Yaşamın İçinden

Türkiye bir ekonomik krizin içinden geçiyor. Herkes ekonominin nabzını tutmak için büyüme, enflasyon, ihracat gibi klasik göstergelere bakıyor, DİE’nin istatistiklerini sabırsızlıkla bekliyor... Oy...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Yaşamın İçinden

Türkiye bir ekonomik krizin içinden geçiyor. Herkes ekonominin nabzını tutmak için büyüme, enflasyon, ihracat gibi klasik göstergelere bakıyor, DİE’nin istatistiklerini sabırsızlıkla bekliyor... Oysa, bir de göz ardı edilen, fazla dikkate alınmayan göstergeler var. Otoparktaki araba yoğunluğu, sinema seyircisi sayısı, doğum, evlilik, lüks oto satışları ve diğerleri... Capital, ABD’de de yakından izleyen, ekonominin yönünü ortaya koyan günlük yaşamın içinden verilerin analizini yaptı...
 
Dünyaca ünlü Harvard’lı ekonomist Barry Eichengreen, piyasadaki ya da piyasaya çıkacak olan çöp kamyonlarının sayısını, toplam motorlu araç sayısına böldüğünde, elde ettiği rakamın kendisine ekonominin durumu hakkında bilgi verdiğini söylüyor. Çöp kamyonlarının sayısının fazla olmasını, ekonominin fazla ısındığının bir göstergesi olarak alan Eichengreen, bir süre sonra ekonomide yavaşlamanın başlayacağını tahmin ettiğini belirtiyor.

Şubat ayında patlak veren krizde herkes, özellikle İstanbul’da, trafiğin ne kadar hafiflediğinden bahsediyordu. Bu dönemde benzin fiyatları çok yükseldiği için trafiğe çıkan araç sayısında büyük bir azalma görüldü.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Doç Dr. Arus Yumul, “Krizden bir gün sonra sokağa çıktığımda bir şey fark ettim. Sokak alışılmamış bir şekilde sessizdi. İnsanlar hiç alışmadığımız şekilde durgundu. Şimdi konuştuğumuzdaysa, herkes geleceğinden umudunu kaybetmiş. Gelecek ile ilgili plan yapamıyor. Gençler yurtdışına gitmek istiyor. Büyük bir çoğunluğu özellikle Amerika’da yaşamak istiyor” diyerek krizin sosyal göstergeleri nasıl etkilediğine dair bir iki tane örnek veriyor.

Büyütece gerek kalmadan, sadece biraz daha yakından bakıldığında görülüyor ki ekonomik değişimler, yaşamımızın her alanında etkili oluyor. Nikahlarımızı erteliyoruz, tiyatroya daha az gidiyoruz, gece hayatından vazgeçiyoruz... Yani kriz ekonomik hayattan, şirket koridorlarından ya da Devlet İstatistik Enstitüsü’nün (DİE) istatistiklerinden süzülüp, hayatımızın tam ortasına giriyor... Kısaca, toplumun, ekonomideki değişimler için nasıl iyi bir ayna olduğunu görüyoruz.

Biz de bu düşünceden yola çıkarak, ekonominin küçülme yada büyüme dönemlerinde hayatın içinden göstergelerde ne gibi değişiklikler olduğunu ortaya koyan bir araştırma hazırladık. İşte “hayatın içinden” göstergelerin analizi...

Aileden gelen mesajlar

Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İsmet Koç, yaşamsal göstergelerin, büyüme ya da kriz dönemlerinde de iyi bir yansıtıcı görevi üstlendiğini açıklıyor.

Doç. Dr. İsmet Koç, ekonominin küçülme dönemlerinde evliliklerin erteleneceğini belirtiyor. Kriz sonrasında ise patlama yaşanacağını söylüyor. Buna karşılık, boşanmaların da artabileceğine dikkat çekiyor. Ancak, Doç. Dr. Koç’a göre, bazı çiftler ise dayanışma nedeniyle, boşanma kararlarını erteleyebilirler.

DİE’nin baktığımızda, 1993, 1994 ve 1995 yıllarında, diğer yılların tersine evlenme oranında çok düşük bir artış yaşandığını görüyoruz. 1996 yılı ve sonrasında ise oranın artış hızının yükseldiği fark ediliyor.

Kriz dönemlerinde göz ardı edilmemesi gereken diğer bir gösterge ise intihar istatistikleri. Doç Dr. İsmet Koç, ekonomik krizin yarattığı olumsuzluklara tepki niteliğinde intiharların artabileceği görüşünde.

Bebek planları bir başka bahara

Evliliklerin erteleneceğini belirtmiştik... Bununla doğru orantılı olarak, doğum oranları da düşüyor. Burada ikili bir etken öne çıkıyor. Birincisi, mali sorunlar nedeniyle evli çiftler bebek yapma planlarını erteliyorlar. İkinci olarak ise evliliklerin başka döneme bırakılması nedeniyle, yeni bebek olasılığı azalıyor. Doç. Dr. İsmet Koç, “Yine aynen evlilikler gibi kriz sonrasında doğumlarda da patlama görülebilir” diyor.

Ekonomik küçülmenin diğer bir sonucu ise göç. Daralan iş olanaklarını ikame etmek için kente akım artar. Bunun tersi durumlar da söz konusu. Yani, insanlar göreli yoksulluk için de kırda yaşamayı tercih edebilirler.

Doç. Dr. İsmet Koç, “Hane halkı tipinde de değişimler gözlemlenir. Dayanışma artacağı için geniş aile tipi artar. Çekirdek aileler göç nedeniyle tek ebeveynli aileler haline dönüşebilir. Bu süreçler ortalama aile büyüklüğünün değişimi üzerinde de etkili olabilir” diyor.

Kitaplar raflarda tozlanmaya terk

Devlet Tiyatroları yetkilileri, “kriz en çok kültürü vurdu” saptamasını yapıyorlar ve pek çok tiyatronun kapandığına dikkat çekiyorlar. Ayrıca, seyirci sayısında çok büyük bir düşüş yaşandığını da sözlerine ekliyorlar. Yıllara göre tiyatro izleyici rakamlarına baktığımızda, istatistiklerin bu bilgiyi doğruladığını görüyoruz. Örneğin, en son ve en büyük ekonomik krizin yaşandığı 1994 yılında, seyirci sayısında dikkat çekici bir azalma yaşanması da bu saptamaları doğruluyor.

Altın Kitaplar Genel Yayın Koordinatörü Hüsnü Terek ise krizin kültüre olan etkisini, kitaplara olan talepte yaşanan azalmayla açıklıyor: “En son istatistiklere göre, kitap ilk 100 ihtiyaç maddesi arasında sayılmıyor. Daha önceden 60’ıncı sırada yer alıyordu.” Terek, krizle birlikte, “Kısa zamanda milyarder olun” ve “Mesleğinizde bir numara olmanın yolları” gibi, bir işin ilmini anlatan kitaplara olan talebin arttığını belirtiyor. 

İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Arus Yumul, kültürel eserlerin tüketilmesinin toplumumuzda zaten yaygın olmadığını söylüyor. Arus Yumul, “Kültür bizim için, ‘olmazsa olmaz listesinde’ yer almıyor. Bunlar daha çok insanların gözünde lüks gibi algılanıyor. Yemekten, içmekten, eğitimden kısamıyorsunuz. Kültür her zaman ikincil olarak algılandığı için, burada kısıntıya gitmek insanlara daha akıllıca geliyor sanırım” diyor.

Ekonomideki küçülme ya da büyümenin etkilediği bir başka kültürel alan ise sinema. Son dönemde çok büyük bir ilgi artışı olan sinema, küçülme dönemlerinde daralma sürecine giriyor. Örneğin, 1993 yılında 11 milyon 120 bin olan sinema seyirci sayısının, 1994’deki kriz nedeniyle, yıl sonunda 9 milyon 40 bine düştüğünü görüyoruz.
 
Ama lüks oto kriz dinlemiyor

Son krizde kaybedenler olduğu gibi kazananlar da var. Yüksek gelir grubundakilerin her zaman “kazananlar” kulübüne girdiğini söylemek doğru değil. Ancak, bazı harcama eğilimleri, kriz dönemlerinde yüksek gelir grubundakilerin kimi tutkularından vazgeçmediğini ortaya koyuyor. İşte lüks otomobil satışları da bu saptamayı doğruluyor. Çünkü, gerçekten de üst gelir grubuna hitap eden otomobil satışları, genel eğilimin aksine canlılığını koruyor.

İthal Otomobilciler Derneği’nden isminin açıklanmasını istemeyen bir yetkili, BMW, Mercedes, Jaguar, Ferrari gibi lüks araba satışların ekonomik değişimlere karşı duyarlı olmadığını belirtiyor. İthal Otomobilciler Derneği’nin verdiği veriler de bu açıklamayı destekler nitelikte. Kriz yıllarında bu arabaların satışlarında düşüş yaşanmadığı görülüyor.

Eğlence yaşamı duruyor mu?

Eğlence yaşamına olan talep de oldukça önemli bir ayna görevi görüyor. Kentbank Yönetim Kurulu Danışmanı Uğur Gürses, “1994 krizinde oldukça ilginç bir şey dikkatimi çekti. İstanbul’da gece kulüpleri doluydu. Fazla bir değişim yoktu. Ama Ankara’da bomboştu.

Ankara, o açıdan çok iyi bir gösterge” diyor. Uğur Gürses bunu iki etmene bağlıyor; Birincisi, İstanbul’da kayıt dışı ekonominin daha fazla olması. İkincisi, Ankara’nın başkent olması nedeniyle siyasi ve ekonomik gelişmeleri daha berrak olarak yansıtması. 

Eğlence sektörünün önemli isimlerinden İzzet Çapa da, gece hayatının kriz dönemlerinden etkilendiğini belirtiyor. İzzet Çapa, krizin yaşama yansımasını şu sözlerle anlatıyor:

“Müşterilerin tüketim alışkanlıklarında değişiklikler oldu. Eskiden 18 yaşında çocukların bile elinde Jack Daniel’s vardı. Şimdi bu değişti. Yabancı içki tüketeceğimize, şarap var, yerli içki var diyorlar. Marka alışkanlıkları yıkılmaya başladı. Örneğin, ben dükkanlarımda artık Corona satmıyorum. Girdisi fazla. Daha ekonomik biralar var. Onları satıyorum. Müşteri de sormuyor; ‘Niye Corona yok?’ diye. Gayet memnunlar.”

“Daha sonra tatile gideriz”

Turizm sektöründe yaşananlar da krizin etkilerine ışık tutuyor. Türkiye, son 10 yılda, biri depremden kaynaklanan, 4 ağır ekonomik kriz yaşandı. Ancak, 1999’daki deprem, turizm sezonunun sonuna doğru gerçekleştiğinden, etkileri sınırlıydı. Buna karşın, 1991’deki Körfez krizine dayalı sıkıntı ve 1994’deki ekonomik krizin etkileri, yerli turiste ağır darbe vurdu.

1993 yılında organize turlarla yurtiçi ve yurtdışı seyahatlere çıkan kişi sayısı 810 bin kişi iken, 1994 yılında bu sayının 740 bine düştüğü görülüyor. Sektör yetkilileri, 2001 yılında yaşanan krizi değerlendirmek için, sezon sonunu beklemek gerektiğini belirtiyorlar. Ancak, yılın ilk 6 ayında, özellikle yurtiçi seyahat pazarındaki gerilemenin, bundan önceki hiçbir yılla kıyaslanmayacak kadar yüksek olduğuna dikkat çekiliyor.

Bir tur şirketinin yöneticisi şu yorumu yapıyor: “Bundan önceki kriz dönemlerinde yurtiçi seyahat pazarına katılan kişi sayısında yüzde 10 oranında düşüş olurdu. 2001’de ise yılın ilk 6 ayındaki düşüş, bundan önceki dönemlerin iki katına yükseldi”...

ABD’liler neye bakıyor?

Inc. Magazine yazarlarından Mike Hofman’ın “Signs of the Times-Dönemlerin İşaretleri” adlı araştırması ise ABD’deki yaşamsal göstergeleri analiz ediyor. Bu araştırma, ABD’de, resmi olmayan, hayatın içinden ilginç istatistiklerin anlamını ortaya koyuyor.  “Hükümet tarafından hazırlanan göstergeleri unutun!” diyen Hofman, şu başlıklara dikkat çekiyor:

• Alışveriş merkezinin otoparkı: Ekonominin durumuna bağlı olarak park yerleri dolabiliyor ya da boşalabiliyor. Örneğin otomobilinizi giriş kapısına yakın bir yere park edebiliyorsanız, bu ekonominin iyi olmadığı anlamına gelebilir.

• “Plansız” alışveriş azalıyor mu? Artık satın alma tutkusu sona erdi. Herkes sadece ihtiyacı olan şeyleri satın alıyor. Gıda ürünleri satışları çok değişmedi, ancak diğer lüks ürünler artık eskisi kadar satın alınmıyor. İşte bunlar durgunluğun habercisi...

• Hafta sonu dinlenceleri: Ekonominin kötü gittiği dönemlerde insanlar hafta sonu dinlencelerinden uzak kalıyorlar. Bunun iki nedeni var: Birincisi, insanların daha çok çalışmaya gereksinim duymaları. Diğer neden ise morallerin bozuk olması. Ancak, ekonominin iyi gittiği dönemlerde insanlar işlerinden erken çıkabiliyor ve hafta sonları zihinleri dingin bir biçimde dinlenebiliyor.

• Manikürcünüz ne kadar dolu?: Özellikle New York’ta kadınlar ve erkekler ellerinin bakımlı olmasına çok dikkat ederler. Ekonominin yolunda gittiği zamanlarda manikür salonları adeta tıka basa dolar. Ekonominin gerilemeye girdiği dönemlerde ise manikür bir lüks olarak görülüyor ve salonlar boşalıyor.

• Ev projeleri satışları: Ekonominin yolunda gitmediği dönemlerde insanlar yeni ev yaptırma planlarını erteliyorlar, konut alımından uzak duruyor.

• Lüks restoranlarda öğle yemekleri: Lüks restoranlarda öğle yemeği için yer bulmak neredeyse olanaksızken, bir anda bu restoranlar boşalıyorsa, bu ekonominin yolunda gitmediğinin bir işaretidir.

• Bol renkli giysiler: Ekonominin kötü gitmesi ile birlikte çalışanların kıyafetleri de renkleniyor. En çok tercih edilen renk ise fosforlu sarı... Bunun nedeni de çalışanların kendi morallerini düzeltme çabası.
 
“SATIN ALMA BİÇİMLERİ DEĞİŞTİ”

Cahit Küçükyılmaz/Vestel Dayanıklı Tüketim Malları Pazarlama Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı

Vestel Dayanıklı Tüketim Malları Pazarlama Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Cahit Küçükyılmaz, ekonominin küçülme dönemlerinde hayati göstergelerin de değişeceğini söylüyor. Cahit Küçükyılmaz, bu değişimlerin, tüketicinin alışkanlıklarında ve satın alma yöntemlerindeki farklılıklara bakılarak anlaşılabileceği görüşünde: 

“Kriz dolayısıyla talepler büyük oranda ertelendi. Ülkemizde ertelen taleplerde birinci sırada otomobil ve dayanıklı tüketim malları bulunuyor. Bu dönemde sadece ihtiyaç görülen ürünler satın alınıyor. Ve bu satın almalarda da tüketiciler özellikle fiyatı uygun ve ödeme kolaylığı sağlayan ürünlere yöneliyor. Bu tür satın alma şekilleri, yaratılmak istenen marka bağımlılığının da önüne geçmektedir. Dolayısıyla firmaların yarattıkları ikincil markalardaki hareketlenmeler daha da artmıştır.
Krizin ilk çıktığı günlerde döviz ve faiz gibi maliyetlerdeki belirsizlikten dolayı, piyasa nasıl davranacağının bilincinde değildi. Oysa zaman geçtikçe yaşadığımız krizin de etkileri unutuldu. Piyasadaki maliyetler ve fiyatlar da yerine oturdu. Artık bizim sektörümüzde de yeniden kampanyalı satışlar başladı. Her ay yaşanan küçük talep artışlarıyla bozulan arz - talep dengesi zamanla daha da olumlu yönde bir gidişat sergileyecektir.”

“ELİNİZDEKİ BÜYÜTECİ HAYATIN İÇİNE ÇEVİRİN”

Dünya çevresinde pek çok yönetici, kötü ya da iyi günlerin geldiğini, istatistiklerden önce hayatın içinden göstergelere bakarak anladıklarını belirtiyorlar. İşte bu yöneticilerden bazılarının tercihleri:

TAKSİCİLERE İYİ BAKIN. Container Store’un CEO’su Kip Tindell, ekonomide değişimler için en iyi göstergelerinden birisinin taksiler olduğunu düşünüyor. “Eğer taksiciler daha uzun yolculuklara can atıyorlarsa, insanlar daha az taksiye biniyor demektir” diyor. Tindell, ayrıca havyar, iyi peynir ve şarap satışlarından, couture reyonlarındaki insan sayısından da ekonomik gerçekliklerin görülebileceğini söylüyor.

BİRİNCİ SINIF DOLU MU? Ünlü perakende danışmanı J’Amy Owens, “İnsanların mağazalara saldırır gibi üşüşmesi, dışarı atacak paralarının olduğunu gösterir. Ayrıca, uçaklarda birinci sınıfta yolculuk eden insan sayısı da, ekonominin iyi olduğunu anlatan önemli bir göstergedir” diye belirtiyor.

BEN KIYAFETLERE BAKARIM: Jordan Co.’nun yöneticilerinden Jack Lowden, ekonominin ne durumda olduğunu kıyafetlerden anladığını açıklıyor. Jack Lowden, “Her şey iyiyken insanlar rahat ve günlük kıyafetler giyiyorlar, ama ekonomi kötüye gitmeye başladığında takım elbiseler ve iş kıyafetleri dolaplardan çıkmaya başlıyor” diye belirtiyor.
Ayrıca Lowden, ekonominin kötüye gittiği zamanlarda, iyi park yerlerinin daha çabuk kapıldığını da fark etmiş. “Bu yıl geçen yıla göre çok erken olan bir saat diliminde, sabah 6 ve 7 arası her yer dolu oluyor” diyor.

EMLAK İLANLARINA DİKKAT: Feld Group Consulting için çalışan Steve Schuckenbrock, ekonominin nereye gittiğini anlamak için üç şeye bakıyor. Birincisi, şirketlerin bilgi teknolojisi departmanlarında yapılan iş miktarı. Çünkü, bu departmanlarda çalışan insanlar, ekonomi yavaşladığında yeni gelen işleri daha az çekici buluyorlar ve yavaşlıyorlar. İkinci olarak ise IT bütçesine bakıyor. “Ekonomi daralmaya başladığında ilgi odağı,  yetenek geliştirmek ve oluşturmaktan, masraf kesmeye doğru yönleniyor” diyen Schuckenbrock’in baktığı üçüncü şey ise ticari emlakçılar. Schuckenbrock’e göre kötü zamanlarda şehrin iyi yerlerinde kiralanacak boş yerlerin sayısı artıyor.

“EKONOMİK DEĞİŞİM SOSYAL GÖSTERGELERİ ETKİLER”

Doç.Dr. Arus Yumul/ İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı 

Ekonomideki değişiklikler hayati göstergeler üzerinde etkili olabilir mi? Neden?

Ekonominin büyüme dönemlerinde de küçülme dönemlerinde de toplumsal etkiler görüyoruz. Klasik sosyologlara göre iki dönemde de etkiler benzer oluyor. Örneğin hem büyüme hem küçülme dönemlerinde de intihar oranı artıyor. Nedeni de; sadece ekonomik düzenlemelerin değil, alışmış olduğumuz normatif düzenlemelerin değişmesi olarak açıklanıyor. Yani kendimizi bir yerde biliyoruz, bir statümüz var. Ama ekonomik durumumuz değiştiğinde, bu yeni statüye, bu iyileşme olabilir kötüleşme olabilir, iki durumda da kendimizi ait olduğumuz değerler sisteminin dışında buluyoruz.

Bu dönemlerde nasıl davranıyoruz?

Nasıl davranacağımızı bilemiyoruz. Yeni duruma alışmamız bir zaman alıyor ve bu ara zamanda intihar oranları artmaya başlıyor. Sadece intihar oranları artmıyor. Başka göstergeler de etkileniyor. Örneğin, büyüme dönemlerine baktığımız zaman da, bunu görebiliyoruz.
Özal’lı yıllarda ekonomi büyüyordu. Ama sadece ekonomi büyümüyordu, aynı zamanda toplumsal davranış kalıpları değişmeye başladı. Yeni bir kültür, görgü gelişmeye başladı.

Küçülme dönemleri daha sancılı oluyor. Bugünlerde yaşadığımız gibi... Aslında uzun zamandır alışık olduğumuz bir şey krizle yaşamak. Ama krizler patlak verdiğinde varoluşsal kaygılar yaşamaya başlıyoruz. Bu kaygı gündelik kaygılarımızdan çok farklı bir kaygı olarak ortaya çıkıyor.

Sanki geleceğimizin acımasız bir biçimde engellendiğini düşünüyoruz. Bu kriz özellikle büyük kentleri vurdu. Krizin büyük kentleri vurması kent karmaşasının yarattığı varoluşsal kaygıyı çok daha üst seviyelere çıkardı.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz