"Bernanke’nin Eski Asistanı Ekonomide Ne Bekliyor?"

Refet Gürkaynak, 32 yaşında genç bir akademisyen. Ancak, kariyerinde, FED’de 4 yıllık çalışma, Avrupa Merkez Bankası için 2 yıl danışmanlık gibi önemli kavşaklar var. 4 yıl boyunca FED Başkanı Bern...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Bernanke’nin Eski Asistanı Ekonomide Ne Bekliyor?

Refet Gürkaynak, 32 yaşında genç bir akademisyen. Ancak, kariyerinde, FED’de 4 yıllık çalışma, Avrupa Merkez Bankası için 2 yıl danışmanlık gibi önemli kavşaklar var. 4 yıl boyunca FED Başkanı Bernanke’nin asistanlığını yapan Gürkaynak, şu anda TCMB’ye danışmanlık yapıyor. Yabancıların Türkiye’ye güveninin arttığını söyleyerek önemli bir göstergeye dikkat çekiyor: “İnsanlar artık gönül rahatlığıyla, ‘Yüzde 4,5’ten 10 yıllık ABD tahvili alacağıma, yüzde 18’den 5 yıllık Türk tahvili alırım’ diyor.”

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) ileri bir tarihte olası başkan adaylarından birisi midir kapısını çaldığımız genç akademisyen Refet Gürkaynak, bilmiyoruz. Görüşebilmek için 6 ay beklemiş olsak da, gerekçelerini bildiğimiz için üzülmüyoruz. ABD Merkez Bankası’nın bir yıllık başkanı Bernanke’ye 4 yıl asistanlık yapan, FED’de 4 yıl ekonomist olarak çalışan Gürkaynak, 2005 yılında döndüğü Türkiye’de Bilkent Üniversitesi’nde akademisyen olarak çalışıyor. Dönüşünün ardından Avrupa Merkez Bankası’ndan bir proje için teklif alan Gürkaynak’ın, 2 yıl süren bu danışmanlığı geçtiğimiz aylarda sona ermiş. Ancak, TCMB danışmanlığı devam ediyor.

2,5 saat süren bir söyleşi boyunca Gürkaynak’ın yerinde duramayan hali ve yalın dili dikkatimizi çekiyor. 32 yaşındaki genç hoca yaramaz bir çocuk edasıyla anlatıyor Türkiye ekonomisini, Bernanke’yi, FED’i, Avrupa Merkez Bankası’nı, TCMB’yi, mayıs ve mart dalgalanmalarını… Ama konu kendi yaşamına geldiğinde kızarıyor, geriliyor. Onun sıkılması bize de sirayet ediyor. Akademisyen anne ve babanın ilk çocuğu olduğunu öğreniyoruz… Belki biraz daha fazlasını… Ayrıntılar söyleşimizde…

* 2001 krizi Türkiye ekonomisi için bir milat mıydı?
Türkiye’de 2001’den önce gördüğümüz ekonomik sistemin ne olduğunu tam anlamakta zorlanıyorum. 2001’den itibaren yavaş yavaş iktisadi yapımız ne olduğunu anladığımız bir sistem halini almaya başladı.

Eskiden çılgınlar gibi büyüyen ama güllük gülistanlık gözükürken devam etmeyeceğini bildiğimiz bir durum vardı; bir de bunun arkasından gelen “Adaletin bu mu dünya”, “Kafa üstü gittik yine”, “Ne oldum dememeli ne olacağım demeli” dünyamız vardı. Şimdi artık kriz demiyoruz; dalgalanma diyoruz. Bu sağlıklı bir şey.

* “2001 ile birlikte Türkiye “kötü kapitalizm”den “iyi kapitalizme” mi terfi etti” diyorsunuz.
Biz kapitalizmin faydalarını görmeden, zararını gördüğümüz uzun bir dönem yaşadık. Bu 1980’den 2001’e kadar sürdü. Ve baktığımızda “Bu serbest teşebbüs kapitalizmidir” diyemiyorduk. Şimdi yavaş yavaş buna benzemeye başladı.

* Mayıs ve şubat dalgalanmaları da “normaldi” yani?
Konjonktür dalgalanması bizim bir şekilde eklemlenmeye çalıştığımız iktisadi sistemin, dünya ekonomisinin normal özelliği. Birdenbire büyümek, birdenbire küçülmekten daha yumuşak dalgalanmalara geçmeye başladık: Mayısta gördüğümüz böyle bir şeydi. Yani mayısta da kimse “Ah, yine 2001 oldu” demedi.

İki dalganın da ekonominin normal özelliği olduğunu anlamamız gerekiyor. Gelişmekte olan ülkeler için bazen “Acaba biraz fazla mı iyiye gidiyor zannettik” havası oluyor. Bu durumlarda sizin “Gerçekten iyi gidiyoruz, siz öyle zannetmediniz” sinyalini vermeniz gerekiyor.

* O zaman mayıs dalgalanması Türkiye’nin dünyaya entegre olduğunun bir göstergesiydi…
Ben öyle olduğunu düşünüyorum. Evet, birçok ekonomiye göre daha fazla etkilendik ama bunun nedenini Türkiye’nin iç dinamiklerinde aramak lazım. Artık bir şeyleri daha düzgün yapmaya başladık. Mayıs dalgalanması ile bir yandan uçtan uca savrulmak zorunda olmadığımızı gördük.

Ekonomide hala birçok risk var, dalga bize bunu anımsattı. Şubatta ise Türkiye tüm gelişmekte olan piyasalardan biraz daha az dalgalandı. Bu hem iç hem de dış yatırımcıların güven göstergesi.

* Biraz da Merkez Bankası’nı (MB), dolayısıyla enflasyon hedeflemesini konuşalım. Kimse bu yılki yüzde 4’lük enflasyon hedefine ulaşılacağına inanmıyor.
Enflasyon hedeflemesinin iyi yapıldığını düşünüyorum. Evet, insanlar enflasyon beklentisine yüzde 4 demiyor ama yüzde 13 de demiyor. MB, iki sene sonrasına ilişkin beklentileri de sormaya başladı ve rakamlar yüzde 6-7’lerde. Bu bize, insanların “Gerçekten enflasyonun düşmesini bekliyorum” dediğini söylüyor.

O binanın içinde hakikaten kuvvetli bir bilgi birikimi var, ne yaptıklarını çok iyi biliyorlar ve bize de bunu hissettirip MB’ye güven duyulmasını sağlıyorlar.

* Şubat dalgalanmasıyla birlikte, “Uluslararası likidite bolluğunun sonuna mı gelindi” tartışması yaşandı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Ben bundan emin değilim. Yani uluslararası piyasalarda likidite ucuz olduğu için biz de bundan yararlanıyor değiliz. Biz gerçekten derli toplu bir ekonomi olmaya başladığımız, borç verilebilir bir ülke haline geldiğimiz için yabancılar geliyor.

Dünyanın hala en yüksek reel faiz veren ekonomilerinden biriyiz. Likidite azaldığında, kendi borçlanma maliyetleri arttığı zaman da bu insanlar bize borç vermek istiyor olacaklar. Hatırlayalım lütfen, FED’in faiz artıracağı fikri ortaya çıktığı zaman Türkiye’de ortalık önce karıştı. “Amerika’da gecelik faiz yüzde 3’lere çıktığı zaman kimse bizim yüzümüze bakmaz” diyorduk. Ama 3’ü fersah fersah geçtiği halde bize borç vermeye devam ettiler.

İnsanlar artık gönül rahatlığıyla, “Yüzde 4,5’ten 10 yıllık ABD tahvili alacağıma, yüzde 18’den 5 yıllık Türk tahvili alırım” diyor. Ve biz düzgün iş yapmaya devam ettikçe, bunu diyeceklerdir.

* O zaman reel faiz yüksek olduğu için geliyorlar…
Şubat 2006’da da akın akın yabancı sermaye giriyordu ama reel faiz buralarda değildi. Ekonomiye güven önemli bir neden. Türkiye’nin tarihinde bundan çok daha yüksek reel faiz dönemleri de oldu ama o zamanlarda ciddi bir fon akımı sağlayamıyorduk. Birinci önemli olan nokta, ekonomideki iyileşme ve bunun devam edeceği beklentisi. Yani Türkiye’nin geleceğine olan inanç.

* 2006 enflasyon hedefinin tutmaması nedeniyle Merkez Bankası kredibilite kaybı yaşamadı mı? Hedef değiştirilmeli miydi?
Merkez Bankası, hedef değiştirmemekle doğru yaptı. 2007 için yüzde 4 yerine yüzde 7 koysaydık olmazdı. Hedef ile oynamaya başladığınızda elde ettiğiniz kazanımı çöpe atıyorsunuz. Çünkü, insanlara 5 yıl sonraki enflasyon beklentisi sorulduğunda “Bilmiyorum o zamana hedef ne olur” demeye başlıyor.

Merkez Bankası, geçen yıl kredibilitesinde sarsıntı yaşadı ama dalgalanmadan ziyade atama sürecindeki sevimsizlik sırasında oldu bu. Türkiye’nin mayıs dalgasını bu kadar büyük yaşamasının temel nedeni de bu zaten.

* Türkiye ekonomisinin, önümüzdeki dönem riskleri neler? Örneğin Cumhurbaşkanlığı seçimi bir risk mi?
Bizim risklerimiz hala siyasi. Türkiye’de işlerin iyiye gidiyor olmasının nedeni, “Türkiye eskisi gibi sapıtmayacak” anlayışının yavaş yavaş insanlarda oluşması. Ancak, bu iyi algıyı bozmak zor değil. 2001 krizini de tetikleyen, iktisadi bir şey değildi ama yeniden böyle bir şey olacağını sanmıyorum.

hed

 

Ama şu risk mevcut; AB’ye girmekten vazgeçilip, yine sadece kendimize benzemeye karar vermemiz. AB’ye girmek olmazsa olmaz bir şey değil; fakat AB’ye girmek için Türkiye bazı doğru işler yapmak zorunda olacak. Bunları yapacağı için de “Ekonomi iyiye gidecek” diyoruz.

* Cumhurbaşkanlığı neden risk?
Çünkü, biz Türk’üz ve böyle şeylerden beklenmedik acayiplikler çıkabileceğini biliyoruz. Cumhurbaşkanlığı seçimi öyle sorunlu geçer, erken seçim olur ve öyle bir meclis kompozisyonu çıkar ki, sadece koalisyon olabiliyordur ve bir türlü hükümet kurulamaz. Olmayacak şey mi Türkiye’de?

 

 

“Bizim Merkez Bankamız Gerçekten Çok İyi”

* TCMB’yi diğer ülkelerinkiyle karşılaştırır mısınız?
Epey merkez bankası biliyorum. Bizimki gerçekten çok iyi. Para politikası yapan insanlar da, alttan bu politikaya destek verenler de çok etkileyici gruplar. Sadece hemen anladığımız anlamda iyi para politikası değil, MB, yapmasa kimsenin “Niye yapmadın” demeyeceği; ama yapmasında sonsuz fayda olan şeyler yapıyor. Örneğin “Bundan sonra faiz kararlarını sizin bilmediğiniz zamanlarda değil, çok önceden ilan edeceğimiz tarihlerde alacağız” dedi bir zaman önce. Oysa böyle bir zorunluluğu yoktu. Ama piyasalar her enflasyon açıklandığında sıkışmaya başlıyordu, “MB bir şey yapar mı yapmaz mı” diye. Bir şey yaparlarsa eyvallah; ama yapmazlarsa? Şunu bilmiyorsunuz; yapmamaya mı karar verdiler yoksa yarın mı öbür gün mü yapacaklar? Toplantı tarihlerinin açıklanması bu türden soru işaretlerini kaldırdı. Bunlar iyi yönetişim göstergeleri ve iyi faiz kararları kadar faydalı.

Nasıl Bernanke’nin Asistanı Oldu?

* Türkiye ekonomisinden size geçelim. Bernanke ile nasıl tanıştınız?
İktisatçı olmak üzere birinci tercihim olarak Bilkent’e girdim ve burada çok sağlam bir iktisat eğitimi aldım. Sonra hocalarım beni Princeton’a ittiler. O zor bir tecrübeydi, doktora başka türlü öğrenciliğe benzemiyor. 5 yıl Princeton’da kalıp doktoramı yaptım. 2001’de ayrıldım. Bernanke tez danışmanımdı. Beraber yayınladığımız makale benim tezimin bir kısmıydı. Ben oraya gittiğimde Bernanke makro hocalarından biriydi, birinci senenin yazında “Bütün yaz Türkiye’de yatmak istemiyorum, burada işinize yarar bir şey yapabilir miyim” dedim. O da nezaketen “hayır” demedi. Ama “Şu anda senin benim işime yarayacak bir bilgin yok, ilk önce bir dizi araç gereç edinmen gerekir, al şu bir alay makaleyi oku” dedi. Epey bir zamanımı ona harcadım. Okuduktan sonra önce hoca için iş yapar oldum, şu makale için bu araştırmanın yapılması; bu problem üzerine biraz düşünmek gibi. Sonra birlikte yazdığımız makale üzerinde çalışmaya başladık. Birlikte ders verdik, ben dersin asistanı idim. Tezi yazdım ve bitirdim. Sonra ABD Merkez Bankası sisteminin merkezi olan Federal Reserve Board’a girdim.

 “Bernanke’nin Yapamayacağını Düşünmedim”

* Bernanke, efsanevi bir başkanın arkasından koltuğa oturdu, siz yapıp yapamayacağına dair ne düşündünüz?
Yapamayacağını düşünmedim. FED’deki birçok insan da düşünmedi. Bernanke FED’e ilk kez gelmiyordu. Princeton’dan FED’e guvernör olarak gelmişti. 7 kişilik bir heyetin içindekilerden biri olarak, benden bir sene sonra geldi. O zaman ben insanlara “Bu adam çok sevimli bir insandır, çok iyi bir tez danışmanıdır, çok çok iyi bir iktisatçıdır, hocadır” diyebiliyordum ama bu işin siyasi bir tarafı da var. Basının önünde çıkıp nasıl konuşur? 2,5 sene kadar o heyetin üyesiydi ve çok başarılıydı. Bu işin siyasi zarafet kısmını bildiğini de göstermişti o zaman. O nedenle başkan olduğunda bunu iyi yapacağı belliydi. Ama nihayetinde Greenspan’in arkasından geliyordu ve Greenspan değil. Olmadığı için de ABD piyasalarında bir çekingenlik vardı. Aradan 1 yıl geçti ve yeterli kredibiliteyi kazandığını ve hak ettiği saygıyı gördüğünü görüyoruz.

* İnsanların kafasındaki soru işaretini nasıl dağıttığını düşünüyorsunuz?
FED faiz artırmaya insanların beklediği zamandan erken son verdi Bernanke geldikten sonra. Bu yeni bir başkan için çok cesur bir hareket. Nihayetinde “Enflasyon yükselirse benim çok büyük kredibilite kaybım olacak. Ve yeni bir başkanım. Onun için yanılacaksam en azından faizleri fazla yüksek tuttuğum için yanılayım” demiş olmasını beklerdiniz. Bunu demedi ama haklı çıktı. Şimdi geriye dönüp baktığınızda “Adamdaki öngörüye bak” diyoruz.

Türkiye’ye Neden Döndü?

* Neden geri döndünüz?
Ben “Bir an önce döneceğim” diye gittim 1996’da. 9 yıl kaldım ve çok uzun geldi bana. İki arada bir derede, “Nasıl olsa döneceğiz” diye tam yerleşmemiş bir hayat yaşıyorduk. Yetti bir noktada.

* Neydi sizi ısrarla buraya çeken?
Ankara’da büyümüş olmak. Ben Türkiye’den giderken “Oh, gidiyorum” diye gitmedim. Ben “Gitmek istemiyorum ama bundan çok büyük bir akademik tatmin elde edeceğim” diye gittim. Hep iyi anılarımın olduğu, kendimi mutlu hissettiğim bir yere geri dönüyor oldum nihayetinde. Eşimin dostumun arasında olmak, Türkçe konuşuyor olmak, iyi bir üniversitede olmak, rakı içmeyi düzenli olarak ve büyük bir şenlik olarak görmek zorunda olmadan yapabilmek, güzel bir şey.

Aysel ALP
aalp@doganburda.com


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz