Markalara ruh üflemenin sırları

Serdar Erener’le pazarlama dünyasındaki değişimi, markaların neler yapması gerektiğini, sosyal medyayı ve içerik üretimini konuştuk.

1.10.2012 00:00:000
Paylaş Tweet Paylaş
Markalara ruh üflemenin sırları


BAŞARI DENKLEMİ

Gündelik hayatı, her ne kadar bilimin dediği gibi tümüyle hakikat dedektörü gibi yaşıyor olsak da aslında kandırma meraklısıyız. Hem başkalarını, hem kendimizi. En fazla da kendimizi. Ben üç bölge görüyorum. Bir tanesi “gerçekimsilerimiz” diye adlandırdığım durumlar. Her birimizi olduğumuzdan biraz daha akıllı, yetenekli, başarılı, parlak görmek alışkanlığını kastediyorum. Çocuğumuzu, ailemizi öyle görüyoruz. Annemizin pilavı, bütün annelerindekinden güzel, bizim şirket en büyüğü, bizim takım en iyisi gibi. Bunlar bizim güzel kandırmacalarımız, gerçekimsilerimiz. Bir de gerçekler var. Çoğumuz günlük olarak aslında kabul etmeye yanaşmasa da “Bu böyle değil mi kardeşim” diye sorulduğunda sonunda kabul ettiği şeyler. Bir de üçüncü bölge var. Gerçek gerçekler. Bunlar da böyle, en derin, hepimizin unutmak ve hatırlamak istemediğimiz şeyler. Öleceğimiz, öldükten sonra ne olacağını bilmememiz, bu bilmeyişimizi öbür dünyayla telafi etmemiz, belki ailemizdeki çok acıklı bir hikaye, hepimizin içinde aslında bir caninin olduğu, biraz düşününce hayatın giderek anlamsızlaşması, göğe bakınca niye burada olduğumuz hakkında çok fazla ip ucumuzun olmaması. Bunlar da gerçek gerçekler. Bunlarla yaşanmaz. Bunlarla yaşanamadığı için filozoflara bırakmışısız. Onlar düşünüyor, bilim adamları düşünüyor. Ortalama insan bunları düşünürse hayatını idame ettiremez. O yüzden biz gerçekimsiler ve gerçekler dünyasında yaşayıp gidiyoruz.

GERÇEĞE ODAKLANMAK
Ben kendimi gerçekler ve gerçekimsiler dünyasında gerçeğe odaklamaya çalışıyorum. En fazla yaptığım şey bu. O da şu. Özentiyi sıfırlayayım. Erdem de o diyorlar ya. Çıplak. Olduğu gibi. Böyle baktığınız zaman, bence daha iyi satıcı oluyorsunuz. Çünkü gerçekimsilerin faraziye dünyasında değil, gerçeğin ve olduğu gibilerin dünyasında gezinmeniz gerek. İnsanın fıtratıyla ilgili bir şey bu. İnsanlar ya gıpta ettiklerine bakıyor ya da kendileri gibi olana. Reklamcıların kurguladıkları gerçekimsilerle ilgilenmiyorlar. Kötü satıcılık, ucuz satıcılık, telaşlı satıcılık diyorum diyorum ben buna. Olay tahrik etmekle ilgili. İşimiz ikna değil. Kimseyi ikna edecek bir vaktimiz de yok. Biz satıcı değiliz. İsterseniz, viral yapın 3 dakikalık, isterseniz 30 saniyelik reklam yapın, isterseniz gazetede tam sayfa makale yayınlayın. Satıcının ikna edecek zamanı yok. Ama tahrik edecek bol zamanı var. Tahrik edeceksek de karşı tarafın nereden gıdıklandığını bileceğiz. O da işte gerçeği bilmek.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz