Yabancılar Onların Peşinde

Mahmut Ünlü / Dündas, Ünlü and Co. Genel Müdürü   İstikrarsızlık, ekonomik kriz ve diğer sorunlar... Ancak, yabancı şirketlerin Türkiye’deki satın alma ve birleşmelerindeki hareketlilik sın...

1 HAZİRAN, 20020
Paylaş Tweet Paylaş
Yabancılar Onların Peşinde

Mahmut Ünlü / Dündas, Ünlü and Co. Genel Müdürü

 

İstikrarsızlık, ekonomik kriz ve diğer sorunlar... Ancak, yabancı şirketlerin Türkiye’deki satın alma ve birleşmelerindeki hareketlilik sınırlı da olsa devam ediyor. Bu alanda en büyük işlere aracılık yapan Dündas, Ünlü and Co.’nun kurucularından Mahmut Ünlü, özellikle bazı sektörlerdeki ilgiye dikkat çekiyor. Gıda, perakende, ambalaj, lojistik ve inşaat malzemelerinin yakın takipte olduğunu belirtiyor. Ardından da bankacılıkla birlikte sigorta sektörünün yıldızının parlayacağını söylüyor.

 

Dündas, Ünlü and Co. 1996 yılının ocak ayında faaliyete geçti. Şirket satın alma ve evlilikler konusunda danışmanlık veriyor. Şirketi kurucuları daha önce Yatırım Bankası’nda çalışıyorlardı. 1995 yılında, Gümrük Birliği ile birlikte yabancı firmaların Türkiye’ye daha fazla yakın durduğunu gözlemleyince harekete geçtiler. Satın alma ve birleşme konusunda uzmanlaşmış şirketler olmaması da, ortakları harekete geçirdi. Böylece, dört kişi bu şirketi kurdular.

 

Şu anda Türkiye’deki en fazla işi yapan ekip olarak öne çıkıyorlar. Türkiye’deki danışmanlık işlerinin yüzde 60 kadarını onlar gerçekleştiriyor. Cadburry-Schweppes Kent, Deucunick ve Ege Profil, İTO Kilit , Kargo Tech ve Koç TNT, şirketin son dönemde gerçekleştirdiği işlemlerden sadece birkaçı... Şimdilerde bir aracı kurum satın almayı planlıyorlar. Böylece hizmetlerini çeşitlendirecekler.

 

Dündas Ünlü and Co Genel Müdürü Mahmut Ünlü ile Türkiye’de yaşanan ve yaşanacak satın alma ve birleşmeler üzerine konuştuk:

 

Türkiye’de satın alma ve birleşmelerin önemi daha yeni anlaşılıyor gibi. Özellikle krizden sonra bu konu çok gündeme gelmeye başladı. Denize düşen yılana sarılır misali, şirketler evlenmeye başladı. Özellikle yabancı ortak arayışları hızlandı. Siz bu konuda ne diyorsunuz? Uyanış oldu mu?

 

Uyanıştan daha çok mevcut durumun daha iyi anlaşıldığı bir ortam oluştu. Türkiye’nin genel bir problemi var. Sermaye birikimi çok az. Krizler, sermaye alternatifi kollama araçlarının azaldığı ortamlar oluyor. Böyle dönemlerde şirketlerdeki sermayesizlik su yüzüne çıkıyor.

 

Doğal olarak da kriz zamanlarında şirketler bu tip evliliklerle veya ortaklıklarla sermaye sorunlarını giderme yoluna düşüyorlar. Bu, krizle ortaya çıkan yapay bir sorun değil. Krizin büyüteç altına sokarak gözümüzün önüne koyduğu bir durum sadece.

 

Yani krizle birlikte gerekliliği artıyor...

 

Daha önce de şirket evlilikleri vardı. Bunu ikiye bölmek gerekiyor. Birincisi, Türkiye’ye gelen yabancı yatırım. İkincisi ise Türkiye içindeki evlilik ve birleşmeler. Yabancı yatırım açısından baktığınızda, Türkiye zaten çok az yatırım yapılmış bir ülke. Yanlış hatırlamıyorsam, 1973 yılından bu yana Türkiye 13 milyar dolar yabancı yatırım geldi.

 

Örneğin, Polonya’ya bakın. Bize benzeyen, gelişmekte olan bir ülke. 50 milyon nüfusu var. Son 5 yıldır ortalama 5 milyar doların altına düşmedi. Türkiye’ye son 10 yıldır artan oranlarda yabancı yatırım geliyor. Bu artan oran dediğimde, 600 milyon dolar ile 1milyar dolar arasında değişiyor. O nedenle yabancı yatırımın gelmesi için neden var.

 

Peki oran neden bu kadar düşük?

 

Bugüne kadar çekememesinin en önemli nedeni, Türkiye’de çok uzun yıllardır süren bir enflasyon sorunu var. İkincisi, Türkiye şirketler tarafından çok fazla tanınmıyor. Politik olarak gayet iyi biliniyor elbette. Ama pazar açısından baktığınızda, şirketlerin Türkiye piyasaları hakkında bilgisi ya yok ya çok yüzeysel.

 

Türkiye hiçbir akımın parçası da olmamış. 90’larda Doğu Blok’u çökünce, Doğu Avrupa yeni bir yatırım alanı gibi görüldü. Türkiye, Ortadoğu’nun da bir parçası değil. Kendi şahsına münhasır bir ülke.

 

1996 yılında, Gümrük Birliği’ne girdiğimizden beri Türkiye’ye olan ilgide de artış var. Özellikle Avrupalı şirketlerin merceğinden baktığınızda... Şimdi Türk şirketleri oralara gidip mal satmaya, küçük yatırımlar yapmaya başlayınca tabi yabancı şirketler, Avrupalı şirketler de Türk pazarı hakkında bilgilenmeye başladırlar. Görüyorlar ki, aslında Türkiye dinamikleri nedeniyle çok cazip. 65 milyon nüfusu var. Alt yabancı yatırım gelmiş. Sermaye az olduğu için, sermayesi kuvvetli gruplar için güzel olanaklar bulunuyor. Fakat bunlara rağmen ülkemizin son 5 yıldır yaşadığı ard arda gelen krizler yabancıları korkutuyor. Bu cazibeyle ilgili bilincin artmasına rağmen.

 

Yabancı yatırım artıyor, ancak artması gereken hızın altında. Ama arttığı için son zamanlarda dikkat çekiyor. Artış var ama yavaş ivmeleniyor. Türkiye istikrarını sağlarsa bu alanda patlama olacak. Türkiye için şimdiye kadar 4 milyar dolar bir patlama oldu. Polonya’ya geliyor ama Türkiye’ye gelmiyor.

 

Yerli satın alma, birleşmeler ne durumda ?

 

Türkiye’de alım satımda artış görülüyor. Fakat bunun nedeni kriz değil. Bu doğal bir süreç. Gelişmiş piyasalara bakın. Yeni yapılan yatırım çok azdır. Ya teknoloji ile ilgili bir gelişme olur öyle yatırım yapılır. Yahut da yeni bir coğrafyaya gidilir ve o tür bir üretim daha önce yoktur. Bunun dışında her gün 30 tane şirket biri birini almış, biri birini bölmüş, ortak olmuş bunları görürüsünüz. Bu tarz şirket evlilikleri sanayinin büyüme veya küçülme yöntemi ağırlıklı olarak. Biz de o yolda ilerliyoruz.

 

Daha çok hangi sektörlerden evlilik ve birleşme talebi geliyor?

 

Aslında her sektörden geliyor. Çünkü, her sektörde rekabetçiliği artırmaya ihtiyaç var. Ancak, gıda, perakende, ambalaj, inşaat malzemeleri gibi, daha sık karşılaştığımız sektörler bulunuyor. Bunlar bana göre cazibesi yüksek ve büyüme potansiyeli yüksek olan sektörler. Bu sektörlerde, özellikle yabancı ayaklı olarak birleşmelerle ilgili talep daha fazla geliyor.

Sınır ötesi ile ilgili cazip olanlar bunlar. 

 

Bir de daha yeni gündeme gelen servis sektörleri bulunuyor. Lojistik bunlardan en önemlisi. Gerek yurt içi gerek yurt dışı yapılanmalar söz konusu. Ama bunu bir çok sektöre uyarlayabiliriz. Çok fazla talep gelmeyen sektörler ise kar marjları az olup, katma değeri fazla olmayan sektörler. Tekstil bunlardan en önemlisi... Tekstilin bir kısmı yani. Ayrıca, demir-çelik ve turizm sayılabilir. Ancak, turizmde özellikle otelcilik bölümünden söz ediyoruz.

 

Anadolu’da son dönemde yapılan en büyük satın alma birleşmeler hangileri? Özellikle yabancılar tarafından alınan şirketler oldu mu?

 

İzmir’i Anadolu olarak değerlendirirsek Çimentaş alındı. Epey önce Çopikas’a yabancılar ortak oldu. Şirketler Anadolu’da kurulsa da, belirli bir boyuta gelmişlerse merkezlerini İstanbul’a taşıyorlar. Yabancıların ilgi göstereceği şirketler ,belirli bir boyutun üzerinde olan şirketler oluyor.

 

İstanbul diye bakıyorsunuz ama ya Anadolu’dan gelmiş müteşebbislerdir ya da fabrikasını İstanbul’da satıyordur ama fabrika Denizli’dedir. Ağırlıklı olarak, Türkiye’nin Gayri Safi Milli Hasılası’nın yüzde 65’i Marmara Bölgesi’nde. Onun için büyük şirketlerin çoğunluğu da burada. İşlerde buralarda yürütülüyor. Bizim, şirket olarak yaptığımız işler de genel olarak İzmir ve İstanbul’da gerçekleşti.

 

Yapılan görüşmelerde şirket sahiplerinin özellikle üztünde durduğu pazarlık hususları bulunuyor mu?

 

Var elbette. Diyelim ki, yabancı bir firma ile ortak oldunuz. Yüzde 99 ihtimalle yabancı firma, yerli firmadan kat ve kat güçlü ve büyük oluyor. Böyle olunca, küçük ortak veya yerli ortak öncelikle kendi konumunu korumaya yönelik hakların peşine düşüyor. Çünkü, yine kuvette muhtemeldir ki yerli ortak azınlık olacak.  Bu nedenle azınlık hakları, şirketin durumunun kötüleşmesi ve önemli yatırımlarda karar sahibi olmak için önlemler peşinde... Bu tür konularda satın alma sırasında çok deyatlı görüşmeler oluyor.

 

Bir de boşanma ile ilgili de hazırlıklar olabiliyor. Hiçbir evlilik boşanma düşüncesi ile yapılmaz. Ancak, kötü güne hazırlıksız yakalanmak kötü olabilir. İyi gündeyken yapmak akıllıca. İstenmese de biz tavsiye ediyoruz zaten. Para ve hisse oranını söylemiyorum zaten... Bu konularda ciddi müzakereler oluyor.

 

Satın alma ve birleşme talebi olan pek çok firma oluyor. Ama bunların hepsi başarı ile sonuçlanmıyor. Başarısız olanların ortak noktaları neler?

 

Zaten dünyaya baktığınızda da bu tür girişimlerin yüzde 35’inin başarı ile sonuçlandığını görürsünüz. Üç işten bir tanesi gerçekleşir. Türkiye’nin elbette özel şartlarından dolayı bu biraz daha düşük. Yüzde 20 belki.

 

Görüşmelere normal şirket hesapları ile başlanıyor. Ama daha sonra enflasyon muhasebesi devreye girince işler bozulabiliyor. İkincisi, Türkiye mahsus iş yapma yöntemleri yüzünden başarısızlık olabiliyor. Açıktan satış gibi...

 

 Üçüncüsü satıcının gerçek ötesi fiyat beklentisi olabiliyor. Hisse oranları ile ilgili anlaşmazlık ortaya çıkabiliyor. Yabancı çoğunluk hissesi istiyor, satıcı vermek istemiyor.

 

Bunların dışında, aklınıza gelebilecek ne varsa, ondan dolayı işlerin bozulduğuna şahit olabilirsiniz. “Bugün tıraş olmamış, bize saygısızlık etti, ben bu adamla işe oturmam” da olabilir neden...

 

Şu sıralar Türkiye’ye şirket alma niyetiyle gelenler var mı?

 

Avrupalı alım yapan şirketlerin listesinde, Türkiye bir numara değil. O nedenle “Türkiye’ye gelelim, şirket alalım” diyen adama ben henüz rastlamadım.

 

Biz genelde Türkiye’ye yatırım yapma olasılığı olan şirketlerle bağlantıya geçiyoruz. Onlara Türkiye’nin ne kadar cazip olduğunu anlatıyoruz. Onların iş alanlarında cazip firmaları tanıtıyoruz, fikir veriyoruz. İkna olurlarsa geliyorlar.

 

Şirket satın alım satımları sadece Türkiye’ye de bağlı değil. Avrupa’da da bir durgunluk bulunuyor. Bazı yönlerden olumlu, bazı yönlerden olumsuz. Olumsuz yönü, daha az para harcama eğilimindeler. Olumlu yönü ise kendi içlerinde mega birleşmelere bakmak yerine bizim gibi ülkeleri tercih edebiliyorlar.

 

Şu anda kapıda bekleyen adam yok, doğrusu. Her ne kadar daha istikraralı ve cazip olsak da... Geçen yıla kıyasla elbette artış var ama 1999 yılı gibi değil.

 

Şu anda yürüttüğünüz projeler ne durumda?

 

Proje sayısı devamlı değişiyor. Ama genellikle 20’ye yakın proje üstünde çalışıyoruz. Bazen 15’e düşüyor, bazen 25’ çıkıyor. Bunlar demin saydığım alanlarda. İnşaat malzemeleri var. Ambalaj, perakendecilik ve gıda öne çıkıyor. Lojistik de bulunuyor.

 

Teknoloji, bilişim sektöründe hareketlenme var mı?

 

Bizim gördüğümüz kadarıyla, bilişim sektöründe hareketlenme yerel. Dünyada bu alanda yeni yeni toparlanılıyor. Bu potansiyel arz eden bir sektör. Ama Türkiye’de teknoloji alanındaki şirketlerin boyutları daha düşük. Ayrıca, çok özel durumlar dışında, gerçekçi anlamda katma değerli teknoloji üretimi söz konusu değil. Bu nedenle ben yabancı sermaye açısından bilişim sektörünün çok cazip olduğunu düşünmüyorum. Gelmek isteyenler gelip ofislerini açıyorlar.

 

Donanım tarafından bir kaç yatırım oldu geçmişte. Bilişim sektörünün önce bir gelişmesi gerekiyor. Bu esnada ülke içinde satın alma ve birleşmeler göreceğiz diye düşünüyorum. Bir süre daha yerel kalacak.

 

Medya şirketlerinde ya da reklam şirketlerinde böyle bir şeye tanık olacak mıyız?

 

Reklam sektöründe, dünyaca ünlü reklam şirketlerinden Türkiye’ye gelmemiş olan var mı? Sanmıyoruz. Hepsi burada zaten. Coca-Cola ve Procter and Gamble gibi firmalar tüm dünyada aynı reklam şirketleri ile çalışıyor. Bu nedenle Türkiye gibi ülkelerde de bu firmalar bulunuyor. Bence daha çok küçük yerel firmalar arasında birleşmeler olabilir. Eğer rekabet etmek istorlarsa, kendi aralarında birleşmeye gidebilirler.

 

Medyaya gelince. Görsel ve yazılı basın olarak iki ayrı kategoride incelemek gerek. Yazılı basın çok küçük. Okuma yazma oranımız çok düşük. Yabancı burada çok katma değer sağlar mı? Bilemiyorum. Televizyonculuk daha farklı. Uzman kanallar, odaklı kanallar gelebilir. CNN ve NBC gibi örnekleri gördük zaten.

 

İçerik açısından katma değer daha fazla. Yazılı basında da içeriğin önemli olduğu dergicilik alanında zaten yabancı ortaklılar var. Doğan Burda Rizolli gibi.

 

“CAZİP OLANLAR GIDA, PERAKENDE, AMBALAJ”

 

Dündas, ünlü and Co.’unun Genel Müdürü Mahmut Ünlü gıda, perakende, ambalaj sektörlerinde satın alma ve birleşmelerin daha sık yaşandığını belirtiyor.  Bunlar birbiriyle bağlantılı sektörler. Neden özellikle bu sektörlerin olduğunu ise şu şekilde açıklıyor:

 

GIDADA 65 MİLYON ETKİSİ: Gıda ülke içi tüketimle ilgili. Yabancı firmalar Türk tüketiminden pay almak istiyorlar. Onun için özellikle Pazar payı olan, bilinen tanınan markalara talep var. Daha önce belirttiğim gibi, 65 milyon nüfus, bu ülkenin en önemli cazibe noktası. Ayrıca, gıda, kriz olsa da olmasa da işleyen bir alan. Gıda’nın katma değeri genel olarak yüksek. Özellikle ihracata yönelik çalışan dondurulmuş gıda işi ya da konserve gibi konularda talep yok.

 

PERAKENDE VE GLOBALLEŞME:  Perakendecilik sektörüne ilginin arkasında ise hem globalleşme ile hem de Türkiye’nin yapısı var. Türkiye’de toplam tüketimin sadece yüzde 30’u organize zincirler üzerinden satılıyor. Avrupa’da en geride ülkeler olan İspanya ve Portekiz’de bile oranlar yüzde 60 düzeyinde. Diğer ülkelerde yüzde 95’in üzerinde. Maliyet yapısı ve satış kolaylığı açısından zincirler hızla büyüyorlar. Türkiye’de ise zincirler hala küçük. Yabancılar açısından bu alan çok cazip. Ondan dolayı perakende de hem alıcı hem satıcı da hareketlenme söz konusu.  

 

AMBALAJ NEDEN ÖNEMLİ?: Ambalaj ise iki tarafla da alakalı. Yabancı yükselişinde yabancıların ve yerlilerin etkisi var. Hem gıda sektörüne iyi yabancı markalar girdikçe, bu ürüne talep artıyor. Hem de Türk tüketicisinin ambalajlı ürüne ilgisinde ciddi yükseliş var. Bunların yanı sıra, rafta malı sergilemenin önemi artıyor.

 

ÜÇ KUŞAĞIN ŞİRKET SATMA PROFİLİ

 

Anadolu’da durum nedir? Anadolu kaplanlarında bu yönde hareketlenmeler var mı?

 

Anadolu-İstanbul ayrımı yerine, başka türlü bakmalı. Birinci nesil, ikinci nesil, üçüncü nesil diye değerlendirmekte yarar var. Genellikle girişimciler, yani birinci nesil diye tanımladığımız şirketi kuran insanlardan oluşuyor. Bunlar şirketi satmak ya da ortaklık kurmak konusunda daha hassaslar. Çünkü, şirketi çocukları gibi görüyorlar. Bu nedenle şirketlerine değer biçmekte zorlanıyorlar. İhtiyaç olsa dahi duygusal nedenlerden ötürü devir veya ortaklığa yanaşmayabiliyorlar. Hepsi değil ama genel olarak bunu gözlemliyoruz.

Birinci nesilde bu tür evlilikleri gerçekleştirmek üçüncü nesile göre çok daha zor.

 

İkinci nesil geldiği zaman durum biraz daha farklı... Onlar genelde yurt dışında eğitim almış oluyorlar. Ya da farklı yerlerde çalışmış oluyor. Bu sayede küreselleşmenin kaçınılmaz olarak Türkiye’ye yansımalarından haberdar. Türkiye ile ilgili sermaye sorununun farkında oluyorlar. Kurucu nesile göre duygusallıktan biraz daha uzak oluyorlar. Geriye çekilip, objektif gözlükle analiz edebiliyorlar.

 

Üçüncü nesilde durum ise şöyle: Anadolu’da hala kurucular var. Anadolu Kaplanları yeni çıktı zaten. Ama oralarda da artan talep hissediliyor. Anadolu’da da İstanbul’da da İzmir’de de bunu göreceğiz.

 

“İYİ ŞİRKETLER CAZİPTİR”

 

Son dönemde satın alma ve birleşmelere olan talep sanki daha çok sermaye açısından zor durumda olan şirketlerden geliyor gibi. Öyle mi? Yanılıyor muyuz?

 

Şirketi iyi durumda olanlardan da talep geliyor. Yabancılar, krizden korktuğu gibi, krizdeki şirketten daha çok korkarlar. En iyi satın alma ve birleşme yapma zamanı, şirketin en güçlü olduğu zamandır. Çünkü, o şirketin karlılığı yüksektir, cazibesi vardır. Pazar payı yüksektir. Böylece daha yüksek değer biçilir.

 

Bizim yaptığımız işlerin yüzde 90’ı ilk 3 sırada yer alan, pazar payı ve durumu iyi olan, iyi bir yönetimi olan şirketlerden oluşur. Yabancı bir grup zaten Türkiye’ye gelmekten korkuyor. Bir de mali sıkıntıda olan, bir şirketi aldığını varsayın. Bu durumda ne yapacağını bilemez. Zaten var olan krizle mücadele etmek zorundasınız. Onun için tam tersine, evliliklerin çoğunluğunun iyi durumda olan şirketlerle olduğunu göreceksiniz.

 

Son olarak Kent işini yaptık. Kent oldukça iyi bir şirket. Markası iyi konumlanmış, pazar payı güzel. Kent, bunu globalleşmenin kaçınılmaz bir sonucu olarak görerek yaptı. İç pazarda kapasiteleri dolmuş zaten. Ama büyümek gerekiyor.Global bir marka ile bu yapılabilir. Güçlerini birleştirdirler. Hem üretim ve ihrarcat imkanlarını artıracaklar.  

 

Egepen, evliliğini yaptığı zaman ilk üçteydi. Şimdi bir numara. Bizim yaptığımız tüm işler birinci, ikinci, üçüncü konumundaki firmalardı. Zaten ancak bu tip firmalara dikkat çekebiliyorsunuz. Ucuza alacağım, mali durumunu düzelteceğim... Kimse kalkıp bunun için Türkiye’ye gelmez. 

 

“SİGORTACILIK DA HEYECANLI GÜNLER YAŞANACAK”

 

Önümüzdeki dönemde hangisektörlerde hareketlenme yaşanacak?

 

Daha önce bahsettiğimiz gibi gıda, perakende, ambalaj ve lojistik gibi sektörlerde. Tabii bir de konuşmadığımız bankacılık sektörü var. Orada da yabancı sermaye Türkiye’ye ilk defa olarak daha bir ciddiyetle bakıyor. Ancak, orada da işi gerçekleştirmek beklendiğinden çok zor. Çünkü, katma değer çok düşük.

 

Bankacılık sektörüne bakarsanız, şimdiye kadar yapılan kazançların büyük bir kısmı devlet tahvilleri, yüksek reel faiz ve açık poziyon oluşturup bunu devlete plase etmekten kaynaklanmıştır... Şimdi bu yüksek faizi çıkarırsak maliyetler ve ürünler açısından da rekebetçi değil. O nedenle yoğun işten çıkarma oldu. O nedenle yabancı sermaye burada yararlı olacaktır. O tarafta bir hareket olacak. Ancak, çok hızlı değil elbette.

 

Bir de sigortacılık sektöründe bekliyoruz. Özellikle özel emeklilik yasasının geçmesinden sonra. Her ne kadar uygulanmaya koyulması yeterli hızda değilse de orta vadede çok önemli bir iş alanı. Türkiye’de bu konuda “know-how” da mevcut değil. Onun için bu alanda yabancı firmalar göreceğiz.

 

 


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz