"2002’nin Başında Düze Çıkarız"

Prof. Dr. Nur Keyder / ODTÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi ODTÜ İktisadi ve İdari Bilimler, İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nur Keyder bir para profesörü....

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
2002’nin Başında Düze Çıkarız

Prof. Dr. Nur Keyder / ODTÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi

ODTÜ İktisadi ve İdari Bilimler, İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nur Keyder bir para profesörü. Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti’nin hocası, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş’in iş arkadaşı. “Para-teori, politika, uygulama” adlı kitabı ODTÜ’de okutulan Nur Keyder, biraz daha sabırla Türk ekonomisinin 2002 yılı başından itibaren düze çıkacağını söylüyor. Merkez Bankası yönetimini de çok başarılı bulan Keyder, “Ekonomi düze çıktıktan sonra ilk iş gelir dağılımının düzeltilmesi olmalıdı” diyor.

Prof. Dr. Nur Keyder, Ortadoğu Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü öğretim üyesi... “Para; Teori, Politika, Uygulama” adlı kitabını iktisat bölümünde okutuyor. Dersinin içeriği, Merkez Bankası, para politikaları gibi güncel konular.

1970’li yılların sonunda ODTÜ İktisat-İstatistik Bölümü’nde okuyan bugünün Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti de Nur Keyder’in öğrencisiydi. Keyder hala her yıl derslerine gelip öğrencilere konferans veren Serdengeçti’yi, “Çok iyi bir öğrencimdi” diye hatırlıyor.

Bütün kariyeri Merkez Bankası’nda geçen Süreyya Serdengeçti de kendisi için “Para ekonomisi ve politikası konusuyla onun dersinde tanıştım. Merkez Bankası’ndaki kariyerimi seçmemde diğer hususlarla birlikte bunun da önemi olmuştur” diyor.

Keyder’in o dönemlerden bir başka önemli tanıdığı ise, bugün ekonomi yönetiminin başında olan Kemal Derviş...Keyder Derviş ile ODTÜ yıllarında uzun süre bitişik odaları paylaştı.

Capital, Prof. Nur Keyder ile, Türkiye’nin IMF ile sürdürmekte olduğu programı ve para politikalarını görüştü. Keyder, ikinci programın başarıya ulaşacağından emin olduğunu, ancak büyümenin başlayacağı 2002’nin ilk aylarına kadar biraz daha sabır gösterilmesi gerektiğini söyledi. Ona göre, düze çıkar çıkmaz ele alınması gereken en önemli konu gelir dağılımındaki adaletsizlik... Prof. Nur Keyder Capital’in sorularını ODTÜ İktisat Bölümü’ndeki odasında yanıtladı:

Türkiye’nin sorunu ne?

En önemli iki problem, enflasyon ve adaletsiz gelir dağılımı. 2000 yılının başında yürürlüğe giren ve iki krizden sonra başarısızlıkla sona eren ilk IMF programının amacı enflasyonu düşürmekti...

Enflasyon, aşırı boyutlarda seyreden bütçe açıklarından kaynaklanmıştı. Hızlı düşüşü sağlamak için döviz kuru, çıpa olarak kullanıldı. Önceden açıklanan kur, satın alma gücüne, yani enflasyona paralel olarak belirleniyordu. Burada kur sabit tutuluyor, faiz ise serbest piyasa koşullarında belirleniyor.

Yani bu programın yaptığı esasta para arzını kısmaktı. Öyle değil mi? Net iç varlıklarda bir üst limit konmuş olması da sonuçta bunun göstergesiydi...

Evet... Para arzı sadece ve sadece döviz alımlarıyla artabiliyordu. Diğer bir deyişle, Merkez Bankası, TL’yi ancak döviz alınması sonucu yaratabiliyordu. Merkez Bankası kredi yoluyla piyasayı fonlayamıyor, hükümet dilediği gibi borç veremiyordu. Net iç varlıklar belirli bir seviyede tutuluyordu. Bu nedenle enflasyonu direkt etkileyen para bazındaki artış ülkeye döviz girişleri ile sınırlı kalıyordu. Bu şekilde 2000’de enflasyonda hızlı bir düşüş gerçekleşti.

Peki sorun nereden çıktı?

Gerçekleşen enflasyon, kur belirlemesinde kullanılan enflasyonun üzerinde oldu. Örneğin, tüketici fiyatlarında enflasyon yüzde 29 oldu, oysa kurlar sadece yüzde 25 hedef enflasyon oranında artırılmıştı. Dolayısıyla kur sepeti yüzde 17 aşırı değerlendi. Şayet Kasım 2000’de bu aşırı değerlenmeyle ilgili bir ince ayar yapılabilseydi, program başarıya ulaşabilirdi. Örneğin, temmuz 2001’de geçilmesi düşünülen bant uygulaması öne alınabilirdi.

Şimdi bu Devlet Bakanı Kemal Derviş’in önderliğinde yürütülen ikinci program farklı değil mi?

Farklı. Burada yine döviz alımlarıyla para yaratabiliyor. Ama onun ötesinde net iç varlıklardaki artışla da emisyon yaratılabiliyor.

Yani Merkez Bankası para basabiliyor?

Evet bu, para basmak oluyor. Merkez Bankası’ndan para çıkması daima emisyonu artırıcı bir şey. Ama bu yeni banknot basılmasını gerektirmez.

Yeni programla birlikte, Hazine kamu bankalarına, açıklarına karşılık devlet tahvili verdi. O tahvilleri de bu bankalar Merkez Bankası’na satarak karşılığında para aldılar. Böylece sıkıntılarından kurtulmuş oldular...

1992 yılında kamu bankalarının görev zararları konsolide edildi. Yani sıfırlandı. 1992’den bu yana bu popülist politikalar sonucunda 15 katrilyon lira civarında bir görev zararı yaratıldı. Bu görev zararının bir şekilde ödenmesi lazımdı. Dolayısıyla bu eski hataların, yanlış politikaların bugün temizlenmesi için bu senetlere başvuruldu. O etapta Merkez Bankası para basarak bu senetleri aldı. Ama diğer yandan Merkez Bankası bu süreci çok iyi yönetti. Bir yandan para basılırken diğer yandan repo piyasasından gecelik olarak parayı emdi. Geri çekti.

Yine de bu süreçte enflasyon arttı...

Tabii aslında bu görev zararları temizlenirken gördüğünüz gibi enflasyon yükseldi. Yüzde 40’ların altına inen enflasyon, şimdi yüzde 70’lere çıktı. İlkbaharda yaşanan enflasyon artışı kısmen bu görev zararlarını temizlemenin maliyetiydi. Bu noktadan sonra temizlenmiş olarak bakıyoruz. Dolayısıyla bundan sonra enflasyonu yeniden düşürmeye gideceğiz. Bundan sonra o tür popülist politikaların yapılamayacağı bir ortama giriyoruz. Çünkü, artık kanunlarla popülist politikalara yönelmek isteyeceklerin elleri kolları bağlandı.

Yani sizce bu programın başarıya ulaşma şansı var mı? Bu programla enflasyonu düşürerek uzun vadede istikrarlı bir büyüme sağlanabilir mi?

Bu programın kesin olarak başarıya ulaşacağına inanıyorum. Çok kızıyorum inanmayanlara... Yalnız politik istikrarsızlık yaşanmaması ve güven ortamının yeniden tesisi bu başarının ön koşulları.

Ama bunlar çok büyük varsayımlar...

Doğru tabii. Bir defa üçlü bir koalisyon var. Her an bir şey olabilir.

Şimdi bu noktaya kadar açıklar kapatıldı. Bütçe de kontrol altına alındı. Şimdi artık bundan sonra çok basit bir şekilde ifade etmek gerekirse, bu programın başarılı olması için gelirlerimizin giderlerimizden fazla olması gerekiyor değil mi?

Direkt olarak gelir gider farkına bakmaktan ziyade faiz dışı giderlere bakmak daha doğru.

Niye? Sonuçta faizi de ödemiyor muyuz? O para da bir şekilde Türkiye’den çıkmıyor mu?

Faiz ödüyoruz ama nominal değil, reel ödüyoruz. Nominal faiz, reel faiz artı enflasyondan oluşuyor. Enflasyon nedeniyle senyoraj geliri sağlanıyor. Dolayısıyla nominal faizin bir kısmı enflasyon tarafından ödenmiş oluyor.

Şimdi, Türkiye’nin cebinden çıkan para her yıl giren paradan daha çok olduğuna göre, Türkiye’nin bu açığı bir şekilde kapatması gerekecek. Artık kolay kolay borçlanılamıyor da. Bu takdirde para basılması gerekmeyecek mi? Bu da enflasyonu yine artırmayacak mı? Eğer bu program faiz de dahil bütçede bir fazla yaratmazsa, enflasyon nasıl düşecek, Türkiye borçlarını nasıl ödeyecek?

Bu borcun sürdürülebilirliği ile ilgili bir formül var. Borcun sürdürülebilmesi için reel faizin mümkün olduğu kadar düşük, büyüme hızının yüksek olması lazım. Aynı zamanda enflasyon da, senyoraj ya da enflasyon vergisi kanalıyla bir katkıda bulunuyor. Şimdi bu yıl enflasyon yüzde 67-70 olacak. Reel faiz yüzde 17 civarında. Büyüme ise eksi yüzde 5.5 bekleniyor.

Bu rakamlarla borcun sürdürülebilmesi için, temel fazlanın, gayri safi milli hasılanın yüzde 14.9’u olması gerekiyor. Bu çok yüksek bir oran. Yani bu yılki rakamlarla borcun sürdürülebilmesi güç gözüküyor. Onun için bu yılı kayıp yıl olarak görüyorum. Bundan sonraki yıllara bakmak lazım.

2002 için öngörünüz ne?

2002’de yüzde 30 enflasyon, yüzde 15 gibi bir reel faiz, büyümenin de yüzde 5 civarında olacağını tahmin ediyorum. Bu rakamlarla temel fazla gereksinimi çok düşük, yüzde 4.3 civarında oluyor. Temel fazla yüzde 6.5 olarak gerçekleşirse, aradaki farkla borç oranının düşürülmesi söz konusu olabilir.

O halde bu programın yürümesi için reel faizlerin düşmesi gerekiyor...

Evet ama bu iki ucu keskin bıçak. Reel faizler çok aşağı çekilirse dövize yönelme de olabilir. Onun için Merkez Bankası’nın son derece dikkatli davranması lazım faizleri düşürürken. Dikkat ederseniz çok yavaş bir şekilde düşürüyor faizleri. Bunun sebebi de bu kaygı.

Dolar niye bu kadar arttı?

Döviz kurunda ağustos ayının ikinci yarısından itibaren bir miktar istikrar gözleniyor. Kur zaten aşırı değerli. Bunda spekülasyonun ve kriz boyunca açık kapatma çabalarının rolü büyük. İç borcun dövize endeksli 3-5 yıl vadeli senetlerle takası, açık pozisyonun kapanmasına 6.2 milyar dolar katkı sağladı. Artık ciddi bir açık pozisyon kaldığını tahmin etmiyorum. Bankalar da açık pozisyonun sermayenin yüzde 20’si olarak belirlenen kanuni sınırı aşmıyordur.

Bir de bankalar geçen yıl aldıkları konsorsiyum kredilerini bant uygulamasının başlayacağı hesaplanan temmuz ayı öncesine getirmişlerdi. Çünkü, temmuz ayında bant sistemine geçilecekti. Haziran sonunda bütün konsorsiyum kredilerinin geri ödenmesi söz konusu oldu. Bu da piyasada aşırı bir döviz talebi yarattı. Diğer tarafta ihracatçılar ve turizmciler dövizi, yükseleceği beklentisi içinde ellerinde tutuyorlar. Dolayısıyla arz oldukça kısıtlı kaldı. Döviz aşırı değerlendi, TL ise düşük değerli kaldı.

Ne kadar? Bunun hesabı nasıl yapılabilir?

1999 sonunda 2001 ağustos sonuna tüketici endeksi yüzde 93.6, toptan eşya endeksi yüzde 105 artış göstermiş. Buna karşı dolar kurundaki artış yüzde 154. Buradan doların ne derecede aşırı olduğu görülebiliyor. DPT verilerine göre de 1982 yılına göre 0.75 dolar ve 0.25 marktan oluşan sepet Haziran 2001 itibarıyla yüzde 18 aşırı değerli görülüyor.

Sizce bundan sonra doların seyri nasıl olur?

Kurun bir miktar daha gevşeyeceğini düşünüyorum. 1.3 milyon lira ile 1 milyon 350 bin lira seviyelerine kadar inebilir.

Bir 20 milyon dolar bile döviz kurunu çok yükseltiyor. Merkez Bankası daha fazla satış yapsa döviz kurları istikrara kavuşmaz mı?

Bence Merkez Bankası’nın şimdi yaptığı doğru. Bu sisteme göre dolar veya döviz serbest bırakılmalı ve gerçek değerini bulması sağlanmalı. Merkez Bankası satış yapmıyor değil. Zaten her gün satış yapıyor.

Bir süre sonra enflasyon hedeflemesine geçecek. Enflasyon hedeflemesi bu çalkantıları azaltır mı?

Kesinlikle. Şu anda hiçbir çıpa yok. Sadece faiz oranı var. Merkez Bankası bütçe açıklarına, para, büyüme, enflasyon beklentisi, kur gibi göstergelere bakarak son derece karmaşık bir ekonometrik model ile enflasyon tahmini hesaplayacak. Enflasyon hedeflemesine bu yılın son çeyreğinde geçileceği açıklandı. Ancak bence 2002’nin başında geçilmesi daha doğru olur. Gelirler politikası da buna uygun yürütülecek. Yani memur, emekli maaşları, kiralar bu hedefe göre belirlenecek.

O halde dar gelirliler için yine mevcut zor dönem devam edecek gibi gözüküyor...

Belirlenen enflasyon hedefine ve bunun gerçek enflasyondan ne kadar saptığına bağlı. Bir sapma olursa maaşlar sanırım şimdiye kadar olduğu gibi, bu sapma kadar telafi edilir sanıyorum.

Sizce büyümeye nasıl geçilecek?

Kurlardaki dalgalanmanın kabul edilebilir bir seviyeye inmesi önemli bir faktör. Onun yanı sıra banka kredileri aktiflerin yüzde 25´ine kadar inmiş. Faizlerin inmesiyle yatırım imkanı da artacak.

Ama yatırımın ötesinde talep yok ki?

İç talep baskı altında haklısınız. Bu zaman içinde hallolacak. Ama iki tarafı keskin bıçak. Talebi yükseltecek politikalar uygularsanız enflasyonu azdırabilirsiniz.

Derviş’in programının bir taraftan büyümeye önem vereceğim derken diğer taraftan hala enflasyonla mücadele programı olarak lanse edilmesi bir çelişki yaratmıyor mu? Böyle bir durumda öncelik nedir?

Program büyümeyi bu yılın ikinci yarısından itibaren arttırmayı hedefliyor.

Ama onunla ilgili bir politika yok. Sadece ihracat ve turizmdeki artışa bağlanmış büyüme?

Ama ihracat çok önemli bir faktör. İhracata yönelik üretim artışı sağlanırsa çok önemli bir katkı olur. Şimdi stoklar eriyor. Eridikten sonra üretim gerecek. İhracata yönelik üretim reel sektörü çok rahatlatacaktır.

Yeterli olacağını düşünüyor musunuz? Memur, emekli, köylü, esnaf gibi kesimlerin gelirleri ciddi oranda düştü. Bu kesimler çok ciddi sıkıntı içindeler. Bunlardan bir talep gelmeyince kimden gelecek, büyümeye nasıl geçilecek?

Haklısınız. Zaten biraz düze çıkar çıkmaz el atılması ilk gerekli konu, gelir dağılımındaki adaletsizlik. Vergi sisteminin düzeltilmesi yoluyla. Ama şu etapta, kaynaklar ortadayken, yapılabilecek bir şey yok. Her şeyden önce Türkiye’nin düze çıkartılması gerekiyor. Ekonomi yönetiminin konumu çok zor. Bir şekilde bu temizliğin yapılması lazım.

Ekonomi ne zaman canlanır?

Kanımca krizi büyük ölçüde atlattık. Büyük zorluklar yaşadığımız 2001’in ilk yarısında ekonomi yüzde 8.5 küçüldü, işsiz sayısı 1.6 milyona ulaştı. Ancak, üçüncü çeyrekten itibaren bazı olumlu gelişmeler iyimser olmamızı sağlıyor. 2002’nin başından itibaren yavaş yavaş düze çıkacağımızı düşünüyorum. Önemli olan reel faizlerin biraz düşmesi. Doların ya da dövizin stabilize olması. TL’ye güvenin yeniden gelmesi.

Güveni sağlamak kampanyalarla olacak şey mi?

Ekonomideki iyileşmeyi insanlar gördükçe, buradan daha yüksek getiri sağladığını gördükçe insanlar TL’ye dönmeye başlayacaklar. Yoksa siz istediğiniz kadar oraya çıkın, “Biz şöyleyiz, biz böyleyiz” deyin, bir şey olmaz.

Enflasyon hedeflemesi olmadan dövizin dinginleşmesi mümkün mü?

Enflasyon hedeflemesi olmasa dahi gerçekleşen enflasyonda aşağı trend fark edilirse ki edilecektir, mümkün. Kasım krizinden sonraki dönemde bayağı bir sıçrama var. Dolayısıyla endeks orada yüksek. 2001 kasımından itibaren enflasyon oranında nispeten bir düşüş görülebilir.

“SERDENGEÇTİ ÖĞRENCİMDİ”

Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti ODTÜ İktisat-İstatistik mezunu. Sizin öğrenciniz miydi?

Evet. Tabii. Benim dersimde de çok başarılıydı. Sonra Merkez Bankası’ndaki yükselişini de takdirle karşıladım hep. Her sene derslerime gelir ve konferans verir.

Merkez Bankası’nın daha aktif bir işlevi olması gerektiğini düşünenler kendisini eleştiriyor. Biraz elleri bağlı mı?

Hayır öyle olduğunu düşünmüyorum. Zaten IMF ve stand-by çerçevesinde yapılabilecekler belli. Ama yine de Merkez Bankası’nı oldukça serbest yönetiyor. Dikkat ederseniz, dışarıdan telkinlerle Merkez Bankası’nın temel politikasını değiştirmiyor. Nitekim şu son dönemde kura nispeten bir istikrar getirdi. Kısa süre sonra bugünkü politikalarıyla ne kadar haklı olduğu ortaya çıkacaktır.

Kemal Derviş ile ilişkileriniz nasıl?

ODTÜ’deyken bitişik odalarda oturduk yıllarca. Çok açık bir insan. Yazdığımız konulara zaman ayırıyor. İnceliyor.

“EURO’YA ENDEKSLEME SORUN YARATIR”

Son günlerde iki öneri dile getiriliyor. Birincisi liradan 6 sıfır atılması...

TL’den 6 sıfır atılması hiçbir şeyi değiştirmeyecek ama hayatı kolaylaştıracak. Ancak yazar kasalar, bankamatikler, bilgisayarlar gibi, günlük işlemlerin gerçekleştirildiği aletlerde uyumun sağlanması için maddi kaynak ve zaman gerekecek. 1 milyon TL değişimden sonra 1 Yeni Lira olacak.

Ya 1 TL’nin 1 Euro’ya eşitlenmesi?

1 TL=1 Euro gibi bir öneri para kuruluna geçişi ifade eder. Enflasyonun ve bütçe açıklarının bu düzeyde olduğu bir dönemde maliye ve para politikası uygulama imkanlarını tamamen elimizden alacak böyle bir sistem düşünülemez. Halen Arjantin’in yaşadığı problemlerin önemli bir kısmı 1 Peso’nun 1 dolara sabitlenmesinden kaynaklanıyor.

“KİMİN HAKLI OLDUĞU BİRKAÇ AYDA BELLİ OLACAK”

ODTÜ İktisadi ve İdari Bilimler, İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nur Keyder, Merkez Bankası’nın politikaları ve önemli kalemleri konusunda şu görüşleri savunuyor.

“Enflasyon hedeflemesine geçmeden önce, Merkez Bankası parasal hedeflemeyi kullanıyor. Bu çerçevede, Net İç Varlıklar için bir tavan, Net Uluslararası Rezervler için ise bir taban tespit ediliyor. Benzer şekilde, bu ikisinin toplamından oluşan baz para için de “gösterge hedef” olarak kabul edilen bir tavan var. Baz para ile enflasyon arasında çok ciddi bir ilişki var. Baz para enflasyonu belirleyen çok önemli bir etken.

Merkez Bankası haziran sonu itibariyle bu hedefleri tutturmada çok başarılı oldu. Tabii bilançonun diğer bakılması gereken kalemi Merkez Bankası rezervleri. 2000 sonu itibarıyla 24.5 milyar dolar olan döviz rezervleri haziran 2001’de 16.4 milyar dolara geriledi.

Merkez Bankası’nın sık sık eleştirilmesine sebep olan husus, döviz satışından ileri gelen bu gerilemenin döviz kurlarını tutmakta bir işe yaramaması, bilakis aynı dönemde kurun ciddi manada artmasıydı. Merkez Bankası ise enflasyon hedeflemesine geçmeden kurların rahatça oluşmasını sağlamak için bu uygulamayı tercih ediyor. Bu konuda kimin haklı olduğu birkaç aya belli olacak.” 

“SERDENGEÇTİ HOCASINI ANLATIYOR:

PARA POLİTİKASINI ONDAN ÖĞRENDİM”

Para ekonomisi ve politikası konusuyla onun dersinde tanıştım. Genelde diğer derslerden çok iyi bir öğrenci değildim, ama özellikle onun dersinde iyiydim. Çok iyi bir not almıştım. Merkez Bankası’ndaki kariyerimi seçmemde diğer hususlarla birlikte bunun da önemi olmuştur. Öğrencilere karşı pozitif tutumu olan çok iyi bir insan olması, güler yüzü, iyi niyeti hep hatırımdadır. Öğrencilerinden kötü not alan olursa üzülürdü, belki bu yüzden kötü not almaya utanırdık.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz