"50 ülke,100 şehir gezdim 3'ü beni çok etkiledi"

Paris,Budapeşte ve Miami Berkman’ın ruhuna işledi

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
"50 ülke,100 şehir gezdim 3'ü beni çok etkiledi"
Novartis Türkiye Genel Müdürü Güldem Berkman, gezgin ruhlu bir iş insanı. Tatillerini yurtdışında farklı ülkeleri keşfederek değerlendiriyor. Yeni kültürleri tanımak, farklı şehirlerin ruh hallerinde kaybolmak, hikayeleriyle farklı yolculuklara çıkmak en büyük hobisi. Çok uluslu şirketlerde çalışmanın da avantajıyla bugüne kadar toplam 50 ülke ve 100 şehir gezme fırsatı bulan Berkman’ın, kendisine en yakın hissettiği üç şehir ise Paris, Budapeşte ve Miami. En sevdiğim şehir dediği Paris’i, “Eğer bu şehir bir insan olsaydı sofistike, şık giyinmiş ama çok neşeli bir kadın olurdu. Paris ruhuma sakinlik ve güzellik katıyor” sözleriyle tanımlıyor. Masalsı atmosferinden etkilendiği Budapeşte için de “Budapeşte insana çok iyi geliyor. Hani İstanbul’un kargaşasından sonra insanlar sahil kasabasına yerleşir ya öyle bir yer. En güzel şeyi de sakin olmasına karşın, gidebileceğiniz yüzlerce restoran olması” diyor. Miami’de Berkman’ı çeken taraf kozmopolitliği. Berkman, “Çünkü kimse oranın yerlisi değil. Oradakilerin amacı dünya vatandaşı olarak eğlenmek. Ciddi olayım, iş düşüneyim gibi bir ruh haline isteseniz de giremezsiniz.” diyor.
Novartis Türkiye Genel Müdürü Güldem Berkman, hayatındaki en önemli şehirleri ve bu şehirlerin kendisi için anlamını şöyle anlattı:
Capital:  Bugüne kadar sizi en fazla etkileyen ülke ve şehir hangisi oldu?
Paris. Paris’e, ilk defa 1997’de gitmiştim. O zaman “İstanbul’dan sonra yaşayabileceğim şehir” demiştim. Bana adeta büyük bir tatil köyü gibi gelmişti. Herkes küçük kafelerde oturmuş, gazetesini ya da dergisini okuyordu. Telaşsız bir hali vardı. Paris, ruhuma sakinlik ve güzellik katan bir şehir. 1998’de, Danone’da çalışmaya başladım. Fransız bir şirket olduğu için o dönem ayda bir Paris’e gidiyordum. Paris en sevdiğim şehir oldu. Her yere yürüyerek gidebiliyorsunuz. Deniz mahsulleri damak tadımıza uygun. Champs Elysees’de Leonde Bruxelles adlı bir restoran var. Mutlaka oraya gitmeye özen gösteririm.
Capital:  Fransa’nın Paris dışında sizi çeken başka şehirleri de var mı?
Balayımız için Nice, Cannes ve Cote d’Azur dedikleri güney sahillerine gitmiştik. Nice, Cannes ve Monaco birbirlerine çok yakın. Bir araba kiraladığınızda bir saat uzaklıkla her bir şehri gezebiliyorsunuz. Oralarda St. Paul de Vence diye çok güzel bir kasaba var. Çok özel, çok tarihi ve parfümün üretildiği bir kasaba. İnsanı bir anda 150 yıl öncesine götürüyor. Zaman zaman aklıma geldiğinde bile içimi ferahlatıyor. Nice, Cannes ve Monaco’nun sahil olarak çok özel bir güzelliği var. Onun dışında Fransa’da kış tatilleri için son derece ulaşabilir fiyatlarla müthiş güzel kayak yapma imkanı olan yerler var. Bana göre en güzeli Val d’Isère, Chamonix ve Avoriaz. Bu 3 yer de gittiğinizde karlarla kaplı, özellikle aralıkta ışıklandırılmış küçük köyler oluyor. Kayak yapacağınız yere yürüyerek gidiyorsunuz. Akşamları köyde kahve içiyorsunuz. Son derece sıcak, insanın içini ısıtan güzel ve doğal yerler.
Capital:  Fransızlar için genellikle soğuk derler. Siz onları nasıl buluyorsunuz?
Fransızlar, kültür olarak çok misafirperver, açık kalpli değil. Ben Paris’e gittiğimde çok şaşırmıştım. Bazı şoförler, bildikleri halde kesinlikle İngilizce cevap vermiyor. Fransa’da bunlara bence çok takılmamak lazım. Fransa’nın masalsı bir ortamı var.  
Capital:  Paris bir insan olsaydı, sizce nasıl biri olurdu?
Sofistike, şık giyinmiş, ama çok neşeli bir kadın olurdu. Belki biraz burnu havada ama onu idare ediyorsunuz. O kadar neşeli ve canlı ki onun o burnu havadalığı çok rahatsız etmiyor.
Capital:  İkinci olarak en sevdiğiniz şehir hangisi?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz