Sürdürülebilir Mimarlık Küresel Ödülü ilk kez İstanbul’da verildi. Yeni dönem: daha az kaynak, daha fazla etki… Gelecek yılın teması ise net: “Mimarlık eşitliktir”
Mimarlık dünyası bu yıl rotasını İstanbul’a çevirdi. Sürdürülebilir Mimarlık Küresel Ödülü ilk kez Türkiye’de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen uluslararası sempozyumda sahiplerini buldu.
Tuba İlze / [email protected]
Ödüller, üçüncü kez resmi ortak olarak yer alan Saint-Gobain iş birliğiyle verildi. 2006 yılında mimar Jana Revedin tarafından kurulan ve UNESCO ile UIA himayesinde yürütülen program, bu yıl “Mimarlık Dönüşümdür” temasıyla mimarlığın yeni yönünü açık bir şekilde ortaya koydu.
“Alışılmış düzen kırılıyor”
Yıllardır Venedik merkezli ilerleyen ödül programının İstanbul’a taşınması, aslında bu değişimin ilk işareti. Sabit bir merkezden çıkan mimarlık anlayışı yerini hareket eden, yer değiştiren, yerelden öğrenen bir yapıya bırakıyor. Jana Revedin bu kararı anlatırken aslında yeni dönemin ruhunu da tarif ediyor: “Neden her zaman alışık olduğumuz yerde kalalım ki? Bu kez akademik ortaklarımıza seyahat edelim dedik. Bu, ilk denememiz. Ödül sahiplerimizin İstanbul’a gelmekten büyük heyecan duyduklarını görüyorum ve burada olmaktan son derece mutluyuz ve gurur duyuyoruz. Bu yılın teması ‘Mimarlık dönüşümdür’ idi ve bu tema İstanbul ile çok örtüşüyor. Çünkü İstanbul tarihi açıdan çok katmanlı bir şehir, tarihsel olarak sürekli dönüşen bir şehir; binlerce yıldır uyum içinde yaşayan bir şehir ve aynı zamanda Asya ile Avrupa arasındaki dönüşümün de bir simgesi.”
Yeni mimarlığın dili: Daha azla daha fazlas��
Bu yıl seçilen projeler bir şeyi çok net söylüyor: Artık mesele daha büyük yapmak değil, daha doğru yapmak. Daha az malzeme, daha az enerji, daha az müdahale… ama daha fazla etki. Revedin bu değişimi yalnızca teknik bir dönüşüm olarak değil, zihinsel bir kırılma olarak tanımlıyor: “Cesaret etmek; uzun yıllardır süregelen paradigmaları sorgulayıp sürdürülebilir değişimler yaratmaya cesaret etmektir. Aktarmak ise bu bilgiyi mimarlar, peyzaj mimarları, şehir plancıları, tasarımcılar ve hatta kuramcılar arasında paylaşmaktır. Bu yalnızca bilgiyi değil, aynı zamanda şüpheleri ve güncel kaygıları da paylaşmaktır. Farklı kuşaklardan, farklı ülkelerden ve kültürlerden geliyoruz. Bu nedenle birbirimize anlatabileceklerimizi, birbirimize nasıl destek olabileceğimizi paylaşmak son derece kıymetli.”
“Mimarlık artık pozisyon alıyor”
Revedin mimarlığın artık tarafsız bir alan olmadığını açıkça ortaya koyarak sözlerine şöyle devam etti: “Bu yıl savaş var etrafımızda. Bu nedenle gelecek sene “Mimarlık eşitliktir” temasını işleyeceğiz ama özellikle siyasi gelişmeler ve savaşlar nedeniyle bir tepki koyup, mimarlık eşitliktir demek istedik.” Bu cümle, aslında gelecek dönemin çerçevesini çiziyor: Mimarlık artık sadece mekan değil, bir duruş üretiyor.
2026 yılı kazananları da bu dönüşümün sahadaki karşılığını gösteriyor. Çin’den Ye Man, Vietnam’dan Doan Thanh Ha, Meksika’dan Loreta Castro Reguera ve José Pablo Ambrosi, Fransa’dan Amelia Tavella ve Almanya/İtalya’dan Andreas Kipar… Bu projelerin ortak noktası net: Yerelden öğrenmek, kaynağı doğru kullanmak, kamusal alanı yeniden kurmak yani mimarlığı yeniden topluma bağlamak.
Türkiye ve dünya ekonomisine yön veren gelişmeleri yorulmadan takip edebilmek için her yeni güne haber bültenimiz “Sabah Kahvesi” ile başlamak ister misiniz?