"Program Krizden Kuvvet Alacak"

Prof. Dr. Dani Rodrik / Harvard Üniversitesi Öğretim Üyesi Harvard Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Dani Rodrik, aynı zamanda Merkez Bankası’nın da danışmanı. Türkiye’de yaşanan ekonomi...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Program Krizden Kuvvet Alacak

Prof. Dr. Dani Rodrik / Harvard Üniversitesi Öğretim Üyesi

Harvard Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Dani Rodrik, aynı zamanda Merkez Bankası’nın da danışmanı. Türkiye’de yaşanan ekonomik gelişmeleri yakından izliyor. Krizin reel ekonomiye yansımasının olacağını, 2001’de büyümenin yavaşlayacağını söylüyor. Ancak, bunun büyük bir kayıp olmayacağına dikkat çekiyor ve şöyle devam ediyor: “Bence programın kendisi bu krizden kuvvet alacak. Yapısal, bütçe ve mali alanlarında önlemler daha da geliştirilmiş bir şekilde uygulanmaya konulacak”.

Profesör Dr. Dani Rodrik, Merkez Bankası’nın danışmanı. Harvard Üniversitesi’nde Rafiq Hariri kürsüsünde ekonomi profesörü olan Rodrik’in çalışmaları, uluslararası ekonomi, ekonomik gelişme ve politik ekonomi konularında yoğunlaşıyor.

İsmini duyunca onun bir Amerikalı olduğunu zannedebilirsiniz, yanılmayın. Rodrik, İstanbul doğumlu... Saint Benoit Lisesi’nden mezun olduktan sonra üniversite öğrenimi için Amerika’ya giden ve yerleşen Rodrik, Arap ülkeleri, İran ve Türkiye’yi inceleyen bir ekonomik araştırma forumuna danışmanlık yapan bir komitenin de üyesi... Geçtiğimiz temmuz ayında yaptığımız söyleşi de, “Program yolunda gidiyor. Politika sahnesinde istikrar bozulmadıkça, istikrar programı yoluna devam eder” mesajını vermişti.

Aralık ayında mali piyasalarda patlayan krizin, hedeflenen enflasyon rakamlarına ulaşılamaması, ithalatla beraber cari açığın büyümesi ve Türk Telekom’un özelleştirilmesindeki gecikme gibi nedenlerden kaynaklandığı belirtildi. Bunlara bir de yıl sonu hareketliliği eklenince, ortalık birden toz duman oldu... Merkez Bankası ve ekonomi yönetiminin kurmayları, yavaş davranmakla, tedbir almamakla suçlandı. Ve derken  IMF’den gelen 10 milyar dolar piyasaların ateşini düşürdü.

Profesör Dr. Dani Rodrik, tüm bu olan bitenin yorumunu, perde arkasını hem tarafsız hem de uzman gözüyle Capital için değerlendirdi. “İstikrar programı krizden kuvvetlenerek çıkacak” yorumunu yapan Rodrik şöyle devam ediyor:

“Krizin reel ekonomiye yansıması kaçınılmaz. 2001’de büyüme oranı düşecek. Ancakbu büyük bir kayıp olarak değildir, Türkiye’de enflasyonu kalıcı bir şekilde düşürebilmek için ödenmesi gereken bir faturadır. Büyüme oranının düşmesi, cari işlemler açığını da rahatlatacaktır ki bu çok önemli bir faydadır. Önümüzdeki sene içinde büyüme konusunda fazla ihtiraslı olunmamalı”.

İşte Rodrik’in gözünden krizin tepeden tırnağa analizi:

Siz bu programı yakından izliyorsunuz... Son yaşanan kriz, beklenen bir gelişme miydi? Sürpriz mi oldu?

Krizin zamanlanması herkes için sürprizdi diyebilirim. Ancak, olaya başka bir bakış açısıyla yaklaştığınızda, böyle krizleri çok olağan karşılamak da mümkün. Finans piyasaları ne Türkiye’de ne dış dünyada orta–uzun vadeli bir rasyonaliteye dayalı olarak çalışmadıkları için bu tür panikler çok sık olabiliyor. Türkiye’nin talihsizliği bu krizin, uygulanmakta olan programın ortasında ve program iyi yürürken gerçekleşmesidir.

Hangi nedenlerden böyle bir krizin oluştuğunu düşünüyorsunuz? Merkez Bankası ve Hazine krize müdahale etmekte geç kaldığı yönünde eleştiriler yapılıyor. Sizce, bu krizi önlemek mümkün olabilir miydi?

Biraz önce belirttiğim gibi, finans piyasalarının çalışma mantığı böyle krizleri getiriyor. Bankalar kısa vadeli borçlanıp uzun vadeli plasmanlar yaptıkları için, “güven” unsuruna çok duyarlı oluyorlar. En ufak bir güvensizlik halinde, faizler yükseliyor ve bu durum tedbirini almamış bankaları zorda bırakabiliyor. Ardından da problem çığ gibi büyüyor. Bütün bunlara dış piyasalardaki analistlerin sorumsuz ve cahilce hareket etme eğilimleri eklenince, bu krizler tüm ekonomiyi alt edebilecek boyut alabiliyor.

Burada önemli bir nokta daha var: Türkiye gibi, bankacılık sektörü reform ve konsolidasyon isteyen ülkelerde ilk reform adımları bazen bu hassaslığı artırıyor. Zira aşırı risk almış ya da bilançoları zayıf bankalar ilk reform adımları atıldığında daha ekspoze kalıyorlar. Yani Türkiye’deki krizin bir noktada reform çabalarından da kaynaklandığını söyleyebiliriz. Paradoksal bir durum, ama gerçek...

Bu son gelişmelerin ekonomiye etkisi ne olacak? Uygulanan ekonomi programı bu krizden olumsuz etkilenecek mi?

Bence programın kendisi bu krizden kuvvet alacak. Yapısal, bütçe ve mali alanlarında önlemler daha da geliştirilmiş bir şekilde uygulanmaya konulacak. İktisadi ve siyasal kadrolar programı takviye edilmiş bir şekilde izlemeye kararlı görünüyorlar.

Siz daha önce yıl sonu TEFE enflasyonu için yüzde 30’un altına düşebileceğini söylemiştiniz. Oysa, kasım ayı da beklenenden yüksek çıktı. Sizce, enflasyondaki sapmanın bu kadar yüksek olması, neden kaynaklanıyor?

Önce enflasyon alanında şimdiye kadar kayda değer bir başarı elde edildiğini hatırlayalım. Yani genelde gidişat iyidir. Zaten böyle olmasaydı, IMF imkanı yok 10 milyar doları Türkiye’ye bu kadar acele yetiştirmezdi. 2000’in başından bugüne çok yol alındı.

Ama ekim ve kasım ayı enflasyon rakamlarının da istenen düzeyde çıkmadığını kabul etmeliyiz. Bu Türkiye’de ataletin, yavaşlığın henüz yeteri kadar zayıflatılamadığı izlenimini veriyor. Atalet, yani “inertia” faktörü her kronik enflasyon olgusuyla yaşayan ülkede görülen, enflasyonun kendi kendini beslemesi olayıdır. Her üretici fiyatlarını belli bir düzeyde artırmaya alışmıştır. Kendisi böyle hareket ettiği gibi, başkalarından da aynı şekilde davranmalarını bekler. Para politikası istediği kadar dövize çıpa atsın, bütçe istediği kadar sıkı olsun, “inertia” kırılmadıkça enflasyon düşüşü yavaş olur, gecikir.

Bu kısır döngüden çıkabilmek için, hükümetin gelirler politikasında daha cesur ve atak davranması gerekiyor kanımca... Özel sektör, özellikle büyük şirketler, gelirler politikası kapsamına alınmalı.

Bu şöyle olmalı: Üreticilerden fiyatlarını enflasyon hedefleriyle uyumlu bir şekilde belirleyeceklerine dair hükümet taahhüt almalıdır. Örneğin önümüzdeki üç ay içerisinde yüzde 3’ten daha fazla artırmayacakları şeklinde söz almalıdır. Daha sonraki üç aylık dönemler için bu oran peyderpey azaltılabilir, ta ki enflasyon tek haneli rakamlara düşene kadar. Bu program yürümediği taktirde bundan en fazla zarar görecek olan özel sektör olduğuna göre, özel şirket yöneticilerinin bu konuda istekli davranacaklarını düşünüyorum. Zaten özel sektörde bu konuda verilmiş demeçler de var. Fakat birinin bu konuda koordinasyon sağlaması, herkesi masa etrafına toplaması gerekiyor. Bunu da ancak siyasal otorite yapabilir. Aksi taktirde, sadece maaş ve ücretlerin kısılmasıyla yetinilirse, bu programın uzun vadede çatlak verebileceğinden endişe ediyorum.

“SICAK PARADAN SAKINMAK GEREKİYOR”

Yabancı yatırımcılar Türkiye’ye yeniden gelecek mi? Türkiye’ye olan güven ne düzeyde sarsıldı? Bunun sonuçları ne olabilir? Yabancı yatırımcılar verilen güvencelere karşın Türkiye’ye gelmekte ne kadar istekli olabilir?

Uzun vadeli yatırımcının Türkiye’ye ciddi bir şekilde akın yapacağını programın başında beklemiyordum, şimdi de beklemiyorum. Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu nitelikte yatırımcı, maalesef ancak program başarılı bir şekilde tamamlandıktan sonra gelecek.

Türkiye’nin ihtiyaç duymadığı kısa vadeli sıcak para daha evvel gelebilir, ondan da sakınmamız lazım.

Bu programı aşırı bir dış borçlanma olmadan götürmek mümkündür. Türkiye’de Hazine’nin dış borçlanma olanakları iyidir. Türk bankalarının dış kredi hatlarının açılmasını sağlamak dışında, özel ve kısa vadeli borçlanmaya fazla gidilmemeli.

“BÜYÜMENİN DÜŞMESİ BÜYÜK KAYIP DEĞİL”

Kasım ayının sonları ve aralık ayının ilk yarısında yaşanan gelişmelerin 2001 yılına faturası ne olacak sizce? Enflasyon hedefinden bir şaşma bekliyor musunuz? Türkiye’ye bu krizin bedeli ne oldu?  Önümüzdeki yıla ve ekonomik hedeflere yansıması ne yönde olacak?

Bence bu krizin reel ekonomiye yansıması kaçınılmaz. Özellikle, büyüme oranında hatırı sayılır bir düşme olacağını zannediyorum. Ancak, ben bunu çok büyük bir kayıp olarak da addetmiyorum. Bu, Türkiye’de enflasyonu kalıcı bir şekilde düşürebilmek için ödenmesi gereken bir faturadır. Zaten büyüme oranının düşmesi, cari işlemler açığını da rahatlatacaktır ki bu çok önemli bir faydadır. Kısacası, önümüzdeki sene içinde büyüme konusunda fazla ihtiraslı olmamamız gerekiyor.

 


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz