"Denge önemli"

Philips Orta Doğu ve Türkiye CEO’su Özlem Fidancı, yoğun tempo içinde hayatını özel ve iş diye keskin çizgilerle ayırmasa da “Denge önemli” diyor.

4 EYLÜL, 20190
Paylaş Tweet Paylaş
"Denge önemli"

“Resim yapmak terapi gibi oluyor. Başka hiçbir şeyde aynı konsantrasyonu bulamıyorum.” Philips Orta Doğu ve Türkiye CEO’su Özlem Fidancı, neden resim yaptığını bu sözlerle açıklıyor. İş ve özel yaşamı birbirinden katı çizgilerle ayırmayan Fidancı, çocukluk yıllarında başlayan resim ilgisinin yoğun çalışma hayatına da katkısı olduğu görüşünde. Fidancı, “İnsan bir şeye odaklandığı zaman enerjisi çok artıyor” diyor.

Philips Orta Doğu ve Türkiye CEO’su Özlem Fidancı, bugün 16 ülkeden sorumlu bir tepe yönetici. Dubai’de yaşıyor ve sürekli seyahat ediyor. Doğal olarak çok yoğun çalışıyor. Bu tempoda hayatını özel ve iş diye keskin çizgilerle ayırmasa da “Denge önemli” diyor. O yüzden hem ailesine hem de ilgi alanlarına vakit ayırmak için azami gayret sarf ediyor.

Fidancı’nın iş dışı zamanlarında yapmaktan hoşlandığı şeylerin başında resim geliyor. İlkokul yıllarından başlayan hobisi bugün neredeyse bir tutkuya dönüşmüş durumda. Doğadaki bitki, kuş ve böcekleri fotoğraflıyor ve onlardan ilham alarak tablolar yapıyor. Resim yaparken saatlerce yaşadığı konsantrasyonun iş alanına enerji olarak geri döndüğü görüşünde. Bu hobisinde onun en yakın takipçileri ve eleştirmenleri eşi ve oğlu. 15 yaşındaki oğlu Mete’den bu eleştirilerin rövanşını masa tenisinde almaya çalışsa da artık çoğunlukla yenildiğini söylüyor.

Fidancı’nın bir diğer ilgi alanı ise yazı yazmak. İlk gençlikte günlük tutarak başladığı yazı merakını bugün iş izlenimlerini not alarak ve şirket içi iletişimlerini bizzat kendisi yaparak sürdürüyor. “İleride kesinlikle yazıyla ilgili, yazı ve görseli birleştirecek bir şeyler yapmak istiyorum” diyen Fidancı’yı rahatlatan bir diğer hobisi de ailecek yaptıkları su sporları ve yürüyüş. Özellikle yürüyüş sırasında günün muhakemesini yapma fırsatını bulduğunu anlatıyor:  “Daha iyi nasıl olabilir? Ben kendimi nasıl geliştirebilirim? sorularının yanıtını arıyorsunuz” diyor.

Fidancı’yla resim ve diğer hobileri üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik…

*İş yaşam dengesini ne kadar önemsiyorsunuz?

Ben eskiden beri iş ve özel hayatı böyle keskin çizgilerle ayıramadım. Ayırmayı da çok doğal bulmadım. Çünkü insanız ve hayatımızda zaman ayırdığımız çeşit çeşit konular var. Çocuğumuz, eşimiz, annemiz, arkadaşımız, iş arkadaşımız, iş ortağımız, işimiz, patronumuz var… Yani iş de insanın hayatının gerçekten önemli bir parçası haline geliyor ve özel hayatla baya bir iç içe geçiyor. Bunu çok keskin çizgilerle ayırt etmeyi doğru bulmuyorum. Çünkü ben işime kendimi yüzde 100 adayan bir insanım. Başarılı olmak için de bunun yapılması gerektiğini düşünüyorum. Ama özel hayatta da başarılı olmak için yüzde 100 kendinizi vermeniz ve adamanız gerekiyor. Dolayısıyla özel hayatımda eşimle, çocuğumla bir şeyler yaparken işimle ilgili bir öncelik geldiği zaman onu önemsiyorum. Aynı şekilde çalışma saatleri içinde özel hayatımla ilgili bir konu geldiğinde onu da önemsiyorum. Denge önemli. Özel hayat ve iş hayatı kavramları bende çok tanımlı değil. Hepsi benim hayatımın bir parçası.

*Hızlı iş temposunda kendinizi rahatlatmak için neler yapıyorsunuz?

Resim yapmayı seviyorum.

*Sizde resim ilgisi nasıl başladı? 

Çocukken, yani daha okula bile başlamadan önce… Rahmetli babam da yöneticiydi. Beni arada işine götürürdü. Orada en çok sevdiğim şey şuydu; Bana defterler, renkli kalemler verilirdi, ben de babam çalışırken yanında oturur bazen 1-2 saat resim yapardım. Babam da zaten resme karşı çok yetenekliydi ve beni de teşvik ederdi. Ondan, çiziminden, bana öğrettiği şeylerden esinleniyordum. Şimdi de mesela ekiptekiler beni yakalar, telefonla konuşurken tahtaya bir şeyler çizerim.  Oraya bir ağaç, bir hayvan çizerim ya da şekiller yaparım. Normal çalışırken, not alırken de kağıdın bir kısmına mutlaka bir şeyler çizerim.

*Çocukluktaki resim ilginiz sonrasında nasıl devam etti?

Çocukluktaki resim merakım hep ilgi seviyesinde kaldı. Sonra üniversiteyi kazandım, açıkçası o zaman da hiçbir şey yapmadım resimle ilgili. Zamanımı daha farklı ilgi alanlarında, daha farklı şekillerde kullandım. Üniversite hayatımda pişman olduğum şeylerden biri budur. Sanat konusuna biraz daha ilgi gösterebilirdim diye düşünüyorum.

İşe başladıktan sonra, ilk yıllarımda resim kursuna gideyim biraz daha tekniğimi geliştireyim diye düşündüm. Tekrar resmi hatırladım. Ondan sonra birkaç yıl her hafta sonu kurslara gittim, resim yapmak için kendime biraz zaman ayırdım. Sonra tekrar biraz ara verdim. Ardından tekrar başladım. Böyle “on and off” vaziyette gitti resimle ilişkim. Şimdi son birkaç yıldır resme biraz daha zaman ayırmaya çalışıyorum. Mesela geçen yıl Dünya Kalp Günü’ydü. İnsanlar farkındalık yaratmak için çeşitli aktiviteler yapıyor, ben ne yapabilirim diye düşündüm.  Suudi Arabistan’daki ekibimiz çok fazla kardiyoloji projesi aldı ve çok başarılı sonuçlar getirdiler. Onları düşünüyordum, dedim ki ben bir kalp resmi yapayım Dünya Kalp Günü’nde. Oturdum kalp resmi yaptım, güzelce boyadım. Sonra da fotoğrafını çekip “Dünya Kalp Günü’nüz kutlu olsun” mesajıyla birlikte onlara yolladım. Suudi Arabistan’ın genel müdürü, “Bunu ekibe hediye eder misin, sürpriz olur, çok hoşlarına gider” deyince, resmi çerçeveletip onlara hediye ettim.

*Evde resimlerinizi yaptığınız özel bir ortam var mı?

Evde malzemelerimin olduğu özel bir yerim var ama ben resim yapacağım zaman herkesle bir arada olduğum bir yerde yapmayı tercih ediyorum. Çünkü ben çok yoğun bir insanım. Çok seyahat ediyorum, işime çok zaman ayırmam gerekiyor. Bir yandan aileme de zaman ayırmak istiyorum. Dolayısıyla bir şey yaparken kendimi bir yere kapatıp izole olmayı sevmiyorum. Onlarla birlikte olayım, görsünler, yorum yapsınlar istiyorum.

*Resim yaparken ailenize eleştirilerini soruyor musunuz?

Soruyorum. Ben zaten sadece resim değil her konuda fikir sormayı çok severim. Ama geribildirimler çok acımasız… Benim bir oğlum var, eşim de çok objektif bir insan, öyle hoşa gitsin diye ya da ben memnun olayım diye bir yorum asla yapmaz. “İyi olmuş diyelim, geçiştirelim” demez, oğlum da öyle. Çok dürüstler. Kötü bir eleştiri yapmıyorlar ama “Çok da olmamış, buranın bilmem nesini şöyle mi yapsaydın” diyorlar. Ondan sonra ben de başlıyorum tartışmaya, “Buyurun kendiniz yapın” diyorum. İyi bir muhabbet oluyor yani.

*Resim yaparken tercih ettiğiniz bir malzeme var mı?

Akrilik kullanıyorum. Akriliği sulandırıp suluboya gibi de kullanıyorum.

*Resim yapmanın size verdiği duygu ve rahatlığı nasıl tanımlarsınız?

Resim yapmak o kadar rahatlatıcı bir şey ki benim açımdan, ben resim yapmaya başladığım zaman zamanı unutabiliyorum. Yüzde 100 konsantre oluyorum, başka hiçbir şey düşünmüyorum. Yani terapi gibi oluyor. Başka hiçbir şeyde aynı konsantrasyonu bulamıyorum.

*Hobinizin getirdiği bu odaklanmanın iş alanına bir katkısı oluyor mu?

Bence oluyor. İnsan bir şeye odaklandığı zaman enerjisi çok artıyor.

*Konu olarak ne seçiyorsunuz genelde?

Börtü böcek. Daha çok gördüğüm şeylerden esinleniyorum. Ben doğayı çok seviyorum. Mesela doğada gördüğüm bir kuş, bir uğur böceği, bir mantar… Onları çok seviyorum ve mutlaka resmini yaparım diye sürekli fotoğraflarını çekiyorum. Ben çok fazla resim yapamadığım ve kendimi bu konuda geliştiremediğim için daha “Oturayım şöyle bir şey tasarlayayım” durumuna geçemedim. Onu kız kardeşim yapıyor. Kız kardeşim profesyonel ressam. O da öncesinde benim gibi iş hayatındaydı, profesyonel çalışıyordu. 10 yılın ardından işini bırakıp Norveç’te sanat akademisinde okumaya başladı. Şimdi mezun olmak üzere. Resim dışında sanatın pek çok konusuyla da ilgileniyor. Resimlerinde de daha çok abstract, fantastik, kafasında canlandırmalarla kompozisyon kuruyor. Ben daha öyle bir kendim yaratma aşamasına gelemedim. Gördüğüm, sevdiğim, hoşuma giden şeyleri yapıyorum.

*İleride bir sergi açmayı düşünüyor musunuz?

Henüz sergi açabilecek kalitede ve sayıda tablom olduğunu düşünmüyorum. Öyle bir amaç güderek resim yapmıyorum. Tamamen rahatlayayım, hoşuma giden bir şey yapayım, zamanımı kendimi rahatlatacak bir şey yaparak değerlendireyim güdüsüyle hareket ediyorum. Çok yoğun çalıştığım, sürekli seyahat ettiğim için açıkçası çok büyük bir zaman ayıramıyorum. Ama emekli olduktan sonra resme kesinlikle daha fazla zaman ayıracağım.

*Beğendiğiniz, sergilerini takip ettiğiniz ressamlar var mı?

Gezdiğim ülkelerde mutlaka müzelere, sergilere gidiyorum. Onun dışında zaten şu anda Dubai’de yaşıyorum. Abu Dabi’de Louvre’u açtılar, oraya gittim birkaç kere. Yeni şeyler geldikçe mutlaka gidiyorum. Avrupa’ya, ABD’ye gittiğim zaman oradaki sanat akademilerini geziyorum. Sergi, sanat, müze ortamlarında olmaktan hoşlanıyorum. Hatta sonradan esinlenebilirim diye oralardan fotoğraf da çekiyorum.

*Sanatın farklı dallarına ilginiz var mı?

Ben görsel ve yazılı sanatları seviyorum. Yani yazmayı da seviyorum. Sadece çizmek boyamak değil, yazmak da benim ilgi alanımda aslında. Seviyorum yazmayı. Mesela bir iş etkinliğinden döndükten sonra oradaki gözlemlerimi, notlarımı kendim kaleme alıyorum.

*İş hayatına dair notlar dışında yazıyla ilişkiniz ne durumda? Günlük tutma gibi alışkanlıklarınız var mı?

Gençken günlük tutardım. Sonra bıraktım. Sonra bir iki hikaye falan yazdım, onu da bıraktım. Bazen fotoğraflar çekip onların altlarına fotoğrafla ilgili düşüncelerimi yazardım. Şimdi öyle yazılar yazmıyorum, daha çok yazı özlemimi iş hayatıyla birleştiriyorum. Mesele eğer yazılı bir röportaj talebi varsa ya da işle ilgili benden bir konu hakkında fikir sorulduysa kendim kaleme alıyorum ve kendi perspektifimi katıyorum. O zaman yazı normal bir şirket formatından çıkıp, Özlem formatı olabiliyor. Ya da işte şirket içinde ekiple düzenli iletişimlerim oluyor. Onları kendim kaleme alıyorum. Veya bir etkinlikten döndükten sonra gözlemlerimi yazıyorum. Yani nasıl bir gazeteci bir yere gider gözlemlerini yazar, o şekilde yazabiliyorum, onlar da beni tatmin ediyor.

*Bunu iş anılarına dönüştürme gibi bir planınız var mı?

Düşünüyorum, istiyorum. Notlarım var, telefonuma notlarımı alıyorum. Ne düşündüğümü mutlaka not alırım. Çünkü esinleniyorum. Bu, seyahat ederken de işle ilgili de bir esinlenme olabilir. Kişilerle ilgili de olabilir. Gördüğüm bir fotoğraf, resim ya da doğa parçası da olabilir. Herhangi bir şeyden esinlenip kafamda yazısını yazmak istediğim bazı düşünceler oluşuyor. Onlarla ilgili notlar alıyorum. Ve onları bazen başka şeylere entegre ediyorum. “Ben bunun notunu almıştım, bu buraya uyar” diyorum. Mesela ekibime yapacağım bir iletişimde ona dönebiliyorum. Hayattan notlarla, hayatın bende uyandırdığı düşünceleri işte de özel hayatta da kullanabiliyorum. Yazının gücü…

Kesinlikle yazıyla ilgili, yazı ve görseli birleştirecek bir şeyler yapmak istiyorum. Bunu ne zaman yaparım bilmiyorum. Belki ileride profesyonel yöneticiliğime ek olarak yaparım.

*Eşiniz de profesyonel yönetici mi?

Hayır, eşim kendi işini yapıyor. Biz Türkiye’nin dışına çıkmaya karar verdiğimiz zaman o da büyük bir fedakarlık yaparak işini bıraktı, bize eşlik etti. Şimdi Bergama’da zeytincilik yapıyor. Ona yatırım yaptı, o işle uğraşıyor. Dubai-Türkiye arasında gidiyor, geliyor. O da sanatsal ve doğa sevgisi tarafıma büyük bir ilham kaynağı. Ortak hayalimizdi, zaten beraber karar verdik böyle bir şey yapalım diye. O da onu yeşertip büyütüp iyi bir hale getirmek için çaba gösteriyor. 6-7 sene oldu zeytin işine başlayalı. Mahsul alıyoruz.

*Oraya dair çizdiğiniz bir resim var mı? 

Henüz yok. Bu yıl özellikle istiyorum. Birçok farklı yerden zeytinin kendisi, zeytin ağacına dair birçok fotoğrafım var. Onları yapacağım ama henüz fırsat bulamadım.

*Yelken hobiniz var sanırım bir de…

Yelken daha çok eşimin hobisi… Birlikte merak saldık diyebilirim ama onun başlattığı bir şey. 23 yıl önce evlendiğimizde başladık. Türkiye’de büyük bir teknemiz vardı, sonra yurt dışına çıkınca artık Ayvalık Artur’daki yazlıkta tuttuğumuz minik bir yelkenli teknemiz var. Ben daha çok kürek çekiyorum bu ara. Dubai’de hafta sonları gidiyoruz, oğlum wakeboard (su kayağı) yapıyor, eşim stand up paddling (kürek sörfü) yapıyor, ben de kayaking (kano) yapıyorum.

*Neden kano tercih ediyorsunuz?

Güzel, rahat. Stresi falan yok. Kendinizle baş başa oluyorsunuz. Etrafa baka baka gidiyorsunuz, o da bir reflection, kendi kendime düşünme zamanı benim için, dinlenme zamanı. Hafta sonları Dubai’de güzel su sporları merkezleri var. Oralara üye olduk. Oğlum su sporlarını çok seviyor.

“ARTIK YENİLEN BİR ANNEYİM”

“Mete 15 yaşında olduğu için artık pek bizimle bir şey yapmak istemiyor. Daha çok arkadaşları, sosyal medyası ve dersleri var. Oğlumla ortak paylaştığımız şey, masa tenisi.

Evde iç ortamda masa tenisi masamız var. O da ben de seviyoruz. Başlarda küçükken ben onu hep yenerdim. Şimdi koca adam olduğu için artık yenilen bir anneyim. Onun zamanı elverdikçe oynuyoruz. O da benimle masa tenisi oynayıp, bana üstün gelmeyi seviyor.

Ama eşim masa tenisi oynamayı sevmiyor. Biz birlikte yürümeyi, sohbet etmeyi severiz. Eşim filozof gibi bir insandır. Onunla değişik dünya meselelerini, gelecek projelerini konuşmayı severiz. Yürürken fikir teatisinde bulunuruz.

“YÜRÜRKEN GÜNÜN MUHASEBESİNİ YAPIYORUM”

“Genelde akşamları 9-10 arası mutlaka uzun yürüyüşler yapıyorum. Dubai’nin 6-7 ayı buna müsait. Ondan sonra çok sıcak oluyor. Ama bünyem artık alıştı, yazın çok sıcak bile olsa yürüyebiliyorum. Sadece temmuz, ağustos ve eylül çok sıkıntılı oluyor. Ama o sıralarda da tatil alıyorum. Tatilde yürüyorum. Aralıksız bir saat yürüyorum. Yürürken refleksiyon ve düşünme fırsatı buluyorsunuz. Yani ‘Bugün nasıl geçti, neler yaptım? Farklı nasıl davranabilirdim? Yanlış bir tepki mi verdim? Şu iş nasıl oldu, neden oldu?’ gibi… Daha çok kendinizle muhakeme zamanı sağlıyor.  ‘Daha iyi nasıl olabilir? Ben kendimi nasıl geliştirebilirim’ sorularının yanıtını arıyorsunuz. Eşimle birlikte yürüyorsak bazı konuları onunla muhakeme ediyoruz.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.