"Kamu Yatırımları 2004’de Canlanacak"

Hüseyin Kızıltay / IBM Türkiye Genel Müdürü    Hüseyin Kızıltay, IBM Türkiye’nin genel müdürü… Türkiye’nin krizin etkilerinden kurtulduğunu, bunun yavaş yavaş hissedildiğini söylüyor. Bu ...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Kamu Yatırımları 2004’de Canlanacak
Hüseyin Kızıltay / IBM Türkiye Genel Müdürü  
 
Hüseyin Kızıltay, IBM Türkiye’nin genel müdürü… Türkiye’nin krizin etkilerinden kurtulduğunu, bunun yavaş yavaş hissedildiğini söylüyor. Bu nedenle kamuda işlerin neredeyse durma noktasına geldiğine dikkat çekiyor. Ancak, yeni hükümetle birlikte başlatılan “E-Dönüşüm” projesinin, ciddi bir canlılık getireceğini belirtiyor ve “Bununla birlikte bir de icra kurulu oluşturuldu. Türkiye’nin stratejisini hazırlayacaklar. Bu kurulun kamuya 2004 yılında büyük bir hareket getirecektir” diyor.  
 
IBM, dünyanın ve Türkiye’nin en güçlü teknoloji şirketlerinden biri. Bugün 160 ülkede 320 bin çalışanıyla faaliyet gösteriyor. Türkiye’de ise tam 66 yıldır varlığını sürdürüyor. Geçtiğimiz yıl cirosu 89 milyar doları bulan şirket, son dönemde “e-business on demand” adı altında sunduğu yeni stratejik iş modeli ile dikkat çekti. Genişletilmiş şirket (extanded company) kavramına odaklanan bu strateji, şirketlere tüm iş ortaklarıyla birlikte tek bir teknolojik platform üzerinde buluşmayı ve verimliliği artırmayı öneriyor.  
 
IBM’in gelirlerinin bugün yüzde 50’si hizmetlerden geliyor. Geçtiğimiz yıl Türkiye’de de iş danışmanlığı ve hizmetler bölümünü hayata geçiren şirket, bu alanda iddiasını sürdürüyor. 7 yıldır Türkiye Genel Müdürlüğü görevini sürdüren Hüseyin Kızıltay, IBM’i “tam bir ürün ve hizmet şirketi” olarak tanımlıyor.  
 
IBM’in Türkiye’deki gelirlerinin son yıllarda iş danışmanlığı ve hizmetler bölümünün aldığı projelerle daha da arttığını söyleyen Kızıltay, Türkiye’de bilişim pazarının dünyaya göre çok küçük olduğuna dikkat çekiyor ve “Türkiye, IBM’in dünyadaki en küçük operasyonlarından biri. Geçtiğimiz yıl İtalya’daki cirosu 22 milyar dolar olarak gerçekleşirken, Türkiye’de bu rakam ancak 1-1,5 milyar dolar oldu” diyor.  
 
IBM Türkiye Genel Müdürü Hüseyin Kızıltay ile Türkiye’de bilişim sektörünü, büyüme beklentilerini, ön plana çıkan alanları konuştuk. Kızıltay IBM’in yeni stratejisi “e-business on demand” ve bilişim sektörü için önümüzdeki dönem stratejik olacağına inandıkları yeni alanlarla ilgili de bilgi verdi. Hüseyin Kızıltay’ın Digital’in sorularına verdiği yanıtlar şöyle:  
 
Kamu sektörü 2003 yılını da kötü kapattı. Pek çok proje yarım kaldı. Ertelenen talepler 2004’te hayata geçecek mi? Beklenen en büyük projeler hangileri?  
 
Uzun zamandır bilişimin içerisindeki sivil toplum kuruluşlarının da uğraştığı e-Türkiye projeleri söz konusuydu. Yeni hükümetle birlikte bu konu kendilerine götürüldü ve buna hızlı bir cevapları oldu. E-dönüşüm adı altında bir proje başlatıldı ve bir icra kurulu oluşturuldu. Bu kurulda sivil toplum kuruluşları ile birlikte 3 tane de bakan yer alıyor. Çok olumlu bir şekilde ilk olarak Türkiye için bir e-dönüşüm stratejisi oluşturmaya ve bunun altında ne gibi projeleri hayata geçirmek gerekir düşüncesiyle çalışıyorlar.  
 
Bu kurulun çalışmalarıyla birlikte kamuda uzun zamandır aksayan veya yavaşlamış olan teknoloji yatırımlarının bu sene çok hızlanacağını düşünüyorum. Biliyorsunuz, Türkiye’nin bu konuda iki tane problemi var. Bir yandan ekonomik koşullardan ötürü çok dikkatli bir bütçeye ihtiyaç duyuluyor. Bir yandan da yerinde durmayacak bir ülke ve teknoloji yatırımlarına ihtiyacı var. Bu nedenle 2004 ile birlikte önemli projelerin başlatılacağını düşünüyorum.  
Beklenen projelere gelince, sanırım birinci öncelik Maliye Bakanlığı’nın Türkiye’nin tüm defterdarlıklarının otomasyonu ile ilgili olarak başlattığı Defterdarlık Otomasyon Projesi’nin ikinci bölümü olacak. Diğer yandan Milli Eğitim Bakanlığı, bilgisayar destekli eğitim konusunda çok ciddi şeyler yapmayı planlıyor. Ayrıca, Milli Eğitim Bakanlığı açık sistemleri desteklemek için çalışmalar yapıyor. Bu Türkiye için çok önemli bir gelişme olacak. Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik tarafında da konuşulan projeler var.  
 
Bu projelerin dışında, konuşulmayan ancak konuşulması gereken başka ne gibi projeler söz konusu olabilir?  
 
Türkiye, TÜBİTAK gibi çok önemli kuruluşlara sahip olmasına rağmen ar-ge konusunda pek ileri durumda değil. Dünyada son dönemde “super computing” dediğimiz bilgisayarları kullanarak mevsim kontrolü, DNA ve protein zincirinin incelenmesi, “life science” ya da “customize medicine” konularında çok önemli projeler başlatıldı. Son olarak İspanya’da bu çalışmaların başlatıldığı ilan edildi. Ondan önce de Almanya’da ve Kanada’da benzer projelerin başlatıldığını duymuştuk. Türkiye’nin de bu tip projelere ihtiyacı olacak diye düşünüyorum.  
 
Pazardaki rekabet nasıl şekilleniyor. Pazara pek çok yeni firmanın girdiğini görüyoruz. Bundan sonra ne olacak?  
 
Türkiye’de krizin etkileri 3 yıl sürdü. 2004’te dördüncü yılındayız. Pazardan çıkan oyuncular ve onların yerine yeni girenler oldu. Böyle baktığımızda, eskisi kadar büyük fiyat rekabetine devam eden oyuncuların birkaç yıla kadar iflas edip gideceğini düşünüyorum. Bundan önce de aynısı oldu. Bugün artık enflasyonun düşmeye başlaması şirketleri daha dikkatli çalışmaya sevk ediyor. Özellikle maliyet hesabı, düzgün fiyat verebilme konuları önem kazanacak.  
 
IBM, dünyada ve Türkiye’de en güçlü teknoloji şirketlerinden biri. Bugün şirketin dünyada ve Türkiye’de ulaştığı büyüklük ne kadar?  
 
Öncelikle IBM tek bir şirket olarak faaliyet gösteriyor. Yani biz Türkiye’de özerk bir kuruluş değiliz. Bu nedenle rakamları global olarak verebilirim. IBM bugün 160 ülkede faaliyet gösteriyor ve 320 bin çalışanı var. Geçtiğimiz yıl sonunda cirosu 89 milyar dolar olarak gerçekleşti. Gelirlerinin yaklaşık yüzde 50’si tamamıyla hizmetlerden geliyor. Kalanın yüzde 15’i yazılımdan, yüzde 75’i de donanım ürünlerinden oluşuyor. IBM tam bir ürün ve hizmet şirketidir diyebiliriz.  
 
Geçtiğimiz yıl iş danışmanlığı adı altında bir bölüm kurdunuz ve bu alana önem veriyorsunuz. Tüm bilişim endüstrisi içerisinde bu alanın dünyada ve Türkiye’de ulaştığı büyüklük ne kadar? Önümüzdeki dönem nasıl gelişmesi bekleniyor?  
 
İş danışmanlığı ve hizmetler, dünyada 40-50 milyar dolarlık bir pazar oluşturuyor. Tüm bilişim pazarının 1 trilyon olduğu düşünülürse, bu alan en önemli, en çok büyüyen pazarlardan biri diyebiliriz.  
 
Krizle birlikte pek çok yatırım durmasına rağmen, verimlilikle ilgili projeler ummadığınız ölçüde ivme kazandı. IBM’in gelirlerinin içerisinde de bu alan yüzde 15’lik bir pay oluşturuyor. Tüm dünyada 30 bin iş danışmanımız var. Türkiye’de son 1-1,5 senedir çok önemli projeler yapmaya başladık. Yaptığımız projelerin tümü operasyonel verimlilik ile ilgili projeler. Bu projelerde süreç iyileştirme, süreç yenileme, maliyetleri düşürme, operasyonel verimlilik konularına odaklanıyoruz.  
 
Maliyet ve süreç yenileme konuları Türkiye için olmazsa olmaz konular. Bu konularda elimizde çok fazla iş var, çok fazla da fırsat var. Türkiye’deki yeni projelerin çok önemli bir kısmı da kesinlikle verimlilik üzerine. Türkiye 25 sene enflasyonla yaşamış bir ülke. Yüksek enflasyonda maliyetlerinizi, fiyatlandırmayı kontrol edemiyorsunuz. Bir anlamı da yok. Ancak enflasyon düştüğünde istediğiniz gibi bir fiyatlandırma şansınız olmuyor ve çok ciddi bir maliyet kontrolünüz olması gerekiyor. Dünyaya açıldığınız zaman da verimlilik önem kazanıyor.  
 
Türkiye artık 60 milyar dolar ihracat yapıyor. Bu ihracatı sürdürebilmek için çok iyi maliyet kontrolüne, çok iyi operasyonel verimliliğe sahip olmanız gerekiyor. Bence Türkiye’nin önümüzdeki 5-10 yıl, sürekli hiç durmadan devam edecek isteklerinden biri bu konu olacak. ERP de bu nedenle yapılıyor. Yalnız ERP’de dikkat edilmesi gereken bazı unsurlar var. Önce operasyonel verimlilik projesi ve süreç iyileştirme yapamıyorsanız sıfırdan başlanan bir ERP projesinin başarılı olma şansı yok.  
 
Gelecek dönem için stratejik olarak gördüğünüz başka yeni alanlar var mı?  
 
En önemlisi alanlardan biri de “outsourcing”, yani dış kaynak kullanımı diye düşünüyoruz. Türkiye artık verimlilik konusunda çok farklı bakmak durumunda. Türkiye’deki uygulamalar dünyada başka ülkelerin 6-7 yıl gerisinde. Türkiye’de bu işlere biraz moda gibi bakılıyor. Ancak, iş bunun çok ötesinde. Bugün dünyada herkes bu işi kazanç için yapıyor. Türkiye bu konuda çok geç kaldı ve artık ciddi biçimde eğilmek zorunda.  
 
Bugüne kadar herkesin bildiği gibi bilişim sektörünün en önemli müşterilerinin başında kamu ve finans sektörleri geliyordu. Bugün durum hala böyle mi? Hangi sektörlerde talep yoğun, gelecekte nasıl olacak?  
 
Finans, her zaman teknolojiye en çok yatırım yapan sektör oldu. Krizden etkilendi, ancak bugün yatırımları artarak devam ediyor. Kamuda da durum aynı. Son dönemde telekom üzerinde duruluyor. Ancak, ben bu konuda biraz şüpheliyim. Telekom konusunda Türkiye’nin oldukça geç kaldığı ortada. Krizle birlikte yatırım yapma kabiliyetini de kaybetti. Bilişim için tekrar büyük bir endüstri olur mu, bunu önümüzdeki 1-2 sene içerisinde göreceğiz.  
 
Türkiye’de bilişim sektörü son dönemde ihracat konusuna odaklandı. Siz bu konuda Türkiye’nin potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz?  
 
Türkiye’nin ihracat konusunda önce bir yol haritası olması lazım. Olmadan buna cevap vermek gereksiz. Hindistan ve İsrail iki önemli örnek. Bu ülkeler önceleri sadece insan kaynağı yetiştiriyorlarmış gibi görünüyorlardı. Bugün artık hem yazılımda hem donanımda dünyayı zorlamaya başladılar. Türkiye’nin bundan sonraki 10 yılda ihracat envanterinin ne olduğunu, ne satılması gerektiğine karar verip, sonra da harekete geçmesi gerekiyor. Sonrasında oyunu kimin oynayacağı da belli olacaktır.  
 
IBM’in merkezinden Türkiye’ye bakış nasıl? Nasıl bir potansiyel görülüyor, yeni yatırımlar planlanıyor mu?  
 
Türkiye Genel Müdürü olarak yedinci seneme girdim. Bu nedenle bu soruya rahatlıkla yanıt verebilirim. Türkiye IBM için önemli. Çünkü, buraya 66 sene önce gelmiş. Türkiye’ye inişli çıkışlı bir ülke olarak bakılıyor. Bir gün iyi, bir gün kötü. Daha büyük yatırımlar yapmak için bildiğimiz konumda. Tabii önemli potansiyeli olan bir ülke ancak bu potansiyel nedir derseniz bunu kimse tayin edemiyor.  
 
Potansiyel yatırım mıdır, Türkiye’ye satış mıdır, Türkiye’den satış mıdır bunu önce ülkenin tayin etmesi, sonra başkalarının da bakması gerekiyor. Yapılan işe bakarsanız, Türkiye bugün IBM’in en küçük operasyonlarından biri. Çünkü, sektör çok küçük. Bir örnek vermek gerekirse, İtalya’da bilgi teknolojileri pazarı, içinde telekom olmaksızın geçen yıl 22 milyar dolar civarındaydı, bizdeki rakam ise 1.5 milyar dolar. Bugün Türkiye’de firmalar temel altyapı yatırımlarını tam anlamıyla yapamadıklarından pazar hala çok küçük. Biz de ancak bulunduğumuz durumu korumaya çalışıyoruz. Umarım gelecekte daha iyi olur.  
 
“VERİMLİLİK PROJELERİNE TALEP BÜYÜK”  
 
2004 yılında sektörde nasıl bir büyüme bekleniyor? En çok hangi alanlardaki büyüme dikkat çekecek?  
 
HALA DONANIMA YATIRIM YAPILIYOR
 
 
Şu an sektörde en ciddi yatırım hala donanım üzerine. Neden olduğunu da anlamıyorum açıkçası. Sanki elle tutulan, gözle görülen şeye daha kolay para veriliyor.  
Bir diğer hareket verimlilik için alınan danışmanlıkta. Krizle birlikte pek çok yatırım durmasına rağmen, verimlilikle ilgili projeler ummadığınız ölçüde ivme kazandı. Üçüncüsü de web tabanlı sistemler için altyapı yazılımlarına yatırım büyük.  
 
ERP PAZARI BÜYÜMEYE DEVAM EDİYOR  
 
Geleceğe yönelik baktığımızda ise Türkiye küçük ve orta boy işletmelerin çoğunluk oluşturduğu bir ülke. Özellikle endüstrinin belli bir krizden geçip iyileşme başladığı yıllarda Türkiye’de ilk başta yatırım genellikle PC ev İntel sunucularda oluyor. Bu nedenle bu alanlarda yatırımın devam edeceğini düşünüyorum. ERP alanında yatırımlar da çok olacak. Verimliliğe olan taleple pazar daha da büyüyecek.  
 
KARAR VERİCİ SİSTEMLER DEĞİŞECEK  
 
Türkiye imalat yapan bir ülke. İmalat yapan bir ülkede rekabetçi olabilmek için firmalar teknolojik altyapılarını iyileştirmek zorundalar. Kamuyu konuşmuştuk. Bankalar da yavaş yavaş yatırımlarını artıracaklar. Diğer yandan karar verici sistemlerde değişiklikler olacağını düşünüyorum. Risk sistemleriyle ilgili uygulamalar mutlaka bu sene başlayacaklardır diye düşünüyorum.  
 
YENİ STRATEJİ NE ANLATIYOR?  
 
e-business on demand IBM’in yeni stratejisi kapsamında yeni bir iş modeli olarak ortaya kondu. Ancak, bu yaklaşımın içeriği çok net olarak anlaşılamadı. Bu strateji tam olarak nedir, neleri kapsıyor anlatır mısınız?  
 
İŞ YAPMA BİÇİMİ DEĞİŞTİ
 
 
İnternetle birlikte iş yapma biçimleri de değişti. Teknoloji o kadar değişti ki, iş dünyası bu değişimin farkına daha yeni yeni varıyor. Bugün hala farkında olmayanlar, tam anlayamayanlar da var. İş dünyası küreselleşme, rekabet, talep dengesizlikleri ve krizler konusunda biraz aciz durumda. Bu acizlik ise krizleri, değişimleri veya büyümeyi kontrol etmenin zorluğundan kaynaklanıyor. Örneğin, bugün herkes Çin tehlikesinden bahsediyor. Ancak, bu konuda ne kadar hızlı bir dönüşüm olacağını bilemiyoruz. Bu sadece Türkiye için değil, dünyanın her yeri için geçerli. İşte “e-business on demand” bu değişimin üzerine kurulu ve teknolojiyle bu değişime karşı nasıl hazırlık yapılabilir konusunda oluşmuş bir strateji.  
 
GENİŞLETİLMİŞ ŞİRKET”E ODAKLANIYOR    
 
“E-business on demand” ile bir şirket sadece kendi çalışanlarıyla tanımlamaz, esasında müşterileri ve kendisine hizmet sağlayanlarla birlikte bir entity’dir diyoruz. Bu nedenle de “extended company” dediğimiz, daha genişletilmiş şirketi aynı teknolojiler etrafında birleştirmek gerekiyor. Bütün alt yüklenicilerinizi de, bütün müşterilerinizden gelen bilgileri de sisteminize entegre etmeniz lazım. Bir sonra ki süreç de şirketin ana işine odaklanıp, ana işi dışındaki diğer faaliyetlerini güvenilir ortaklara emanet edip, onların çalıştırmasına rağmen şirketin bir parçası gibi kullanabilmesi gerekiyor. Böylece şirket fiyat değişiklikleri, krizler, yakalanan yeni fırsatlar ve benzeri her türlü değişikliklere karşı kendi kabiliyetlerini ve maliyetlerini kontrol edip, değiştirebilir. Yani her anki ortama göre (on demand) çalışma şeklini ve altyapısını sürekli olarak değiştirebilecek ve uyumlu hale getirilebilecek bir yapısı olması gerekiyor.  
 
TÜRK ŞİRKETLERİ DE BAŞLAYABİLİR  
 
Artık internetten sonra herkes biliyor ki bilişimdeki gelişme çok önemli bir gelişme. Bugün artık teknolojiyle yapılamayacak hiçbir iş yok. “On demand” açıkçası ileri bir konsept. Bugün Türkiye’de e-iş ile ilgili kavramları alıp uygulamaya başladığımızda başta Amerika olmak üzere dünyanın 5 yıl gerisindeyiz. Bugün rakiplerimiz ve küresel dünyadaki diğer oyuncular e-iş’i aştılar talebe bağlı bir maliyet ve işletim ortamı kurmaya çalışıyorlar. Tüm işlerini elektronik ortama taşıyorlar, bunu da değişime göre customize ediyorlar. Türkiye’de bu uygulama her ne kadar ileri bir uygulama olsa da iki tane iş hemen yapılabilir. Bunlardan bir tanesi size hizmet sağlayan tüm iş ortaklarını kendi sisteminize alacak bir teknoloji altyapısı oluşturmak, diğeri de ana işleriniz dışındaki işlerinizi iş ortaklarınıza outsource etmek.  
 
“2004 YILINDA AÇIK SİSTEMLER ÖNEM KAZANACAK”  
 
Linux açık kaynak stratejisine de çok ciddi yatırım yaptınız. Bu alanda nasıl bir potansiyel görüyorsunuz, Linux’a desteğiniz bundan sonra nasıl devam edecek?
 
 
Linux’daki desteğimizin nedeni çok açık. İnternetle birlikte ortaya çıkan şu ki, standart açık platformlarda ticaretin büyümesi, kapalı ortama göre çok daha hızlı oluyor. İnternet gelip bilişim dünyasını çok farklı yerlere taşıdı. Gelecekte bu işin büyümesi ve yaygınlaşması için teknoloji hazır.  
 
Bir iki firmayı bazı şeyleri pazara sunsun diye beklemeye gerek yok. Bu nedenle altyapının açık platform olması gerekiyor. IBM hem Linux’u hem de uygulama geliştirmede bir başka açık platform olan Java’yı destekliyor. Bunlar IBM olarak  stratejimizin temel taşlarından iki tanesini oluşturuyor. İstanbul’da bir Linux merkezi açtık. Ankara’da da açmayı düşünüyoruz. Türkiye’de bir iki üniversite faaliyeti dışında kamu uzun zaman bu konuyla ciddi olarak hiç ilgilenmedi.  
 
Türkiye’nin bu alandaki konumu nedir?  
 
Gelişmiş ülkelere ve bölge ülkelere bakarsanız, kamunun bu alanda hareket etmediği tek ülke Türkiye kalmıştı. Şimdi artık Milli Eğitim Bakanlığı’nın öncülüğünde çalışmalar başlatıldı. Milli Eğitim Bakanlığı, Türkiye’de açık sistemleri temel platform yapmak üzere büyük projeler gerçekleştirmeyi planlıyor. Bu Türkiye için çok sevinç verici.  
 
2004 yılı, açık platform konusunda çok ciddi gelişmelerin yaşanacağı bir yıl olacak. Biz de desteğimizi sürdüreceğiz.  Linux’un Türk bilişim sektörüne de büyük katkısı olacak diye düşünüyoruz. Linux ile birlikte özel sektörde de pek çok firma kendi yazılımlarını geliştirip uygulayabilecek. Türkiye’de özellikle KOBİ’ler ve kamu kuruluşları için bu alanda çok önemli fırsatlar var.  
 
Diğer yandan dünyada olduğu gibi Türkiye’de de Linux, bir yazılım geliştirip bunu dünyaya dağıtma ve kendi işini kurma konusunda büyük fırsatlar sunuyor.  
 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz