İTO Başkan Adayı Kaptan Mustafa Can, seçilmesi halinde ilk 100 günde ticari istihbarat, finansmana erişim ve uluslararası iş eşleştirme alanlarında üç projenin kuruluş ve pilot çalışmalarını başlatacağını açıkladı.
Küresel ticarette değişen rotalar, yükselen finansman maliyetleri ve jeopolitik riskler şirketlerin gündemini şekillendirirken İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkan Adayı Kaptan Mustafa Can, üyelerin ticaretini büyütmeye odaklanan bir yönetim hedeflediğini söyledi.
Özlem Aydın Ayvacı / [email protected]
Transbosphor Denizcilik Yönetim Kurulu Başkanı ve armatör Can’ın ilk 100 günlük programında Yapay Zekâ Destekli Ticari İstihbarat Merkezi, Finansmana Erişim ve İhracat Destek Merkezi ile Ticaret Akademisi ve Uluslararası İş Eşleştirme Sistemi bulunuyor. Can, bu yapıların kuruluşunu ve pilot çalışmalarını ilk 100 günde başlatacaklarını, ilerlemeyi üyelerle paylaşacaklarını belirtti.
İTO’nun resmi takvimine göre meslek komiteleri ve meclis üyeliği seçimleri 27 Ekim’de, yönetim kurulu başkanlığı seçimi ise 4 Kasım’da gerçekleştirilecek.
“Küçük işletme ticaretini büyütecek ne buluyor?”
Adaylık gerekçesini İTO’nun imkânlarının üyelere sağladığı somut fayda üzerinden açıklayan Can, özellikle küçük işletmelerin finansmana ve ihracat desteğine erişiminin güçlendirilmesi gerektiğini savundu.
Can, “İstanbul Ticaret Odası çok büyük bir kurum. Çok önemli imkânları var. Ama soruyorum: Bu imkânlardan sıradan bir üye ne kadar yararlanabiliyor? Küçük bir işletmenin sahibi İTO’ya gittiğinde ticaretini büyütecek ne buluyor? Finansman sorununa ne ölçüde çözüm bulabiliyor? İhracat yapmak istediğinde ne kadar destek alıyor? Ben bu soruların cevaplarını yeterli bulmadığım için aday oldum” diye konuştu.
Şeffaflığın da öncelikleri arasında olduğunu belirten Can, odanın iştiraklerinin yönetiminin, yatırımlarının performansının ve üyeye sağladığı faydanın açık biçimde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Yapay zekâyla pazar ve müşteri analizi
Can’ın ilk projesi, ihracat yapmak isteyen işletmelere pazar ve müşteri bilgisi sunmayı amaçlayan Yapay Zekâ Destekli Ticari İstihbarat Merkezi.
Küçük işletmelerin ürünlerini hangi ülkeye, hangi koşullarda ve kime satabileceklerini öğrenmeye ihtiyaç duyduğunu belirten Can, merkezin talep, rekabet, fiyat ve ticari riskler hakkında bilgi sağlamasını hedeflediklerini söyledi.
Can, projenin çıkış noktasını şöyle anlattı:
“Küçük bir işletme düşünün. Ürününü yurt dışına satmak istiyor ama kime satacağını bilmiyor. Hangi ülkede talep var, rakipleri kim, fiyatlar ne seviyede? İTO bu bilgileri üyelerine sunabilmeli.”
Finansman için bankalarla masaya oturacak
İkinci önceliğini Finansmana Erişim ve İhracat Destek Merkezi olarak açıklayan Can, üyelerin finansman sorunlarına çözüm geliştirmek için bankalar, finans kuruluşları ve ilgili kamu kurumlarıyla görüşeceklerini belirtti.
Can, “Bankalarla, finans kuruluşlarıyla, ilgili kamu kurumlarıyla masaya oturacağız. Üyelerimizin finansmana erişimini kolaylaştıracak mekanizmalar geliştireceğiz” dedi.
Üçüncü proje olan Ticaret Akademisi ve Uluslararası İş Eşleştirme Sistemi’nde ise eğitimin yeni müşterilere ve ticari bağlantılara dönüşmesini hedeflediklerini vurguladı:
“Ben yalnızca eğitim verip sertifika dağıtan bir yapı istemiyorum. Eğitim alan işletmenin müşteri bulmasını, ihracat yapmasını, yeni iş bağlantıları kurmasını istiyorum.”
Denizcilik için ayrı çalışma
Can, denizcilik sektörüne yönelik ayrı bir çalışma da başlatacaklarını söyledi. Bu kapsamda gemi finansmanı, sigorta, uluslararası tahkim, yeşil dönüşüm ve denizcilik hizmet ihracatında sektörün önündeki engellerin belirlenmesi planlanıyor.
Türk armatörlerinin yüksek finansman maliyetlerine ek olarak savaş riski, artan sigorta giderleri ve ticari belirsizliklerle mücadele ettiğini belirten Can, kayıpların sektörün tamamına yayıldığına dikkat çekti.
“Üstelik kayıp yalnızca armatörün kaybı değil. Acente, kumanyacı, tamirci, yakıtçı, liman işletmecisi de kaybediyor” diyen Can, Türkiye’nin güçlü bir ticaret filosuna, rekabetçi limanlara ve denizcilik finansmanına ihtiyaç duyduğunu ifade etti.
“Dünyada ticaretin kuralları değişiyor”
Küresel denizcilikteki gelişmeleri de değerlendiren Can, yaşanan krizin geçmişteki navlun ve kapasite dalgalanmalarından farklı olduğunu söyledi. Karadeniz, Hürmüz ve Kızıldeniz’deki risklerin ticari kararların merkezine güvenliği yerleştirdiğini belirten Can, şöyle konuştu:
“Eskiden gemiye yük bulurduk, navlununu, yakıtını, liman masrafını hesaplar sefere çıkardık. Şimdi önce gemi o bölgeye güvenle gidebilecek mi, sigortacı teminat verecek mi, yaptırımlara takılacak mı diye bakıyoruz. Dünyada ticaretin kuralları değişiyor.”
Hürmüz’deki gelişmelerin enerji sevkiyatları üzerinden geniş bir ekonomik etki yarattığını belirten Can, bölgedeki gerilimin maliyetinin Türkiye’deki sanayiciye, nakliyeciye ve tüketiciye de yansıdığını söyledi. Enerji arz güvenliği açısından kaynak ve güzergâh çeşitliliğinin önemini vurguladı.
Sigortada 250 bin dolarlık ek maliyet örneği
Savaş riskinin armatörlerin maliyetlerini nasıl artırabileceğini varsayımsal bir hesapla anlatan Can, 50 milyon dolar değerindeki bir gemi için yüzde 0,5 ek prim talep edilmesinin 250 bin dolarlık ödeme anlamına geldiğini belirtti.
Riskli bölgelerde primlerin kısa sürede değişebildiğine işaret eden Can, bu maliyetlerin navlunlara ve ürün fiyatlarına yansıyabildiğini söyledi. Bazı durumlarda ise sorunun maliyetin ötesine geçtiğini vurguladı:
“Bir de sigortanın hiç bulunamadığı veya teminatın yetersiz kaldığı durumlar var. O zaman mesele fiyat olmaktan çıkıyor, seferin yapılıp yapılamayacağına dönüşüyor.”
Can’a göre ticaretin normalleşmesi için saldırıların durmasının ardından güvenli geçişin sağlanması ve sigortacıların bölgeye yeniden güven duyması gerekiyor. Can, “Çünkü savaş bitti denilmesiyle ticaret ertesi sabah normale dönmez. Bazen güveni yeniden inşa etmek, savaşın kendisinden daha uzun sürer” dedi.
2027’de toparlanma beklentisi
Can, 2027’de denizcilikte toparlanma beklediğini ancak bunun savaşların seyrine bağlı olduğunu söyledi. Uzayan rotaların yakıt tüketimini artırdığını, sefer sürelerini uzattığını ve gemilerin yıllık taşıma kapasitesini düşürdüğünü belirten Can, navlunlardaki yükselişin bütün armatörlere aynı şekilde yansımadığını vurguladı.
Tanker piyasasının jeopolitik gelişmelere duyarlı kalacağını öngören Can, kuru yükte Çin ekonomisi, emtia talebi ve yeni gemi teslimlerinin belirleyici olacağını ifade etti.
Can, “Bir gemi yüksek navlunla çalışırken diğeri yük bulamayabilir. Tanker piyasasıyla kuru yük piyasası da aynı değildir” diyerek sürdürülebilir gelirin önemine dikkat çekti.
“Yalnızca barışı beklemek yetmez”
Olası bir Rusya-Ukrayna barış anlaşmasının Karadeniz ticareti açısından fırsat yaratacağını belirten Can, güvenli seyrin sağlanması, limanların durumunun değerlendirilmesi ve mayın tehlikesinin azaltılmasının zaman alabileceğini söyledi.
Ukrayna’nın ihracat yüklerindeki artışın yeni iş imkânları oluşturabileceğini, savaş riski primlerinin gerilemesinin de taşıma maliyetlerini azaltabileceğini ifade eden Can, Türkiye’nin bu sürece hazırlanması gerektiğini vurguladı:
“Türkiye açısından bakarsak, Karadeniz’de barışın sağlanması büyük bir ekonomik fırsat olacaktır. Fakat yalnızca barışı beklemek yetmez. Limanlarımızın, armatörlerimizin, acentelerimizin ve lojistik şirketlerimizin bu döneme bugünden hazırlanması gerekiyor.”
Türkiye’nin uzun vadeli bir denizcilik politikasına ihtiyaç duyduğunu söyleyen Can, İstanbul’da deniz sigortacılığının, gemi finansmanının ve uluslararası denizcilik hizmetlerinin geliştirilmesi çağrısında bulundu. Yapay zekânın ticari istihbarattan rota planlamasına kadar sektörü dönüştüreceğini belirten Can, “Bu dönüşümü başkalarından satın alan değil, teknolojiyi geliştiren ve ihraç eden bir ülke olmak zorundayız” dedi.
Türkiye ve dünya ekonomisine yön veren gelişmeleri yorulmadan takip edebilmek için her yeni güne haber bültenimiz “Sabah Kahvesi” ile başlamak ister misiniz?