#UEZ2021 Bankacılığın geleceği: Büyük şubelerden butik şubelere

Uludağ Ekonomi Zirvesi’nin ikinci günü Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ın açılış konuşmasıyla başladı.

25.03.2021 12:02:000
Paylaş Tweet Paylaş
#UEZ2021 Bankacılığın geleceği: Büyük şubelerden butik şubelere

Açılışın ardından Odeabank’ın sponsorluğunda gerçekleşen “Bankacılık: Gelecek Nasıl Olacak?” oturumunda bankacılık sektörünün yeni döneme girmesiyle birlikte gelecek senaryoları masaya yatırıldı.

Moderatörlüğünü Capital Dergisi Finans Editörü Elçin Cirik’in yaptığı “Bankacılık: Gelecek Nasıl Olacak?” panelinde Türkiye Bankalar Birliği Başkanı ve Ziraat Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın, Odeabank CEO’su Mert Öncü, TEB CEO’su Ümit Leblebici ve Citibank Türkiye Genel Müdürü Emre Karter yer aldılar.

Aydın: Türk bankacılık sisteminin aktif büyüklüğü milli gelirin yüzde 121'ine ulaştı

Türkiye Bankalar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı ve Ziraat Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın, Türk bankacılık sisteminin bilanço büyüklüğünün 6 trilyon lirayı geçtiğini belirterek "Toplam aktiflerin milli gelire oranı yüzde 121'e ulaştı." dedi.

Aydın, dijital altyapı imkanları sayesinde salgın dönemini müşteri ve banka adına iyi yönettiklerini, bu sayede salgının etkisinin sınırlı kaldığını söyledi.

Artık evinden, bulunduğu yerden kendi bankacılık işlemlerini yapabilen bir müşteri kitlesinin oluştuğunu dile getiren Aydın, banka çalışanların da bu süreçte önemli deneyimler kazandığını bildirdi.

Aydın, salgın sürecinde ekonominin sürdürülebilir olması gerektiğini kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Salgın döneminde kredi kanallarını açık tuttuk. Ödeme sisteminin sağlıklı olarak çalışması lazımdı. Onu da temin ettik. Özel veya kamu bankaları ayrımı yapmayız ancak salgın sürecinde kamu bankaları özellerin bir adım önüne geçti. Aslında kamusal sermayenin de bunda bir motivasyonu oldu. Sektörün bütün bankaları da üzerine düşeni yapmaya çalıştı. Hem firmaların likidite ve kaynak imkanlarını uygun imkanlarla karşıladık. Hem fiyatlama hem de vadelendirme uygundu. Ödemesiz dönemleri içeriyordu. Hem fiyatlandırma hem vadede hem de teminatta esneklik sağlayabildik."

"Bankacılık sisteminin kredi vermediği doğru değil"

Hüseyin Aydın, Türk bankacılık sisteminin bilanço büyüklüğünün 6 trilyon lirayı geçtiğini belirterek, "Toplam aktiflerin milli gelire oranı yüzde 121'e ulaştı. 10-15 yıl geriye gittiğimizde toplam aktifler milli gelirin çok altındaydı. Bugün milli gelirin yüzde 120'lerine ulaşmışız. Bu süreçte sektör ülke büyümesinden daha hızlı büyümüş." diye konuştu.

Bu süreçte en hızlı büyümelerden birisinin kredilerde yaşandığına dikkati çeken Aydın, şu bilgileri verdi:

"Kredilerin de milli gelir içerisindeki payı ciddi rakamlara geldi. Gelişmekte olan ülkeler ortalamasının üzerine çıktık. Sektörün kredi vermeme gibi bir durumu yok. Tam tersine sektör kredi verme konusundaki yetkinliğini artırdı. Sadece şirketlere ve bireylere değil devlete de kredi verdik. Dolayısıyla bilançoda da menkul kıymetlerin ciddi payı oluştu. 
Bu pay da yüzde 17'ler civarında. Kredilerin payı yüzde 60, menkul kıymetlerin payı yüzde 17. Böyle baktığınızda aktifin yüzde 77'sini getirili aktiflerden oluşturuyoruz ve ekonominin çalışması için tahsis etmiş bulunuyoruz."

"Yurt dışından kaynak sağlama yetkinliğimiz devam ediyor"

TBB Yönetim Kurulu Başkanı ve Ziraat Bankası Genel Müdürü Aydın, aktif-pasif para cinsi bakımından uyumsuzluklarının bulunduğunu belirterek, şu açıklamalarda bulundu:

"O yüzde TL cinsinden tasarrufa ihtiyacımız var. Yabancı parayı alıyoruz, değiştirip aktifte TL olarak kullandırmak zorunda kalıyoruz. Repo ve SWAP yoluyla hem de TCMB'den sağladığımız kaynakla aktifleri yönetiyoruz. Gecelik bankacılık sistemi 600 milyar lira. Toplam bilançonun yüzde 10'unu gecelik borçlanıp 1, 2, 3 veya 4 yıllık krediler veriyoruz. Bu da ülkeye olan güvenimizi gösteriyor."

Aydın, salgın sürecinde yurt dışından borçlanabildiklerini kaydederek, "Çünkü yabancı kaynak ihtiyacımız biraz daha azdı. Net borç ödemesi yaptık. Bankalarımızın yurt dışından kaynak sağlama konusundaki yetkinliği devam ediyor. Her zaman bunu yönettik, bundan sonra da kaynak temini hususunu iyi yöneteceğiz." diye konuştu.

Gördüklerini ve yaşadıklarını iyi tahlil ettiklerini vurgulayan Aydın, benzer sıkıntıları gelecekte yaşamamak için tüm tedbirleri aldıklarını söyledi.

"Bankacılık sistemi sorunlu krediler için çok ciddi karşılık ayırmış durumda"

Hüseyin Aydın, bankacılık sektörün üzerine düşeni yaptığını belirterek, insan kaynağı ve teknolojide çok iyi olduklarını, bu iki unsurun sermaye ile desteklenmesi gerektiğini söyledi.

"Ekonomi büyümeli, para kazanmalı, böylece bankalar da para kazanmalı." diyen Aydın, bu sayede bankaların kazandıkları parayı öz kaynakların altından muhasebeleştireceklerini ve sermayelerinin güçleneceğini, böylece kredi verme, şokları ve krizleri yönetme noktasında daha güçlü hale geleceğini anlattı.

Aydın, "2010-2011'li yıllarda Türk bankacılık sisteminin öz kaynaklarının dolar cinsinden karşılığı 100 milyar dolardı. Bugün 80 milyar dolardır. Daha fazla yorum yapmayacağım, bunları büyütmemiz gerekiyor." ifadelerini kullandı.


Sorunlu kredilerin yüzde 4 civarında olduğunu kaydeden Aydın, şu açıklamalarda bulundu:

"Diyelim ki salgının etkisiyle bu yüzde 5 oldu. Türkiye'de sorunlu kredilerin yüzde 72-75'ine sektör karşılık ayırmış durumda. Bu çok önemli bir karşılık rakamı. Ayrıca ikinci grup diye adlandırdığımız yakın izlemedeki kredilere de çok ciddi biçimde karşılık ayırmış durumdayız. Bu bizim krizi yönetme konusundaki yetkinliğimizi artıyor. Bir de bunların her birinin ayrıca da bize teminatları var. Maddi teminatları, rehinler var. Türk bankacılık sisteminin o yönüyle riskleri yönetme ve yavaşlayan öz kaynağı destekleme konusunda birtakım gizli rezervlerini ifade ettim."

Aydın, herkesin gücü oranında katkıda bulunacağını, gücünün üzerinde bir şey yapmaması gerektiğini kaydederek, "Sermaye anlamında Türkiye'nin en büyük sermayesine sahibiz. Dolayısıyla reel sektöre, bireylere ve kamuya en çok desteği de bizim vermemiz gerekiyor. Bu eşyanın tabiatına uygun bir durumdu. Hepimiz aynı hedef için gayret gösteriyoruz." dedi.

"Öz kaynakla iş yapılması teşvik edilmeli"

Aydın, Türkiye'de firmaları fakir, kişileri zengin yapan yapıdan yavaş yavaş sıyrılması, iş adamlarının kendi yaptıkları işte kalmasının ve öz kaynakla iş yapılmasının teşvik edilmesi gerektiğini anlattı.

Her şeyin bankacılık sisteminden beklenmemesi gerektiğini vurgulayan Aydın, şu ifadeleri kullandı:

"Sermaye piyasalarının payı ne ülkede? Ne yapmış? Her şey bizim üzerimizde. 'Az verdin çok verdin, ücret, komisyon aldın'... 10 yıldır, 'sermeye piyasalarını geliştirmeliyiz' diyoruz. Mutlaka geliştirilmeli. Ama bakınız biz milli gelire göre daha hızlı büyüdük. O zaman sermaye piyasalarının da ülke büyümesine yakın bir büyüme sağlaması gerekiyor. Benim bildiğim bir alan değil, oradaki arkadaşlar mutlaka gayret gösteriyorlardır, ellerine sağlık. Katkı verenlere müteşekkiriz. Ancak sermaye piyasaları konusunda daha çok gayret göstermemiz gerekiyor."

Aydın, halihazırda 12-13 milyon mobil müşterilerinin bulunduğunu kaydederek, büyük şubelerden daha butik şubelere geçmeye başladıklarını bildirdi.


Hüseyin Aydın, "2021'de büyüme konusunda ülkenin herhangi bir sorun olmayacaktır. Reel sektörümüzün daha çok dışa satım konusunu destekliyor olacağız." diyerek sözlerini sonlandırdı.

"2021’de vade uyumsuzluklarını yönetmek önemli"

TEB CEO’su Ümit Leblebici, "2020’de yaşadıklarımızın, yüzyılda bir meydana gelen bir durum olduğunu kabul etmeliyiz. Tüm bu süreçlerde gördük ki ekonomiyi ayakta tutmak adına tüm bankacılık sektörü seferber oldu. Zorlu süreçte müşteri, çalışan ve toplumun minimum hasar alması için büyük çaba sarf edildi. Türkiye bankacılık sektörü çok tecrübeli ve bugün yaşadığımız ilk dalgalanma da değil. Sektörün her oyuncusu bu süreci nasıl yöneteceğini biliyor ve bunu iyi gösterdik. Bunun da en iyi kanıtı bankalarımızın bilançoları. Avrupa’daki pek çok bankadan çok daha iyi durumda olduğumuz görülüyor" dedi. 

2021’deki mücadelenin vade uyumsuzlıklarını iyi yönetebilmek olacağını kaydeden Leblebici, şöyle devam etti: 

"Kredilerin büyük bir kısmını kısa vadeli pasiflerle yönetiyoruz ve bunların da başında meduat ve sendikasyon geliyor. Türkiye’deki bankacılıkta aktif büyüklükler yüzde 70-80 seviyesinde ve likiditemizi yabancı kredilerle aktif tutuyoruz. Sektörümüz, özellikle pandemi döneminde topladığı tüm mevduatı krediye dönüştürüp ekonomiye katkı sağladı. Nihayetinde vade uyumsuzluklarını yönetmeliyiz ama bunda da yeterince deneyimliyiz.”

"Önümüzdeki 5 yıl tedarik zinciri bağımlılıkları sorgulanacak"

Citibank Türkiye Genel Müdürü Emre Karter de, pandeminin zorluklarla birlikte fırsatlar da getirdiğini belirterek, "Bütün sektörlerde iki alanda mevcut değişim süreci kartopu etkisiyle hızlandı. Bunlardan biri dijital transformasyon biri de tedarik zinciri. Özellikle dikkat çekmek istediğim nokta, dünya genelindeki tedarik zincirinde oluşan bağımlılıklar. Pandemiyle birlikte bu bağımlılıklar yeniden sorgulanmaya başlandı. Pandemi öncesinde gündemde ticaret savaşları vardı ve burada Çin giderek güçleniyordu. Ancak pandemi, Çin ve altındaki bölgelerde şirketlerin zarar görmesiyle, tedarik zincirinde ciddi sıkıntılar yaşandı. Özetle bundan sonraki 5 yılda bu bağımlılıklar daha fazla sorgulanacak ve alternatifler geliştirilecek" dedi. 

Türkiye'nin ise bu süreçler içerisinde özellikle üretim tarafında sunduğu devamlılıkla çok iyi bir sınav verdiğini vurgulayan Karter, "Ülkemize üretim kaymaları çok arttı ve yatırımlarını buraya taşıyanlar büyük fayda sağladılar. Türkiye’nin coğrafi konumunu avantaja çevirmeyi iyi başardık ve hala iyi bir alternatifiz. Bunu Çin menşeili üreticilerin dahi Türkiye’ye gelmesinden anlıyoruz. Son üç yıldır yaşanan tüm gelişmelerle pandemi sonrası Türkiye’si için pozitif bir süreç başladı." ifadesini kullandı. 

"Pandemide halkımızı akıllı harcama ve akıllı tasarrufa davet ettik"

"Türkiye’nin en genç bankası olarak rekabette kendimizi göstermek adına tasarruf işine odaklandık" diyen Odeabank CEO’su Mert Öncü ise şunları söyledi: 

"Türkiye bankacılık sektörü çok gelişmiş ve oldukça rekabetçi bir pazar. Araştırma ve çalışmalarımızda pandeminin etkisinin yüksek tasarrufla atlatılabileceğini gördük ve herkese ‘akıllı harcama ve akıllı tasarruf’ mottosuyla çağrıda bulunduk. Dış ticarette ise nasıl destekleyebileceğimize baktık ve pandemiyle birlikte her hafta Türkiye’nin dört bir yanındaki ihracatçılarımızla toplantılar düzenleyerek hedeflerini ve maliyetlerini öğrendik. Bunlar için de özel destek programları oluşturduk. Böylece nokta atışı ve anahtar teslimi çözümler geliştirebildik. Kendilerine mevzuattan hukuka pek çok farklı destek sunuyoruz. Hedefledikleri pazar ve ülkelerle ilgili bilgi alabilecekleri danışma hattı kurduk. Bize göre odaklanılması gereken kaliteli ve hızlı üretim. Pandemi sürecinde Türk bankacılık sektörü kendi odak segmentlerinde üretim ve ihracat şirketlerine gerekli desteği vermeyi başardı.”




İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz