Deniz ve tekne tutkusu, Cüneyt Ali Turgut’un iş dışındaki yaşamında özgürlük hissinin en güçlü karşılığını oluşturuyor. Yer değiştirmeyi ve keşif duygusunu sevdiğini anlatan Turgut, “Her an yeni bir rotaya çevrilebilme ihtimali, denizin en sevdiğim taraflarından biri” diyor.
Mega Metal Yönetim Kurulu Başkanı Cüneyt Ali Turgut için deniz, tekne ve doğayla kurduğu ilişki, hayatın temposunu dengeleyen güçlü bir alan. “Benim için deniz, her şeyden önce özgürlük demek” diyen Turgut, teknede olmanın kendisine hem keşif hem yenilenme hissi verdiğini anlatıyor.
Nil Dumansızoğlu / [email protected]
Fotoğraflar: Gökhan Çelebi
Capital Dergisi / Nisan 2026
Bu özgürlük hissinin yalnızca denizde değil kayak yaparken ve sanat eserlerini seçerken de kendini gösterdiğini belirten Turgut, doğayla temasın ona iyi geldiğini söylüyor. Kayakta hızlandıkça akışın içine girmekten hoşlandığını belirten Turgut, sanatta ise ilgisini en çok soyut eserlerin çektiğini anlatıyor. Turgut, “Bir sanat eserine baktığımda beni en çok etkileyen şey, onu kendi içimde yorumlayabilmek. Sanırım işin içinde yine benim açımdan biraz özgürlük hissi var; zihnin ve hayal gücünün özgürlüğü” diyor.
Denizde, doğada ve sanatta peşinden gittiği ortak duyguyu “özgürlük” hissiyle özetleyen Cüneyt Ali Turgut’la iş dışı yaşamını konuştuk:
İş dünyasının yoğun temposundan çıktığınızda sizi en çok ne sakinleştiriyor?
Beni en çok sakinleştiren şey, doğa oluyor. Çünkü doğanın içinde olmak, doğanın sesini bazen de sessizliğini dinlemek, çok huzur verici. Özellikle denizde olmak, deniz kenarında yaşamak, denizi görerek güne başlamak benim için bir yaşam tarzı. Zamanla şunu fark ettim: İnsan bulunduğu halin zıddında dengeleniyor. Çok yoğunken sadeleşmeye, çok sakinken yeniden harekete ihtiyaç duyuyor. Doğa benim için tam olarak böyle bir geçiş alanı. Gürültünün bittiği, insanın kendi iç sesini yeniden duyabildiği yer.
Günde kaç saat çalışıyorsunuz?
Yönetim kurulu başkanı seviyesindeki kişilerin klasik anlamda bir rutini zaten olamaz diye düşünüyorum. Çünkü bazen günde 2 saat, bazen 20 saat çalışmanız gerekebiliyor. İşin durumuna, ihtiyaçlarına göre gereken zamanı harcamanız lazım. Bu da insanı her an verilebilecek bir karara karşılık hazır tutuyor. Dolayısıyla rutin bir çalışma düzeni yerine ben verimli olduğuna inandığım şekilde zamanımı ayırarak çalışmayı daha uygun buluyorum.
Güne ne zaman başlarsınız?
Ben çok erkenci birisi değilim, hiç olmadım. Ama sabah kaçta uyanırsam uyanayım bir rutinim vardır. Kahvaltı yapmak, günün öne çıkan haberlerine göz atmak, denize karşı bir fincan kahve içmek... Aslında rutin demek yerine güne hazırlanmak için kendime tanıdığım bir alan da diyebilirim. Ama o anları yaşarken bile işi katiyen aksatmam. Elimden geldiği kadar işi, gündemi, arkadaşlarımın yorumlarını takip ederim.
Günlük hayatınızda iş dışı yaşam nasıl akıyor?
İş dışında bazen kalabalığın içinde olmayı, bazen de tamamen yalnız kalmayı seviyorum. Bu daha çok içinde bulunduğum ruh haline göre değişiyor. Yalnız olduğum zamanlarda genellikle bir şeyler izlemeyi tercih ediyorum. Netflix’te, YouTube’da ya da farklı platformlarda ilgi çekici konuşmalar, belgeseller ve yorumlar izliyorum. Son dönemde özellikle yapay zeka konusuna ilgi duymaya başladım; bu alandaki içerikleri yakından takip ediyorum. Bunun yanında tarihe de her zaman ilgim olmuştur. Osmanlı, Selçuklu ve Bizans tarihi özellikle ilgimi çeker. Çünkü bana göre tarih, bugünü anlamak ve yorumlamak için de önemli ve güçlü bir perspektif sunuyor.
İş yaşam dengesini nasıl sağlıyorsunuz?
Ben çalışma hayatına çok genç yaşta başladım. Çalışma hayatım, İstanbul Üniversitesi’nde iktisat okurken başladı. Tahtakale’de saat işiyle çalışma hayatının içine girdim. Sonrasında ise bambaşka bir alana geçip bakır tel sektörüne girdim. Her sektörün kendi içinde zorlukları ve kazanımları var ama bu sektörün dinamikleri gerçekten farklıydı. Ama tüm bu tecrübeleri yaşarken de hayatın keyfini çıkarmayı hiç ıskalamadım. Kayak benim için her zaman önemli bir tutku oldu. 2004-2007 yılları arasında pist yarışlarında yarış arabası kullandım. Bazı dönemler çok yoğun geçiyor. Bazı dönemler ise yavaşlıyorsunuz, hatta işin stresiyle biraz “tembellik” yaptığım anlar oluyor. Bence bunlar hayatın olağan akışı içinde olan şeyler. Sürekli hareket halinde olmak kadar zaman zaman durup nefes almak da insanın dengesini koruması için önemli diye düşünüyorum.
Gençken yapıp da bugün “keşke” dediğiniz bir şey var mı?
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki hala kendimi genç hissediyorum. Belki yaş olarak değil ama ruh olarak. İnsanın hayatta mutlaka keşkeleri oluyor. Ben çok erken, 20 yaşında baba oldum. Bunun kendi içinde güzel tarafları var ama diğer yandan babalığı çok doya doya yaşayamadığımı düşünüyorum. İş hayatının yoğunluğu içinde çocuklarımla geçirebileceğim bazı zamanları kaçırmış olabilirim. Şimdi çocuklarım 35 yaşında, ben de 55 yaşındayım. Geriye dönüp baktığımda onların çocukluk dönemlerini daha fazla yaşayabilmiş olmayı isterdim. Bunun da bu saatten sonra bir telafisi olmuyor. İnsan birçok hobiyi sonradan edinebilir ama bazı zamanlar geri gelmiyor. Ona biraz keşke diyebilirim.
Denizle ilişkiniz nasıl başladı, bugün hayatınızda nasıl bir yere sahip?
İlk teknemi 25 yaşında aldım. O günden beri de hayatımda hep bir tekne oldu. Teknenin boyutu değişiyor ama denizin insana verdiği his hiç değişmiyor. Benim için deniz, her şeyden önce özgürlük demek. İlk kez tekneyle açıldığım anda hissettiğim duyguyu bugün hala çok net hatırlıyorum. Denizdeyken dünyanın içindesiniz ama bir yandan da ondan uzaklaşmışsınız gibi bambaşka bir his duyuyorsunuz. Bugün de özellikle güneydeki teknemle yolculuk yapmayı, bilinmeyen koylara gitmeyi, yeni yerler keşfetmeyi çok seviyorum. Sanırım ticaretten gelen mücadeleci tarafım da burada devreye giriyor. Çünkü denizde olmak biraz da mücadeleyi sevmekle ilgili. “Deniz şakaya gelmez” derler, gerçekten öyledir. Elbette tüm tedbirleri alırım ama havanın bir anda değişmesi, teknenin o koşullara nasıl karşılık verdiği, bütün o dinamizm bana iyi geliyor. Şu anda biri güneyde, biri İstanbul’da olmak üzere iki teknem var. Kısaca denizle kurduğum bu bağın özünde şu var: Denizde her an bir şey değişebilir; bu da beni sürekli canlı tutuyor.
Teknede ne kadar vakit geçiriyorsunuz?
Teknede geçirdiğim zaman iş yoğunluğuna göre değişiyor. Ama geçen yıl denizle ilgili uzun zamandır kurduğum bir hayali gerçekleştirdim ve tekneyle Avrupa turuna çıktım. Denizcilik açısından benim için oldukça verimli ve unutulmaz bir yazdı.
Nasıl bir seyahatti?
Bodrum’dan yola çıktım. Atina, Malta, Sardunya, Capri, Roma, Sicilya, Monaco, Cannes, Saint-Tropez, Portofino ve İtalya kıyılarında Imperia gibi birçok noktaya uğradım. Daha sonra yeniden güneye indim. En son Kaş civarında tekneyi bırakıp İstanbul’a döndüm. Haritaya baktığınızda bu bir rota gibi görünüyor. Ama denize çıktığınızda o rota artık sadece bir plan olmuyor. Yol boyunca gördüğünüz yerler ve yaşadığınız anlar yolculuğu bambaşka bir hale getiriyor.
Denizde yaşadığınız ilginç bir anınız var mı?
Denizde birçok ilginç anım oldu ama en unutamadığım ve en tehlikeli olanı yaklaşık dört yıl önce yaşandı. Çeşme’den Mykonos’a geçecektik. Teknenin yanında da RIB (zodyak) tipi bir bot vardı. Tam hareket etmiştik ki şirketten acil bir imza için haber geldi. Ben de ekibe “Siz devam edin, ben imzayı atıp yetişirim” dedim. Noterde işi hallettim, ardından botla tekneye yetişmek üzere açıldım. Hava o sırada son derece sakindi. Ama açıldıktan kısa bir süre sonra deniz bir anda patladı. Öyle ki dalgaların boyu neredeyse 10 metreyi buluyordu, dalgaların tepelerini havada görüyordum. Yanımda genç bir miço vardı; oldukça zayıftı ve savrulma riski vardı. Bir yandan onu korumaya çalışıyorum, diğer yandan botun kontrolünü kaybetmemeye. Savrulmasın diye tişörtünü çıkarıp kolunu tutunma yerlerine bağladım. Çünkü gerçekten uçacak gibiydi. Telsizle haberleşiyoruz ama deniz bir türlü dinmiyor. İnsan o anda sadece şunu düşünüyor: “Şu dalgalar iki saniye dursa...” Ama durmuyor, biri bitmeden arkadan diğeri geliyor. İlerledikçe tekneye yetişmeye çalışıyorum ama etrafta hiçbir şey görünmüyor. Etrafımızda neredeyse hiçbir tekne yoktu. Uzakta bir şey gördüm, önce büyük bir bot sandım, sonra şilep olduğunu fark ettim. Normal bir motor yat bile yoktu. O an ne kadar yalnız olduğunuzu daha net hissediyorsunuz. Yaklaşık beş saat süren ciddi bir mücadeleden sonra Mykonos’a ulaşabildim. Bugün geriye dönüp baktığımda, bu anı sadece zorlu bir deneyim olarak değil aynı zamanda öğretici bir süreç olarak görüyorum. Çünkü deniz size şunu çok net öğretiyor: Koşullar değişebilir… Ama sizin o an nasıl durduğunuz her şeyi belirler.
Denizin size kattıklarının iş hayatındaki kararlarınıza da yansıdığını düşünüyor musunuz?
Evet, kesinlikle yansıdığını düşünüyorum. Doğayla iç içe olmak ve denizcilik de zaman içinde bana önemli refleksler kazandırdı diye düşünüyorum. İnsan yaşadıkça bazı şeyleri daha hızlı hissediyor, daha hızlı analiz ediyor. Bunu özellikle iş hayatında fark ediyorum. Zamanla bütün bu deneyimler sizde bir tür karar kası oluşturuyor; sonra da o kaslarla hareket ediyorsunuz. Karar verme süreci daha içgüdüsel ama aynı zamanda daha sağlam bir zemine oturuyor.
“HIZLANDIKÇA DEŞARJ OLUYORUM”
KAYAK TUTKUSU
Deniz dışında en sevdiğim şeylerden biri kayak. Eskiden çok daha sık gidiyordum, şimdi biraz daha seyrek gidiyorum. Genelde Fransa’yı tercih ediyorum. Önceden bir sezonda 4-5 kez gittiğim olurdu, şimdi daha çok 1 ya da 2 kez gidebiliyorum. Ama gittiğimde de yaklaşık bir hafta kalmaya çalışıyorum. Kayak da bana denizdekine benzer bir özgürlük hissi veriyor. Dağın yamacından aşağıya kayarak inmek, ağaçların arasından geçmek, hızlandıkça o akışın içine girmek gerçekten beni çok mutlu ediyor.
DENGE HALİ
Hatta sizinle bir şey paylaşayım, çok hızlandığım anda bağırmayı da severim. İnsanın içini boşaltan, ciddi anlamda deşarj sağlayan bir tarafı var. Kayakta sevdiğim şeylerden biri de sürekli bir denge halinde olmak. Her an düşebilirsiniz ama düşmemek için de mücadele etmeniz gerekir. O dönüşler, o ritim, bedenin ve zihnin aynı anda devrede olması çok başka bir his. Tabii bütün bunları yaparken güvenlik de önemli, kask gibi gerekli bütün önlemleri mutlaka alırım. Benim için kayak da bir anlamda denizcilik gibi doğayla bu kez bambaşka bir biçimde temas kurmak demek.
“YER DEĞİŞTİRME DUYGUSUNU SEVİYORUM”
EN SEVDİĞİ TARAF
Deniz ve tekne kültürü benim için her şeyden önce özgürlük anlamına geliyor. Dünyanın neresinde yaşarsanız yaşayın, evinizin manzarası belli bir yerde sabittir. Ama teknede böyle bir şey yok. Tekne insana her an yeni bir rota çizme, farklı yerlere gidebilme imkanı veriyor. Belki bizim toplumumuzun biraz daha göçebe geçmişinden gelen bir taraf da vardır; o hareket hali, yer değiştirme duygusu bana çok iyi geliyor. Her an yeni bir rotaya çevrilebilme ihtimali, denizin en sevdiğim taraflarından biri.
“İŞ DÜNYASINA BENZİYOR”
Deniz ve iş dünyası arasında güçlü bir benzerlik görüyorum. İkisinde de mücadele, karar verme, risk hesaplama var. Verdiğiniz kararın sonucuyla doğrudan yüzleşiyorsunuz. Bu da insana hem sorumluluk hem cesaret kazandırıyor. Çünkü her karar aynı zamanda bir sahiplenme gerektiriyor. Bu yüzden deniz benim için sadece bir keyif alanı değil hayata ve iş dünyasına dair reflekslerimi de besleyen bir alan.
“SOYUT ESERLER İLGİMİ ÇEKİYOR”
5 SANİYE KURALI
Sergilere gitmeyi seviyorum. Bu alana daha yakın arkadaşlarım var, zaman zaman onların önerilerini de alıyorum. Bu konuda kolay kolay yönlendirmeyle hareket etmem. Biri çıkıp da “Şunu mutlaka alın” dediğinde ona göre karar vermem. Genelde bir sanat evine ya da sergiye gittiğimde eserle karşı karşıya kalmayı tercih ederim. Bu da benim “ilk beş saniye” dediğim hisle ilgili. Bir eser bana o anda bir şey söylüyor, bende bir karşılık buluyorsa o zaman anlamlı hale geliyor.
TAKİP ETTİĞİ SANATÇILAR
Bir sanat eserine baktığımda beni en çok etkileyen şey, onu kendi içimde yorumlayabilmek. Sanırım işin içinde yine benim açımdan biraz özgürlük hissi var; zihnin ve hayal gücünün özgürlüğü. Evde ve iş yerinde toplamda 50’ye yakın tablom vardır. Bunun yanında birkaç heykel de var. Takip ettiğim sanatçılar da var elbette. Devrim Erbil, Adnan Çoker, Nuri İyem ve Bedri Baykam bunların başında geliyor. Heykel tarafında ise özellikle Seçkin Pirim’in soyut ifadelerini çok beğeniyorum.
Türkiye ve dünya ekonomisine yön veren gelişmeleri yorulmadan takip edebilmek için her yeni güne haber bültenimiz “Sabah Kahvesi” ile başlamak ister misiniz?