Gelecekte kendimizi nasıl doyuracağız?

BM dünyayı doyurabilmek için 2050 yılına kadar gıda üretimini yüzde 70 artırmamız gerekeceğini tahmin ediyor.

27 EKİM, 20160
Paylaş Tweet Paylaş
Gelecekte kendimizi nasıl doyuracağız?
Winston Churchill, 1931 yılında The Strand Magazine’deki bir makalede bilim insanlarının tıpkı fırıncıların ekmek yapmak için maya kullanmalarına benzer şekilde laboratuvarlarda et yetiştirmek için mikroplardan faydalandıkları zamanın bir gün geleceğini öngörmüştü. Churchill’in bu öngörüsü, aradan 82 yıl geçtikten sonra gerçekleşti. Maastricht Üniversitesi’nde fizyoloji profesörü olan Mark Post, 2013 yılında Maastricht’teki laboratuvarında ürettiği bir hamburgeri yiyip sunumunu yaparak bilim ve aşçılık tarihinde yeni bir sayfa açtı. Yine de hala çoğu kişi laboratuvarda et yetiştirme fikrini saçma buluyor. Ancak global gıda güvenliğini tehdit eden pek çok olay nedeniyle bu fikre sıcak bakanların sayısı da artıyor. Geçen yıl global nüfus 7,2 milyar insana ulaştı ve 2050 yılına kadar 9 milyar sınırını aşmaya hazırlanıyor. Dünyada 9 kişiden 1’i halen sağlıklı bir yaşam sürdürmeye yetecek kadar gıda temin edemiyor. 2030 yılı itibarıyla sayıları 4,9 milyara ulaşması beklenen orta sınıfta da ciddi bir artış söz konusu. Bu yeni keşfedilmiş zenginlik, bugüne kadar Batı ile ilişkilendirilen türden yüksek değerlere, yüksek proteinli diyetlere, yani et, yumurta ve süt ürünlerine olan iştahta bir artışla ve artan obezite oranlarıyla birlikte geliyor. Dünya genelinde obezite zaten şimdiden en yaygın beşinci ölüm nedeni olmuş durumda. Bu arada çiftlik hayvanı yetiştirme biçimimizin de çevre üzerinde devasa bir etkisi var. Tüm bu meydan okumalar göz önüne alındığında, bir yandan dünya nüfusunun 9 milyarı aşmasına hazırlanırken diğer yandan da gıda üretimini, arzını ve beslenmeyi nasıl daha iyileştirebiliriz? Bu ekstra talebi, sürdürülebilir bir yoldan nasıl karşılayacağımız konusunda acilen kafa yormaya başlamamız şart. Burada iyi bir başlangıç noktası da ettir. Üretim bazında en verimsiz protein kaynaklarından biri olmasına rağmen global et tüketimi artışta. Nature Climate Change’de yayınlanan yeni bir araştırmaya göre hayvanların beslendiği ot ve çimenin sadece yüzde 2,6’sı et ve süt ürünlerine dönüşüyor ve geriye kalan yüzde 97,4’lük kısım kayboluyor. Bilim insanları on yıldan uzunca bir süredir et tüketiminin azaltılması yönünde uyarılarda bulunuyor. Bir kilogram sığır eti üretmek için 5-20 kilogram kadar tahıl ve 15 bin litre civarında su gerekirken ineklerden çıkan metan gazının global ısınmaya katkısı CO2’nin tam 25 katı. Üstelik 2050 yılına kadar dünya genelinde et tüketiminin yüzde 76 oranında artması da bekleniyor. Çoğu insan bir alternatif olarak böcekler dünyasını görüyor. Çünkü, böcekler sığır yetiştiriciliğine kıyasla daha az miktarlarda sera gazı salımına neden oluyor, çok daha az araziye ve suya gereksinim duyuyorlar ve cırcır böceği gibi böcekler kendi vücut ağırlıklarının her bir kilogramı için sadece 2 kilogram gıdaya ihtiyaç duyuyor. 2013 yılında BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) alternatif bir gıda olarak yenilebilir böcekler ve onlardan beklenenler hakkında önemli bir araştırmaya imza attı. Böcekler daha şimdiden 2 milyar insanın geleneksel yemeklerinden biri ve 1.900 türünden yiyecek olarak faydalanılıyor. Hangi kritere göre değerlendirmeye kalkarsanız kalkın hepsinde de yüksek puanlar alıyorlar, zira onlar iyi huylu yağlar içeren bir hayli besleyici birer yiyecek kaynağı. Ancak bunca meziyetlerine rağmen böcekler, Batı’da kabul görmeyi bir türlü başaramıyor. Hayvanların bolca bulunduğu ve ucuz bir protein kaynağı olduğu ülkelerde böcek yemek kültürel anlamda kabul edilemez bulunuyor ve et içermeyen bir beslenme tarzına geçilmesi çok zor. İşte Mark Post’un Maastricht’teki laboratuvarında kendini çevreye herhangi bir etkide bulunmaksızın veya hayvanlara eziyet etmeksizin global et talebini karşılamanın bir yolunu bulmaya adamasının nedenlerinden biri de bu. Onun geliştirdiği süreç için canlı bir inekten alınmış küçük bir et parçası gerekiyor. Yaklaşık 100 adet iskelet kası kök hücresi çıkarılıyor ve onlar tek bir numuneden teorik olarak 100 metrik tonluk et üretiminin mümkün olacağı noktaya kadar işlenip hasat ediliyor. Post ve ekibi, bu ürünün Avrupa’nın katı gıda düzenlemelerinden geçer onay almasının 7 yılı bulabileceğine inanıyor. Ancak bu durum Post’un motivasyonunu etkilemiyor. “Ben bu işe bir girişimci olmak için değil gıda güvenliğine yönelik tehditler ve sığır eti üretiminin çevreye maliyetleri gibi en çarpıcı olarak gördüğüm sorunlara çözümler bulmak için giriştim” diyor. Laboratuvarda üretilen etin genel kabul görmesinin uzunca bir zaman alacağını Post’un kendisi de itiraf ediyor. Ancak gıda şirketi Nestle tarafından Alman müşterileri arasında yapılan son bir anket çalışması, Post’un ümitlenmesine neden olabilir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.