İş dünyasının acı kaybı

Demirören Holding kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan Demirören, yaşamını yitirdi. Demirören, Capital Dergisi'ne verdiği röportajda, ‘aile şirketi’ olarak kalmanın önemine dikkat çekmişti.

8 HAZİRAN, 20180
Paylaş Tweet Paylaş
İş dünyasının acı kaybı

Demirören Holding kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan Demirören, 79 yaşında İstanbul'da hayatını kaybetti. Demirören, 31 Mayıs 2018'den bu yana yoğun bakımda tedavi görüyordu. Demirören'in cenaze töreninin pazar günü öğle namazına müteakip Fatih Camii'nde yapılması bekleniyor.

Geçtiğimiz yıllarda Capital Dergisi’nden Elçin Cirik’e iş dünyasındaki deneyimlerini ve başarı hikayesini anlatan Demirören’in açıklamalarından öne çıkan kısımları sizin için derledik:

*Genç yaşta iş hayatına atıldınız. O dönemin iş dünyası ile bugünün arasında nasıl farklar görüyorsunuz? 

O dönemin gerçekleri çok farklıydı. Şöyle düşünün, 1950’de Türkiye Sınai Kalkınma Bankası yeni kurulmuştu, küçük bir odadan oluşuyordu. Kurucusu o küçücük odada kime kredi vereceğim diye kara kara düşünürdü. O dönemlerde müteşebbis bulmak zordu. Sermaye birikmeyen bir ülkede müteşebbis bulmak kolay değildir. Devletimizin de makro ekonomideki ana kararları belli değildi. O zaman sermaye azlığından devletçilik etkindi. Her vilayette kapitalizmi güçlendirmek için desteklenen işadamları vardı. Bugün baktığınızda geçmişte İstanbul’daki ekonominin kurucusu olan ailelerin pek etkisi de kalmadı. 1950-60’larda ekonomiye yön veren ailelerin, ikinci, üçüncü kuşaklarının bugün isimleri fazla geçmiyor. 

*Bu değişim neden kaynaklandı peki? 

Bu değişimin nedenlerini iyi incelemek lazım… O yıllarda Türkiye nüfusu çok azdı, sarf ekonomisi üzerine kurulmuş bir toplum değildik. Sarf ekonomisi olmayan, tüketime dayalı olmayan bir düzende ekonomiyi geliştirmek kolay değildir. Düşünün, eskiden hanımların makyaj masrafları bile yok denecek kadar azdı. Tüketimin az olduğu bir ülkede ekonomi kolaylıkla kurulmuyor. O tarihlerde müteşebbis ruhu da bir torna, bir freze gibi herhangi bir makineyle üretime başlayan sanayicilerde olurdu. Onlar bugün bir yere geldi. Mesela 1950’lerde otomobil son teknoloji olduğu için otomotiv sanayi en önemli işkollarındandı. Aynı şekilde tekstil çok önem taşıyordu. 1960 ihtilali, birçok Türk şirketini batma noktasına getirdi ve Türkiye Sınai Kalkınma Bankası da bu ortamda şirketleri kurtarmak için kuruldu. Bankalar, paralarını alabilmek ve endüstriyi ayakta tutmak için böyle bir oluşum yarattı. O dönemde finansman bulmak çok daha zordu.

*Bugün Türk iş dünyasının globalleşme yolunda adımlarını nasıl buluyorsunuz? Türk şirketlerini global ekonomide gelecekleri nasıl şekillenecek?

Dünyada birikmiş bir sermaye var ve para nereye gideceğini şaşırıyor. En cazip yer de Türkiye. Çünkü Türkiye, AB içinde en genç nesle ve en güçlü girişimcilik ruhuna sahip, aynı zamanda en çok alanda yatırım şansı sunan ülke. Türkiye’de birikmiş sermaye yeterli olmadığı için dışardan gelecek paraya çok ihtiyacımız var. Yap-işlet-devret de dahil olmak üzere her türlü yatırımla daha pek çok proje geliştirmemiz ve üretmemiz gerekiyor.

*Girişimciler için daha hangi alanlarda fırsatlar var?

Bu tamamen bir tercih meselesi. Hangi iş dalına girelim sorusunun yanıtı için sanayi envanteri yapılması şart. Hangi alanlarda yatırım gerektiği bilinmeli. Tabii yatırımın gerektirdiği rakama göre de alan değişir. Bakkallık yapmak istiyorsan gereken sermaye başka, süpermarket çalıştırmak istiyorsan başka… Artık tabii belli sanayilerde, örneğin otomotiv sanayinde köşeler tutulmuş, artık bu alanlara girmeye gerek yok. Ancak mevcut şirketini satmak isteyen olursa burada fırsat oluşur. Ama başarılı olmak için en önemli mesele para bulmak değil, işinizin takibini iyi yapabilmek. Napolyon “Para, para, para” demiş. Bence en az onun kadar önemli olan şey, “Takip, takip, takip”dir.  Takipsiz bir iş batmaya mahkumdur. Kim ki işini takip etmiyor başarı şansı yoktur.

*Türk aile şirketlerinin en büyük hataları ne sizce? 

Bütün aile şirketlerini batıran kıskançlıktır. Kıskançlığı terbiye etmeyen ailelerde başarılı olma şansı yok. Aile içi çatışmaları önlemek, bireylerin objektif bakmalarını sağlamak lazım… Birçok büyük aile şirketlerinde hastalık bu… Aile şirketlerinde bir sonraki nesli çok iyi yetiştirmeye özen göstermeliyiz. Daha küçük yaşta tasarrufa alıştırmamız lazım.

Bana, “Siz yetiştirdiniz mi peki” diye sorarsanız, “Hayır” derim. Biz çocukluğumuzda çok mahrumiyet ile büyüdük, çocuklarım daha rahat yaşasın istedim. Bizim neslin biraz da hatası bu oldu. Tabii benim sağlığımda istediklerini yapsınlar da sonra durulsunlar.

*Demirören bir aile şirketi... Aile şirketlerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

İyi ki kriz zamanında aile şirketi olarak kalmışız... Aile şirketleri hep ayakta kalacak. Aile şirketlerinde ideal olan şudur: Baba evlatlarının geleceği için çalışır. Ben öldükten sonra ne olacak? Aile şirketinin patronunun, yaşarken aileden gelecek kişiyi belirlemesi ve onu bu göreve hazırlaması lazım. Aile içinde de bu kişinin kabul görmesi şart, ailenin liderini iyi seçmesi gerekiyor.

*Demirören Grubu için siz de işlerini devredeceğiniz kişiyi hazırlıyorsunuz o zaman…

Tabii hazırlanan hazırlanıyor. Bir de şu var: Görev verilmez, alınır. Yetki çalışmayla, bilgiyle, sabırla alınır. Kimseye bir görev vermiyorum, hak eden alır. 

Erdoğan Demirören kimdir?

28 Ağustos 1938 tarihinde dünyaya gelen Erdoğan Demirören aslen Bursa İnegöllü. Erdoğan Demirören, babası Şükrü Demirören’in vefatı sonrası 1957 yılında aile işlerini devraldı Türkiye'nin önemli yatırımcıları arasına girdi. LPG sektöründe çok sayıda şirketin sahibi olan Demirören, Milangaz, Likidgaz, Mutfakgaz gibi markalarla bu sektörde Türkiye'nin en büyük gruplarından birini oluşturdu. Özel Ata Lisesi'nin de sahibi olan Demirören, Vatan ve Milliyet gazetelerini alarak medya sektörüne adım attı. Son olarak Demirören Medya Grubu bünyesine Hürriyet, Posta, Kanal D, CNN Türk’ü de katarak yılın en dikkat çeken satın alma işlemi gerçekleştirdi. Total Türkiye’yi de Demirören Grubu işletiyor. Evli olan Erdoğan Demirören üç çocuk babası.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz