"Başarı beni mutlu ediyor"

OMV Petrol Ofisi İcra Kurulu Başkanı Gülsüm Azeri, iş dışı yaşamının detaylarını paylaştı...

25.07.2017 11:14:000
Paylaş Tweet Paylaş
"Başarı beni mutlu ediyor"



Özlem Aydın Ayvacı

oaydin@capital.com.tr

Gülsüm Azeri, Türkiye’nin en güçlü ve başarılı iş insanlarından biri. OMV Petrol Ofisi CEO’luğunun yanı sıra Pirelli yönetim kurulu başkanlığını da yürütüyor. Kariyerinde elde ettiği başarıların yanı sıra iş dışı yaşamı da bir hayli renkli… Azeri, geçmişinde profesyonel voleybol oynamış bir sporcu. Müzik tutkusunu Kavafyan’dan aldığı piyano dersleriyle ve ağabeyinden geçen musiki sevgisiyle hayata geçirmiş. Pink Martini ve John Baez’den de oldukça etkilenen Azeri, iyi de bir Amerikan folk müzik yorumcusu. Sürekli yurt dışı seyahatler ve yoğun iş programı esnasında ailesini es geçmeyen Azeri, 2 çocuk ve bir torun sahibi. Bugün çocuklarını iyi yetiştirmiş olmakla gurur duyarken çalışan anne olarak en büyük destekçisi olan annesi ve kayınvalidesini minnetle anıyor. “Onlar destek olmasaydı olmazdı” diyen Azeri, kariyerinde başarı arayan kadınlara anne ve kayınvalideleriyle çok iyi geçinmelerini tavsiye ediyor. OMV Petrol Ofisi İcra Kurulu Başkanı Gülsüm Azeri’yle bir gün geçirdik. Azeri, önce Maslak’taki ofisinde ardından Bebek’teki evinde ve Ulus’ta devam ettiği spor salonunda CEOLife’a iş dışı yaşamının detaylarını anlattı. 

* Türkiye’nin en güçlü iş kadınlarından birisiniz. Bu enerjiyi nereden buluyorsunuz?

Beni motive eden ve bana enerji veren en önemli unsur kendi coşkumdur. Kendimden çok fazla talebim var. Başarılı olduğum zaman çok mutlu oluyorum. Bu da coşkuyu ve motivasyonu getiriyor. İyi ekipler kurarak bunlara liderlik yaptım. Liderlik yaptığınız ekibin başarısı ve hızı sizi daha çok motive ediyor. Zaten lider sadece kendi motive olmaz, ekibini de motive eder. İnsanlar da kendisi motive olan liderleri takip eder. İş hayatı hep ciddi ve zaman zaman oldukça sert. Önüme çıkan bazı zorlu durumları öncelikle konsantrasyon, sorun çözmede analitik yaklaşım, şartların ve çevrenin doğru algılanması ve doğru komünikasyonla yönetiyorum. Bu yönetim tarzını ekip arkadaşlarımın uygulamasında da büyük fayda görüyorum. Yöneticilik önemli konuları ve önceliklerin tümünü görebilen bir vizyon gerektiriyor. Ancak yaşanılan sorunun önemine bağlı olarak liderin de kollarını sıvayarak ve enerjisini yayarak ne kadar zor olursa olsun operasyonları bizzat yönetmesi gerekiyor. Düsturum hem iş arkadaşlarıma hem kendime karşı, cesur ve şeffaf yaklaşıma sahip olmak. Hayatımda hiç hedeflediğim şeyi yapamayacağım gibi bir duyguya kapılmadım. Enerjimin ciddi bir bölümü kendime duyduğum özgüvenden geliyor. Kariyerimin ilk yıllarında bile dünya devleriyle rekabet etmekten hiç çekinmedim. Ayrıca iletişim, ağ oluşturma, yaşadıklarımdan sonuç çıkarma ve cesaretle birlikte sabır gibi özellikler kariyer yolculuğum boyunca bana yol gösterdi. 

* İş ve özel hayatınızda günleriniz nasıl geçiyor? 

Temposu ve enerjisi yüksek bir insanım. Uyanık kaldığım saatlere daha fazlayı sıkıştırmayı hep denerim. Hatta kendime fevkalade insafsız davranırım. Hafta içi yoğun bir iş programım var ancak bu temponun ve yüklü programın içinde aileme ve arkadaşlarıma her zaman önemli bir yer ayırdım. Netice itibarıyla insan özel hayatında huzur ve mutluluğu yakalayabildiği zaman, iş hayatı daha başarılı oluyor. Aile faktörü, hem yetiştirilişim itibarıyla hem çocukluğumdan beri aldığım Türk aile eğitiminin etkisiyle benim için fevkalade önemli. “Öncelikleri doğru koyma” olgusu da benim için büyük önem taşır. İnsan bunu tecrübesiyle ve iş hayatının da katkısıyla oluşturuyor. Aileyle ilgili konularda da tam bir iş insanı yaklaşımıyla öncelikleri doğru oturtmayı prensip edindim. Önceliği ve önemi yüksek konular olduğunda gözümü kırpmadan tüm programları iptal eder ve ailemin yanında olurum. Bunu da aileme hep hissettirdim. O nedenle de çocuklarım kendilerini hep güvende hissetti. Bence konu denge kurmaktan ziyade öncelikleri doğru oturtmak. 

İş dışı yaşamınızda öncelikleriniz neler? 

Çocuklarım ve ailem en önemli önceliklerim. Ayrıca dostlarım, müzik ve spor. İki çocuğumuz var. Sina 36 yaşında, liseyi Robert Koleji’nde tamamladı. Northwestern Üniversitesi’nde endüstri mühendisliği okudu. Chicago’da 4 yıl büyük bir perakende şirketinde yönetici olarak çalıştı. Ardından Harvard’da MBA yaptı. Harvard sonrası 5 yıl Abu Dhabi’de devletin private equity şirketinde direktörlük yaptı. Şimdi ise Harvard’dan arkadaşlarıyla kurduğu Kingsley Capital Partners özel sermaye şirketinin ortağı. Bu nedenle geçtiğimiz aylarda eşi ve yeni doğan bebekleriyle birlikte Londra’ya yerleştiler. Cenan ise 28 yaşında, lise eğitimini o da Robert Koleji’nde tamamladı. Ardından Koç Üniversitesi’nde Endüstri Mühendisliği okudu. Üniversite eğitiminin ilk yılını ABD’de Purdue Üniversitesi’nde geçirerek yurt dışında eğitim deneyimi de kazanmış oldu. Şu an Borusan EnBW Enerji şirketinde çalışıyor. 

“HER GÜNE MÜZİKLE BAŞLARIZ”
MANDOLİN VE PİYANO 

Bizim zamanımızda ilkokullarda mandolin öğretilirdi. Mandolinle beraber müzikle tanıştım. Daha sonra 11 yaşımda Avusturya Lisesi’ne girdim ve yatakhanede kaldım. Müzik hocamdan piyano dersi alarak piyanoya başladım. Bebek’te Kavafyan diye çok ünlü bir müzik hocası vardı. Kavafyan’dan epey piyano dersi aldım. Fakat apartmanlarda piyano çok zor oluyor. Ya alttaki ya üstteki rahatsız oluyor. Piyanoyu alıp Zekeriyaköy’e taşıdık. Oradayken çalıyorum. Ayrıca 2 oğlum da piyano çalmayı öğrendi.
ŞAN TİYATROSU YILLARI
İlkokuldan beri Türk musikisine de büyük ilgim vardı. Ailecek musikiyi severdik. Bunu ilmiyle yapansa büyük ağabeyim oldu. Büyük ağabeyim beni küçücükten beri Hendek’ten Şan Tiyatrosu’na Münir Nurettin Selçuk var diye getirip geri götürürdü. Müzik aşkını kardeşine de aşılamıştı. O dönemde Münir Nurettin önde arkasında da hanımların korosu vardı. Biz de eve dönünce ağabeyim önde Münir Nurettin olurdu biz de kardeşimle arkada koro olurduk. O yaşlarda Dede Efendiler söylerdim. Bugün bunları dinleyebildiğimiz ortamlar azaldı. Demek ki her şeyin bir dönemi var.
KORODAYDIK 
Eşimin müzik koleksiyonu da çok eskidir. Hangimiz ilk uyanırsak radyo açıyoruz ve güne müzikle başlıyoruz. Eşim Robert Koleji’nin korosundaydı, ben de Amerikan Kız Koleji’nin korosundaydım. Bir zaman geldi John Baez gibilerin çok güzel Amerikan folk müziği yaptığı yıllarda da onlara heves ettim. Çok güzel Amerikan folk söylerim. Müzik hayatımda oldukça yer alıyor.


* Çocuklarla nasıl kariyer yaptınız? Formülünüz neydi? 

Birincisi Allah’a çok şükür büyüklerimiz, annem ve kayınvalidem seyahatlerimde beni çok destekledi. Her seyahatimde ikisinden biri hazırdı ve bizim eve çocukların yanına gelirlerdi. Onların özverisi müthişti. Kayınvalidenizle de iyi geçinin annenizle de… Kariyer yapmak isteyenlere öncelikle bunu tavsiye ediyorum. Ehil bir bakıcı da olsa ancak bir büyüğün gözle sürekli takibi anneyi rahatlatıyor. 

* Spor yapıyor musunuz? 

Okul hayatımda çok iyi voleybol oynadım. Bu beni okul takımlarını yönetmeye kadar götürdü. Avusturya Lisesi’nde okurken hep takım kaptanı oldum. Ondan sonra piyano hocam “Bir daha voleybol antrenmanından bana gelirsen piyanodan vazgeç” dedi. Ellerimden anlıyordu. Ben de voleybolu seçtim. Boğaziçi Üniversitesi’nde de voleybolda takım kaptanıydım. Mezun olduktan sonra da bıraktım. Spor hala hayatımın önemli bir parçası. Kışın haftada 2-3 kez spor salonuna gitmeye özen gösteriyorum. Spor salonuna ek olarak açık hava yürüyüşleri yapmayı da seviyorum. Haftada minimum 2 kere 30 yıldır ciddi kas gücü gerektiren jimnastik yapıyorum. Yaz aylarında da sıkça ve uzun mesafe yüzüyorum. Bodrum’da Yalıkavak’ta Tilkicik koyunda evimiz var. Koyu baştan sona yüzer çıkarım. 

* Bodrum’a ne kadar gidebiliyorsunuz?  

En uzun bir hafta 10 gün kadar gidebiliyorum. Aynı yerde çok uzun süre kalamıyorum. Tekne seyahatleri de 1 haftayı geçince duramıyorum. Ama Bodrum öyle değil. Orada çok arkadaşım ve Bodrum’da yapılacak çok iş var. Zaten ömrüm disiplin içinde programlı geçiyor. Bir toplantı bitiyor 5 dakika sonra diğerine geçiyorum. Bu tarz bir iş yaşamının tatil ayağında aklıma estiği gibi davranmayı seviyorum. Bodrum’da yaşlanmaya niyetlenerek okul arkadaşlarımla Bodrum’dan ev aldık. 20 yıl kadar oldu. 

* Seyahat hobiniz var mı? En sevdiğiniz rotalar nereler? Yurt içi ve yurt dışında bulunmaktan en keyif aldığınız bölgeleri paylaşabilir misiniz?

Dünyadaki çeşitli kültürleri ve yaşam tarzlarını iş hayatımdaki uluslararası çalışmalar nedeniyle yoğun bir şekilde yaşadım. Bunu yılda 2-3 seçilmiş ve planlanmış kültür seyahatiyle hobi olarak da devam ettiriyorum. Uzakdoğu’yu çok gezdim ve çok beğendim. Tayland’ı, Çin’in bazı yerlerini ve Vietnam’ı çok sevdim. Hindistan ve Japonya’yı da çok beğendim. Çok kıymetli kültürlere sahipler. Avrupa’yı zaten saymıyorum, çok yakından tanıyoruz. Son dönemde ise ağırlıklı Güney Amerika’ya gidiyoruz. Gelinimin annesi Guatemalalı. Müthiş bir İspanyol kültürü ve Guatemala’nın rengarenk kültürü iç içe. Biz oraya gelinimin annesini görmeye gidiyoruz. Yanardağ ve krater göllerinin yanında antik şehirler yaratılmış. Bir o kadar da renkli bir ülke. El işçiliği de müthiş. Oradan dünya kadar el işi aldım. Rengarenk kültürlerini el işlerine de yansıtıyorlar. Kuşları bile rengarenk. Bir papağan görüyorsunuz inanamıyorsunuz. Bu kadar renk bir kuşta nasıl olabilir diye düşünüyorsunuz. Şili, Arjantin, Küba gibi Güney Amerika ülkeleri çok güzel. Bu yaz planımda Şili ve Küba var. Bu ülkelerin müzik kültürü de çok iyi. Nasıl Avusturya’ya gittiğinizde vals başka bir güzelse Arjantin’de de tango bir başka güzel. 

* En keyif aldığınız hobileriniz neler?

El işlerinden ve farklı tasarımlardan hoşlanırım. Memleketim Hendek. Hendek’te bu işi çok iyi yapar ve bilirler. Annem de dantel ve el işinden iyi anlar. Eskiden yatak çarşaflarının kenarları dantel olurdu. O dantelleri kesip başka bir malzemeyle birleştiriyoruz. O danteller o kadar kıymetli ki… Güzel danteli nerede bulursam alıyorum. Rusya’dan ve Macaristan’dan çok dantel almışlığım vardır. Hepsi bu evde değil ama çekmecelerimde onları özenle saklıyorum. Antika Macar örtülerinden Anadolu el işlerine her biri benim için çok kıymetli. Çok yoğun iş hayatı olan bir kişi olarak bu hobimi Petrol Ofisi’nde bir sosyal sorumluluk projesine dönüştürerek hayatımın büyük bir alanına yaymış oldum. Ben çıkarıp çıkarıp bu el işlerine bakıyorum. Bundan da büyük keyif alıyorum ama bu akılcı bir şey değil. Gönül Ağacı adıyla bu konuda bir sosyal sorumluluk projesi hayata geçirdik. Çok seçici davrandık. Bu ürünlerin katma değerini artırdık. Ben aşırı cesur bir kadınım. Bir benzin istasyonunda bu dantel ürünlerini görmek büyük bir şok yaratıyor. Kadınlar arabadan inmiyordu, insinler istedim. İndiler ve sonra PO’yu sevdiler. 

* Bir tutkunuzu da işle birleştirmiş oldunuz. Sonuçları nasıl oldu?

Gönül Ağacı sayesinde yetenekli kadınların ürettiği el işlerini, ilgi çeken ve kullanışlı birer ürün haline getirdik. Onlara yıllardır yaptıkları el işlerini nasıl farklılaştırabileceklerini ve nasıl değerlendirebileceklerini gösterdik. Bu ağacın her bir dalı üzerinde, Türkiye coğrafyasının farklı bölgelerinden kadınlar var. Her biri farklı değerdeki el sanatları ile haşır neşir. Aslında tüm bu el sanatlarına sahip çıkmak ve gelecek kuşaklara aktarmak bizim kültürel mirasımızın da bir parçası. Gönül Ağacı ürünleri 2014 Nisan ayından bu yana seçili 101 Petrol Ofisi istasyonunda yer aldı. Gönül Ağacı’nda, Manisa İpeği, Rize Bezi, Elpek Bezi, Şile Bezi, Kutnu Kumaşı gibi çok çeşitli yöresel kumaşlar kullanılıyor. İğne oyalarından dantellere, ahşap baskıdan kırk yamaya kadar birçok el becerisini tüketiciyle buluşturan Gönül Ağacı ürünlerinde, geleneksel dokumalar işlevsel ürün tasarımlarıyla birleştiriliyor. 135 ürün Petrol Ofisi istasyonlarında satışa sunuluyor. Bugüne kadar 24 binden fazla Gönül Ağacı ürünü satışı gerçekleştirildi. Proje, 2016 sonunda 13. Uluslararası İş Ödülleri’nde Avrupa’da Yılın Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projesi kategorisinde Altın Stevie® ve Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği (IPRA) tarafından halkla ilişkiler alanında, ‘Toplum İlişkileri’ kategorisinde, dünyanın en saygın ödülü olan Altın Küre ödüllerini aldı.

“ESKİ EV EŞYASI VE ANTİKA TUTKUM VAR” CAM EŞYA DOLU
 Evimin her köşesi eski porselenler ve cam eşyalarla dolu. Hep antikacılardan veya ailenin eskilerinden topladım. Bir dönem Amerika, Macaristan, Avusturya, Çek Cumhuriyeti’nden cam ve porselen topladım. İngiltere, Rusya ve Çin’den aldıklarım da var. Annemin Fransa’dan topladıkları var. Herend çok ünlü bir Macar porselen markasıdır, oradan aldıklarım var. Her bir parça başka güzel.

BRONZ DA SEVERİM Paşabahçe’de butikleri yapmaya kalktığımda tümüyle Türkiye’nin tarihindeki ve Osmanlı’dan Mezopotamya’ya kadar ulaşan eski parçaları aldık ya da yeniden yorumladık. Evimde de çok sevdiğim Paşabahçe ürünleri var. Zaman zaman güzel bronz parçaları da alıyorum. Mesela İsviçre’den aldığım bronzlarım var.

DÖMİ KLASİK TARZ 
Budapeşte’de bir eskici çarşısından aldığım Artdeco çerçevelerimi de çok seviyorum. Ne kadar varsa satıcının elinden almıştım. Zekeriyaköy’de de bir evimiz var. Her iki ev de eski eşyalarla dolu. Seçtiğim mobilyalar da hep dömi klasik tarzdadır. Evdeki mobilyalarımın bir kısmı Horhor’dan alınıp tamir ettirilmiş ürünler.
“ERGUVANLARI GÖRMEDEN GİTMİYORUM”
BOĞAZA HAYRANIM 

Çok şanslıyım, evim Bebek’te ve çok güzel bir manzarası var. Boğaz’a da hayranım. Evimizin pek çok köşesinden bu manzarayı dolu dolu yaşamak mümkün. Ekim sonundan hazıirana kadar Bebek’teyim. Erguvanları görmeden gitmiyorum. Erguvanlar sadece Boğaz’da var. Önümdeki ağaçların hepsi erguvan. Onların hepsinin pespembe olduğunu gördükten, onun keyfini sürdükten sonra Zekeriyaköy’e gidiyorum. Boğaz manzarası ve erguvanlardan zor kopuyorum.

TOPRAKLA UĞRAŞIRIM 
Bebek’teki evimin arka balkonu bahçeye açılıyor. Toprakla uğraşan bir insanım. Her mevsim çiçek ekerim. Mevsime göre bahçedeki çiçekleri sürekli güncelliyorum. Yan taraf benim değil, ancak o bahçeyle de ben uğraşıyorum. Hepimiz daha güzel bir bahçe görmüş oluyoruz. Haziranda da Zekeriyaköy’deki evime geçiyorum. Zekeriyaköy’deki bahçemse ağırlıklı çim. Yine çiçek ve ağaç ekili.

MİSAFİR SEVERİM Ben yetişirken evimize hep çok misafir gelirdi. Dolayısıyla iyi bir ev sahibi olmayı ve misafir ağırlamayı çocukken öğrendim ve çok severek yapıyorum. İyi yemek pişirdiğim bir gerçektir. Arkadaşlarım yemeklerimi çok beğenir. Çok sık evime yemeğe misafir davet ederim. Sürpriz gelene de her zaman ikram edecek yemeğim vardır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz