“Her An İlk 5’e Girebiliriz”

DenizBank, yeni hissedarı Dexia ile ilk tam yılını geçirdiği 2007’de başarılı bir performans gösterdi. Yılı 341 milyon YTL net kârla kapattı, aktif toplamı 19 milyar YTL’ye yaklaştı. DenizBank Gene...

1.05.2008 03:00:000
Paylaş Tweet Paylaş

DenizBank, yeni hissedarı Dexia ile ilk tam yılını geçirdiği 2007’de başarılı bir performans gösterdi. Yılı 341 milyon YTL net kârla kapattı, aktif toplamı 19 milyar YTL’ye yaklaştı. DenizBank Genel Müdürü Hakan Ateş, 2008 için de büyüme hedefini koruduklarını söylüyor ve ekliyor: “Şube sayımızı 400’e çıkaracağız. Tarımda, kamu ve proje finansmanında çok iddialıyız. KOBİ pazarında başa güreşiyoruz. Kredi kartlarında kâr ediyoruz. İddiamız özel bankalar arasında ilk 5 içerisinde olmak. Bunu da her an gerçekleştirebiliriz.”

Geçtiğimiz yıl 10. yaşını kutlayan DenizBank, gösterdiği hızlı performansla Türk bankacılık sektöründe kısa sürede önemli bir yer edinmeyi başardı. 10 yıldır, her yıl ortalama yüzde 40’ın üzerinde büyüme gösteren banka, bugün özel bankalar arasında 6’ıncı sırada yer alıyor. DenizBank Genel Müdürü Hakan Ateş ise, hedeflerinde “ilk 5” olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Bunu da her an gerçekleştirebiliriz.”

Sektördeki hemen her banka gibi DenizBank da 2007 yılını kârlı bitirdi. Yılı 341 milyon YTL net kârla kapatan banka aktif büyüklüğünü de yaklaşık 19 milyar YTL’ye taşıdı. Global piyasalardaki gerginliğin etkisiyle 2008’in zorlu bir yıl olacağını söyleyen Hakan Ateş, “Buna rağmen büyüme hedefimizi koruyoruz” diyor ve ekliyor:

“2007 yılında zirai kredilerde özel bankalar arasında ilk sırada yer aldık. Tarımda çok iddialıyız. Hissedarımız Dexia’nın katkısıyla kamu ve proje finansmanında başa güreşiyoruz. KOBİ bankacılığında 2009 sonunda her 8 işletmeden birine hizmet veriyor olacağız. Müşteri adedinde bugün 200 bini geçtik, 400 bini hedefliyoruz. Şubeleşmemiz hızlanarak sürüyor. Bu yıl sonunda 400 şubeye ulaşmış olacağız. Yeni şubelerimizde Anadolu’ya ağırlık vereceğiz.”

DenizBank Genel Müdürü Hakan Ateş’e DenizBank’ın yeni döneme yönelik plan ve hedeflerini sorduk. Bankacılık sektörünün gelişimi ve rekabetin yönü üzerine de önemli açıklamalar yapan Hakan Ateş’in sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

*Denizbank 2007 yılını nasıl geçirdi. 2007 yıl sonu rakamlarınız nasıl gerçekleşti?
-2006’nın ikinci çeyreğinde, Mayıs-Haziran aylarında özellikle gelişmekte olan piyasaları etkileyen bir kriz oldu. 2007 de seçim yılıydı. Ekonomi, 2007 yılında hem seçimin getirdiği bir takım ekstra harcamalarla baş etmeye hem de 2006’dan kalan sıkıntıları bertaraf etmeye çalıştı.

Üçüncü zorluk da Denizbank olarak bizim kendi özelimizdeydi. 2006 yılında büyük bir hissedar değişimi yaşamıştık. Bu nedenle, 2007, bizim için yeni hissedarımız Dexia ile ilk tam yılımız oldu. Ancak, bütün bu zorluklara karşılık Denizbank Finansal Hizmetler Grubu olarak 2007 yılını 341 milyon YTL net kâr, 19 milyar YTL’ye yakın aktif büyüklüğü ve 320 şubeyle tamamladık.

2007, bizim için bir başarı yılıydı. Kredi büyümemizde sektörde ilk 2 bankanın arasındaydık. Zirai kredilerde, özel bankalar arasında birinci sırada yer aldık. Yatırım şirketimiz, aracı kurumlar arasında 2003’ten bu yana ilk sırada yer alıyor. Leasing, faktoring şirketlerimiz de 2007’de kendi sektörlerinde ilk 4 şirket içerisinde yer aldılar.

2008 yılına nasıl başladınız. İlk 3 ay nasıl geçti?
2008’in ilk çeyreğini de başarılı geçirdik. Yurtiçi şube sayımız 360’a ulaştı.
Hedeflerimize süratli biçimde ilerliyoruz.
2007’de 10’uncu yaşımızı kutladık biliyorsunuz. 10 yaşında genç bir banka olarak bugünlere ortak aklımız ve ekip çalışmamızla, her yıl istikrarlı biçimde yıllık yüzde 40’ın üzerinde büyümelerle geldik. Bu gelişimi sürdürmek hedefindeyiz.

Bankacılık global piyasalarda yaşanan gerilimin etkilerini hissediyor mu, ilk 3 ay bu anlamda ne gösterdi?
2008 yılı maalesef iyi başlamadı. Özellikle gelişmiş piyasalarda giderek derinleşen bir kriz ortamı var. Bu ortam da hem bir enflasyon korkusu hem de resesyon eğilimiyle kendini belli ediyor. Merkez bankaları krize karşı senkronize tedbirler alıyor ve inanılmaz bir likiditeyi pompalıyor. Likidite sıkıntısı kısa süre içerisinde kredi krizine dönüşebilir. Şu anda ortam biraz durgulaştı, stabilize olmuş gibi görünüyor. Ancak, bu kesinlikle çok büyük bir ders oldu.

Enflasyon korkusu nedeniyle artık faizler yüzde 1’lerin altına düşemiyor. Bu çerçevede finansal kurumlar yeni aktif yaratırken, yani yeni kredi verirken çok daha dikkatli ve seçici olmaya başladılar. Dolayısıyla, bolluk döneminde bütçesi aslında kötü olan ama idare eden çürük elmalar tek tek düşmeye, ayıklanmaya başladı. Henüz bu tablonun sonu gelmiş değil. Başka sürprizler de olabilir.

Türkiye için tablo nasıl?
Türkiye uzun yıllar enflasyonla yaşamış bir ekonomi. Dolayısıyla, bankacılık sistemi de uzun vadeli, aklımızın ermediği ürünlere yatırım yapmadı. Krizden sonra da bankacılıkta çok ciddi bir konsolidasyon oldu. İlk 10 banka olarak bugün biz sistemin yüzde 90’ına sahibiz. BDDK da çok ciddi düzenlemeler yapıyor. Bütün bunları üst üste koyduğunuzda Türk bankacılığında ciddi bir sermaye birikti.

Bankacılık sektörü kuvvetli olunca, ekonominin etkilenme katsayısı da düşüyor. Bugün ortada böyle bir tablo var. Ancak, enflasyon tekrar başını kaldırdı. Yalnızca bankacılık sistemi dışarıdan 40 milyar dolar borçlanmış durumda. Bunların yenilenmesinde hem fiyat hem de teminat riski yönünden ciddi sorunlarla karşılaşılıyor.

Özel sektör tarafında da dışarıya ciddi bir borçlanma söz konusu. Dolayısıyla, artık ortalık güllük gülistanlık değil, eskisi kadar bolluk olmayacak. Gelişmiş pazarlardan doğan risk dünyanın tamamına yayılmış durumda. Türkiye de bundan nasibini almaya başladı.

Böyle bir dönemde Dexia gibi bir hissedarınızın olması size nasıl fayda sağlıyor?  
Bu tür dönemlerde bankaların özellikle yurtdışı finansmanlarını ve güçlü sermaye yapılarını sürdürebilmeleri önem kazanır. Global piyasalarda büyük itibarı olan Dexia gibi bir hissedarın Türkiye’ye dış finansmanda zorlanabileceği bir dönemde bu açıdan çok önemli bir desteği olacak.

Dexia’nın da desteğiyle DenizBank uzun vadeli yurt dışı kaynaklarında sorun yaşamayacağı gibi sermayesini de güçlü tutabilecek. Elde ettiğimiz kârları hissedarlarımıza dağıtmadığımız gibi iddialı büyüme planlarını gerçekleştirmek için gerekli sermaye büyüklüğü için hissedarlarımızdan destek bile alıyoruz.

Ayrıca DenizBank da geçmişte yaşanan birçok global krizde bilançosunu nasıl başarılı bir şekilde yönettiğini göstermiş ve muhabir bankaları nezdinde son derece itibarlı bir marka haline gelmiş durumda.

DenizBank olarak 2008 yılı için nasıl hedefler koydunuz. Büyüme hedefiniz ne kadar?
Biz DenizBank olarak ilk satın alma yılı olarak baktığımız 2006’da Dexia’nın toplam aktifinin yüzde 2,5 gibi bir oranını oluşturmamıza rağmen, nihai kârlılığına yüzde 5 katkıda bulunuyorduk. Geçtiğimiz yıl bu oran yüzde 7,5’a çıktı. 2008’de bu katkıyı yüzde 9’lar seviyesine çıkaracağımızı düşünüyoruz.

Bu anlamda da Dexia bizi “büyüme motoru” olarak tanımlıyor ve Axel Miller “bırakın kuş uçsun” diyerek her türlü stratejimizi destekliyor.

Biz büyümeye devam edeceğiz. Küçülen ekonomide büyümekten söz ediyorum. Bunu yeni pazar payı kazanarak gerçekleştireceğiz. Bugüne kadar çok doğru aktifler seçtiğimizi düşünüyorum. Geçtiğimiz 10 yılda çok düşük seviyede sorunlu kredimizin olması da bunun kanıtı.

Özellikle hangi alanlara odaklanacaksınız. Pazar paylarınızı nasıl, ne kadar ve nerelerde artırmayı planlıyorsunuz?
2008 ve sonrasında özellikle tarım ve işletme bankacılığı tarafında çok iddialıyız. Bireyseldeki iddiamız, genel krediler ve özellikle mortgage tarafında sürüyor. Buralarda ciddi paylara koşuyoruz. Çok önceden köşe başları kapılan bir pazar olduğu için, kredi kartlarında nispeten makul seviyelerde ilerliyoruz ama burada da pazar payımız artacak.

Diğer yandan kamu finansmanı ile yenilenebilir rüzgar ve hidroelektrik başta olmak üzere enerji projelerinde başa güreşiyoruz. Şimdiden rakiplere duyurulur. Büyüme de ağırlıklı olarak buradan gelecek.

Kredi kartlarında Garanti ile yaptığınız işbirliğiyle buradaki trendin öncüsü oldunuz. Bonus, DenizBank’a neler kazandırdı. Bu pazarda gelecek hedefiniz nasıl?
Gelişmiş ekonomilerde dünyanın her yerinde bu tür bağlılık programları belirli sayıdadır. Hepimiz birer tane çıkartalım dersek, kendi köşemizde oturur zarar ederiz. Biz 5 yıl önce bu kararı aldık. Hatta o zaman bazı genel müdür arkadaşlarım bana gülmüşlerdi. Şimdi onlar da benzer kart programlarının içerisine girmiş durumdalar. Sonuçta biz bu eğilimi önceden gördük ve çok başarılı olduğumuzu düşünüyorum.

Kredi kart pazarı 35 milyonları geçti. Türkiye penetre edilmemiş bir pazar diyemeyiz artık. Sonuçta biz bu işten çok ciddi kâr ettik. Bugün de kartlardan iyi kazanmaya devam ediyoruz. Ancak, bundan sonra kredi kartı kazançlarının giderek aşağı çekildiğini göreceğiz. Yerini mortgage gibi kredilere bırakacak diye düşünüyorum.

Bu arada Bonus’un dışında müşterilerimize başka kart programları da sunmayı ihmal etmiyoruz. Lufthansa ile gerçekleştirdiğimiz Miles&More çok başarılı gidiyor. IDO işbirliğindeki Sea&Miles ile uzaktan algılayan temassız kartları Türkiye’ye ilk getiren biz olduk. İlave programlarla kart pazarındaki varlığımızı kuvvetlendirmeye devam edeceğiz. Çok yakında bu alanda işletmelere yönelik yeni ve önemli bir ürünümüz daha olacak.

KOBİ bankacılığında da iddialı hedefleriniz vardı. Burada nasıl yol aldınız, yeni hedefleriniz ne yönde?
Biz bu alanda hep birinci kuşak banka olduk ve olmaya da devam edeceğiz. KOBİ’ler ekonominin dokusu. Finans kaynaklarına yavaş yavaş ulaşmaya başladılar. Bankacılık KOBİ’leri keşfetti. Bunlar iyi haberler. Fakat ekonominin daraldığı dönemler KOBİ’ler için zorlu oluyor. Onları dereden geçirmek de bankacılık sektörüne düşüyor. Bu hem ekonominin hem de bankanın fayda sağladığı bir durum.

DenizBank olarak biz, 10 milyon YTL ve üzeri işletmeleri KOBİ segmentinde görüyoruz. Bütün bankalarda da hemen hemen bu ölçek geçerli olmaya başladı. KOBİ pazarı çok büyüyen ve çok canlı bir pazar. Dikkat ederseniz, hiçbir yabancı banka küçük işletmeleri önemsiz görmedi. Aksine geçmiş yönetimlerin bu alandaki stratejilerini benimseyip, daha çok kaynak aktarılmasına destek oldular. KOBİ segmentinde büyüme ve rekabet önümüzdeki dönemde de devam edecek. Zaten bu kadar gelişmiş bir sektörde bireysel bankacılık ve işletme bankacılığı bir şart.

Yeni dönemde bankalar, KOBİ’lere değil, belki daha büyük hacimli işletmelere karşı daha iştahlı olabilirler. Biz KOBİ bankacılığında “2009 sonunda her 8 işletmeden 1’ni bizim olacak” hedefiyle yola çıktık. Müşteri adedinde 200 bini geçtik. Hedefimiz 400 bine ulaşmak yönünde. Yıllık yüzde 30’un üzerinde de büyüyoruz.

Şubeleşme tarafında 2008 planlarınız nasıl, buradaki stratejiniz ne yönde?
Yıla 320 şubeyle girdik. Yıl sonunda 400’leri yakalamış olacağız. Çalışan sayımız da 9 bine yaklaşacak. Şubeleşme stratejimizin odağında Anadolu var. Hatta bu konuda öncüyüz, takip ediliyoruz.

Anadolu’ya bankacılık hizmetinin gitmesi çok anlamlı. Yakın zamana kadar bankalar Anadolu’da şube kapatıyordu. 34 banka sektörden çıkınca şubeleşme de zayıflamıştı. Şimdi yeniden güçleniyor.

Biz DenizBank olarak tarımın, işletmelerin olduğu yerde şubeleşmenin şart olduğunu düşünüyoruz. Hizmeti tüm segmentlerin ayağına götürmek istiyoruz. Anadolu’da müthiş bir potansiyel var. Bu potansiyeli ben Kurtuluş Savaşı’ndaki Anadolu’nun potansiyeline benzetiyorum. Ancak, unutmayalım ki, Kurtuluş Savaşı da İstanbul’dan örgütlenmiştir.

Şu anda İstanbul sadece bankacılıkta değil, her sektörde pazarın yüzde 35-40’ını oluşturuyor. Ancak, yeni dönemde Anadolu’da muazzam bir hareketlilik görüyoruz. Anadolu’da küçük küçük Çin’ler yaratılıyor. Adıyaman, Maraş, Viranşehir, Diyarbakır, Urfa, Kayseri, Eskişehir, Konya gibi Anadolu’nun pek çok kenti atılımlar yapıyor. Bu bir sır değil. Bankalar Anadolu’yu, Anadolu’daki devinimi keşfetti ve yatırımlar hız kazandı. Herkes Anadolu’ya şube açıyor.

Denizbank’ın uzun vadeli hedefinde ne var?
DenizBank olarak iddiamız özel bankalar arasında 5’incilik. Rakamlarımız, bu iddiamızın ne kadar kuvvetli olduğunu gösteriyor. Şu anda 6’ıncı sıradayız. Bugün sektörün yüzde 90’ına hitap eden 10 banka var. Bunlar içerisinde ilk 4 banka, “Birinci ligi” oluşturuyor.

Onların ardından bizim de içinde bulunduğumuz “ikinci grup” bankalar geliyor. Şu anda “ilk 4”, biner şubeye gidiyor, biz 500’er şubeye gidiyoruz. Kamu bankalarını kattığımız zaman da tüm bankacılık sektörü içerisinde yine ilk 10 banka içerisindeyiz. Satın almalarla ilk 4’ün içerisinde olabilirsiniz ama organik büyüme ile bu çok uzun yıllar alır. Biz 5’inciliğe süratle koşuyoruz. Bunu da her an gerçekleştirmemiz mümkün.

Nefesini Sıkı Tutabilen Krizi Aşacak

“Büyüme Yüzde 3 Olur”
Biz finansal kurumlar olarak ekonomiye paralel hareket etmek zorundayız. Söz gelimi ekonomi küçülürken ,siz büyüyeceğim derseniz, bu rüzgara karşı durmak olur. O zaman problemleriniz umduğunuzdan fazla olur. Aynı şekilde tersine büyüyen bir ekonomide yerinde saymak sizi rekabette geride bırakır. Türkiye geçtiğimiz yıl büyümede hedeflerinin altında kaldı. Ancak her şeye rağmen, dünyadaki büyümenin de katkısıyla 6 ardışık yıl büyüme yakaladığımızı unutmamalıyız. Bundan sonra küresel krizi, ithalat sıkıntısını dikkate alırsak büyüme rakamı ancak yüzde 3’ler düzeyinde olabilir diye düşünüyorum. Bu rakam, Türkiye gibi nüfusu yüzde 1’in üzerinde artan bir ülke için yeterli değil. Dolayısıyla işsizliğe yansıması olabilir.

Dereyi Geçmek Önemli
Diğer yandan hükümet mali politikaları uygulamak zorunda… Örneğin, sosyal güvenlik reformu bir an önce yapılmalı. Geçtiğimiz yıl bütçe 17 milyar YTL sadece sosyal güvenlikten açık verdi. İşsizlik artarken bu reformu gerçekleştirmenin de zor olduğu ortada. Sonuçta 2008 zor bir yıl olacak.

Önümüzdeki 1-2 yıl yatırımlar duraklayacak. Bu dönemde önemli olan dereyi geçebilmek olacak. Hesaplar da bu doğrultuda yapılacak. Ancak ben fazla iyimser olunmaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü, bu kez kriz “L” şeklinde olacak. Önce iniş, sonra da su altında uzun bir yolculuk söz konusu. Nefesini sıkı tutabilen karşı tarafa çıkacak.

Rekabet Nereye Gidiyor?

Doğal Büyüyen Pazarlar
 Her ne kadar finans piyasasının gelişmiş olduğundan bahsetsek de Türkiye aslında bakir bir pazar. Daha bankacılık hizmeti götürmediğimiz önemli bir toplum kesimi var.  Kayıt dışı ekonominin kayıt içerisine girmesi piyasanın kendi içinde bireyselde, tarımda, işletme bankacılığın kendi kendine büyümesine sebep oluyor. Buralar büyüyen pazarlar, biz de bankalar olarak kavga etmeden pazardan payımızı alıyoruz.

“Aktif Kalitesi Bozuldu”
Rakiplerimizle kavga ettiğimiz noktalar da var. Bu marjların düşmesine sebep oluyor. Ancak, bu tabloda hedeflerini doğru seçip stratejilerini ona göre iyi uygulayan başarılı olacak. Burada kaynakların akılcı dağılımını sağlamamız gerekiyor. Özellikle kriz dönemlerinde aktif kalitesinde bozulmalar olur. Bu mayınlara basmamak, daha makro analizlerden mikro analizlere gitmek gerekiyor.

Kredi Satanın Seçme Hakkı Olacak
Sektörleri iyi seçmek gerekiyor. Biz en zorda olan sektörün bile en iyileriyle çalışmaya devam edeceğiz. Tarım, enerji, altyapı, turizm, sağlık, eğitim, gemicilik gibi mutlaka gelişecek sektörler ise yeni dönemde en çok rekabete sahne olacak sektörler olacak. İşler alıcı piyasasından satıcı piyasasına dönüyor. Geçmiş dönemde bankalar şirketleri finanse etmek için yarışıyorlardı. Şimdiyse kaynakların daralması, temin ve fiyat riski gibi nedenlerden ötürü krediyi satanların seçme hakkı olacak.

“Marjlar Yükselebilir”
İyi aktif yaratmak için rekabet yine sürecek ama mevcut kaynakları dikkate aldığımızda herkese yetecek. Sonuçta marjlar açılacak, fiyatlar artacak. Diğer yandan kaynak maliyeti de artıyor ama kâr marjları yükselebilir. 2008 yılındaki faiz marjları önceki yılın üzerinde olacak. Bu da rekabetin geçen yıla kıyasla daha azalacağı, bankaların seçici davranıp iyi fiyatlarla aktif peşinde olacakları anlamına geliyor.
Marjlar bu yıl bankaların lehine gelişebilir.

Dexia İle Geçen 1,5 Yıl Ne Getirdi?

“Stratejimiz Değişmedi”
Yeni hissedarımız Dexia ile yaklaşık 1,5 yılı geride bıraktık. Burada çok mütevazi olmayacağım çünkü Dexia’nın bize kazandırdıkları kadar, bizim de Dexia’ya kazandırdıklarımız oldu. Diğer yandan şu ana kadar Türkiye’de yabancılarla yaşanan birleşmelerde en istikrarlı, sakin, başarılı ve sinerji yaratanı bizimki oldu diyebilirim. Dexia ismimize, yönetimimize dokunmadı, stratejimizi benimsedi.

Ucuz Ve Bol Fonlama İmkanı
Dexia’nın DenizBank’a en büyük katkısı çok ucuz ve bol fonlama imkanları oldu. İkincisi Dexia’nın en rekabetçi olduğu alanlardan biri kamu ve proje finansmanı. Bu alanda çok önemli bir know-how ele geçirdik. Şu anda buradaki altyapımızı tamamlamaya çalışıyoruz. Bu alanda kendimize bir üs kuruyoruz. Kamu finansmanında ve özellikle belediye finansmanında, aktif yönetiminde ve özel bankacılıkta, ayrıca sigorta alanında emeklilik konusunda çalışmalarımız devam ediyor.

Dünyaya Örnek Uygulamalar
Türkiye bugün hem insan kaynağı kapasitesi, hem ürün seti hem de teknolojisiyle Amerika, İngiltere gibi gelişmiş finans pazarları ile çok rahat boy ölçüşebilecek düzeyde bir pazar. Dexia da bunu fark etti. Bireysel bankacılıkta, kredi kartlarında ürün çeşitlemesi, sadakat programları gibi pek çok alanda bizim buradaki uygulamalarımızı “best practice” (en iyi uygulama) olarak dünyaya taşıdı. İşletme bankacılığı ve tarımda üretici kart gibi uygulamalarımız da en iyi uygulamalar arasında yerini aldı.

Hande D. Süzer
hdemirel@capital.com.tr


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz