"Büyük düşünmek: sürdürülebilirlik zorunluluğu"

Yöneticilerin çoğu, tutarlı bir plana sahip olmayan atılımlar yamalı bohçasını uygulamaya alarak havanda su döver.

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Büyük düşünmek: sürdürülebilirlik zorunluluğu
Fortis'in katkılarıyla...

Oysa ellerinde bir yol haritası var. Geçmiş on yıllar boyunca rekabet arenasını şekillendiren kuvvetler hakkındaki araştırmamız bize, “iş dünyas ındaki mega trendlerin” ortak birtakım özellikleri ve yörüngeleri olduğunu söylüyor. Sürdürülebilirlik, artık az çok bilinen bir mega trend ve bu yüzden de akış seyri bir ölçüde önceden tahmin edilebilir. Firmaların, önceki mega trendlerden nasıl başarıyla çıktıklarının iyi anlaşılmasıyla üst düzey yöneticiler, bu seferkinde de ihtiyaç duydukları avantajı yakalamalarını sağlayacak stratejileri ve sistemleri kolaylıkla tasarlayabilir. Elbette ki mega trendler konsepti hiç de yeni bir olgu değil. Aynı zamanda bir işadamı ve yazar olan John Naisbitt, globalizasyon, bilgi toplumunun doğuşu ve hiyerarşik organizasyonlardan ağlara doğru olan gelişme gibi bebeklik aşamasındaki toplumsal ve ekonomik değişikliklerden dem vurarak 1982 yılında aynı isimle en çok satan kitaplar listesinin başındaki eseriyle bu kavramı popülerleştirmişti. Bizim bu makaledeki odağımız, şirketlerin rekabet gücünde etkili olan kökten ve kalıcı değişiklikler olarak tanımlanabilecek iş dünyasındaki mega trendler... Bu gibi değişiklikler teknolojik inovasyonlardan veya yeni para kazanma yöntemlerinin keşfedilmesinden doğabilir ve bu değişim sürecini pek çok faktör başlatabilir veya etkileyebilir. İş dünyasındaki mega trendler, finansal krizler, pazar yerini tanımlayan sosyal gerçekliklerdeki değişiklikler veya kaynaklar üzerindeki anlaşmazlıkları tehdit eden sorunlardan kaynaklanabilir veya onlarla birlikte ivmelenebilir. Örneğin soğuk savaş ortamının jeopolitiği, hem uzay yarışını hem de sonuçta enformasyon teknolojisindeki mega trendi tetikleyen mikro elektronik alanındaki gelişmeleri başlatmıştı. Elektrikleşme, yığınsal üretimin yükselişi ve globalizasyon da birer mega trenddi, tıpkı 1970 ve 1980’lerdeki kaliteye hücum hareketi gibi. Bunların hepsinde de ortak olan ince çizgi, kurumsal liderlerin stratejik öncelikleri arasında kayıtsız kalınamayacak birer iddiaları olmasıydı. Peki biz sürdürülebilirliği niçin yükselen bir mega trend olarak görüyoruz? Çünkü çevreyle ilgili sorunlar, son on yıl boyunca şirketlerin müşterileri, hissedarları ve tüm paydaşları için değer yaratma kapasitesine ısrarla tecavüz ediyor. Küreselleşmiş iş güçleri ve tedarik zincirleri bugün çevresel baskılarla birlikte şirketsel yükümlülükler de getirmiş durumda. Başta Çin ve Hindistan olmak üzere dünya çapında yeni güçlerin ortaya çıkmasıyla özellikle petrol konusunda doğal kaynaklar üzerinde yoğunlaşarak artan bir rekabet söz konusu ve bu durum da sürdürülebilirliğe yepyeni bir jeopolitik boyut kazandırıyor. Karbondioksit salınımları ile su kullanımı gibi “dış- sallıklar” büyük bir hızla hayatın gerçekleri haline gelerek yatırımcıların bir firmanın performansı ve paydaşlarının kendileriyle paylaşılmasını umdukları bilgiler hakkında muazzam etkili oluyor. Bu etkiler, diğer sorunların yanı sıra her geçen gün artan iklim değişikliği hakkındaki kaÜst düzey yöneticilerin çoğu, sürdürülebilirlik meydan okumasına verdikleri tepkinin, kendi organizasyonlarının rekabet gücünü ve belki de hayatta kalma şansını nasıl derinden etkileyeceğini gayet iyi bilir. Ancak çoğu, kendi içinde tutarlı bir vizyona veya plana sahip olmayan bir atılımlar yamalı bohçasını uygulamaya alarak resmen havanda su döver. 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz