"Hatay'ın dünyaya açılan kapısı Payas"

Payas, çeşitli medeniyetlerin izlerini taşıyor. Şehir, tarihi eserleri ve yeniden düzenlenen sahiliyle turizm yatırımcılarını bekliyor.

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Hatay'ın dünyaya açılan kapısı  Payas



Payas, Anadolu'yu Suriye ve Ortadoğu'ya bağlayan en kullanışlı güzergah üzerinde olduğu için, tarihin her döneminde stratejik bakımdan önemli bir yerleşim bölgesiydi. Eski çağlardaki adı Baias olan Payas, sonraları Bayyas, Bayas ve son olarak da Payas adını aldı. Beldeyle ilgili antik çağlara ilişkin çok fazla kayıt yok. Ancak Karbeyaz bölgesinde bulunan çok sayıda mezardan, Payas'ın Hititler döneminde önemli bir şehir olduğu anlaşılıyor. Payas eski çağlarda İran İmparatorluğu sınırları dahilinde iken, sonradan Büyük İskender'in, daha sonra sırasıyla Romalılar, Memluklar, Ramazanoğulları ve Osmanlı Imparatorluğu'nun hakimiyetine girdi. Yavuz Sultan Selim zamanında, 1516 Mercidabık Savaşı ile Osmanlı topraklarına katıldı. Birinci Dünya Savaşı yıllarında çevre bölgelerin Fransızlar tarafından işgal edilmesine rağmen Payas işgale uğramadı. Cumhuriyet'in ilanından 1939'da Hatay'ın alınmasına kadar, Türkiye-Suriye arasında bir sınır şehri olarak varlığını sürdürdü. 23 Temmuz 1939 tarihinde Hatay toprakları Türkiye'ye bağlanınca Payas da Dörtyol ilçesi ile birlikte yeni kurulan Hatay vilayetine bağlandı. Hitit, Asur, Pers, Yunan, Helenistik, Roma, Bizans, Erken Arap, Haçlı, Ceneviz ve Memluk akınları ve uygarlıklarına sahne olan Payas, esas kimliğini Osmanlı döneminde kazandı.

120 MİLYON YILLIK MAĞARA
Kervansarayı, Sarı Selim Camii, hamamı, kalesi ve Cin Kulesi gibi önemli tarihi eserlere sahip Payas'ın yeni düzenlenen sahili, plajı ve piknik alanları da gezilmesi gereken yerler arasında. Ayrıca Sincan Yaylası'nda bulunan ve 120 milyon yıllık olduğu tahmin edilen, içinde sarkıt ve dikitler bulunan tarihi mağara da arkeolojik öneme sahip. Payas'ta henüz sinema ve tiyatro yok; ancak her yıl Payas Belediyesi tarafından 19 Mayıs Gençlik Şöleni kapsamında çeşitli sanatçılar konser veriyor. Bunun yanı sıra beldedeki kültürel yaşama halk kütüphanesi de katkıda bulunuyor.

PAYAS'IN HAZİNELERİ
Payas, kültür turizmi meraklılarına çok şey vaat ediyor; Türkiye'nin en büyük kervansarayı, dünyanın meyve veren en yaşlı zeytin ağacı, Mimar Sinan'ın nadide eserlerinden Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi, Haçlılardan Mustafa Kemal'e uzanan hikayesiyle Payas Kalesi ziyaretçilerini bekliyor. Tarih boyunca pek çok medeniyet ve devlete ev sahipliği yapan Payas, Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı topraklarına katıldı. Osmanlı, hakimiyet kurduğu her toprakta olduğu gibi, Payas'ta da önceki medeniyet ve devletlerin mirasını sahiplenerek, bozmadan, tekrar inşa etmek suretiyle yaşattı. Bu duruma en güzel örnekler; Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi, Payas Kalesi, Cin Kule ve İpek Yolu Köprüsü. 15681577 tarihleri arasında inşa edilmiş bu eserler, Payas'ın bölgede seçkin bir konuma gelmesini, kültürel, ekonomik ve askeri bakımdan bir altın çağ yaşamasını sağladı. Buharlı gemilerin kullanılmaya başlandığı döneme kadar, Sürre Alayları'nın ve Hicaz'a giden hacıların kullandığı güzergah olan Payas'ın iskelesi ve tersanesi de, deniz ticareti ve askeri güç açısından beldeye ayrı bir önem kazandırdı. Payas ayrıca, İpek Yolu ile Halep'e giden malların Kıbrıs ve Akdeniz ülkelerine sevk edildiği bir limandı.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz