En Etkili 9 Faktör

Nüfus artış hızı, hane halkı sayısı, gelir dağılımı, yenileme düzeyi ve diğerleri... Ekonomide talebin sürükleyici etkenlerinden, 9 ana faktörden söz ediyoruz. Konuttan beyaz eşyaya, giyimden perak...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
En Etkili 9 Faktör

Nüfus artış hızı, hane halkı sayısı, gelir dağılımı, yenileme düzeyi ve diğerleri... Ekonomide talebin sürükleyici etkenlerinden, 9 ana faktörden söz ediyoruz. Konuttan beyaz eşyaya, giyimden perakendeye, onlarca sektörü ilgilendiren bu faktörlerin yönü, talebi doğrudan etkiliyor. En önemlisi de, bu faktörlerde ortaya çıkacak değişimlerin, hangi sektöre nasıl yansıyacağı... Capital’in araştırması, işte sözünü ettiğimiz bu soruya açıklık getiriyor.

Gelir düzeyi ile nüfus ve nüfusun yapısı, talebi etkileyen faktörlerin başında gelir. Talep bu faktörlerdeki değişimlere karşı hassastır. Biz gazeteciler Türkiye’ye gelen yabancı sermaye şirketlerinin yetkililerine veya pazara girmek isteyenlere, “Neden Türkiye’ye yatırım yapma kararı aldınız?” diye sorduğumuzda, neredeyse hepsi aynı yanıtı alırız: “Türkiye ekonomisi  sürekli olarak büyüyor, kişi başı milli gelir ve nüfus artıyor. Nüfusun genç yapısı talebi körüklüyor.”

Elbette talebi etkileyen faktörler sadece gelir düzeyi ve nüfus değil... Talep, gelir dağılımından, evliliklerin sayısına; kentleşmeden, hane halkı sayısının artışa kadar çok sayıda faktörden etkileniyor. Türkiye’de kentli yaşam tarzının yaygınlaşması ve ekonomik ömrünü dolduran dayanıklı tüketim mallarının yarattığı yenileme alımları da, talebi etkileyen en önemli unsurlardan...

Capital olarak Türkiye pazarında talebi etkileyen faktörleri mercek altına yatırdık ve önümüzdeki 5 yıllık dönem boyunca bu faktörlerdeki değişimin talebin boyutlarını nasıl etkileyeceğini ortaya koymaya çalıştık.

Gelirin talebe katkısına dikkat

Türkiye’de kişi başına milli gelir 1980 yılında 1,570 dolardı, 1998’de 3 bin 224 dolara çıktı.  Devlet İstatistik Enstitüsü’nün (DİE) tahminlerine göre, 2000 yılında kişi başı milli gelirin 3 bin 40 dolar civarında gerçekleşecek. Bu, 1980’den bu yana kişi başı milli gelirin yüzde 94 oranında arttığını gösteriyor.

Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda 2000-2005 döneminde Türkiye’nin GSMH’sının toplam yüzde 38.3 oranında büyüyeceğini ve 200 milyar dolar seviyesinden 302 milyar dolara ulaşacağını öngörüyor. DPT’nin tahminleri gerçekleşirse, 2005’te kişi başı milli gelirimiz 4 bin 300 dolara; kişi başı kullanılabilir gelirimiz ise 2 bin 410 dolara düzeyine çıkacak.

Büyümenin etkisiyle ekonomiye 5 yılda ekonomiye 102 milyar 232  milyon dolar para girişi olacak. Bu artış, gıda-içki, dayanıklı tüketim mallarına; enerjiden, haberleşmeye, çok sayıda sektöre ek talep yaratacak.

Sektörler nasıl etkilenecek?

Örneğin, gıda ve içecek ürünlerine olan talepte 25 milyar 456 milyon dolarlık bir artış olacak ve toplam tüketim 75 milyar 198 milyon dolara ulaşacak. Dayanıklı tüketim malları sektöründe ise talep 2000 yılına kıyasla 2005 yılında 9 milyar 405 milyon dolarlık bir artış gösterecek. Bu artış elektronik eşya, beyaz eşya ve mobilya üreticileri arasında paylaşılacak. Tüketiciler giyim-kuşam, züccaciye, cam eşya, ev tekstili gibi yarı dayanıklı tüketim ürünlerine 27 milyar 784 milyon dolar para harcayacak.

Ulaştırma, haberleşme ve iletişim sektörlerinin cirosu da 5 yılda yüzde 51 büyüyecek ve cirosu  24 milyar 576  bin dolardan 37 milyar 146 milyon dolara çıkacak. Otel, restoran, taşımacılık gibi hizmet sektörlerinde ise 2005’te pazarın büyümesinin kaynaklanan 8 milyar 690 milyon dolarlık ek talep doğacak. Bu sektörlere harcanan para 25 milyar 670 milyon dolara ulaşacak...

Kiraları temsil eden konut harcamaları kalemi ise 9 milyar 664 milyona ulaşacak. Büyümenin 2001’de devletin tüketim harcamalarına yansıması ise 1 milyar 855 milyon dolar olacak. Kamu ve özel sektör tarafından gerçekleştirilecek olan fabrika binaları, konut inşaatları, makine ve ekipman yatırımları ise 5 yılda 19 milyar 731 milyon dolarlık artış göstererek 58 milyarın üzerine çıkacak.

Gelir dağılımı faktörü

Sadece gelir düzeyi değil, “gelir dağılımı” da talebi etkileyen önemli unsurlardan biri...Yüksek enflasyon Türkiye’deki gelir dağılımının bozulmasına yol açan etkenlerden biri... Uygulanan ekonomik program kapsamında enflasyon oranının altında ücret ve maaş artışı yapılması, çalışanların toplam gelirden aldığı payı azaltıyor ve bu nedenle talep durgunlaşıyor.

Bugüne dek üst gelir gruplarının elindeki sermaye birikimi de maalesef yüksek faizler nedeniyle yatırıma dönüşmüyordu. Yeni yatırımlar yapılmadığı, istihdam artmadığı için de alt sosyo-ekonomik grupların gelirleri artmadı.

TÜSİAD’ın hazırlattığı, “Türkiye’de Gelir Dağılımı ve Yoksulluk” konulu raporun yazarlarından Galatasaray Üniversitesi öğretim üyesi Doç.Dr. Seyfettin Gürsel, “Türkiye’de sosyal transferlerin büyük bölümünün emekli maaşlarından oluşması, işsizlik tazminatı, asgari geçim yardımı ve çocuk yardımı gibi AB ülkelerinde sosyal harcamalarda büyük paya sahip transferlerin mevcut olmayışı, transfer gelirlerinin yetersiz kalmasının yanı sıra, eşitsiz dağılmasına da sebep olmaktadır. Sonuçta refah devletinin gelir dağılımını köklü bir şekilde düzeltici etkisi Türkiye’de gözlemlenmektedir” saptamasını yapıyor.

Düzelmenin getirecekleri

Gelir dağılımının düzelmesi, sadece ekonomide istikrarlı bir büyüme dönemine girilmesini sağlamakla kalmaz, talebi de artırır. Gelir dağılımının bozulması lüks ürünler, villa talebini artırır. Oysa gelir dağılımının düzelmesiyle birlikte orta ve ortanın üstü gelir gruplarının toplam gelirden aldığı pay artar. Dolayısıyla otomobil ve dayanıklı tüketim malı satışları yükselir. Profesör Dr. Zehra Kasnakoğlu, “Alt gelir gruplarının satın alma gücünün artması da, gıda gibi temel ihtiyaç maddelerine, giyim-kuşam ve dayanıklı tüketim mallarına olan talebi artırır” diyor.

Artan talep, yeni yatırımların önünü açar, yatırımcıları işlerini büyütmeye teşvik eder. Gelir dağılımının düzelmesi sadece talebin ve yatırımları olumlu yönde etkilemekle kalmaz. Yatırımların artışı ile birlikte işsizlik düşer ve sosyal gerilimler azalır. Toplum geleceğe daha güvenle bakar, siyasi güç üst gelir gruplarının etkisinden çıkıp toplumun her kesimine yayılır ve demokrasi daha sağlıklı bir yapıya kavuşur.


Nüfus daha az artacak

Türkiye’de ekonomiyi ve talebi yönlendiren en önemli unsurlardan biri nüfus artışı. Nüfus artış hızının düşüşü, önümüzdeki yıllarda kamu harcamalarının tırmanması bir ölçüde frenleyerek, ekonomiyi rahatlatacak yönde olumlu sonuçlar doğuracak. 2000 yılında yapılan sayım her her ne kadar Türkiye’nin nüfusunu 71 milyon gibi anormal bir düzeyde gösterse de, bunun gerçeği yansıtmadığı biliniyor. Demografi uzmanları, 1997’de 62 milyon 510 bin kişi olan nüfusumuzun 2000’de 65 milyon 300 bine ulaştığı tahmin ediyor. Geleceğe dönük projeksiyonlarda ise nüfusun 2005 yılında 69 milyon 825 bin, 2010’da 74 milyona 119 bin olacağı öngörülüyor.

Yabancı yatırımcılar, yatırım öncesinde mutlaka nüfusun yaş gruplarına göre dağılımını analiz ederler. Bunu, yaş gruplarının tüketim eğilimlerinin yönüyle ilgili çalışmalar izler. Bununla birlikte, en az 10 yıl sonra nüfus yapısının ne olacağı, genç nüfus ve yaşlı nüfus oranlarını hesaplanır.

Genç nüfusun cazibesi

Türkiye’yi cazip bir pazar yapan tek unsur kalabalık nüfusu değil. Türkiye’deki mevcut nüfusun yaş gruplarına göre dağılımı ve gelecek 10 yıl içinde nüfusun yapısında yaşanacak gelişmeler de pazarı çekici kılıyor. Çünkü, Türkiye’de şu an nüfusun  neredeyse yüzde 40’ını oluşturan 20 yaşın altındaki genç nüfusun tüketim eğilimi çok yüksek. Tüketim kararı vermede etkin olan 20-40 yaş grubun nüfusu 22 milyonu 133 bini bulurken, 40-60 yaş arası nüfus ise 11 milyon 925 binde kalıyor.

Tüketici kitlesi olarak daha geniş olan genç ve yetişkin nüfus, bu nedenle yabancı yatırımcıların ilgisini çekiyor. Türkiye’de 60 yaşın üzerindeki yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payı ise  sadece yüzde 8.

2005’e dek 20 yaşın altındaki nüfusun payı yüzde 37’ye gerilerken, 20-40 yaş arası yetişkin nüfusun payı yine yüzde 34 civarında olacak. 40-60 yaş grubunun payı ise 5 yılda yüzde 18’den yüzde 20.5’e çıkacak. 60 yaşın üzerindeki yaşlı nüfus ise artış eğilimini sürdürecek ve nüfus içindeki payı yüzde 8.5’e çıkacak. 

Sayısal açıdan kalabalık olmasının yanı sıra, dünyanın her yerinde olduğu gibi, Türkiye’de de genç nüfusun tüketim eğilimi daha güçlü. 20-40 yaş arasındaki genç ailelerin büyük bölümü kooperatif ve konut taksitleri ödemek yerine, otomobil almayı, çocuklarına iyi bir eğitimi de kapsayan gelecek hazırlamayı  tercih ediyor. Ayrıca, genç nüfus bilgisayar, cep telefonu gibi teknolojik ürünlere sahip olmak için çok hevesli.

Türkiye’ye özgü “düğün ekonomisi”

Nüfus bu kadar genç olurda düğün-dernek eksik olur mu? Türkiye’yi cazip kılan unsurlardan bir diğeri de, yılda 500 bine ulaşan evlilikler... Bakışmalarla başlayıp nikah memurunun önünde biten evlilik süreci, onlarca sektörü doğrudan etkiliyor. Bir süreç olarak bakıldığında, çiçekçiden konut sektörüne, “düğün ekonomisi”nden payını almayan neredeyse kalmıyor...

1980’lerde yılda 300 bin civarında evlilik gerçekleşiyordu. Aradan 20 yıl bile geçmeden evlilik sayısı 500 bini aştı. Bu yıl 522 bin civarında evlilik gerçekleşti. Bir başka deyişle her yıl Türkiye nüfusunun yüzde 1.5’i –1.6’sı dünya evine giriyor. Bu oran Avrupa ülkelerinde 30 yıl önce görülen orana eşit. Avrupa’da bugünkü oran ise yüzde 1 dolayında kalıyor.

1980-1990 arasında doğan 15 milyon civarındaki çocuk, 2000- 2015 arasında evlilik çağına girecek. Dolayısıyla, evlilik sayısının 2015’e kadar artamaya devam edeceği tahmin ediliyor. Capital’in projeksiyonuna göre 2010 yılında 593 bin evlilik gerçekleşecek.

Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. İsmet Koç, “Yeni evlenen çiftlerin yüzde 66’sı yeni ev açıyor. Yeni ev açma eğilimi gitgide yaygınlaşıyor. Bu durum evliliklerden kaynaklanan talebin artmasına neden olacak. Yeni ev açmayan çiftlerde tam teşekkülü olmasa da, yatak odası takımı, televizyon gibi bazı ev eşyalarını alıyor” saptamasında bulunuyor.

Capital’in yaptığı özel bir hesaba göre, 1999’daki televizyon satışlarının yüzde 32’si, buzdolabı talebinin yüzde 40’ı, otomatik çamaşır makinesi satışlarının yüzde 17’si, bulaşık makinesi talebinin yüzde 22’si evliliklerden kaynaklanıyor.

Yeni “hanelere” dikkat

Geniş aile hızla çözülüyor. 2000 yılı itibariyle bir hanede yaşayan ortalama insan sayısı 4.4’e kadar düştü. Türkiye’de nüfus artış hızı düşerken hane sayısı artıyor. 2000 yılında 15 milyon olan hane sayısının 2005’te 16 milyon 250 bine, 2010’da ise 18 milyona  ( 17 milyon 950 bine), 2025’te ise 23 milyon 420 bine ulaşması bekleniyor. Bir başka deyişle, önümüzdeki 5 yıl içinde 1 milyon 250 bin yeni ev açılacak.

Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyelerinden Profesör Dr. Cem Behar, “Hanehalkına bir tüketim birimi olarak bakacak olursak, bu tüketim birimlerinin sayısı, yani potansiyel talep nüfus hacminin durağanlaşmasına rağmen artmaya devam edecektir” diyor.

Hanehalkı sayısının artışıyla birlikte, konut sektörünün yanı sıra, bir konutu döşemek ve yaşanılır halde tutmak için gereken ürün ve hizmetlere olan talep canlılığını koruyacak. Beyaz eşya, mobilya,  elektronik eşya ve halı sektörleriyle birlikte, elektrik, su ve telekomünikasyon hizmetleri veren firmalar da bu talep artışından payını alacak.

Tofaş Oto Genel Müdür Yardımcısı Murat Selek, “2000 yılında bir hanede 4.44 kişi yaşıyor. 2010’da hane halkı sayısı büyüklüğü 4.13 kişiye düşecek. Kentleşme ve ailelerin küçülmesi küçük otomobil talebi artırıyor. Hane halkı sayısının 2005’te 16 milyon 250 bine çıkması ile birlikte otomobil talebinin de 600bine ulaşacağını öngörüyoruz” diyor.

Şimdi “yenileme” zamanı

Türkiye’de dayanıklı tüketim ürünlerinin çoğunda sahiplik oranları neredeyse Avrupa düzeyini yakaladı. Bu nedenle tüketiciler, bir anlamda “ekonomik ömrünü” doldurmuş buzdolabı, çamaşır makinesi ve TV gibi eşyalarını yenileriyle değiştirmeye yöneliyor. Dolayısıyla,  “Yenileme talebi” pazarı, son dönemde pazarı yönlendiren en önemli dinamiklerden biri haline geldi.

Televizyonda toplam talebin yüzde 65’i, buzdolabında toplam talebin yüzde 62’si, fırında ise yüzde 50’si yenilemeden kaynaklanıyor. 1990’ların başında evlerimize girmeye başlayan bulaşık makineleri yavaş yavaş ekonomik ömrünü dolduruyor. Bulaşık makinesinde bile yenileme talebi yüzde 13’e yaklaştı. Önümüzdeki 5 yıl içinde yenileme talebindeki artışın devam edeceği, ardından da bir düzeyde istikrar kazanacağı tahmin ediliyor.

Bilgisayar ve cep telefonu gibi ürünlerin ekonomik ömrü ise hızlı teknolojik gelişmeler nedeniyle çok kısa... Cep telefonu sahipleri telefonlarını ortalama 1.5-2 yılda bir yeniliyor. Her 3 ayda bir yeni teknolojilerin piyasaya sürüldüğü bilgisayarların sektörünün karakteristikleri ise bambaşka....Aldığınız bilgisayarı 2 yıl içinde yenilemezseniz, eski bilgisayarınızın kapasitesi piyasaya yeni çıkan yazılımları kullanmanıza olanak vermediği için mecburen değiştiriliyor...

Kentleşme rüyasının sonu

Talep rakamsal olmayan karmaşık bir dizi sosyolojik değişkenin de etkisi altındadır. Kentleşme oranın artması, yeni yaşam biçimlerinin yaygınlaşmasına ve tüketim kalıplarının değişmesine yol açıyor. Sosyolojik değişimler talebin profilini de etkiliyor ve değiştiriyor.

Kentli yaşam tarzı benimsendikçe dışarıda yemek – yeme alışkanlığı, kitap-dergi gibi kültür ürünlerine olan ilgi yükselişe geçiyor.  Otomobil sahibi olma isteği de yükseliyor. Çalışan kadın sayısının artması kolay ve kısa sürede hazırlanabilen hazır gıda talebini yükseltiyor. Paketli ürünler, ayıklanmış sebze ve meyveler, dondurulmuş gıdalar ve yarı pişmiş yemekler kentlerde çalışan kadınların gözdesi oldu. Kolay yıkanan, çabuk ütülenen giysiler kentli insanın tercihi...

Faiz ve vergi oranları

Makro ekonomik dengelerde ortaya çıkan ani değişiklikler talebin geçici bir süre için canlanmasına veya durağanlaşmasına neden olabilir. Faiz  ve vergi oranlarının yükselmesi özellikle dayanıklı tüketim malları talebinin ertelenmesine yol açıyor.

Tofaş Oto Genel Müdür Yardımcısı Murat Selek, “Otomobil pahalı bir yatırım olduğu için talep özellikle faiz oranlarındaki artıştan olumsuz etkilenmekte. Tüketiciler faizden kazanabilecekleri getiriden mahrum kalmamak için alım kararlarını ertelemeyi tercih ediyor. Bunun yanı sıra, Türkiye’de otomobillere uygulanan yüksek vergi oranları da talebi olumsuz etkilemektedir” diyor.
 
UZMAN GÖZÜYLE 4 SEKTÖRÜN TALEP ANALİZİ

BEYAZ EŞYA: BSH Profilo Pazarlama Direktörü Rudiger Nickel, beyaz eşya sektöründe talebi belirleyen önemli unsurları şöyle özetledi:

“Türkiye ve Almanya’nın nüfusu  (65 milyon) aynı olmamakla birlikte, birbirine çok yakın. Almanya’da bir hanede ortalama 2,8 kişi yaşıyor ve 23 milyon hane var. Türkiye’de ise bir hanede 4.4 kişi yaşıyor ve 15 milyon hane var. Türkiye’nin önümüzdeki 25 yıl içinde Almanya standartlarına ulaşmasını beklenemez ama aradaki fark azalacak.”

Türkiye’de orta ve alt sosyo-ekonomik sınıflarda çamaşır makinesi, bulaşık makinesi ve fırın penetrasyonu henüz doyma noktasına erişmiş değil. Alt sınıflarda halen fırın yerine küçük tüplü veya elektrikli ocaklar kullanılıyor.

KONUT: 2005 yılına ortaya dek 1 milyon 750 bin konut talebi doğacağını belirten Turyap yetkilileri, “Türk aileleri gayrimenkule yatırım gözüyle bakıyor “  saptamasını yaptıktan sonra tek kişilik veya iki kişilik hanelerin “nohut oda, bakla sofa” tabir edilen küçük stüdyoları tercih etmeye başladığını belirtiyorlar. Önümüzdeki 10 yıl boyunca yeni yapılan konutların ağırlıklı olarak anne- baba ve çocuklardan kurulu çekirdek aile modeline uygun biçimde tasarlanacağını vurguluyorlar.

DAYANIKLI TÜKETİM: Tepe Home Genel Müdürü Gürsel Usta, “DİE verilerine göre, tüketime ayrılan gelirin yaklaşık yüzde 9’u ev ile ilgili ürünlere harcanıyor. Dayanıklı tüketim maddeleri talebi konut talebinin artmasına paralellik gösterir. Dayanıklı tüketim mallarının asıl müşterisi orta gelir gruplarıdır. Bu grupların milli gelirden aldıkları pay ne kadar artarsa mobilya, beyaz ve elektronik eşya gibi dayanıklı tüketim mallarına olan talep de o kadar artar. Fiyat, enflasyon ve kentli nüfus talebi etkileyen önemli unsurlar...

CEP TELEFONU: Ericsson yetkilileri, fiyat rekabetinin cep telefonu talebini etkileyen önemli faktörlerden biri olduğunu belirtiyor. Motorola yetkilileri, Türkiye’de cep telefonu pentrasyonun 2005 yılında yüzde 60’lara çıkabileceğini belirtiyor. Bu doğrultuda  2000 yılında 14 milyon 370 bin olan cep telefonu sahibi insan sayısı 40 milyonu aşacak.


 


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz