Mutfak sevdalısıyım

Setur Genel Müdürü Üstün Özbey ile yemek kültürü üzerine keyifli bir sohbet yaptık.

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Mutfak sevdalısıyım
“Sofranın anlamı, ağzının tadıyla gönlünün tadının birleşmesidir. Sofrada siyaset ve ciddi konular konuşulmaz...” Bu sözler, yemek tutkusuyla bilinen, hatta dünya çapındaki gastronomi birliği Chaine des Rotisseurs’a üye olan Setur Genel Müdürü Üstün Özbey’e ait. Özbey’in en büyük keyfi ise yılbaşı sofrası hazırlamak. Hatta uzun yıllar kendi hindisini kendisi pişirmiş. Ama son dönemde iş yoğunluğundan dolayı yeterince mutfağa girememekten şikayet ediyor ve ekliyor: “Keşke eskisi kadar sık yemek pişirebilsem.” Kendisini tam bir “mutfak sevdalısı” olarak tanımlıyor. Sadece doymak için yemek yenilmesinden hiç hoşlanmıyor. Çünkü onun için mutfak apayrı bir kültür. Yiyeceklere iyi davranmak, onların özünü bozmamak, örneğin fazla pişirmemek gerekiyor. “Yemeğin ruhunu kaybetmemek lazım” derken son derece ciddi. Bu yüzden füzyon mutfağından da hoşlanmıyor, siyaset konuşulan sofralardan da. “Sadece ekmek, peynir ve domatesle bile son derece mutlu bir yemek yiyebilirim” diyen Setur Genel Müdürü Üstün Özbey ile yemek kültürü üzerine keyifli bir sohbet yaptık:

Capital: Yemek yemeyi de pişirmeyi de seviyorsunuz. Mutfak kültürüne olan bu ilginiz nasıl başladı?
- Çocukluğumdan bu yana yemek yemeyi çok severim. Nasıl başladı dersek, sporla ilintili olduğunu düşünüyorum. Çocukluğumdan beri kayak sporu yapıyorum ve spor nedeniyle çok seyahat ettim. 14 yaşından beri çok farklı ülkelere gittim. Sporcu olduğumuz için yemeklerimiz spesifikti. Îyi yemek, sağlıklı yemek, kalori hesabı derken yemekleri tanımayı öğreniyorsunuz. Çok farklı ülkeler gezince de yemek kültürlerine daha da aşina oluyorsunuz. Başka yerlerde yaşayıp yemek kültürünü tanıdığınızda, dağarcığınız artıyor. Yemek zaten çok sevdiğim bir şeydi. Bu vesileyle ilgim daha da arttı. Sonra işimin de bu alanda olmasını istedim ve öyle oldu.

Capital: Peki iş hayatınızla mutfak hobiniz ne zaman buluştu?
- Turizm otelcilik eğitimime başladıktan sonra yiyecek-içecek branşında devam etmeyi kendim istedim. Sonraki eğitimlerimi de bu alanda aldım. Hatta yurtdışında eğitimimi yapıp döndükten sonra babamın arkadaşları, “Herkesin çocuğu okuyor doktor, mühendis oluyor. Seninki şef garson olmuş” diyorlardı. Arkadaşlarım, “Sana kız bile vermezler” diye dalga geçerdi benimle. Profesyonel mutfakla tanışmam ise 1984-85 yıllarına
denk geliyor. İlk işim Sheraton Oteli’ndeydi ve çalıştığım yer de ziyafet bölümüydü. O yıllarda ziyafet departmanının ne olduğunu anlatmakta bile zorlanırdık.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz