"Devlere Ne Oldu?"

Türkiye, yabancı sermaye girişiyle yoğun olarak 1980’lerde tanıştı. O tarihe kadar yılda 80 milyon dolarlık geriş oluyordu. Kısa sürede bu rakam 1 milyar dolara ulaştı, dünyanın önde gelen dev şirk...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Devlere Ne Oldu?

Türkiye, yabancı sermaye girişiyle yoğun olarak 1980’lerde tanıştı. O tarihe kadar yılda 80 milyon dolarlık geriş oluyordu. Kısa sürede bu rakam 1 milyar dolara ulaştı, dünyanın önde gelen dev şirketleri yatırım atağına girdi. Ancak, son yıllarda, özellikle 500 büyük şirketten Türkiye’ye uğrayan, yatırım yapan yok. Bunlardan sadece 131’i Türkiye’de... Oysa kalan 369 şirketten önemli bölümü Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere yatırım yapıyor, büyük bir potansiyel oluşturuyor. Uzmanlara göre bunları çekmek mümkün... Ancak, istikrar ve teşvik gerekiyor.
 
Amerika’nın tanınmış dergilerinden Fortune, her yıl düzenli olarak “Fortune Global 500” listesi hazırlıyor. Bu listede dünyanın en büyük şirketlerini açıklıyor. Şirketleri başta satışlar olmak üzere çeşitli kriterlere göre sıralayan bu çalışma, dünyanın her tarafında büyük ilgi görüyor, referans kaynağı olarak kullanılıyor. Bu listede üst sıralara yükselmek, çok sayıda şirket tarafından prestij sembolü olarak kabul ediliyor.

Geçtiğimiz yılın sonu itibarıyla bu listenin ilk beşini şu şirketler oluşturdu: General Motors (ABD), Wal-Mart Stores (ABD), Exxon Mobil (ABD), Ford Motor (ABD), DaimlerChrysler (ABD-Almanya). Liste adeta dünya ekonomisinin portresini çıkarıyor. Sıralamada yüksek cirolarla çalışan otomotiv endüstrisin ağırlığı hemen dikkati çekiyor.

Yine son yıllarda çok iyi bir performans gösteren Amerikan ekonomisi 5 şirketle adeta listenin tepesine damgasını vuruyor. Listenin geneline bakıldığında göze çapan önemli bir nokta ise Nippon Telegraph&Telephone, AT&T, Microsoft ve Cisco gibi yeni ekonomi şirketlerinin geçmiş yıllara göre çok daha üst sıralara yükselmesi.

131 “dev” Türkiye’de

Dünyanın bu en büyük şirketlerinin yatırımları her ülke tarafından izleniyor. Milyarlarca dolarlık ciroları nedeniyle, ülkeler bu şirketleri kendilerine çekmeye, çeşitli teşviklerle etkilemeye çalışıyor. Türkiye de yabancı sermaye mevzuatıyla bu yönde çaba gösteriyor, ancak siyasi ve ekonomik etkenler nedeniyle hedefe ulaşılabilmiş değil. Bunu, dev şirketlerden Türkiye’ye gelenlerin sayısından da gözlemek mümkün.

Fortune 500’ün en son verilerine dayanak yaptığımız analiz, bu şirketlerden 131’inin Türkiye’ye sermaye girişi yoluyla geldiğini ortaya koyuyor. Bu şirketlerin yarıdan fazlası ilk 200’deki şirketlerden oluşuyor. Çünkü, listenin yukarılarındaki şirketler büyüklükleri nedeniyle çok daha fazla ülkede faaliyet gösteriyorlar.

Yine şirketlerin Türkiye’ye gelme kararı vermelerinde faaliyet gösterdiği sektörler önemli bir rol oynuyor. Zaten Türkiye’ye 1980 yılına kadar gelen sınırlı sayıdaki şirketin profili bu gerçeği gösteriyor. Buna göre çok farklı ülkelerde temsil edilmeleri gereken ve yerli üretimin nimetlerinden faydalanmak isteyen otomotiv şirketleri ülkemize ilk gelen şirketlerden. Bunların arasında Mercedes, Ford, Fiat ve Renault ilk akla gelen isimler.

Yine dünyada tekel olan ve ürettikleri ürünün her koşulda tüketilmesi gereken Bayer, Roche ve Pfizer gibi ilaç firmaları ülkemize ilk gelen bir diğer grup. Bunun yanında gıda ve hızlı tüketim ürünleri gibi genelde nüfusu çok olan ülkelerde faaliyet gösteren sektörlerin temsilcileri ülkemize ilk gelenlerden.

Canlılık bankalarla başladı

Liberal ekonomik politikaların benimsenmeye başlanmasıyla birlikte, özellikle 1984’den itibaren “dev” şirketler ardı ardına Türkiye’ye yatırıma gelme eğilimine girdiler. Bu dönemde en büyük atağı ise finansal sektör yapıyordu. Sektördeki kabuk değişimi, yabancıları çekiyor, çok sayıda uluslararası kuruluşun Türkiye’ye yönelmesine neden oluyordu.

Bu dönemde Türkiye’yi ilk keşfedenler arasında ise BNP Paribas, Westdeutsche Landesbank, Dresdner Bank ve Credit Lyonnais gibi sektörün devleri vardı. Üstelik bu bankaların tamamı 1985 yılı içinde giriş yapmışlardı.

Sonraki yıllarda yeni banka girişleri de oldu. Ancak, yabancı sermayenin sektörel dağılımı çeşitlendi. Alım gücünün artmasıyla birlikte, son kullanıcıya yönelik ürün satan firmaların gelişlerinde artış dikkati çekti. Bu durumun en büyük göstergesi hızlı tüketim ürünleri satan Procter&Gamble, L’Oreal ve Gillete gibi şirketlerin gelişleriydi. 1980’den 1990 yılına kadar olan 10 yıllık dönemde 70’ün üzerinde “dev” ülkemize geldi. Zaten 1980 yılında 35 milyon dolar olan yıllık fiili sermaye girişinin on yıl sonunda 1 milyar doları aşması, bu dönemde yaşanan ciddi gelişmeyi gösteriyor

Son 4 yılda büyük durgunluk

Geçtiğimiz 10 yılda, dünya global sermayenin zaferine tanıklık etti. “Demir Perdenin” ortadan kalkması bu süreci hızlandırdı. Dünün komünist ülkeleri, çokuluslu şirketlerin akınına uğradı. Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti gibi ülkeler yıllık 10 milyar dolardan fazla yabancı sermaye almaya başladı. Ancak Türkiye için 90’lı yıllar  genel olarak durgun geçti.

Bu dönemde 44 “dev” Türkiye’ye geldi. 90’lı yıllarda perakende ve servis sektörünün yıldızları ülkemize gelmeye başladı. Metro, Carrefour, Sodexho Alliance ve FedEx bu sektörün ülkemize gelen yıldızlarıydı.

1995 yılından sonra ise dünyada bilişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeyle birlikte Intel, Motorola ve Lucent Technologies gibi teknoloji şirketlerinin yatırımları dikkati çekti. Bu şirketlere, diğer büyük ve küçük teknoloji şirketlerinin gelişi eşlik etti.

Son on yılda yaşanan bir başka gelişme ise özellikle ticaret alanında faaliyet gösteren büyük Japon  şirketlerinin ülkemize gelmeye başlamasıydı. Nssho Iwai ve Marubeni ve Itochu bu şirketlerin başlıcalarıydı. Ancak, özellikle 1997 yılından sonra Türkiye’ye gelen “dev”lerin sayısında düzenli bir azalma yaşandı. 1997 yılında sekiz dev ülkemize gelirken, geçtiğimiz yıl Fortune 500 listesinden sadece iki şirket giriş yaptı.

Devlerden 369’u gelmedi

Bu sayfalardaki tablo Türkiye’nin yabancı sermaye performansıyla ilgili çok önemli bir mesaj veriyor. Son yıllarda devlerin ilgisinde ciddi bir azalma var. 500 büyük şirket arasında yer alanların girişi neredeyse durma noktasında. Bunun sonucunda da listede yer alan 369 şirketin Türkiye’de hiçbir yatırımı yok.

Bu şirketlerin bazılarının faaliyetleri nedeniyle Türkiye’ye gelme ihtimalleri oldukça zayıf. Örneğin Bouygues, Halliburton ve Sekisui gibi mühendislik firmaları, genellikle tek bir ülkede merkeze sahipler. Diğer ülkelerdeki projeler için geçici olarak o ülkeye gidiyorlar. Zaten bunlardan bazıları zaman zaman Türkiye’de de proje üstleniyorlar.

Ancak, 500 dev arasındaki bazı şirketler için Türkiye’de büyük potansiyel bulunuyor. Üstelik bu şirketlerin önemli bölümünün, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde yatırımları bulunuyor. Özellikle de perakende, telekom ve gıda sektörlerinde faaliyet gösterenlere dikkat çekiliyor.

Örneğin Kroger, Target, Walmart, Albertson’s ve Koninklijke Ahold gibi perakende “dev”leri hala ülkemize gelmiş değiller. Yine gittikleri ülkelere çok büyük yatırımlar götüren birçok telekomünikasyon “dev”i de Türkiye’de yok. AT&T, Deutsche Telekom ve BT bu şirketlerden sadece birkaçı.

Dağıtım sektörüne baktığımızda ise yine birçok “dev” ülkemizde temsil edilmiyor. Bu şirketlerden bazıları Alman Deutsche Post, Fransız La Poste ve İngiliz British  Post Office şirketleri.

Neden bize gelmiyorlar?

YASED’in verilerine göre, 1980 yılında 35 milyon olan fiili yabancı sermaye girişi, 1990 yılında 1 milyar doları aştı. Ancak, bu rakamda son 10 yılda ciddi bir değişiklik olmadı. Hatta 1999 yılı sonunda bu miktar 817 milyon dolara kadar geriledi. Zaten 1997 yılından itibaren gelen “Fortune Global 500” şirketlerinin sayısı düzenli olarak azalıyor. Bu “dev” şirketler Türkiye yerine daha on yıl öncesine kadar komünist olan ülkelere gitmeyi tercih ediyorlar.

YASED Genel Sekreteri Abdurrahman Arıman’a göre, Türkiye’nin yeni yatırım alamamasının temel nedeni, yabancıların Türkiye’deki iş ortamına güvenmemesi. Arıman “dev” şirketlerin Türkiye’ye gelmesi için şu koşulların yerine getirilmesi gerektiğini söylüyor:

“Yabancıların Türkiye’ye duyacağı güvenin uzun vadeli unsurlara dayanması gerekiyor. Bunun için Türkiye enflasyon oranını bir an önce aşağıya çekmeli, AB’ye üyelik konusunda somut adımlar atmalı. Türkiye’nin bu konularda somut adımlar atması gerekiyor. Bu adımlar sadece ekonomik alanda değil siyaset alanında da atılmalıdır.”

Kısa vadede gelen yok mu?

Türkiye’ye yabancı sermayenin gelmemesinde, sektörlere özgü nedenler de rol oynuyor. Üstelik bazı sektörler için cazip yatırım olanakları bulunmasına rağmen hala yeterince yabancı şirket gelmiyor. Perakende, telekomünikasyon, enerji ve dağıtım, bu sektörlerden öne çıkanlar...

Örneğin perakendecilere göre bu sektöre yeni yabancı yatırımcı gelmemesinin arkasında, büyük şehirlerde mağaza açmak için yeterli yer bulunmaması ve bürokratik işlemlerin ağırlığı var. 

Real Genel Müdürü Servet Topaloğlu, hipermarketlere karşı bir kampanya başlatıldığını, bunun da yabancı yatırımcıyı ürküttüğünü söylüyor. Topaloğlu, bu şartlarda büyük perakende gruplarının Türkiye’ye gelmeyeceğini iddia ediyor.

Son yılların gözde sektörlerinden telekomünikasyonda da yabancı şirketlerin gelmesi açısından ciddi engeller  bulunuyor. Doğan Holding Proje ve Yatırım Grubu Koordinatörü Yahya Uzdiyen, dev telekom şirketlerinin Türkiye’ye ilgi göstermemesiyle ilgili olarak şunları söylüyor: 

“Büyük telekom şirketleri Türkiye’ye küçük oyuncu olarak gelmezler. Ayrıca, bu şirketlere yasal altyapımızla ve yönetimimizle güven vermiyoruz. Şartlar değişmedikçe, telekom şirketleri Türkiye’ye ilgi göstermezler”

Ata Grubu Genel Koordinatör Yardımcısı Erhan Kurdoğlu, enerji sektöründe yabancı şirketlerin ülkemize gelmemesini şu nedenlere bağlıyor: “Enerji projelerinde bürokratik engeller bulunuyor. Şirketlere nasıl ödeme yapılacağı tam olarak kesinleştirilmediğinden yabancılar ilgi duymuyor.” Kurdoğlu, enerji şirketlerin Türkiye’ye gelmesi için bürokratik belirsizliklerin ortadan kaldırılması gerektiğini söylüyor. 

“TÜRKİYE’NİN POTANSİYELİ 30-40 MİLYAR DOLARDIR”
 
YASED Genel Sekreteri Abdurrahman Arıman, Türkiye’nin yabancı sermaye potansiyeli ve şu ana  kadar alınan mesafe konusunda şu analizi yapıyor:

“Türkiye’nin yabancı sermaye potansiyeli 30-40 milyar dolardır. Bu, Türkiye’nin toplam yurt içi yatırımının yarısından fazla bir rakam. Türkiye’ye gelecek yabancı yatırım tüm sektörlere dağılır. Ancak, bu yatırım bazı alanlarda daha fazla yoğunlaşabilir.

Örneğin Türkiye’nin çok büyük bir enerji açığı var. Bu açığın karşılaması için yılda 10-20 milyar civarında bir enerji yatırımı yapılması gerekiyor. Bu nedenle Türkiye çok ciddi enerji yatırımları çekebilir.

Yine Türkiye yabancı şirketler için tarıma dayalı sanayilerde cazip bir ülke olabilir. Türkiye pazarı yeni teknoloji ürünlerini çok çabuk kabul eden bir ülke. Oldukça dinamik bir pazar. Önem verdiğinde, çip üretimden elektronik üretimine kadar her şeyi yapabilir. Yabancılar Türkiye’yi bu şekilde görüyorlar. Bu yatırımlar gelirse, bunlarla birlikte en başta bankalar gelecektir.

Türkiye’ye yabancı şirketlerin gelmelerindeki en büyük engel güven sorunudur. Bu güven sorunu geçici  tedbirlerle giderilemez. Yabancı yatırımcı Türkiye’ye güven duyacaksa,  bu güven uzun vadeli unsurlara dayanmalıdır. Kısa vadede yabancı yatırımcıyı unutmamız lazım.”   

“DEUTSCHE POST TÜRKİYE’YE GELEBİLİR”

Türkiye’ye en fazla yabancı yatırımın gelmesi beklenen sektörlerden birisi de dağıtım ve posta sektörü. Global Express Genel Müdürü Semih Küçükakın bu sektördeki beklentilerini şu şekilde açıklıyor:  

“Avrupa’da bu sektörde ciddi gelişmeler yaşanıyor. Alman Deutsche Post şirketi sadece geçtiğimiz yıl 86 firma satın aldı. Fransız posta şirketi La Poste da çok hızlı büyüyen bir marka. British Post biraz geride kaldı.

Avrupa’da Alman, Fransız ve Hollanda postaları arasında çok büyük bir yarış yaşanıyor. Deutsche Post’un Türkiye’ye gelme ihtimali var. Bu şirket 1999’dan beri görüşmeler yapıyor. Ancak, sanırım şu an biraz erteledi.

Bizim sektörümüzde Türkiye’ye giren en büyük sermaye TNT Logistics’tir. Geçtiğimiz dönemde Koç Holding’le ortaklığa gitti. Biz yerli bir şirketiz. Yabancı şirketlerin gelmesi bizim için oldukça pozitif olur. Rekabeti artırır bizi teşvik eder.

Yabancılar Türk pazarına, Çin pazarı gibi bakıyorlar. Ben bu nedenle Türkiye’ye gelecek firmaların bir Türk şirketle ortaklığa gitmeyi tercih edeceğine inanıyorum.

Türk pazarını bilen, o pazarda çalışmış firmalar yabancı şirketler için avantaj yaratacaktır. Yerli firmaların da yabancılarla ortaklığa gitmek yönünde çalışmaları var. Türkiye’de bazı yerli şirketler, yabancılara pazar var gelin ortak olalım diyorlar.

Ben sonuç olarak önümüzdeki 5 yılda lojistik alanındaki tüm büyük firmaların Türkiye’de uzantısı bulunacağına inanıyorum. “

“TELEKOMUN BÜYÜKLERİ GELİRSE ONLARI KÜÇÜKLER DE İZLER”

Doğan Holding Proje ve Yatırım Koordinatörü Yahya Uzdiyen, özellikle telekomünikasyon sektörünün Türkiye’ye bakışları konusunda şu değerlendirmeleri yapıyor:

“Türkiye’de GSM’i çıkarırsak telekomünikasyon alanında şu ana kadar ciddi bir özelleştirme olmadı. ‘Fortune Global 500’ listesinde bulunan şirketler Türkiye’ye küçük oyuncu olarak gelmezler. Gelirlerse, büyük oyuncu olacaklardır. Bu firmaların için cazip olabilecek bir telekomumuz var. Ancak, yabancılar bu şartlar altında telekomla ilgilenmiyorum dedi.

“Fortune Global 500”deki telekom şirketlerinin birkaçı hariç, tamamı Türkiye’de ne yapabilirim diye düşünmüş, uğraşmış ve çeşitli firmalarla iyi niyet anlaşmaları imzalamıştır. Ama sonuçta, ‘benim bu ülkede bir şey yapma şansım yok’ diyerek dönmüşlerdir. Belki hala piyasayı kokluyorlar. Bu insanların gelebilmesi için ülkenin şartların güven vermesi lazım.

Bunların herhangi birisi gelse Türkiye’de birçok şey değişecektir. Getirdikleri sadece yabancı sermaye olmayacak. Bir güveni, psikolojiyi getireceklerdir. Onlardan cesaret alıp ‘Fortune Global 500’de bulunmayan birçok firma daha gelecektir.

Yeni teknolojiyi takip edebilmek Türkiye’ye çok şey katacaktır. Türkiye’de hiçbir şirketin finansal gücü tek başına yeni nesil mobil telefonu gerçekleştirmeye yetmeyecektir. Yabancı sermayenin gelmesi pazarı daraltmadığı gibi açar. Yabancı şirketlerin gelmesiyle, Türkiye’dekiler de dünya şirketi olacak. Büyük telekom şirketleri Türkiye’ye geldiğinde beraberlerinde servis sağlayıcı, altyapıcı ve küçük telekom şirketleri de gelecektir. 

 

 

 

 


 

 

 

 

 


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz