50 milyar $'a koşan türk

Osman Kibar’ın sıra dışı bir başarı öyküsü var. İzmir’den başlayıp San Diego’ya uzanan hikayeyi ve sonraki hedeflerini Osman Kibar’dan dinledim...

10 ARALIK, 20180
Paylaş Tweet Paylaş
50 milyar $'a koşan türk

M. Rauf Ateş

rates@capital.com.tr

İzmir'in efsane belediye başkanlarından Asfalk Osman diye ün yapan Osman Kibar, fırsat buldukça şehirde dolaşır, esnaf ziyareti yapardı. Bu ziyaretlerinden bazılarına, “Hadi seni döner yemeye götüreyim” diyerek torunu ve kendi adını taşıyan Osman’ı da götürürdü. Dönerci yolunda kaldırımda yürürken esnaf ziyareti de yaparlardı. Bazen dükkanların içine girer, bazen de dışarı çıkan esnafla sohbet ederlerdi. Dedesiyle “döner” yolculuğu bir anlamda esnaf ve vatandaş ziyareti şeklinde devam ederdi.

Osman Kibar, dedesini 14 yaşındayken kaybetti. Henüz ortaokuldaydı. Robert Kolej öğrencisiydi ve ilk fırsatta soluğu İzmir’de alıyordu. Vefat ettiği Mart 1986’ya kadar dedesini yakından tanıma olanağını yakaladı. Geriye dönüp baktığında ise insan ilişkilerini ve “İnsana, insanca davranmayı” dedesinden öğrendiğini hatırlıyor. Bütün iş hayatında bu konuyu odağına koyduğunu, başarısını da “insana” ve “ekibe” borçlu olduğunu söylüyor. 11 yıl önce başlattığı Samumed şirketiyle bütün dünyada kendinden söz ettiren, ilaç ve sağlık sektöründe çığır açan teknolojisiyle öne çıkan Osman Kibar, San Diego’da yaşıyor. Şirketi şu anda yatırım alarak hayatını sürdürüyor. İlk ticari satışını ise en erken 2 yıl içinde yapacak. Basitçe anlatmak gerekirse Samumed’in şu anda 8 projesi var. Bunlar kellik, kıkırdak yıpranması, Alzheimer, kanser, akciğer, sedef hastalığı, tendonlar ve sırttaki kemik hasarlarını hedefliyor. Her program 3 aşamadan oluşuyor ve aşamaların tamamlandığını Federal Drug Administration (FDA) onaylıyor. Osman Kibar’ın aktardığına göre önümüzde 5 yıl içinde 8 program daha onay alabilir ve satışlara geçilebilir. İlk ilacın devreye girmesiyle oluşacak ciro, 1 yılda 10 milyar dolar gibi bir hacme ulaşacak. Diğerleri devreye girince ciro katlanarak artacak. Kendi deyimiyle “Bugün 12 milyar dolar olan piyasa değeri de o zaman katlanarak bir büyüklüğe ulaşacak.” Sağlık ve teknolojiyi bir araya getiren, kendi eğitim alanındaki “ekonomi ve mühendisliği” de içine alan bir şirket kuran Osman Kibar’ın sıra dışı bir başarı öyküsü var. İzmir’den başlayıp San Diego’ya uzanan hikayeyi ve sonraki hedeflerini Osman Kibar’dan dinledim: 

İş hayatınıza, nasıl bir eğitimden sonra başladınız?

 İlkokulu İzmir’de bitirdim. Ortaokul ve lise için Robert Kolej’e, İstanbul’a geldim. Liseden sonra da Amerika’ya gittim. Amerika’da üniversite seçmeye giden Türkler, genellikle New York’u İnya da Boston’u tercih eder. Ben İzmirli olduğum için biraz sıcakkanlıyım. O nedenle US Weather’a (Hava durumu raporu) elimi koydum, İzmir’e en yakın, daha sıcak bir coğrafya aradım. En sıcak neresi diye bakınca, “Tamam Güney Kaliforniya” dedim, orayı seçtim. Önce Pomona College’da 3 yıl ekonomi, ardından California Tech’de 2 yıl elektrik mühendisliği okudum. 5 yılda iki diploma alıyorsunuz. Arkasından San Diego’da master ve doktora yaptım. 1990’ların sonunda, doktoram biterken dünyada yeni bir ekonomi rüzgarı vardı. O dönemde üniversitedeyken onkoloji teşhis sistemi buluşu yapmıştım. Bunu şirkete çevirdim. Kanda dolaşan kanser hücrelerini çok önceden görüp tedavi sağlayan bir keşifti. Ondan sonra o şirket birkaç yıl sonra halka açıldı. Sonra da Genoptix adlı şirketi Novartis 476 milyon dolara aldı. 

 Tek başına mı kurmuştunuz şirketi?

Buluşu ben yaptım. Ama sonra gidip girişim sermayesi buldum. Onların önerisiyle yönetimi üstlenecek bir ekip bulduk. Ben sadece işin sahibi ve buluşçuydum. Yönetime hiç katılmadım. Profesyonel yönetim ekibi yönetti. Aynı dönemde ikinci bir şirketin eş kurucusuydum. Bu şirket cep telefonlarının antenleriyle ilgiliydi. Kablosuz anten üretiyordu. Hiçbir şekilde insanın kafasına gelmiyor, doğrudan dışarı gidiyor. Çok daha enerji verimli bir şirketti. Akıllı antenler geliştiriyordu. Bir süre sonra bu teknolojiyi bilgisayar mikro işlemcilerinde de kullanmaya başladık. “Thermal management” konusunda çok etkiliydi. Böylece iş iki kola ayrılmış oldu. Biri E-Tenna idi. Bunu Intel satın aldı. Diğerinin adı Titan Corp. idi. Özellikle askeri alanda talep vardı. Şirketin bu bölümünü bir savunma sanayi şirketine sattım. 

 Siz yönetimde görev almadım diyorsunuz. Bu kendi isteğiniz miydi, yoksa yatırımcıların talebi miydi? 

 Bu şirkette de ben hiçbir pozisyon almadım. Yönetimde yoktum ama ana hissedar bendim. Çünkü doktoramı bitirmiş, profesör olmayı düşünüyordum. Fakat o sırada bütün bu şirketlere danışmanlık yapıyor, kendi işimi kuruyordum. Üniversitede kalmayı düşünüyordum ama bu işlerden de hoşlandığımı fark ettim. Sonunda yine bir girişim yapmak için New York’a taşınmaya karar verdim. 

Neden New York’a taşındınız? Amacınız neydi?

 New York’a tam 11 Eylül’den bir ay önce taşındım. Ben taşındım, 11 Eylül oldu. Özellikle New York’ta bütün hayat değişti. Finans yönetimi, yatırım konusunda çalışan şirketler kendilerini yeni döneme adapte etmek zorunda kaldı. Benim girdiğim Pequet, o dönemde dünyanın en büyük hedge fon şirketiydi. 4-5 milyar dolarlık fon yönetiyordum. Bir yatırım şirketi olduğu için ufak bir ortaklığım vardı ama maaşlı yöneticiydim. Bu şirket iş modelini değiştirmek zorunda kaldı. Aradan 1 yıl geçti, baktım teknolojiyle ilgili hiçbir şey yapmıyoruz. Tamamen odağımızda batmaya yakın şirketleri satın almak, para koymak vardı, buna yönelik bir işti. Bana uygun bir iş olmadığıma karar verdim. 2003 yılının sonunda ayrıldım ve kendi şirketimi kurdum. Bu şirket, ilk önce “Human machine interface” (HMI- İnsan- Makine Arayüzü) üzerineydi. Çok önemli bir şirket olmadı, çünkü bir süre sonra kapattım. Ama bu şirketin bana yararı oldu. Şirket için çalışırken teknolojinin gelecek 10 yıl içinde nasıl gelişeceğine yönelik bir tahminde bulunmuştum. Teknoloji gibi yeni gelişen sektörleri ekonomik açıdan inceleyen, geleceğe yönelik öngörüde bulunan bir çalışmaydı. Sonuçta çok sayıda teknoloji geliyor, bunlardan paraya dönüşenler ayakta kalıyor ve gelişerek geleceğe gidiyor. Ben de matematiksel ekonomi okumuştum. Bu şirketi hazırlarken teknoloji ve ekonomi ilişkisinden geleceğe yönelik tahminler çıkarmıştım. Onun yararını çok gördüm. Ekonomik değerden yola çıkarak belli öngörüler yaptım. Ona bağlı kurduğum Wintherix şirketi bir süre sonra “teknoloji kuluçka” merkezine dönüştü. Çok sayıda girişimi aynı zamanda yürütüyordum. Onlardan biri de şu anda yürüttüğüm şirketti. Samumed fikri işte bu kuluçka merkezinden çıktı. 

 Fikir ve kuruluş size ait?

İlk günden beri fikir ve kuruluşu bana ait. Başlangıçtan bu yana CEO’luğunu da ben yürütüyorum. Bu yılın sonunda 11 yılı tamamlıyoruz. 

 Samumed fikri nereden çıktı? Nasıl böyle bir fikri işe dönüştürdünüz? 

 Sonuçta benim söz ettiğim teknoloji matrisinden yola çıkarak özellikle biyolojide yeterince teknolojinin, bilginin olduğunu fark ettim. Ancak yeterince doğru şekilde uygulanamadığını, sağlık alanında kullanıma açılamadığını gördüm. Bu açığı kapatmak için yola çıktım. Neler yapılacağına baktım. Hücrelerin yenilenebileceğine yönelik çalışmalara odaklandım. Onun sonucunda yeni biyoteknolojiler, moleküller keşfettik. Yani işimizin özünü biyolojide yeni bulduğumuz moleküller ve yeni yaklaşım oluşturuyor. Ondan sonrasında da bulduğumuz moleküllerin onaylanması süreci geliyor. Önce tüpte çalışmalar yapıyorsunuz, ardından hayvanlara geçiyorsunuz. Yeterince güvenliyse ve yan etkileri yoksa FDA’a (Food and Drug Administration) başvuruyor, insanlar üzerinde denemek istiyoruz diyorsunuz. Onlar da sizin verdiğiniz veriye bakıp tamam diyor. Sonrasında ise aşama 1, aşama 2, aşama 3 diye yola çıkıyorsunuz. Her aşamayı geçip FDA’dan onay aldığınızda ilaç ticari hale geliyor ve satmaya başlıyorsunuz. 

 Bunlardan ticari hale geçen yok anladığım kadarıyla? 

 Henüz yok. Bu 8 programın hepsi değişik süreçlerde… Kellikte üçüncü aşamaya geçtik. Kıkırdakta son aşamaya gelecek yılın şubat, mart ayı gibi geçeceğiz. Tendon ve Alzhemier ikinci aşamaya giriyor. Sonra kanser var. O biraz daha farklı ve ölümcül bir hastalık. O nedenle iyi sonuçlar alırsak FDA’nın ikinci aşamada onaylama olasılığı var. Son aşamaya gerek kalmadan ticarileşebilir. 

 Bu programda üçüncü aşamayı ne zaman tamamlamış olursunuz? 

 Önümüzdeki 1,5-2 yılda bütün çalışmalarımız bitiyor. Arkasından paketi hazırlayıp FDA’ya sunacağız. Onların incelemesi de en azından 6 ay sürüyor. En sonunda onay verdiği günün ertesi günü satmaya çalışacağız. 

 Şu anda bir geliriniz yok, satışınız yok. Gelecek için çalışıyorsunuz o zaman? 

 Evet, bir gelirimiz yok. 3 yıl sonra bir gelir akışı başlayacak diye planlıyoruz. Bu dönemi yatırım alarak geçiriyoruz. 

 İlk yatırımı almanız kolay oldu mu? Yatırımcılar nasıl ikna oldu? 

 Bu tip durumlarda ilk yatırımı ne kadar erken alırsanız, şirket değeri de o kadar düşük oluyor. İlk iki round’u arkadaş ve aile çevresi diyebileceğimiz grupla yaptık. Beni ve ekibimi bilen, güvenen arkadaş çevresinden oluşuyordu. O zaman elimizde bugün olduğu gibi bir veri yoktu. Ne yapabileceğimizi, ileriye yönelik tahminlerimizi yatırımcılarla paylaşıyorduk. “Şunları yapacağız” diyerek yatırım almıştık. Bu kişiler de bize güvendikleri için “Parayı vereceğiz, bakalım çalışacak mı” dediler. Nazar değmesin, o zamandan bu yana da plan tıkır tıkır çalışıyor. 

Kaç round yatırım aldınız şimdiye kadar?

 İlk aşamayı saymazsak, 5 yatırım aldık. İlk ikisi bizi tanıyanlardı. Ama yanlış anlaşılmasın arkadaş ve aile derken, babadan, aileden almadık. Yine başarılı ve büyük yatırımcılardı. Sadece bizi iyi tanıyanlardan oluştuğu için bu kavramı kullanıyorum. Son üçü daha kurumsal yatırımcılardan oluşuyor. Ağırlıklı olarak “Family Office” (Aile şirketi varlıklarını yöneten kurumlar) ve yüksek gelire sahip yatırımcılardan oluşuyor. 

 Peki paylaşabileceğimiz bir piyasa değeri ortaya çıktı mı? 

 En son aldığımız yatırımda şirketin değeri 12 milyar dolar olarak açıklandı. O roundda 441 milyon dolar yatırım aldık. 

 11 yıldır çalışıyorsunuz, belli bir yere geldiniz. Bu şirket için nasıl bir ciro hedefliyorsunuz? 

 Şimdi kıkırdak işinde sona doğru geliyoruz. Diyelim ki bunu satmaya başladık. Bir kere hasta sayısı belli. Sigorta şirketleriyle konuştuk. Bir enjeksiyona ne kadar ödeneceği, bir hastaya kaç kere verileceğini de biliyoruz. Bütün bu hesapları yaptığınızda yıllık satış, sadece kıkırdak için 10 milyar dolara geliyor. Çünkü büyük bir hastalık ve hiçbir çözümü yok. Kıkırdak üreten ya da hasarı azaltan hiçbir ilaç yok. Olanlar sadece acıyı dindirmeye yönelik. 

 Peki 8 program ne zaman devreye girmiş olur? 

 8 projeden yaklaşık 3’ü, kanser, tendon ve kellik, kıkırdaktan 1-2 yıl sonrasında FDA’dan onay alır. Yani 4 ürün 5 yıl içinde onaylanmış ve ticari hale geçmiş olur. 

 Bu nasıl bir ciroya denk geliyor. Her biri 10 milyar dolardan 40 milyar dolar ciroya mı ulaşır? 

 Evet, bunlardan özellikle kıkırdak ve kanserde çok büyük potansiyel var. Çok büyük cirolar yapma şansına sahip. 

 Bu planlar çerçevesinde Samumed için gelecekte nasıl bir piyasa değeri öngörüyorsunuz? 

 Diyelim ki 2-3 ilacımız onaylandı, satmaya başladı. Bu ilaç satışlarının artarak ilerlediğini gösterdik. Bu durumda ilacın büyüme kapasitesine göre piyasa değeri belirlenir. Henüz yeni çıkmış bir ilaç, 1 yılda 10 milyar dolar ciroya ulaşmışsa o zaman halka açılırken çarpanlar da 7-10 kata ulaşabiliyor. Hatta daha fazla bile olabiliyor. Zamanı geldiğinde hangi çarpana ulaşırız, onu bilmiyorum. Ama beklenilen gelir ve beklenilen çarpanlara bakınca, şu andaki 12 milyar doların çok daha fazla yükselmesi bekleniyor. 

Peki büyümeyi finansa etmek için yeni yatırım almayı planlıyor musunuz?

 Şimdilik yeni yatırım almayı planlamıyoruz. En son yaptığımız fonlama, bu söz ettiğim onaylara kadar bizi götürecektir. Bundan sonraki hedef artık halka açılmadır.


“HAYATIMDAKİ İKİ KRİTİK DÖNEM”

“DAVAYI KAZANMAM ÖNEMLİYDİ”
İki önemli kritik aşamamız oldu. Birincisi, ilk şirketi Pfizer ile birlikte kurduk. Aradan 2-3 yıl geçti ve onlarla mahkemelik olduk. O mahkeme dönemi çok stresli geçti. Biz 15 çalışanı olan küçük bir şirket, karşımızda binlerce çalışanı olan dev bir şirket. Ama o dava, bizi çok memnun eden bir kararla sonuçlandı ve Pfizer tamamen çıktı. Bu da bize gerekli olan bağımsızlığı sağladı. Pfizer hala bizim hissedarımız olsaydı, diğer şirketlerle konuşamazdık. Bütün sektöre açık bir şirket haline geldik.
“DOĞRU YATIRIMCI TİPİNİ SEÇTİM” İkinci önemli aşamayı ise üçüncü round’da yaşadık. Ne tip yatırımcıya gideceğimiz konusunda önemli bir karar vermemiz gerekiyordu. Biz orada “Aile Ofisleri” ve “Yüksek gelirli bireyleri” hedefledik. Bizim yaptığımız iş uzun vadeli; kısa vadeli değer yaratıp satmaya yönelik bir iş değil. O nedenle risk sermayesi gibi kısa dönemli bakan kurumlardan yatırım almamaya karar verdik. Bu bize uzun vadeli yönetme ve bakma şansı verdi. Şu anda programa yönelik kararları bağımsız verebiliyoruz. Üzerimizde yatırımcı ve kâr baskısı yok.



ASLINDA BİLİM ADAMI OLMAK İSTİYORDUM”

GİRİŞİMCİLİK RUHU 
İlkokulda hep bilim adamı olmak isterdim. Her zaman matematiği, fiziği çok sevmişimdir. Arkasından üniversiteye başvuru zamanı geldiğinde, elektronik okumak istiyorum diye düşündüm. Ama bir yandan da sadece elektronik okumayayım, aynı zamanda ekonomi de okuyayım istiyordum.
İLK PARA KAZANMA Üniversitedeyken hep araştırma asistanı olarak çalıştım ve bir gelirim oldu. Doktora yaparken de bazı şirket ve kurumlara danışmanlık yaptım. Oralardan da para kazanıyordum. Arkasından da ilk iki şirketi kurdum. Oradan da para kazandım.
DEDEMDEN NE ÖĞRENDİM? Dedem vefat ettiğinde 14 yaşındaydım. Ama ne zaman birlikte olsak dedemin diğer insanlara nasıl davrandığını, insanların ona nasıl davrandığını görürdüm. Dedemle baş başa döner yemeye giderdik. Yolda yürürken herkes dışarı çıkar, “Merhaba” der, elini sıkardı. İnsanlarla iyi ilişkileri vardı. Dedemden aldığım derslerden biri de insana insan gibi davranmaktı. Herkese değer verir, kimseyi küçümsemezdi.



KİBAR’IN ÜZERİNDE ÇALIŞTIĞI 8 PROGRAM

KIKIRDAK:
İlk başlattığımız proje oldu. Yıpranan kıkırdakları iyileştirmeye yönelik bir tedavi ve ilaç yok. Biz bu projede ikinci aşamadayız.
KELLİK: Burada saç üretmeyi hedefliyoruz. Şu anda bu konuda piyasadakilerin tamamından daha üstün bir tedavi olacak. DİSK YIPRANMASI: Sırtımızdaki disklerin çürümeye başlaması halinde onları yeniden üretmek şu andaki teknolojide mümkün değil. Acıyı azaltıcı önlemler var. Biz onları sağlıklı hale getiriyoruz.
AKCİĞERLER: Akciğerlere yönelik önemli bir ürün olacak. Dokusu bir türlü iyileşmeyen akciğerlerde iyileşme ve doku yenilenmesini hedefliyoruz.
KANSER: Bu en önemli ürünümüz olacak. Bunun da çeşitli uygulamaları var. Önümüzdeki yıl bunu hayvanlar üzerinde denemeye başlayacağız.
SEDEF HASTALIĞI: Tamamen ortadan kaldırmayı amaçlayan bir ürün. Henüz ilk aşamadayız.
TENDONLAR: Tendonlara yönelik bir program var. Bu yedinci program hasar gören tendonları yeniliyor.
ALZHEIMER: En son bu projeyi başlattık. 5 yıl sonra üçüncü aşamayı geçip ticari hale getirmeyi hedefliyoruz.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz