"Ekonomi ve IMF"

Bazı iktisatçılar IMF'nin arkasından teneke çalarken bazıları da ucuz kaynağın elde kaçırılmasına hayıflanıyor.

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Ekonomi ve IMF
Türkiye’nin IMF (International Monetary Fund; Uluslararası Para Fonu) ile yürüttüğü son stand by anlaşması Mayıs 2008’de sona ermişti. Zaman zaman epey zayıflamış olsa da, o zamandan beri de bu anlaşmanın yenilenebileceği beklentisi kamuoyunda eksik olmamıştı. Fakat geçen ay hem IMF’den hem de hükümetten gelen açıklamalarla bu beklenti sona erdi. IMF ile yeni bir anlaşma yapmaya yönelik görüşmelerin en azından mayıs ayına kadar sona erdiği kesinleşti. Mayıs ayında IMF uzmanları her üye ülkede yapılan rutin incelemeler için ülkemize gelecek. Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan mayıs sonrasında görüşmelerin yeniden başlayabileceğine ilişkin olarak bir açık kapı bıraktı ama anladığımız kadarıyla bu görüşmelerin yeniden başlaması ihtimali pek de yüksek değil. IMF ile anlaşmanın neden suya düştüğü konusunda rivayet muhtelif. Ancak bu çok da önemli değil. Önemli olan bu anlaşmanın gerçekleşmemesinin ekonomiyi nasıl etkileyeceği. Görüşmelerin sona erdiğinin açıklanması kısa vadede mali piyasalar üzerinde etki yapmadı. Fakat iktisatçılar zaten daha çok reel ekonomi üzerindeki orta ve uzun dönemli etkileri merak ediyor. Her kötülüğün başı olarak IMF’yi gören ve her daim karşı çıkan bir kısım iktisatçı arkasından teneke çalarken, bir kısım iktisatçı ise ekonominin daha hızlı büyümesini sağlayabilecek ucuz bir finansman kaynağı elden kaçırıldı diye hayıflanıyor. Ayrıca IMF denetimi olmadan bir seçime doğru yol alan hükümetin bu süreçte seçim ekonomisi uygulamasına giderek mali dengeleri berbat edebileceğinden de ciddi ciddi korkuluyor.

UCUZ FİNANSMAN MI?
Öncelikle bizim IMF’yi her kötülüğün başı olarak gören ve her daim karşı çıkan iktisatçılardan olmadığımızı söyleyerek lafa başlayalım. Öte yandan IMF’yi ekonomideki büyümenin daha hızlı olmasını sağlayacak ucuz bir finansman kaynağı olarak görenlerden de değiliz. Kronik bir yatırım-tasarruf dengesizliğine sahip olan Türkiye’nin hızlı büyümek için sürekli dış kaynağa ihtiyacı var. Bu ihtiyacını ise sürekli IMF ile anlaşmalar yapıp bu kurumdan kredi kullanarak karşılaması pek gerçekçi değil. Hem IMF’nin böyle bir fonksiyonu yok ve bir noktadan sonra bu tür taleplerimize hayır diyebilir, hem de bu tür bir politika son tahlilde avantaj değil dezavantaj getirebilir. Çünkü IMF’nin Türkiye’nin dış kaynak ihtiyacının tümünü karşılaması mümkün değil. Bu nedenle uluslararası piyasalardaki normal finansman kaynaklarını da kullanmak zorundayız. Sürekli IMF’nin kapısında bulunmak ise ülkenin uluslararası piyasalardaki itibarına pek de olumlu yansımıyor ve normal finansman kaynaklarından alınan kredilerin maliyetini yükseltiyor. Bu durumda IMF’den ucuz kredi kullansak da toplam dış kaynak kullanımı bize pahalıya geliyor. IMF denetimi olmadan ayakta durabilmemiz halinde toplam dış kaynak kullanımını daha ucuza getirme ihtimalimiz bulunuyor.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz