40'ından sonra değiştim

Kayı Holding CEO’su Prof. Dr. Alpaslan Korkmaz ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiden öne çıkan başlıklar şöyle...

2 EKİM, 20180
Paylaş Tweet Paylaş
40'ından sonra değiştim

Özlem Aydın Ayvacı

oaydin@capital.com.tr

Kayı Holding CEO’su PROF. DR. ALPASLAN KORKMAZ, her ayın neredeyse yarısını işi nedeniyle yurt dışında geçiriyor. Ama bu tempodan şikayetçi değil. Aksine seyahat hobisine bu sayede daha fazla zaman ayırabiliyor. Kırk yaşına kadar önceliğinin sadece iş olduğunu söyleyen Korkmaz, değiştiğini ve kendine daha fazla zaman ayırdığını belirtiyor. Korkmaz, gün içindeki denge formülünü ise şöyle açıklıyor: “İnsanoğlu her gün iç bahçesine gitmeli, kendisiyle buluşmalı. Ben gün içindeki içe dönüşümü bir film izleyerek, meditasyon yaparak, spor yaparak ya da güzel bir manzaraya dalarak gerçekleştirebiliyorum.”

Alpaslan Korkmaz, Kayı Holding’in CEO’su. İsviçre’de doğup büyüyen Korkmaz, aynı zamanda Neuchatel ve Koç üniversitelerinde ders veren bir profesör. Korkmaz’ı daha önce T.C. Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı’nın (TYDTA) kurucu başkanı olduğu dönemden de hatırlıyoruz. Korkmaz,  inanılmaz yoğun bir yaşam sürüyor. Her ayın neredeyse yarısını yurt dışında geçiriyor. Grubun Avrupa, Asya ve Afrika’daki işleri nedeniyle çok fazla seyahat ediyor. Ama Korkmaz, bu tempodan şikayetçi değil. Aksine hobilerinden biri olan seyahate bu sayede daha fazla zaman ayırabiliyor. Daha fazla ülkeyi yakından tanıyabiliyor. Antropoloji ve linguistikle özel olarak ilgilenen Korkmaz, gezdiği her coğrafyayı özellikle bu açılardan da inceliyor. Hindistan’ı dünyanın en büyüleyici ve tezatlıklarla dolu ülkesi olarak yorumluyor ve “Afrika, Hindistan ve Güney Doğu Asya ülkelerini mutlaka görmelisiniz” diyor. Hayatında spora da önemli yer ayıran Korkmaz şöyle konuşuyor: “Spor gençliğimden beri yaptığım, tempomuzdan, seyahatlerden dolayı ayakta kalmamı, fit olmamı sağlayan en önemli faaliyetim. Tai boksta stres atma imkanım oluyor. Ayrıca dövüş anını idare eden stresli anları da idare edebilir.” 40 yaşına kadar önceliğinin sadece iş olduğunu belirten Korkmaz, değiştiğini ve kendine ve önceliklerine daha fazla zaman ayırdığını da söylüyor. Kayı Holding CEO’su Prof. Dr. Alpaslan Korkmaz ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiden öne çıkan başlıklar şöyle:

 “FARKLI KÜLTÜRLERİ ANLAMAYA ÇALIŞIYORUM” 

“İşim dolayısıyla çok seyahat ettim. Çok muhtelif kültürlerle de buluşma, onları tanıma fırsatını yakaladım. Antropolojiye ilgi duyuyorum. Dil bilimle ilgiliyim. Bu nedenle gittiğim her yere bu gözle de bakıyorum. İş seyahatlerim sırasında fırsat bulursam oranın kültürel, tarihsel, dini özelliklerini anlamaya çalışırım. Örneğin Hindistan çok derin bir kültüre sahip. Binlerce yıldan süzülerek bugüne gelen inanılmaz bir derinliği var. Ancak aynı zamanda çok muhtelif farklı gelişimleri de mevcut. Hindistan’da onlarca lisan ve din var. Bu insanlar o lisanda birbiriyle anlaşamaz. Bir Yunanlı ile bir Bask arasındaki kültürel bağla bile alakası yok. Biz Hintli deyip geçiyoruz ama aralarında inanılmaz farklar var. Çok farklı kültürler, çok derin, eski kutsal diyebileceğimiz dini gelenekleri var. Onları anlamakta güçlük çekiyoruz. Oraya gittiğiniz zaman empatiyle bakıp anlamaya çalışmakta fayda var. 

GANJ’DA ŞOK EDEN MANZARALAR 

Ganj Nehri, Hintliler için kutsal. Dolayısıyla onun suyunda yıkanmak, onun suyunu içmek müthiş bir arınma imkanı veriyor. Hatta reenkarnasyonları azaltıyorsunuz, o çarktan çıkıp bir daha reenkarnasyona tutulmama şansı yakalıyorsunuz. Onun yanında bedenleri yakmak çok önemli. Hindu geleneklerinde bedenler yakılır, kül olur. Ganj Nehri’nde 100 metre aralıklarla küller nehre savrulurken 100 metre ileride yıkanan insanlar görürsünüz. Bazen bedenler tamamen yanmadığı halde nehre atılır ve biraz ileride o nehrin suyunu içen, yıkanan insanları görünce bir tuhaf olursunuz. Bunlar insanı şok eden görüntüler. Tabii ki kültürleri yargılamamak, anlamak için çaba sarf etmek gerekiyor. 

BANGALOR VE KERALA DENEYİMİ 

Bir de Hindistan’ın Bangalor diye bir şehri var. Dünya yazılımının merkezi. Olağanüstü yazılım merkezleri var. Oradaki kampüslere girdiğiniz zaman kendinizi 22’nci asırda sanıyorsunuz. Ama o yazılım merkezlerinden çıktığınız anda şehirde insanların üzerinden yürümek durumunda kalıyorsunuz. Şehir içinde hayvanlar geziniyor. İnekler kutsal sayılıyor, maymunlar ve muhtelif hayvanlar insanlarla iç içe yaşıyor. Bu, oradaki insanlar için şoke edici bir durum değil. Bunun yanında tavsiye edebileceğim olağanüstü büyülendiğim Kerala bölgesi var. Burası dünyada ayurvedanın merkezidir. Dünyada en olağanüstü doğa manzaralarını, rengarenk kuşları, meyveleri, sebzeleri ve eski Moğol da denen Kuzey Hindistan nüfusunu orada görürsünüz. Eski şehirlerde, eski sarayları var ve bu sarayların kurucuları eski Türk medeniyetleri. Burada Kuzey Hindistan kültürü hakim. Kelimelerden tutun gıdaya kadar bu kültürü yoğun şekilde hissedersiniz. Bir Türk’ün birden bu kültür bana göre diyebileceği unsurları da yakalayabilirsiniz. Yine olağanüstü bir mimari, olağanüstü imparatorluk kalıntıları var. Hindistan, çok keyif aldığım ama aynı zamanda şok yaşadığım her zaman mutlu olmadığım ama oradan ayrıldığımda bir çizgi çizip “Çok enteresan bir tecrübeydi” dediğim bir yer. 

TUAREGLERLE SAHRA

Gerçekten çok seyahat ediyorum. Kayı olarak Cezayir’de büyük bir yoğunluğumuz var. Cezayir kültürü de enteresan. Her şeyden önce bir kısmı Akdeniz havzasının bir kısmında olan Sami etkisi diyebileceğimiz Arap etkisinde. Etnik grupları ise Berberi. Arap olduklarını kolay kolay kabul etmezler. Çoğunluğu da Arap değildir. Tunus ve Fas da böyledir. Etnik kökenleri sadece Arap değildir. Araplar, İslamiyet’in yayılmasıyla beraber özellikle deniz kıyısındaki şehirlere zamanla yerleşmiş. Orada müthiş bir Osmanlı etkisi ve sevgisi var. Türk olduğunuzu bilirlerse kendi ailelerindeki birkaç kuşak önceki Türk atalarından bahseder ve bu onlar için onur kaynağıdır. Malum Osmanlı’dan sonra Cezayir koloniyel sömürgecilik yaşamış. Fransızlarla nefret ve sevgi ilişkileri var. Çok enteresan bir ülke, farklı kültürler üst üste yaşayabiliyor. Cezayir’in arkası dağlardan oluşur. Orada Berberilerin gücü var. O dağların arkasından indiğinizde Sahra Çölü’nü görüyorsunuz. Ve orada da mavi adamlar dediğimiz Tuaregler yaşıyor. Kayı olarak Cezayir’in en güney noktalarında Nijer ile Libya sınırında Tuareglerin yaşadığı alanlarda binalar yaptık. O insanlarla çölde bulunmak olağanüstü bir tecrübe. Tuareglerde erkekler kapanır, kadınlar daha açıktır. Onlar da müslümandır ama dine farklı bir yorum getirmişler. Tuareglerle çok güzel bir tecrübe yaşayabilirsiniz. 

ÇÖLDE HİÇLİĞİ ANLIYORSUNUZ

Çölde yaşam gerçekten inanılmaz bir deneyim. Çölün ortasında yoksunluk duygusunu, tevazuyu, bir hiç olduğunuzu çok ciddi manada idrak ediyorsunuz. Bir gecede bir hiç olduğunuzu anlıyorsunuz. Düşünsenize yıldızların altında eziklik yaşıyorsunuz. Bu kadar yıldız hiç görmemişsinizdir, yıldızlarla, gökle-arz arasındaki sınırı kaçırıyorsunuz. Çöle iş için gittiğiniz zaman çok uzun değil iki gün kalıyorsunuz. Ben çöl tecrübesini özel seyahatlerimde yaşadım. Birkaç kez 4-5 gün Sahra’da kaldım. Cezayir turistik imkanları vermiyor, ülke kapalı bir ülke. Ama ben yine de Cezayir’e gittim. Orada tur beklentiniz olmasın, tanıdıklar mutlaka olmalı. Bunu çok profesyonel ve turiste yönelik sunan Fas ve Tunus var. Sahra’nın en büyük kısmı ise Cezayir’de. 


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz