"Online"

“Bullfighter” ile fazla söze gerek yok!    İngilizce bir sunum hazırlıyorsunuz. PowerPoint’te yazdınız, çizdiniz spellcheck ile doğru yazıp yazmadığınızı kontrol ettiniz. Her şey mükemme...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Online
“Bullfighter” ile fazla söze gerek yok!  
 
İngilizce bir sunum hazırlıyorsunuz. PowerPoint’te yazdınız, çizdiniz spellcheck ile doğru yazıp yazmadığınızı kontrol ettiniz. Her şey mükemmel görünüyor. Ancak, sizi rahatsız eden bazı kelimeler var. Acaba bazı kelimeler biraz abartılı mı kaçtı. Kime sorsanız? Yan masadaki çalışma arkadaşınız yardımcı olabilir mi? Onun da işi başından aşmış. İşte tam bu noktada yardımınıza yetişen yeni bir araç var.  
 
Deloite Touche Tohmatsu, “Bullfighter” adı verilen ve Word ve PowerPoint üzerinde çalışan yeni bir program sunuyor. Böyle bir programın bir danışmanlık şirketi tarafından sunulması da ayrıca ilginç. Bedava olarak yararlanabileceğiniz bu programla ilgili daha fazla bilgiye www.dc.com/insights/bullfighter/index.asp adresinden erişebilir ve bilgisayarınıza indirebilirsiniz.  
 
Ekonomik büyümede “sibergüven” faktörü  
 
Bir bankada üst düzey yönetici olarak çalışan bir arkadaşım, bir döviz krizi döneminde çok yüksek miktarlarda dövizi Kapalıçarşı piyasasından sadece telefonla konuşarak, hiçbir yazılı belge olmadan aldıklarını, paraların zarf içinde gidip geldiğinden bahsetmişti. “Çok rahat paramız kaybolabilirdi, bize verdikleri kurun üzerinde satış yapabilirlerdi, ancak sözlerinde durdular. Bizim kavramakta zorlandığımız, tamamıyla söz ve güven unsuru üzerine çalışan bir piyasa var” yorumunda bulunmuştu.  
 
Booz Allen Hamilton’ın başkan yardımcısı Richard Wilhelm, Strategy&Business dergisinin son sayısında bu konuya, ekonomik büyümede güven unsuruna dikkat çekiyor: “Güven” faktörünün ekonomiye neler kaybettirdiği ve kazandırdığı konusunda ilginç yorumlarda bulunuyor.  
 
Wilhelm’e göre, ticarette güven ihmal edilen bir rekabet unsuru. Güvensizlik üzerine kurulu bir iş ahlakı ve anlayışı sonucunda şirketler ve çalışanlar işlerini, kendilerini garantiye almak, olası risklere hazırlıklı olabilmek için sözleşmeler, protokollar gibi çok sayıda kontrol mekanizmaları kuruluyor. Bu yöntemler tabii ki işe yarıyor ama işlem maliyetlerinin de şirketlere maddi yükler getirdiği ortada.    
 
Karşılıklı güvenin olduğu ortamlarda fiyatlar düşürüyor ve  sektörler büyük bir rekabet üstünlüğü sağlıyor.  
 
“Güven” ekonomik büyümeyi nasıl etkiliyor?  
 
Dünya Bankası’nın 1980’li yılları kapsayan bir analizine göre, vatandaşlar arasındaki genel güven derecesindeki yüzde 10’luk bir fark, yüzde 0.8’lik bir etkiyle ülkenin ekonomik büyüme seviyesine yansıyor. Dünya genelinde ortalama yıllık büyümenin yüzde 1 ila 3 arasında değiştiğini dikkate alırsak, güven oluşumunun geri dönüşümünü görmek hayli kolay.  
 
Wilhelm’e göre,  ekonomik büyümenin tetiklenmesi konusunda  internete güveniyor.  
Örneğin, ABD’de önümüzdeki 10 yıllık dönem için öngörülen yıllık ortalama yüzde 2.1’lik büyümenin internetten kaynaklanacağı varsayılıyor.  
 
Ekonomik büyümeyi sürükleyen internette “güven” faktörü ise çok boyutlu bir tartışma konusu. Wilhelm güvenin siber ortamda en üstün değer olduğunu savunuyor. IBM tarafından gerçekleştirilen bir çalışma aslında birçoğumuzun doğal olarak doğru kabul ettiği bir gerçeği onaylıyor: İnternet kullanımının yaygınlaşması şirketlerin ve vatandaşların daha fazla anonim olmayı ve buna bağlı olarak da web tabanlı işlemlere güven duymasına bağlı.  
 
İnternete nasıl taşınacak?  
 
Wilhelm sözlerine şöyle devam ediyor: “Her önemli halk yapılanması- ki internet de bundan başka nedir ki?- minimum seviyede halk güveni ve yapılan işe inanç gerektirir. Ancak, geleneksel ticaretimizin önemli bir bölümünü etkin bir şekilde siber ortama taşımak için,  gerçek ortamda kurduğumuz karmaşık siyaset, kurallar, kültür girdabını o dünyaya taşımayı gerektiriyor. En azından mevcut kafa yapımız bu düzenlemeleri arıyor.    
 
Elektronik imza gibi teknolojiler bu doğrultuda atılan adımlardan… Ancak güveni tahsis etmek için bu gibi kontroller yeterli mi? E-ticarette güven yapılandırması işlem mekaniğiyle ilgili olmaktan çok kültürel bir dönüşüme dayanıyor.”  
 
Güven seviyesi düşüyor  
 
Ancak, bu güven oluşumunun kolay olmayacağı da ortada. DDB Needham Yaşam Tarzı Araştırması’nın sonuçlarına göre, kendi vatandaşlarına güvenen Amerikalı oranı 1960 yılında yüzde 55 iken, bugün bu oran neredeyse yüzde 30’a inmiş durumda.  
 
Ülkeler arasında güven seviyeleri farklılıklar gösteriyor. Dünya Bankası’na göre, Norveçlilerin yüzde 65i yurttaşlarına güvenirken, Brezilya’da bu oran yüzde 3’de kalıyor.  
 
Yeni bir dünya için…  
 
Wilhelm’e göre, günümüz filozoflarından James Coleman ve Francis Fukuyama’nın popüler hale getirdikleri “sosyal kapital” görüşünü sanal ortama taşımalıyız. Sosyal kapitali,  herhangi bir sosyal ağın çalışmasını sağlayan davranışsal normların ve beklentilerin bir bileşimi diye özetlemek mümkün. Bu normlar, toplulukların resmi gelenekleri, kuralları ve kanunların oluşturdukları esas çevreyi de yine kendi içinde destekler. Sosyal kapitalin özü, kendi kendine sınır koyma, potansiyel avantajdan kendiliğinden vazgeçmedir.  
 
Peki, 21’nci yüzyılın elektronik ticarete dayalı iş modeline güveni yerleştirmek için ne yapmamız gerekecek? Wilhelm çok radikal bir öneriyle yanıt veriyor: “Mevcut dünyamızı yeniden inşa etmek belki insanoğlunu aşabilir, ama online dünyada güven yönetimi için açık ve etkin bir sistem ve kültür oluşturmak bizim elimizde.”        
 
Geleceğin perakendecisi teknoloji ile şekilleniyor  
 
Batı’da perakende sektörünü ve mağazacılığın işleyiş şeklini kökten değiştirmeye aday olan teknolojik gelişmeler tüketicinin hayatını da giderek kolaylaştırıyor. Mağazacılıkta devrim sayılabilecek bu teknolojilerinden bazıları şöyle:  
 
Portal: Portallar çalışanlara ve tedarikçilere istedikleri anda birçok bilgiye erişme izni ve imkanı verirken, süreçlerin kısalmasını ve mağaza içi işbirliğinin artmasını sağlıyor.    
 
Mobilite: Kablosuz teknolojiler kullanılması satış noktasında, mağaza içi operasyonlarda ve tedarik zinciri ile koordinasyonda müthiş bir verimlilik sağlarken, maliyetleri düşürüyor. Örneğin, mağaza çalışanları, ellerindeki mobil cihazlarla dolaşarak raflarda gösterilen fiyatların anında değişmesi sağlanabiliyor ve son stok seviyesi hakkında sürekli bilgi alınabiliyor.    
 
IP Telefon: Ses ve verinin aynı ağ yapısı üzerinden iletilmesine olanak sağlayan IP telefon çözümleri satış, satınalma ve diğer departmanlarda çalışanların anında kurum içi kaynak ve bilgilere ulaşmasına imkan tanıyor.  
 
Mağaza içi yayın: Mağazacılıkta devrim sayılan bu teknoloji, üretici firmaların reklamlarının mağaza içinde yayınlanmasını sağlarken, müşteriye özel reklam, promosyon ve indirim mesajları gibi çok daha yaratıcı ve etkin uygulamalarla anında ciro artışına katkıda bulunuyor.  
 
Mağaza içi kioskler: Tüketiciye daha iyi hizmet vermek için geliştirilen mağaza içi erişim noktaları olan kiosklerden müşterinin ürün bilgileri, mağaza içindeki yerleşim gibi verilere ulaşırken, kasiyere gerek kalmadan kendi başına ödeme yapması mümkün.    
 
Güvenlik: “Video Intelligence” olarak tanımlanan sistemlerle mağaza içi hırsızlık önlenirken, sağlanan güvenlik çalışan ve müşteri memnuniyetini artırıyor.  
 
Geleceğin perakendecisine dünyadan örnekler  
 
-Dünya liginde bir Türk şirketi var. Türkiye’den Migros raflarda elektronik fiyat etiketleri sistemini uygulamaya başladı.  
 
-Avusturya’dan Billa, elektronik etiketler ve müşterinin kendi kendine ödeme yapabildiği kasa sistemine geçti.  
 
-ABD’de Kroger mağazalarındaki kasalar, müşterinin ürün-fiyat taraması ve ödeme yapabilmesine olanak tanıyor, ayrıca kendi başına ödeme yapma kolaylığı sunuyor.  
 
-İngiliz süpermarket Waitrose, kasa çıkışını hızlandırmak için, bazı şubelerinde müşterilerine alışveriş sırasında kullanmak üzere elle taşınır bir scanner veriyor.  
 
-İngilizlerin ünlü Sainsbury zinciri mağaza kartlarını makineye okutan müşterilere, müşteriye özel  promosyon ve indirim kuponları sunuyor.  
 
-ABD’deki yapı market zinciri Home Depot’un ise çok ilginç bir uygulaması var. Home depot, bir boya örneğini makineye tarattırıp, mağazada bulunan ona uygun renklerdeki ürünleri gösteriyor.  
 
-Amerikan Office Depot ve Ace Hardware mağaza içi kiosklerinden, müşterilerin stoklarda bulunmayan ürünleri sipariş edip, ofis ya da mağazalarına teslim ettirmeleri mümkün.  
 
-Yine ABD’li Shop&Shop mağazalarında, alışveriş arabalarına “web pad” takılmış durumda.    
 
-Home Depot, mağazalarda kuyruk stresini azaltmak için mobil POS(Point of Sale) cihazları kullanıyor. Mağazada çalışanlar ellerinde bu cihazlarla dolaşarak konvansiyonel kasalardaki yükü azaltıyorlar.  
 
-Amerika’daki birçok mağazada kullanılan Bluetooth teknolojisi sayesinde müşteri mağazaya girdiği anda PDA’lere promosyonlarla ilgili bilgi geçiliyor.  
 
-Wal-Mart mağaza içi TV sistemleri kullanarak promosyonları tanıtıyor.  
 
-Çok sayıda perakendeci yeni bir barkod sistemi olarak kabul edilen  RFID (Radio Frequency ID) kullanımı için deneme çalışmalarına start verdi. RFID ile elle stok sayımı tarihe karışırken, “self-service” mağazacılık dönemi başlıyor; müşteri kendi başına tüm alışveriş işlemini gerçekleştirebiliyor.  
 
ÇAĞLAYAN ARKAN NE YAPACAK?  
 
Türkiye’de Siemens Business Services’i (SBS Türkiye) bilişim sektörünün öncüleri arasına sokmayı başaran Çağlayan Arkan, genel müdürlük görevinden sürpriz bir şekilde ayrıldı ve yerini Mustafa Çağan’a bıraktı.  
 
SBS Türkiye’ye 1997 yılında katılan ve 1 Ocak 2002 tarihinde genel müdürlük görevini üstlenen Çağlayan Arkan, 18 Temmuz 2003 itibariyle ayrılırken çalışanlara şu mesajı verdi:  
 
“3 yıl gibi kısa bir sürede SBS markasını Türkiye’de yaratmış, pazar lideri haline getirmiş, yerel ve uluslararası sayısız başarı hikayesine fevkalade zor bir dönemde imza atmış bir ekibin lideri olarak, siz takım arkadaşlarıma, bana olan güveniniz, desteğiniz ve birlikte oluşturduğumuz vizyonumuzu ve stratejimizi gerçekleştirmek yönünde ortaya koyduğunuz olağanüstü çaba için sonsuz teşekkür borçluyum.”  
 
Bilişim sektöründe büyük bir sürprizle karşılanan bu ayrılık, beraberinde şu soruyu da getirdi: “Çağlayan Arkan bundan sonra ne yapacak?”. Arkan’ın, yakın çevresine, “Şu anda belli bir planım yok. Türkiye’deyim, biraz tatil yapacağım. Yurtdışına gitmeyi düşünmüyorum” dediği belirtiliyor. Arkan, 28 Ağustos 2003’e kadar yeni genel müdür Mustafa Çağan’a destek verecek, ardından da yeni kariyer çizgisini belirleyecek.  
 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz