanın bu alandaki en büyük iki tane firması bize teklifle geldiler.

Siz tercihinizi hangi yönde kullandınız?

Dünyanın iki büyük firması Pepsi Co. ve Borden bize teklifle geldiler. Bu tekliflerin bize gelmesi hakikaten iyi bir üretim yaptığımızı ve doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Yapılan teklifleri hemen inceledik. O günün şartlarıyla girdiğimiz konu hakikaten bizi çok aşan bir konuydu. Kalite konusunda her şeyi gerçekleştirmiştik ama büyük yatırımlar, büyük pazarlama kampanyaları gerekiyordu. Biz bu iki firmadan Pepsi Co.'yu tercih ettik ve bir sene sonra da yüzde 50 ortak olduk.

Madem bu kadar başarılıydı, neden Uzay Gıda'yı satma gereği duydunuz?

Dünyadaki cips tüketim rakamlarına baktığımızda bazı ülkelerde cips tüketiminin 3-4 kiloya kadar ulaştığını gördük. Türkiye'de ise bu 3-5 gram civarındaydı. Biz ilk olarak bu miktarı 100-200 grama ulaştırmayı hedeflemiştik. Gerçekten bu rakamı yakalamaya başladık. Büyük bir başarı sağladık.

Çok başarılı olunca işi birlikte yaptığımız Pepsi Co. bu işi tek başına sahiplenmeyi istedi. Bize çok iyi bir fiyat teklif etti. Aşağı yukarı birkaç yıl devam eden pazarlıklardan sonra 5 yıl süren ortaklığımızdan sonra ilk sattığımız fiyatın 6-7 kat fazlasına diğer yarısını sattık. Çok iyi bir bedeldi. Ayrıca, bizimle bir yıl rekabet yapmama anlaşması koydular. Bu bir yıl içinde onlarla rekabet yapmadık. Bu tamamen ticari amaçla yapılmış bir satıştı.

Uzay Gıda'yı sattıktan sonra ne yaptınız?

Aldığımız paranın bir kısmı ile 1987 yılında çok modern ve büyük bir fabrika kurduk. Gıda ana konu olmak üzere Türkiye'de henüz üretilmeyen mallarla henüz verilmeyen hizmetleri Türkiye'de yapabilelim diye Kar Şirketler Topluluğu adında yeni bir grup kurduk. Bu mal ve hizmetler dünyada çok yaygın bir şekilde kullanılıyor ve satılıyordu. Bunları ülkemize getirmek istedik.

Bahsettiğiniz bu mal ve hizmetler neleri kapsıyor?

Mesela çerez dalında patates cipsi Türkiye'de fabrikasyon olarak üretilmiyordu. Bazı basit atölyelerde üretiliyordu. En gelişmişi İzmir'deki bir devlet kurumuydu. Onun da bir aylık kapasitesi bizim şu andaki bir saatlik kapasitemiz kadardı. Ona ne kadar fabrika denilebilir bilemiyorum?

Peki Uzay Gıda'nın ürünleriyle karşılaştırıldığında ürünlerinizin pozisyonu nasıl?

Uzay Gıda'yı biz kurduk. Ürünleri Pepsi Co. teknolojisiyle biz ürettik. Çok iyi yaptığımız için onlar geldi. Onlarla beraber kaliteyi daha iyi tesislerle daha yukarıya çektik. Şimdi biz daha iyi tesisler getirdik. Onlar da yenilendiler. Şu an kalite olarak aramızda çok fark yok. Benzer hammadde, aynı makineler, aynı yerden yetişmiş yöneticiler fark olması zor. Zaten piyasada bir araştırma yapsanız çok fark bulamazsınız. Ancak, tüketicide onun tuzu fazla bununki az diyeceklerdir. İşin en önemsiz tarafı için görüşlerini söyleyeceklerdir ki bu herkesin hakim olduğu düzeltilebilir şeylerdi.

Başka ne gibi yenilikler getirdiniz?

O tarihlerde dünyada çok tüketilen, ancak Türkiye'de hiç tüketilmeyen filtre kahveyi Türkiye'ye ilk biz getirdik. Bu konuda faaliyette olan kimse yoktu. Çok geniş bir dağıtımını yaptık. Hatta o kadar başarılı olduk ki, mümessili olduğumuz firma kendi gelip burada büro açtı. Biz de kendi firmamızı kurup, kendi ismimizle devam etmek zorunda kaldık.

Şu anda onlardan çok daha ileri de bir seviyeye geldik. Filtre kahve konusunda piyasada lider konumundayız. Şimdi bunu Kar Gıda ile birleştirdik. Perakendecilik konusunda da bir atılım yapmak üzereyiz. Deneme çalışmaları yapıldı. Önümüzdeki yıl bu çalışmanın başarılı sonuçlarını almaya başlayacağız.

Yine boru sanayii için birtakım yeniliklerimiz oldu. Novaplast adlı şirketimizde üretilen plastik esaslı tesisat boruları da ilk olmuştur. İnşaat sektöründe o tarihe kadar galvaniz esaslı borular kullanılıyordu. Fakat çok problem yaşanıyordu. Dünyada plastik boruda önemli gelişmeler yaşanıyordu. Bu gelişmeyi izledik ve Türkiye'ye getirdik. Başlar başlamaz da çok hızlı gelişme kaydettik, üç senede büyük mesafe kaydettik. Arkasından rakiplerimiz gelmeye başladı. Hatta borumuzu sağlıksız olarak tenkit eden rakiplerimiz plastik boru üretmeye başladılar.

Gıda işinden sonra mı inşaat malzemeleri sektörüne geçiş yaptınız?

Bizim esas konumuz gıda. İkinci ağırlık konumuz ise inşaat ve inşaat malzemeleri. İnşaat yapan Karyatırım adında bir şirketimiz var. Alışveriş merkezleri, havaalanı, fabrika gibi inşaatlar yapıyoruz. Umde Kuldöksan adında bir de döküm şirketimiz bulunuyor.

Havacılık sektörüne girişiniz nasıl oldu?

Havacılığa profesyonel anlayışla, yatırım yapmak için girmedik. Yaptığımız bazı amatör pilot çalışmalarıyla orada bazı küçük uçakların satılması için bir mümessillik anlaşması yaptık. Bir Alman firma bize bu yetkiyi verdi. Derken bu uçakların satılması için Türkiye'de bir pilot okuluna ihtiyaç olduğunu tespit ettik. Türkiye'nin ilk özel pilot okulunu açtık.

Daha sonra bu pilot okulunun çalışmalarını İstanbul Havaalanı veya askeri havaalanlarında yapılamayacağını gördük. Bunun için de Hezarfen adıyla ilk özel havaalanını kurduk ve hala faaliyette. Bu çalışmalarımız gelişirken birçok küçük uçak sattık, 400 tane pilot yetiştirdik. O tarihlerde Sivil Havacılık genel müdürünün baskısıyla Tiran'a seferler düzenlemeye başladık. 50 kişilik uçak getirdik. Bu hava yolculuğuna ilk girişimizdi. Bu arada hava taksiciliği işi de yapıyorduk. Fakat bir sene çalıştıktan sonra THY Tiran'da büro açtı. Bizim işimize son verdiler.
Oradan zarar ettik. Arkasından Saraybosna'ya seferler yapmaya başladık. Oraya ilk inen uçak bize aittir. Orada da aynı şeyi yaşadık, THY oraya da büro açtı. Daha sonra THY açtığı bir ihalede üç uçak alıp, yurtdışı seferlere başladık. Ama havacılık talihsiz bir dönem yaşadı. Bundan biz de etkilendik. Şu an uçaklarımız uçamıyor.

Uzun yıllardır gıda sektörünün içindesiniz. Sektörü nasıl buluyorsunuz?

Gıda sektörü Türkiye için son derece iyi bir sektör. Fakat son derece de zor. Nüfus yoğunluğunun çok olması ve çok geniş toprakların olması bir avantaj. Kullanılan hammaddelerin Türkiye topraklarında iyi ve vasıflı bir şekilde yetiştirme olanağına sahibiz. Fakat tarım politikalarımızın yetersizliği nedeniyle bu şansını Türkiye avantaja çeviremiyor. Bu şansı kullandığı zaman çok iyi yerde olacaktır.

Gıdanın başka bir avantajı ve bununla beraber bir dezavantajı var. Gıda, böyle kriz dönemlerinde krizden en az etkilenen sektördür. Yani diğerlerine göre çok az etkilenir. Bu aynı zamanda bir dezavantajdır. Çünkü, herkesin çuvalla para kazandığı dönemlerde, gıda da makul kârlar elde edersiniz. Vurgunculuk, fahiş kârlar hiçbir zaman yoktur. Yine makul adımlarla ilerlersiniz. Tabii bu söylediklerim gıdadaki normal ürünlerde geçerli. Uçta bulunan salata sosları gibi ürünler doğal olarak krizden daha fazla etkilenirler.

Gıda içinde çerezlerin dolayısıyla cipslerin nasıl bir potansiyeli bulunuyor?

Türk insanının cips yeme alışkanlığı ile orantılı bir konu. Süratle bu miktar yükseliyor. Hala bir açık olduğunu düşünüyorum. Şu anda kişi başına tüketim 300-400 gramlara ulaştı. Dışarıda 3-4 kilo gibi rakamlar olduğuna göre önümüzde daha önemli bir mesafe bulunuyor. Ama bu mesafenin bundan sonrası Türk insanının gelir seviyesi ve yeme alışkanlıklarının değişmesiyle doğru orantılı. Eskisi kadar hızlı büyümese bile yine hızlı bir gelişme olacaktır.

Yatırım yapılabilecek niş alanlar var mı?

Yeme alışkanlığı ile ilgili olarak gelişecek yeni lezzetler, cinslerle ilgilidir. Mısır cipsi tüketimi niş alanlarını bir süre sonra kendisi açacaktır.

Çerez işini yatırım yapmak isteyenlere tavsiye eder misiniz?

Piyasanın ne kadar büyüyeceğine bağlı. Zor bir iş. Hammadde kademesinden tüketim kademesine kadar çözebileceklerse girsinler. Ama bu işi bazı basit hesaplarla, patatesin kilosu şu kadar cipsinki bu kadar deyip işe gireceklerse başarısız olurlar. Bunu deneyenler oldu, başarılı olamadılar.

Bu pazarda Pepsi Co. dışında kimlerle rekabet ediyorsunuz?

Şu anda üretim yapan iki firmayız. Piyasayı da onlarla paylaşıyoruz. Procter and Gamble'ın ithal ettiği Pringles çeşitleri var. Biz dünyanın iki devi ile mücadele veriyoruz. Pepsi Co.'ya şirketimizi sattıktan bir yıl sonra fabrikamızı kurduk. Kısa zamanda yüzde 30-35'leri yakaladık. Fakat grup olarak büyük yatırımlarımıza 1994 yılında başlayınca krize yakalandık. 1996 yılında programlı olarak küçüldük. Pazar payımız yüzde 10'lara kadar indi.

Bu toparlanma ve küçülme iki yıl kadar sürdü. 1998'den sonra kaybettiğimiz pazarı telafi etmeye başladık. Son iki yılda dolar bazında veya miktar bazında satışlarımız yüzde 50 olarak arttı. Kaybettiğimiz pazarı geri almaya başladık. 2 yıldır piyasa payı alan tek firma biziz. Hızla ilerliyoruz. Geçtiğimiz yıl piyasa payımız yüzde 33'e çıktı. Halbuki yılın başında payımız yüzde 20'nin altındaydı. Fakat yılın ikinci yarısında rakibimiz dünyada çok etkili olan bir promosyon kampanyasına başladı. Biz bu kampanyayı yapmak istemedik.

Neden yapmak istemediniz?

Beğenmediğimiz tarafları vardı. Gençler ve çocuklar için pek eğitici olmadığını düşündük. Zaten birçok ülkede yasaklandı. Biz bunun yerine Walt Disney'in kahramanlarını seçiyoruz. Tabii bunun etkisi diğerininki gibi olmuyor. Bu nedenle yüzde 33'lük payımızda biraz gerileme oldu ve yüzde 31'e düştük. Daha sonra rakibin kampanyasının etkisi geçince tekrar yüzde 33'e yükseldik. Geçen yıl biz de çok etkili bir kampanya yaptık. Hakan Şükür'le anlaştık. Bundan çok faydalandık, marka imajımızı yükselttik. Geçtiğimiz yıl Cipso markası çerez ürünleri içersinde birinci sıraya yükseldi.

Kar Şirketler grubu yılda ortalama ne kadar ciro yapıyor?

Biz çok hızlı ilerlemeyi hedeflediğimiz 1994 yılında krize yakalandık. 1996 yılında küçülmeye başlamadan önceki ciromuz 150 milyon doları aşmak üzereydi. Şu anda 100 milyon doları aşmak üzereyiz. Kar Gıda bu cironun yarısından fazlasını sağlıyor. Havacılıkta şu anda faaliyet yapmıyoruz. Bu alanda etkili bir faaliyetimiz olsa ciromuz 200 milyon dolara rahatlıkla ulaşabilir. Yani şu an ciromuzun 50 milyon doları gıda, 25 milyon doları inşaat işinden geliyor. Tarım işimiz var, kendi patatesimizi üretiyoruz oradan gelen bir pay var. Bunun dışında havacılık, döküm gibi diğer işlerimizden gelen miktar var.

Yüzde kaç büyümeyi hedeflediniz? Krizden dolayı hedeflerinizde revizyona gidecek misiniz?

Kar gıda da revizyon yapmayacağız. 70 milyon dolarlık bir ciro hedeflemiştik. Bunun 60-65 milyon dolarını yakalayacağız gibi görünüyor. Hatta kahve konusunda iyi gelişmenin işaretleri var. Bu gerçekleşirse 70 milyon dolara ulaşırız. Ama inşaat sektörü tamamen sürpriz. Şartlar düzelir ve devlet birtakım kolaylıklar sağlarsa bütçemizi fazlasıyla tuttururuz.

Elbette ki krizden zar gördük ama rakiplerimize göre daha az zarar gördük. Kar Gıda olarak yüzde 20 büyümeyi öngörmüştük. Bu yüzde 20 olmasa bile yüzde 10-15 arasında bir büyümeye bugünkü şartlarda ulaşabileceğimizi düşünüyorum. Diğer alanlarda yüzde 5-10 arasında bir büyüme olabileceğini düşünüyorduk. Ama görünen o ki buralarda büyüme olmayacak.

Üç ayrı sektörde faaliyettesiniz. En kârlı sektör hangisi?

Normalde gıda sektörü en düşük kârlı olan alandır. Zordur, hamallığı en fazla olan sektördür. Ama böyle sıkıntılı dönemlerde ehvenişerdir. Normal şartlarda zaten gıda sektörüne büyük sermaye sahipleri yatırım yapmazlar. Gıda sektörü kendi içlerinde bunu yaparlar. Havacılığın çok iyi olması gerekiyor. Ama şu an felaket durumda.

Nerelere ihracat yapıyorsunuz?

İhracatımız plastik boru ve malzemeleri ve cips olmak üzere iki ana grupta oluşuyor. Cipsi çok uzak yerlere götürmek mümkün değil. Bu nedenle komşu ülkelerden Yunanistan hariç hepsine gönderiyoruz. Bu önümüzdeki dönemde artarak devam edecek. Plastik boruyu ise Uzakdoğu'ya ihraç ediyoruz. Singapur'da bir ofisimiz var. Singapur, Malezya, Kore, Çin, Endonezya, Filipinler gibi uzak doğu ülkelerine ihracat yapıyoruz. Geçtiğimiz sene 2-3 milyon dolardı. Bu yıl 5-7 milyon dolar civarında ihracat yapmayı planlıyoruz.

Uzakdoğu'ya ihracat yapmanın çok büyük bir önemi var. Buradaki ülkeler dünyanın her yanına ucuz mal ihraç eden ülkelerdir. Biz ise Türkiye'de ürettiğimiz ürünü o piyasada satıyoruz. Bu çok önemli bir şeydir. Bu konuda çok hızlı ve sağlıklı büyüyeceğimizin bir göstergesi. Ama dünyanın her yerinde organize olmak kolay değil. Çin'de iki tane büromuz var. Yakında Uzakdoğu'da bu konuyla ilgili bir yatırım yapmayı planlıyoruz.

“KARET PROJESİNİ RAFA KALDIRDIK”

Krizden dolayı ertelediğiniz yatırımlar var mı?

Kar Gıda'da üretim artırıcı yatırımlarımız olacaktı, beklemeye aldık. Boru işinde de yatırımları aynı şekilde bekletiyoruz. Alt yapı boruyla ilgili Avusturya'dan aldığımız bir teknoloji var. Bu Türkiye'ye büyük bir yenilik getirdi. Bu teknoloji drenaj maliyetlerini düşürüyor. Ortam düzeldiğinde, yatırımlar açıldığında bu da iyi bir dal olacak. Yine Türkiye'de et koyunculuğu üzerine ciddi çalışmalar yaptık.

Karet adında bir projemiz vardı. Türkiye'nin et ihtiyacının sürekli arttığını gördük. 1996 yılında faaliyete geçecek şekilde bir proje hazırladık. Dünyayı inceledik ve koyunculuğun çok kârlı bir şekilde yapıldığını gördük. Hemen yanımızda İsrail, İngiltere ve Avustralya'nın yaptığını tespit ettik. Bu sisteme uygun olan hayvanları izin alarak getirdik. Denemelerde çok başarılı olduk. Şimdi iş, bu sistemin çiftçiye adapte ederek devlet desteğiyle uygulanmasına kaldı. Ama son 4-5 tarım bakanı sistemimizi çok beğendiği halde gerekli desteği alamadık. Bu projemizde atıl durumda bekliyor. Bu projemizi rafa kaldırmak üzereyiz.

“HAVACILIĞIN DESTEKLENMEMESİ TURİZMİ OLUMSUZ ETKİLER”

Havacılık sektörü oldukça sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Piyasa ne durumda?

Turizm sektöründen Türkiye'nin çok büyük beklentileri var. Geçtiğimiz yıl 10 milyona yaklaşan turist sayısının bu sene 12 milyonu bulması bekleniyor. Fakat geçtiğimiz yıldan bu yana havacılık şirketleri çok büyük zararlar gördüler. 6 büyük şirket vardı. İstanbul Havayolları kapandı. Alfa Air büyük ve etkiliydi. Onlar da kadrolarını boşaltıp uçaklarını iade ettiler. Bizim, yani Top Air'in üç tane uçağı var, ki şu andaki kapasitenin yüzde 10'una sahibiz. Ufak tefek bakım işleri yapmamız gerekiyor. Bunun için belli nakite ihtiyacımız var. Bunların dışında bu boşlukta hızla büyüyen Pegasus var. Türkiye'ye turisti bunlar taşıyacak. Kriz dönemlerinde sadece Türk şirketleri yolcu taşıdı. Böyle dönemlerde Türk şirketleri ekonominin sigortasıdır.

Turizme bel bağlanılan böyle bir dönemde Türk şirketlerinin piyasada olmaması nasıl sonuçlar doğurabilir?

Türk şirketlerine destek verilmezse yabancı şirketler turisti taşıyacak. Bunlar da kâr marjlarını yükseltecek ve gelecek turistin azalmasına neden olacaklar. Zarar gören turistik tesislerde yabancı şirketlerin eline geçecektir. Turistin getirdiği döviz yine dışarıya gidecek. Bu faturalar ödenmek üzere. Çok az zaman kaldı.

Hükümetten ne talep ediyorsunuz?

TÖSİD (Türk Özel Sivil İşletmeler Derneği) olarak Ankara'dan toplam 100 milyon dolarlık bir talebimiz var. Ulaştırma Bakanlığı bunu makul buluyor. Turizm Bakanlığı öncelikli olarak uçakların havalanmasını istiyor. Fakat dosyamız başbakanlıkta bekliyor. Eğer şu günlerde bu gerçekleşmezse, Türkiye'deki potansiyelin büyük bir kısmını yabancılara hediye edeceğiz.

“MÜŞTERİLERİMİZE MAHÇUP OLDUK, AMA YÜZÜM HİÇ KIZARMADI''

İnşaat sektöründe nasıl gelişmeler yaşanıyor?

İnşaat sektöründe de enteresan bir kriz var. Kriz depremle birlikte başladı. Deprem yönetmeliğinin hazırlanması gibi nedenlerle inşaatlar suni olarak durduruldu. Doğumlar artıyor, yıkılmış evler var, onların tamir edilmesi gerekiyor. Ancak çözümlerin bulunması çok uzun sürdü. Bu da inşaat sektörünü sıkıntıya soktu. Zaten daralan piyasanın daha da daralmasına neden oldu. İnşaat sektörü kendisiyle birlikte pek çok sektörün çalışmasını sağlayan bir alan. Dolayısıyla buradaki daralma Türk ekonomisine doğrudan etki yapıyor.

İnşaat sektöründe bu senenin daha iyi olacağı beklentisi hakimdi. Şubatla birlikte malum krizler yaşandı. Devlet dedi ki dolar en fazla 800 bin lira olur, yıl sonunda 850 bine ulaşır. Biz de bunlara dayanarak inşaat sektöründe büyük kampanyalar yaptık. Malımızı buna göre sattık. Hammaddesini krediyle aldık. Şimdi 1 milyon 300 bin liradan bunları ödemek zorundayız. Hem çok ciddi zararlara uğradık hem de müşterimize karşı çok zor durumda kaldık. Bunun bir şekilde telafi edilmesi lazım. Kampanyalarımızı yarıda durdurmak zorunda kaldık.

Müşterimize mahcup olduk. Ama doğrusu benim yüzüm hiç kızarmadı. Çünkü benim kabahatim değil. Devlet tarafından verilen hedeflerin tutturulamamasından kaynaklandı. Bunlarda telafiler yapılırsa canlılık tekrar gelir sanıyorum. Zaten ekonominin de beklediği böyle ufak tefek pansumanlar yapılması.

``BİRİŞADAMI OLARAK ENDİŞELİYİM''

İşadamı olarak endişeli misiniz?

Doğrusunu söylemek gerekirse endişeliyim. Önümüzü göremediğimiz için endişelerimiz var. Verilen kararların ne olduğunu, nereye gideceğimizi görebilsek endişemiz azalacak. En yetkili ağız dolar en fazla 800 bin lira olur dedikten sonra doların 1 milyon 300 bin olması hangi kurala göre hareket edeceğimiz konusunda bizi şaşırtıyor. Şu anda akıllı bir ticaret adamı oturur trendlere bakar. Ekonomiyi inceler, kurlara, faizlere bakar ona göre karar verir. Biz bunlara bakamayız yarın her şey değişir. Şu an yatırımcı için uygun bir zaman değil. Vurguncu, yatırımcı dışı insanların fırsatlardan yararlanacağı bir dönem. Hiçbir zaman paradan para kazanmayı düşünmedik. Bu da bizi kara kara düşündürüyor. Mesela havacılıkta Türkiye ekonomisi için çok ciddi avantajlar var. Yardım edilmemesi düşündürücü. Duyarsız davranılması bizi şaşırtıyor.

 


 


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz