"Enflasyonda Son Fırsat"

Türkiye’de enflasyon tam 32 yıldır çift haneli. Aradan geçen sürede enflasyonu düşürme fırsatını tam beş kez yakaladık. Ama bu fırsatların hepsini de heba ettik ve elimize gelen şansı kullanamadık....

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Enflasyonda Son Fırsat
Türkiye’de enflasyon tam 32 yıldır çift haneli. Aradan geçen sürede enflasyonu düşürme fırsatını tam beş kez yakaladık. Ama bu fırsatların hepsini de heba ettik ve elimize gelen şansı kullanamadık.  
 
1980 yılında yüzde 100’ün üzerine çıkan enflasyon, 24 Ocak Kararları ve askeri yönetimin uygulamalarıyla 1982’de yüzde 20’lere kadar düşmüştü. Ancak, “Bankerler krizi” enflasyonun daha fazla geriletilmesini önledi.  
 
1986 yılı sonunda enflasyon yüzde 30’lara düştü. Ancak, 1987’de Turgut Özal’ın seçim ekonomisi uygulamaları, enflasyonun ateşini yeniden yükseltti. “Seçimden önce zam yapacak kadar enayi miyim?” diyen Özal’ın seçim sonrası uyguladığı zam bombardımanı etkisini hemen gösterdi. Seçimin üzerinden 5 ay geçtiğinde enflasyon yüzde 70’i bulmuştu.  
 
Zamanın ekonomi bakanı Güneş Taner’in 1990 yılında enflasyona karşı açtığı savaş, tam meyve verecek gibiyken Irak Kuveyt’e girdi. Artan petrol fiyatları nedeniyle bu fırsat da elden kaçtı.  
 
5 Nisan 1994 Kararları sonrasında ele geçen fırsat, Tansu Çiller’in erken seçim kararıyla heba olup gitti. 1994’te yüzde 125.5’i bulan enflasyon, 1995’te yüzde 76’ya kadar indi. Uygulanan istikrar programı yarım bırakılıp erken seçime gidilince, enflasyon daha fazla gerilemedi.  
1998 başında tarihinde üçüncü kez yüzde 100’ü aşan enflasyon, “yakın izleme anlaşması”nın uygulanmasıyla bir yılda yüzde 60’lara geriledi. Enflasyonun daha fazla gerilemesi bu kez de erken seçim kararıyla imkansız hale geldi.  
 
2000 yılında elimize geçen fırsatı ise herkes hala hatırlıyor olsa gerek. Uygulanan döviz çapalı istikrar programı enflasyonu yüzde 30’lara çekmişti. Ancak, 3 ay arayla peş peşe gelen iki kriz programın ipini çekince, enflasyonu düşürme fırsatı yine elimizden kaçtı.  
 
Miras alınan fırsat  
 
Ekonomi yönetiminin elinde şu anda yeni bir fırsat var. Mevcut hükümet bu şansı önceki hükümetten miras olarak aldı. Önceki hükümetin uyguladığı istikrar programının etkisiyle, enflasyon geçen yılı yüzde 30’un altında kapattı. Hükümet, yeni önlemler alırsa bu kez enflasyonu yenme şansını elde edebileceğiz. Aksi takdirde ise birkaç yılı daha kaybedecek ve yeni bir şansın kapımızı çalmasını bekleyeceğiz.  
 
2002 yılı için konulan enflasyon hedefi yüzde 35’ti. Ancak, işler beklenenden iyi gitmiş ve enflasyonun hedefin altında gerçekleşeceği aylar önce belli olmuştu. Yine de açıklanan enflasyon oranı şaşırtıcı oldu. Çünkü, enflasyon oranı açıklanmadan hemen önce yapılan tahminler 2002’nin yüzde 31 dolayında bir oranla kapanacağı yönündeydi. Ancak, aralık ayı enflasyonu beklenenden çok düşük çıkınca, enflasyon yılı yüzde 29.7 oranıyla bitirdi.  
 
Yol çok uzun değil  
 
2002’de enflasyonun beklenenden daha fazla düşmesi, 2003 yılı hedefine ulaşmayı kolaylaştıracak. Çünkü, 2003 yılı enflasyon hedefi daha program uygulanmaya başladığı zaman yüzde 20 olarak belirlenmişti. Enflasyon beklenenin altında çıkmasına rağmen bu hedefte bir değişiklik yapılmadı. Böyle olunca, 2003 yılında hedefe ulaşmak için alınması gereken yol üçte bir oranında kısaldı. 2002 yılı hedeflendiği gibi yüzde 35 enflasyon oranıyla kapansa, bu yıl hedefe ulaşmak için 15 puanlık bir düşüş gerekecekti. Şimdi ise hedefe ulaşmak için 9.7 puanlık bir düşüş yaşanması yetecek.  
 
Bu yol ocak ayı sonunda biraz daha kısalacak. Çünkü, geçen yılın ocak ayında enflasyon epey yüksek ve yüzde 5.3 olarak gerçekleşmişti. Mevcut gidişat sürerse, bu yıl ocak ayında yüzde 2-3 arasında bir oran çıkabilecek. Bu durumda yıllık enflasyon ocak sonunda yüzde 27’nin altına inecek. Böylece yılın son 11 ayında 7 puanlık bir düşüş yaşanması hedefe ulaşmak için yeterli olacak.  
 
Beklentilerin önemi  
 
Enflasyonla mücadelede her zaman en büyük sorun, ekonomik kamuoyundaki yüksek enflasyon beklentisinin kırılamaması olmuştur. Enflasyona karşı açılan savaşların hep yenilgiyle sonuçlanması, bu savaşta hükümete destek olanların zarara uğramasına yol açtı.  
 
Ücretli kesim, enflasyon düşecek diye düşük ücret oranlarına razı olduğunda, enflasyonun yükselmesiyle birlikte satın alma gücünün eriyip gitmesiyle karşı karşıya kaldı. Fiyat artışlarını enflasyonun düşeceği beklentisiyle düşük belirleyen sanayici ve tüccar, enflasyon yükselince işletme sermayesinin eriyip gitmesine engel olamadı. Bu nedenle ekonomik kamuoyu zamanla, enflasyon beklentilerini hükümetin hedefinin üzerinde tutmaya alıştı.  
 
Bu olgu bugün için de bir ölçüde geçerli. Hükümetin hedefi yüzde 20 iken, kamuoyundaki yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 25 dolayında. Ancak, bu kez yüksek enflasyon beklentisi çok dirençli değil. Geçen yılın başında beklentiler yüzde 50 dolayındaydı. Gerçekleşme hedefin de altında olunca, enflasyonist beklentilerin direnci kırdı.  
 
Yıllık enflasyon ocak ayı sonunda yüzde 27’nin altına indiği takdirde, ekonomik kamuoyunun beklentisi hedefe yakın bir düzeye gerileyecek gibi. Bu durum ise enflasyonda hedefe ulaşmayı biraz daha kolaylaştıracak.    
 
Hükümet politikaları  
 
Ancak enflasyonist beklentilerin kırılması hükümetin uygulayacağı politikalara da bağlı. Uygulanmakta olan istikrar programından bir sapma olursa, ekonomik kamuoyunun enflasyon beklentisi düşmek yerine yükselebilir de.  
 
Hükümetin öncelikle IMF ile bir an önce uzlaşıp istikrar programını uygulamaya devam edeceğini herkese göstermesi gerekiyor. Bu durum aksi yönde beklentilerle yükselen faizlerin yeniden düşmesini sağlayabilir. Böylece kurlarda da yükseliş riski bertaraf edilebilir.  
 
Enflasyonda hedefe ulaşmak için, hükümetin maliye politikasında çok ince bir ayar tutturması da gerekli. Yüzde 6.5’lik faiz dışı fazla hedefini tutturmak için KİT ürünlerine zam yaparak kaynak yaratma uygulaması oldukça tehlikeli. Bu uygulama bütçe açığını azaltarak orta vadede enflasyonu düşürücü etki yapabilir ama kısa vadedeki etkisi enflasyonu yükseltici yönde olacak. Bu nedenle bu uygulamada aşırıya kaçmamak şart. Bütçe açığını azaltmak için, zam dışındaki seçeneklerin üzerinde durulması gerekiyor. Harcamalarda artışa yol açacak popülist uygulamalardan vazgeçmek, bu yönde atılacak ilk adım olabilir.  
 
Para politikasının önemi  
 
Enflasyonun yıllardır düşmemesinin bir nedeni de para politikasının yeterince sıkı bir şekilde uygulanamamasıydı. Merkez Bankası, ne kadar sıkı bir politika uygulama taraftarı olsa da, hükümetin borçlanmasını kolaylaştırmak amacıyla faizleri düşürmek için sık sık para musluklarını açmak zorunda kalıyordu. Bu durum belki hükümetin biraz daha az maliyetle borçlanmasını sağlıyordu ama enflasyonu da azdırıyordu.  
 
Artık Merkez Bankası yasal olarak özerkliğe sahip olduğundan, para politikasının gevşetilmesi ihtimali daha az. Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti, enflasyonu düşürmeye kesin kararlı olduklarını sık sık vurguluyor. Para politikasının enflasyonu düşürme hedefi doğrultusunda uygulanmasında ısrarcı gibi görünüyor.  
 
Hükümet istikrar programından sapmaya kalksa da Merkez Bankası enflasyonu düşürme hedefinden vazgeçmeyecek gibi. Bu durum para politikası açısından endişeleri azaltıyor. Ancak hükümetle Merkez Bankası arasında bir zıtlaşma olursa, faiz ve kurlarda yaşanacak artış nedeniyle enflasyon hedefine ulaşmanın zorlaşacağı da muhakkak.  
 
Riskler büyük  
 
Hükümet üzerine düşenleri eksiksiz yapsa, Merkez Bankası para politikasını taviz vermeden uygulasa bile, 2003 yılında enflasyon hedefine ulaşamama riski var. Bu riskler ülke içinden çok dış dünyada yaşanması muhtemel gelişmelerden kaynaklanıyor.  
 
En büyük risk eli kulağında kabul edilen Irak savaşının gerçekten başlaması. Savaşın sözünün edilmesi bile dünya petrol fiyatlarını yükseltici etki yaptı. Petrol fiyatları son bir ayda 30 doların üzerine çıktı. Ancak, bu artışta Venezüella’daki grevin de etkisi olduğundan sadece Irak savaşı korkusuna bağlanması doğru olmaz.  
 
Savaş gerçekten başlarsa dünya petrol fiyatları 40 dolara kadar yükselebilir. Bu durum akaryakıt ürünlerinin fiyatlarında artışı zorunlu kılacağından enflasyonda bir miktar yükseliş yaşanabilir.  
 
Irak savaşı ABD’nin beklediği gibi kısa sürede sonuçlanırsa, petrol fiyatları çok geçmeden eski düzeyine inebilir. Bu durumda enflasyonda bir soluklanma dönemi yaşandıktan sonra düşüş yeniden başlayabilir.  
 
Ancak, ABD Irak’ta bir batağa saplanırsa ya da  savaş bölgedeki petrol tesislerinin tahrip olmasıyla sonuçlanırsa, petrol fiyatlarının 75 dolara kadar sıçramasının söz konusu olabileceğini savunan uzmanlar var. Böyle bir durumda enflasyonu yenmek için elimize geçen bu son fırsatın da heba olacağını söylemek müneccimlik olmaz.  
 
ENFLASYONUN DÜŞMESİ İHTİMALİ YÜZDE 42  
 
Bizim 2000 ve 2001 yıllarında IMF Birinci Başkan Yardımcısı olarak tanıdığımız Stanley Fischer, aslında ünlü bir iktisatçı. Fischer, özellikle enflasyon konusunda yaptığı çalışmalarla tanınıyor.  
 
Fischer’in iki arkadaşıyla birlikte hazırladığı son çalışması, geçen kasım ayında IMF (Uluslararası Para Fonu) tarafından yayınlandı. “Modern Hyper and High Inflations” (Modern  
Hiper ve Yüksek Enflasyonlar) başlığını taşıyan çalışmada, 161 ülkeye ait veriler kullanılarak enflasyon konusu çok ayrıntılı bir şekilde inceleniyor.  
 
Çalışmanın bir bölümünde, enflasyonun mevcut düzeyine göre gelecek yıl alabileceği düzey inceleniyor. Bu konuda 133 serbest piyasa ekonomisinin 1960-96 dönemi verileri incelenerek ulaşılan sonuçlar, yandaki tabloda görülüyor.  
 
Tablodaki sonuçlar incelendiğinde, Türkiye’de enflasyonun bu yıl da düşmesi olasılığının epey yüksek olduğu görülüyor. Türkiye’de enflasyon geçen yılı yüzde 29.7 oranıyla kapattı. Fischer ve arkadaşlarının çalışması, enflasyonun yüzde 20-40 arasında olduğu bir yıldan sonra bu düzeyin altına düşmesi olasılığının yüzde 41.8 olduğunu gösteriyor.  
 
Söz konusu çalışmanın sonuçlarına göre, bu yıl enflasyonun yüzde 20-40 aralığının üzerine yükselmesi olasılığı ise yüzde 12.6 düzeyinde bulunuyor.  
 
Enflasyonun bu yılı yüzde 100’ün üzerinde kapatma ihtimali de var. Ancak, bunun gerçekleşme olasılığı sadece yüzde 1 düzeyinde kalıyor. Yani çok olağanüstü bir gelişme olmadıkça, böyle bir felaketle karşılaşmamız ihtimali oldukça düşük.  
 
Fischer ve arkadaşlarının çalışması, enflasyon oranı yükseldikçe, yükseldiği yerde kalma olasılığının azaldığını gösteriyor. 20 puanlık aralıklar itibariyle yapılan inceleme, enflasyon yükseldikçe bir sonraki aralığa yükselme ihtimalinin arttığına işaret ediyor. Örneğin enflasyon yüzde 20-40 aralığındayken gelecek yıl yüzde 40-60 aralığına yükselmesi ihtimali yüzde 12.6 iken, yüzde 40-60 aralığındayken gelecek yıl yüzde 60-80 aralığına yükselmesi ihtimali yüzde 25.2’ye çıkıyor. Aynı şekilde enflasyon yükseldikçe gelecek yıl yüzde 100’ü aşması ihtimali de artıyor. Buna karşılık enflasyonun bulunduğu aralığın altına inmesi ihtimali yüzde 40-50 arasında seyrediyor.  
 
Bu çalışmanın tamamına ulaşmak isteyenler IMF’nin internet sitesine (www.imf.org) bakabilirler.  
 
KRİZ KAYIPLARININ BİR BÖLÜMÜNÜ GERİ ALDIK  
 
2002 yılının tamamlanmasıyla birlikte, bu yıla ilişkin ekonomik bilanço da yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Henüz 2002 yılına ilişkin tüm veriler ortaya çıkmış değil ama eldeki verilerle de sağlıklı bir değerlendirme yapma imkanı var. 2002 yılına ilişkin tüm verilerin belli olması ise nisan ayı başını bulacak.  
 
Eldeki veriler, ekonominin 2002 yılındaki performansının oldukça iyi olduğunu gösteriyor. Geçen yıl ekonomi yüksek bir büyüme oranı tutturdu. Enflasyon yarı yarıya düştü. İhracatta ve turizm gelirlerinde yeni bir rekor kırıldı. Ekonomideki büyümeye rağmen dış dengede açık yaşanmadı. Yalnız erken seçim nedeniyle bütçede durum biraz bozuldu.  
 
Ekonominin 2002 yılındaki performansı, belli başlı göstergeler itibariyle şöyle özetlenebilir.  
 
MİLLİ GELİR:  
 
Yılın ilk 3 ayında büyüme hızı yüzde 6.2 olarak gerçekleşti. 2001’deki krizden sonra ilk çeyrekte sıfır noktasını aşan ekonomi, ikinci ve üçüncü çeyreklerde yüksek büyüme oranları gerçekleştirdi. Sanayi üretimine ilişkin veriler ve gözlemlerimiz, yılın son çeyreğinde de büyüme oranının yüksek gerçekleştiğini düşündürüyor. 2002 yılının tamamındaki büyüme oranı yüzde 6.5-7 arasında çıkacak gibi görünüyor.  
 
Ekonomideki bu büyüme, 2001 krizinde milli gelirde yaşanan kaybın yaklaşık üçte ikilik bölümünün geri alınmasını sağladı. 2000 yılındaki GSMH (Gayri Safi Milli Hasıla) düzeyi 100 kabul edilip bir endeks oluşturulursa, 2001 yılında bu endeksin değeri 90.5 düzeyine düşmüştü. 2002 yılındaki büyüme ile endeksin değeri 96-97 arasına yükselecek. 2001 yılındaki krizin kaybının tamamen telafi edilmesi ise ekonominin bu yıl da yüzde 3.5’in üzerinde bir büyüme göstermesi halinde mümkün olacak.  
 
2001 yılında kişi başına milli gelir 2.108 dolara düşmüştü. Geçen yıl dolar kurundaki artışın da düşük kalması sayesinde dolar olarak hesaplanan milli gelirde bir sıçrama yaşandı. Tahminlerimize göre 2002 yılında kişi başına milli gelir 2.650-2.700 dolar arasında çıkacak.  
 
ENFLASYON:  
 
2000 yılında yüzde 30’lara gerileyen enflasyon, 2001’de krizin etkisiyle TEFE’de yüzde 90’a, TÜFE’de yüzde 70’e yaklaşmıştı. Geçen yıl ise enflasyon yeniden geriledi. Yıl sonunda enflasyon hem hedeflerin hem de beklentilerin altında çıktı. TÜFE enflasyonu yüzde 29.7’ye, TEFE enflasyonu yüzde 30.8’e kadar indi. Hedefler TÜFE’de yüzde 35, TEFE’de yüzde 31’di. Yılbaşındaki enflasyon beklentileri ise yüzde 50’ye yakındı.  
 
Geçen yıl enflasyonun gerilemesinde iki faktör etkili oldu. Kurlardaki artışın düşük kalması, enflasyona maliyet yönünden darbe vurdu. Tüketicinin harcama yapmakta fazla istekli olmaması ise talep enflasyonunun önüne geçti.  
 
DIŞ TİCARET:  
 
11 Eylül 2001’de ABD’ye yapılan terörist saldırıdan sonra dünya ekonomisinin durgunluğa gireceği tahmin edildiğinden, 2002 yılında dış ticaretten fazla bir şey beklenmiyordu. Ancak, dünya ekonomisi gerçekten durgunluğa girmesine ve üstelik kurlardaki artış da yavaşlamasına rağmen dış ticarette şaşırtıcı bir gelişme yaşandı.  
 
Yılın ilk 10 ayında ihracat 28.3 milyar doları buldu. Tahminlerimize göre 2002 yılı sonunda ihracat 34.5-35 milyar dolar arasında çıkacak.  
 
İthalatta ise ekonomideki canlanmaya paralel bir artış yaşandı. İlk 10 ayda 39.7 milyar doları bulan ithalat, yıl sonunda 49 milyar dolara yakın bir değer alacak gibi.  
 
Turizmde ise ilk 10 aydaki gerçekleşme 7.8 milyar dolar düzeyinde. Tahminlerimize göre, yıl sonunda turizm geliri 8.5 milyar dolara yaklaşacak.  
 
Dış ticaretteki bu gelişmeler, ekonomideki büyümeye rağmen 2002 yılında dış dengede bir problem yaşanmamasını sağladı. Cari işlemler dengesi ilk 10 ayda 594 milyon dolar fazla verdi. Yıl sonu itibariyle cari işlemler dengesi sıfır dolayında bir değer alacak gibi.  
 
BÜTÇE DENGESİ:  
 
2002 yılında tek olumsuz gelişme kamu maliyesinde yaşandı. Esasında son aylara kadar bu cephede de işler iyiydi. Ancak, erken seçim kararı alındıktan sonra bütçede ipin ucu biraz kaçtı. Harcamalar hedefin üzerine çıktı. Gelirler de hedefi biraz aştı ama bu durum bütçe açığının beklenenin üzerine çıkmasını engelleyemedi.  
 
İlk 11 ayda bütçe açığı 29.7 katrilyon lira oldu. Oysa yıl sonu hedefi 26.9 katrilyon liraydı. Öyle görünüyor ki yıl sonunda bütçe açığı 33 katrilyona kadar çıkabilecek.  
 
2002’Yİ SANAYİ KURTARDI  
 
Ekonominin 2002 yılında iyi bir performans göstermesine sanayi kesimi çok önemli katkı yaptı. İmalat sanayiindeki aylık kapasite kullanım oranları, geçen yıl boyunca hep 2001 yılının aynı aylarındaki düzeyinin üzerinde gerçekleşti.  
 
Esasında yılın ilk aylarında kapasite kullanım oranları çok da yüksek değildi. Örneğin, şubat ayında kapasite kullanım oranı 2001 yılının aynı ayındaki düzeyin sadece 0.1 puan üzerindeydi.  
 
Ancak, bahar aylarından itibaren kapasite kullanım oranları yüzde 75’in üzerine çıktı. Sonbahar aylarında kapasite kullanım oranları yüzde 80’e dayandı. Ekim ayında yüzde 80.4’e kadar ulaşan bu oran, son iki ayda ise biraz geriledi.  
 
Geçen yıl sanayinin yüksek bir performans göstermesinde ihracattaki artışın önemli etkisi oldu. İç talebin yeterince canlanmaması üzerine dış pazarlara yönelen iş dünyası, dünya ekonomisindeki durgunluğa ve kurlardaki artışın yavaşlamasına rağmen dışsatımı artırmayı başardı. İhracattaki bu artış sanayinin çarklarının daha hızlı dönmesini sağladı.  
 
2002’de sanayinin yüksek performans göstermesinde, kriz döneminde eriyen stokların yerine konulması da önemli bir rol oynadı. Özellikle yılın ilk yarısında stok artışının sanayi üretimine katkısı yüksek düzeyde gerçekleşti.  
 
Aralık ayında tekstil ve giyimde kapasite kullanım oranlarının yüksek gerçekleşmesi, ihracatta işlerin hala iyi gittiğini düşündürüyor. Diğer sektörlere hammadde ve ara malı üreten kimya ve ana metal sanayilerinde kapasite kullanım oranlarının yüzde 80’i aşması da diğer sektörlerden gelen siparişlerin gerileme eğiliminde olmadığını gösteriyor. Bu durum 2003 yılı için de umut veriyor. Ekonomi yönetimi vahim bir hata yapmadığı ve dış dünyada olağanüstü bir gelişme yaşanmadığı takdirde, sanayi olumlu performansını bu yıl da gösterebilecek gibi görünüyor.  
 
TURİZMDE YİNE REKOR KIRDIK  
 
2002 yılı başlarken turizm konusunda kimse umutlu değildi. 11 Eylül 2001’de ABD’ye karşı girişilen terörist saldırıdan sonra dünya turizm hareketlerinde başlayan gerileme nedeniyle, 2002’de turizmin yerinde sayması bekleniyordu. Turist sayısı için konulan hedef, 2001 için yapılan gerçekleşme tahmini ile aynı ve 11 milyon düzeyindeydi. Turizm geliri için belirlenen hedef de 2001 için yapılan gerçekleşme tahmini ile aynı ve 8 milyar 250 milyon dolar seviyesindeydi. Hatta yılın ilk yarısında turist sayısı artmasına rağmen turizm gelirlerinde gerileme yaşanınca, gelir hedefi geri çekilip 7.6 milyar dolara kadar indirildi.  
 
Ancak, 2002’de turizm beklenmedik derecede iyi bir performans gösterdi. Hem turist sayısında hem de turizm gelirinde yeni bir rekor kırıldı.  
 
Devlet İstatistik Enstitüsü’nün (DİE) verilerine göre, geçen yıl ülkemizi 13 milyon 248 bin 176 turist ziyaret etti. Turist sayısı 2001 yılına göre yüzde 14 oranında artış gösterdi.  
 
11 Eylül’ün etkisiyle yılın ilk ayında ülkemize gelen turist sayısında düşüş yaşanmıştı. Şubat ayından itibaren turist sayısı yeniden artmaya başladı. Yılın ilk yarısında bu artış çok yüksek oranları bulmadı. Ancak temmuz ayından itibaren aylık turist sayısındaki artış oranı çift haneli oranlarda gerçekleşmeye başladı. Yılın son ayında bu oran yüzde 40’a kadar ulaştı.  
 
Turizm geliriyle ilgili olarak elimizde henüz ilk 10 aya ilişkin veriler var. İlk 10 aydaki turizm geliri, 2002’de bu alanda yeni bir rekor kırıldığını ortaya koyacak kadar yüksek. Merkez Bankası’nın verilerine göre, ocak-ekim döneminde turizmden 7 milyar 788 milyon dolarlık gelir elde ettik. Son iki ayda turist sayısında yaşanan yüksek oranlı artışlar da dikkate alındığında, 2002 yılı turizm gelirinin 8.5 milyar dolara yakın çıkacağını tahmin etmek mümkün. Turizm gelirlerinde önceki rekor 2001 yılında 8 milyar 90 milyon dolar ile kırılmıştı.  
 
İÇ BORÇ YÜKÜNDE 15 PUANLIK DÜŞÜŞ  
 
Türkiye’de son 2 yıla iç borç konusunda yapılan tartışmalar damgasını vurdu. 2001 krizinden sonra bankacılık sisteminde gerçekleştirilen operasyon, iç borç stokunda inanılmaz bir artışa yol açmıştı. Kamu bankalarının görev zararı yükünden kurtarılması ve TMSF’ye (Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu) devredilen bankaların bilançolarının düzeltilmesi için çıkarılan tahvil ve bonolar, 2000 yılı sonunda 36.4 katrilyon lira olan iç borç stokunun 2001 yılı sonunda 122.2 katrilyon liraya çıkmasına neden olmuştu. İç borç stokunun GSMH’ye oranı da 2000 yılında yüzde 29 iken 2001’de yüzde 68.1’e fırlamıştı.  
 
İç borçlardaki bu tırmanış, kriz döneminde stokun nasıl çevrileceğine yönelik endişelere yol açmıştı. Geçen yıl siyasette belirsizliğin yaşandığı günlerde de aynı tartışma gündeme geldi. Bu konu bugün için ise ön planda değil gibi ama işlerin karışması ve faizlerin yükselmesi halinde yeniden gündeme geleceğine hiç kuşku yok.  
 
2002 yılında ise iç borç açısından işler fena gitmedi. İç borç stokundaki tırmanış durdu. İç borcun GSMH’ye oranında ise 15.1 puanlık gerileme yaşandı.  
 
Hazine Müsteşarlığı’nın verilerine göre, 2002 yılı sonunda iç borç stoku 149.9 katrilyon lira olarak gerçekleşti. Bu tutar 2001 yılı sonundaki iç borç stokundan sadece yüzde 22.7 oranında daha yüksek. Bu artış oranının 2002 yılı enflasyon oranının (yüzde 29.7) gerisinde olması, iç borcun reel olarak azaldığını gösteriyor.  
 
Henüz 2002 yılı GSMH düzeyi belli değil. Ancak, tahminlerimize göre 2002 yılı GSMH’si 283 katrilyon lira dolayında çıkacak. Bu durumda 2002 yılında iç borç stokunun GSMH’ye oranı yüzde 53 olarak hesaplanıyor. Bu oran 2001 yılında yüzde 68.1 düzeyindeydi.  
 
2003’te işler yolunda gider ve hükümet iç borca fazla yüklenmezse, iç borcun GSMH’ye oranı biraz daha düşebilir. Ancak, reel faizler şimdiki düzeyinin altına inmezse iç borç yükünün gerilemesi zor.  
 
2002’DE ORTALAMA DOLAR KURU YÜZDE 23.3 ARTTI  
 
2001 yılında enflasyonun sıçramasının nedeni, dalgalı kur sistemine geçişle birlikte yaşanan fiili devalüasyon olmuştu. 2001 yılında ortalama dolar kuru, önceki yıla göre yüzde 95.8 oranında artış göstermişti.  
 
Geçen yıl ise kurlarda fazla bir artış yaşanmadı. Yaptığımız hesaplara göre, 2002 yılı ortalama dolur kuru 1 milyon 504 bin 598 lira olarak gerçekleşti. 2001 yılı ortalama dolar kuru 1 milyon 220 bin 463 lira olduğuna göre, geçen yıl yaşanan artış oranı yüzde 23.3’te kaldı.  
 
Dolar kuru yılın ilk beş ayında 1 milyon 300 bin lira ile 1 milyon 400 bin lira arasına yerleşmişti. Bülent Ecevit’in rahatsızlığı ve erken seçim tartışmaları nedeniyle siyasette belirsizlik hakim olunca, haziran ve temmuz aylarında kurlarda yükseliş yaşandı. Erken seçim kararının alınmasından sonra ise dolar kuru bu kez 1 milyon 600 bin lira ile 1 milyon 700 bin lira arasına oturdu. Seçimden tek parti iktidarının çıkması ise kurları biraz geriletti.  
 
Kurlardaki artışın düşük kalması, geçen yıl enflasyonun gerilemesindeki en önemli faktörlerden biri oldu. Kur artışının düşük kalması, ithal hammadde ve ara mallarının TL cinsinden fiyatlarının fazla artmasını önleyerek işletmelere maliyet avantajı sağladı.  
 
Kurlardaki artışın düşük kalması zaman zaman yine ihracatçıların şikayet etmesine yol açtı. Ancak kurlardaki artışın düşük kalmasına rağmen geçen yıl ihracatta önemli bir artış yaşandı.  
Merkez Bankası’nın günlük kurlarını kullanarak yaptığımız hesaplara göre, 2002 yılında ortalama euro kuru ise 1 milyon 428 bin 768 lira olarak gerçekleşti. Ortalama euro kuru 2001 yılına göre yüzde 31 oranında artış gösterdi. ABD ekonomisindeki yavaşlama, geçen yıl euronun dolara karşı değer kazanmasını sağladı.  
 
EĞİTİM EKONOMİNİN MOTOR GÜCÜ  
 
Eğitimin birey ve toplum için ne kadar önemli olduğu biliniyor. Hz. Ali’nin “Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum” sözü, insanoğlunun yüzlerce yıldır eğitimin öneminin farkında olduğunu gösteriyor.  
 
İktisatçıların son 40 yılda yaptığı çalışmalar eğitimin ekonomik kalkınma açısından da önem taşıdığını gösterdi. Eğitim artık tıpkı emek ve sermaye gibi bir üretim faktörü olarak kabul ediliyor. Eğitim üretim sürecine doğrudan katılmıyor ama emeğin verimliliğini artırarak ve sermayenin daha etkin kullanılmasını sağlayarak büyümeye katkıda bulunuyor.  
 
Biz eğitimin ekonomik büyüme ile olan ilişkisini araştıran son çalışmalardan birine, DPT’nin (Devlet Planlama Teşkilatı) internet sitesinde (www.dpt.gov.tr) rastladık. Söz konusu çalışma geçen eylül ayında Fatih Türkmen tarafından uzmanlık tezi olarak hazırlanmış. “Eğitimin Ekonomik ve Sosyal Faydaları ve Türkiye’de Eğitim Ekonomik Büyüme İlişkisinin Araştırılması” başlıklı çalışmada, bu konu etraflı bir şekilde inceleniyor. 1980-99 dönemi verileri kullanılarak kurulan ekonometrik bir model ile de Türkiye’de eğitimin büyümeye ne kadar katkıda bulunduğu ortaya konuluyor.  
 
Eğitim ve büyüme  
 
Ekonometrik model ile ulaşılan sonuçlara göre, Türkiye’de eğitimin büyümeye katkısı oldukça yüksek. Türkmen, 1980-99 dönemindeki yıllık ortalama yüzde 4’lük büyümenin yaklaşık üçte birlik bölümünün eğitimden kaynaklandığını gösteriyor. Söz konusu dönem için eğitimin büyümeye katkısı yüzde 31.3 olarak hesaplanıyor.  
 
Bu oran diğer ülkeler için yapılan benzer çalışmalarda hesaplanan oranlara göre oldukça yüksek. Örneğin Arjantin’de eğitimin büyümeye katkısı yüzde 16.5, Güney Kore’de ise yüzde 15.9 olarak hesaplanmış. Türkmen, Türkiye’de bu oranın daha yüksek çıkmasının nedeninin, eğitim değişkeni olarak kullanılan işgücünün ortalama eğitim süresinin çok düşük bir seviyeden başlaması olduğunu yazıyor. İşgücünün eğitim süresi 1980 yılında 3.02 yıl iken 1999’da 3.90’a yükseliyor ki bu da  yüzde 29.1 gibi yüksek bir artışa tekabül ediyor.  
 
Türkmen’in çalışmasında eğitim değişkeni dikkate alınmadan kurulan modelde, sermayenin milli gelir esnekliği (sermayedeki yüzde 1’lik artışın milli gelirde yol açtığı artış) yüzde 0.74, emeğin milli gelir esnekliği ise yüzde 0.55 olarak çıkıyor. İşin içine eğitim de katılınca sermayenin milli gelir esnekliği yüzde 0.54’e, emeğin milli gelir esnekliği yüzde 0.34’e düşüyor. Bu durum eğitimin hem sermayenin hem de emeğin verimli olmasında önem taşıdığını gösteriyor.  
 
Bu arada eğitimin milli gelir esnekliği ise yüzde 0.93 olarak hesaplanıyor. Yani eğitimi temsil etmek için kullanılan işgücünün ortalama eğitim süresindeki yüzde 1’lik artış, milli gelirin yüzde 0.93 oranında artmasını sağlıyor.  
 
Türkmen, çalışmasında eğitim değişkeni olarak eğitim harcamalarını ve eğitim yatırımlarını kullanan ekonometrik modellere de yer veriyor. Bu modellerde eğitim harcamalarının büyümeye katkısı yüzde 8.6, eğitim yatırımlarının büyümeye katkısı ise yüzde 22.9 olarak çıkıyor.  
 
Eğitimin getirisi  
 
Fatih Türkmen’in çalışmasında eğitime yapılan yatırımların bireye ve topluma ne ölçüde getiri sağladığına yönelik hesaplamalar da var. Bu hesaplar en yüksek getirinin yükseköğretime yapılan yatırımlardan elde edildiğini gösteriyor. Yükseköğretime yatırım yapan birey, yaşam boyu daha yüksek gelir elde ederek yatırımının karşılığını fazlasıyla alıyor. Yükseköğretim yatırımlarının topluma getirisi de diğer eğitim kademelerine göre daha yüksek düzeyde bulunuyor.  
 
Eğitimin getirisiyle ilgili hesaplarda ilginç bir sonuç, çoğunluğunu meslek liselerinin oluşturduğu lise dengi ortaöğretime yapılan yatırımın getirisinin lise eğitiminin getirisine göre çok düşük kalması. Türkmen, bu durumun son yıllarda mesleki eğitime olan ilginin azalmasını ve üniversite önündeki yığılmaları açıkladığını yazıyor. Mesleki eğitime ilginin artırılması için bu alana yapılacak yatırımın getirisini yükseltecek önlemler alınmasını öneriyor.  
 
 
 
 
 
 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz