Ekonomi güven istiyor

4 ARALIK, 20190
Paylaş Tweet Paylaş
Ekonomi güven istiyor

Türkiye ekonomisi geçen yılın son çeyreğinden beriresesyonda… Hükümet, son dönemde ekonomiyiresesyondan çıkarmak için faiz indirimlerine yükleniyor.Ancak bu faiz indirimlerine rağmen iç talepte hala belirginbir canlanma gözlenmiyor. Bunun nedenini de iktisadibirimlerin ekonominin geleceğine olan güvenlerinin halaçok düşük olması oluşturuyor. TCMB ile TÜİK’in birliktehazırladıkları Tüketici Güven Endeksi’nin (TGE) değeri geçenyılın eylül ayından bu yana yani bir yıldan uzun süredirgenelde 60’ın altında seyrediyor. Tüketici geleceğe güvenidüşük olduğunda özellikle büyük boyutlu satın almakararlarını erteleme yoluna gidiyor. Bu da ekonomininyavaşlamasına ve hatta küçülmesine yol açıyor. Türkiye’dede şu anda aynen bu durum yaşanıyor. Bu nedenleresesyondan çıkışın yolu faiz indiriminden ziyade iktisadibirimlerin geleceğe güvenini artırmaktan geçiyor.

TÜRKİYE EKONOMİSİ GEÇEN YILIN SON ÇEYREĞİNDEN BU YANAbir resesyonun içinde bulunuyor. Hükümet son dönemde ekonomiyiresesyondan çıkarmak için faiz indirimlerine yükleniyor. TürkiyeCumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), son üç Para Politikası Kurulu (PPK)toplantısında (25 Temmuz, 12 Eylül ve 24 Ekim) para politikası faizini 10 puanaşağı çekti. Böylece para politikası faizi yüzde 24’ten yüzde 14’e kadar indi. Ancakbu faiz indirimlerine rağmen iç talepte hala belirgin bir canlanma gözlenmiyor. Bunun nedenini de iktisadi birimlerin ekonominin geleceğine olan güvenlerinin hala çok düşük olması oluşturuyor. İktisadi birimlerin ekonomiye duydukları güvenin düzeyi anketler yoluyla oluşturulan endeksler kullanılarak ölçülmeye çalışılıyor. Bunların içinde en önemlisini ise tüketici güven endeksleri oluşturuyor. Çünkü tüketici ekonomik büyümede diğer iktisadi birimlerin hepsinden daha baskın bir rol oynuyor. Türkiye’de de çeşitli kurumlar tarafından hesaplanan tüketici güven endeksleri mevcut. Bunların içinde en yakından takip edileni ise TCMB ile Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) birlikte hazırladıkları Tüketici Güven Endeksi (TGE) oluşturuyor. 

GÜVENDE SON DURUM İşte bu endeksin değeri ekim ayında 57 olarak gerçekleşti. Söz konusu endekste 100’ün üzerindeki değerler tüketici güveninde iyimser duruma, 100’ün altındaki değerler ise tüketici güveninde kötümser duruma işaret ediyor. Yani TGE’nin ekim ayındaki değeri tüketicinin oldukça kötümser olduğunu gösteriyor. Üstelik tüketicideki bu aşırı kötümserlik hali yeni başlamış da değil. TGE’nin değeri geçen yılın eylül ayından bu yana yani bir yıldan uzun süredir genelde 60’ın altında seyrediyor. İşin doğrusu, verileri Ocak 2004’e kadar geri giden TGE’de bugüne kadar 100’ün üzerinde bir değer hiç görülmüş değil. Yani Türkiye’de tüketicide müzmin bir kötümserlik hali var. Ancak TGE’nin değerinin 60’ın altına indiği dönemlere de çok seyrek rastlanıyor. TGE’de 60’ın altındaki değerler bundan önce sadece iki kez görülmüştü. Üstelik bu dönemler çok kısa sürmüştü. Bunlardan ilkinde, Kasım 2008 ile Ocak 2009 arasında, TGE’nin değeri sadece üç ay 60’ın altında kalmıştı. İkincisine ise aslında “dönem” bile denemez çünkü Eylül 2015’i içeren tek bir aydan oluşuyor. Bu dönemlerin ilki 2008-2009 resesyonunun en derin dönemine denk geliyor. Kısacası, şu anda Türkiye’de tüketicinin morali bundan önceki resesyonun yaşandığı 2008-2009 resesyonundakinden bile bozuk durumda bulunuyor. 

DÜŞÜK GÜVENİN ETKİLERİ Ekonominin geleceğine güveni zayıflayan tüketicinin ilk işi konut ve dayanıklı tüketim mallarına yönelik olanlar gibi büyük boyutlu satın alma kararlarını ertelemek oluyor. Çünkü yakın gelecekte reel gelirinin düşebileceği ve hatta işsiz kalabileceği korkusuna kapılan birinin tüketimini azaltıp zor günler için kenara bir miktar para koymak istemesinden doğal bir şey yok. Bu durum da iç talebin gerilemesine ve dolayısıyla ekonominin yavaşlamasına ve hatta küçülmesine neden oluyor. Türkiye’de de şu anda aynen bu durum yaşanıyor. Düşük güven sadece tüketim kararlarına değil üretim ve yatırım kararlarına da olumsuz yansıyor. Çünkü tüketicinin moralinin bozuk olduğu ve tüketimini azalttığı bir ortamda şirketler de iyimserliklerini pek koruyamıyor. Düşen satışlar şirketleri hem üretim hem de yatırım kararlarında daha temkinli davranmak zorunda bırakıyor. Böylece yatırımlardaki düşüş ekonomideki büyümeye ikinci bir darbe vuruyor. Türkiye’de şu anda bu da yaşanıyor. 

FAİZ İNDİRİMİ İŞE YARAR MI? Hükümetin son aylarda ekonomiyi resesyondan çıkarmak için faiz indirimlerine yüklendiğini yazımızın başında söylemiştik. Hükümet bir taraftan TCMB’ye faizleri indirtirken, diğer taraftan TCMB’nin faiz indirimlerinin piyasa faizlerine hızla yansıyabilmesi için kamu bankalarını da devreye soktu. Kamu bankalarının düşük faizli kredileri de konut ve otomotiv talebine belli bir hareket getirdi gibi görünüyor. Ancak iktisadi birimlerin geleceğe güveni yeniden yükselişe geçmezse düşük faizle harekete geçen bu talebin çok geçmeden sönmesi tehlikesi var. Çünkü talepteki bu zayıf artış, daha ziyade, hali vakti nispeten yerinde olup da birkaç yıldır konut ve taşıt alımlarını erteleyen kesimlerin, fiyatlar yeniden yükselişe geçmeden önce düşük faizlerden yararlanma isteğinden kaynaklanıyor gibi görünüyor. Bu daha önceki dönemlerin gecikmiş talepleri giderildikten sonra talepteki artışın sürmesi ise geleceğe güvenin yeniden artmasını gerektiriyor. 

GÜVEN NASIL ARTAR? İşte bu noktada iktisadi birimlerin ekonominin geleceğine güveninin nasıl arttırılabileceği sorusu gündeme geliyor. Bu sorunun yanıtını, son yıllarda iktisadi birimlerin geleceğe güvenini düşüren gelişmeler her neyse artık onun tersini yapmak oluşturuyor. Türkiye’de son yıllarda iktisadi birimlerin ekonominin geleceğine olan güvenini düşüren şey yurt içindeki siyasi belirsizlik ve dış politikada yaşanan büyük sorunlar oldu. Türkiye son altı yılı siyasi açıdan çok huzursuz geçirdi. 2014’te yerel seçim ve cumhurbaşkanlığı seçimi, 2015’te biri tekrar olmak üzere iki genel seçim, 2016’da askeri darbe girişimi, 2017’de başkanlık sistemine geçişi getiren anayasa referandumu, 2018’de genel seçim ve cumhurbaşkanlığı seçimi, 2019’da da yerel seçim ve tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi oldu. Bu dönemde PKK terörü yeniden hortlarken Türkiye Suriye’deki iç savaşa da müdahil olmak zorunda kaldı. Bu arada Rusya, ABD ve Avrupa Birliği ülkeleriyle politik anlaşmazlıklar da eksik olmadı. Bütün bunlar finansal piyasalarda sık sık dalgalanmalara yol açarken, iktisadi birimlerin geleceğe güvenini de tahrip etti. Şu anda 2023 yılına kadar yapılacak bir seçim görünmüyor. Bu da hükümete siyasette tansiyonu düşürmek için bir fırsat yaratıyor. Bunun yanında dış politikadaki anlaşmazlıkların çözümü konusunda da adımların atılması halinde iktisadi birimlerin geleceğe güveninde yeniden artış sağlanabilir. Bu da ekonominin eski büyüme performansına geri dönmesine imkan verebilir.



YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.