""AB'ye sokacak ortak arıyorum""

Günde 4,5 ton sütle işe başlayan bu şirket, bugün süt ve süt ürünleri kategorisinde yüzde 15,4 payıyla lider durumda.

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
"AB'ye sokacak ortak arıyorum"

1975’te Bursa’da günlük 4,5 ton süt üreten bir mandıradan bugün Türkiye’de pazarında liderliğine uzanan bir öykü bu… Sütaş’ı son 5 yıldır süt pazarı liderliğine taşıyan isim ise şirketin yönetim kurulu başkanı ve CEO’su Muharrem Yılmaz. Üçüncü nesil olarak üniversite yıllarında çalışmaya başlayan Yılmaz, “Şirketi liderliğe taşımak için çok çalıştım, zevkle çalıştım, başka hiçbir şeye zaman ayırmadım” diyor. Süt işinin ancak yavaş yavaş ve istikrarla büyüyebileceğini belirten Yılmaz, ilk yıllarını şöyle hatırlıyor: “Ben işe ilk girdim, ayağıma çizmelerimi giydim. 4,5 ton süt üretiyorduk. Şu an bin 300 ton üretimi görüyoruz. İlk hatırladığım pazar payı verimiz 95 yıllarına ait, payımız yüzde 4,5’tü. Pazarda bilinen tüm şirketler önümüzdeydi.” Yıllar içinde işi iyi öğrendiklerini, yatırımların yanında marka yaratmaya çalıştıklarını ve bunların bir sarmal halinde şirkete ivme kazandırdığına inanan Yılmaz, Sütaş’ı pazarda liderliği götüren farklılıkları da şöyle anlatıyor:“Bizi her gün 6-7 milyon kişi denetliyor. Fiyatı piyasadaki fırsatlara bakarak belirlemedik. Türkiye’de sektörümüzde, ürünlerine perakende satış fiyatı yazarak piyasa çıkan ilk bizdik. Dağıtımda da kendi aracıyla prim karşılığı çalışan bir sistem geliştirdik. Bu kanalla bakkallara, bizim dağıtım ağımızla da yeni açılan marketlere, büyük yerlere ulaşıyorduk.”Bundan sonrasında da tek odaklarının süt işi olacağını açıklayan Yılmaz’ın gelecek için belirgin hedefleri var. Sütaş için 2012, bir milat yılı olacak. Şirketin 250 milyon dolar yatırımla tamamlayacağı 2 yeni tesisle birlikte 2012 sonunda üretim iki katına çıkacak. Cironun da ikiye katlanması öngörülüyor. Ayrıca bu yılda yönetimde de değişikliğe gidilecek ve aile üstlendikleri icra işlerini terk ederek sadece yönetim kurulunda yer alacak. Yılmaz, “Ben de CEO’luk görevimden ayrılacağım” diyor.Sütaş’ı küçük bir işletmeden alıp bugünkü lider durumuna taşıyan, kendini “tüccar değil sistem kuran adam” olarak niteleyen Muharrem Yılmaz’dan şirketin büyüme hikayesini ve gelecek hedeflerini dinledik:   

DEDEDEN GELEN İTİBARLA Sütaş’ın temellerini aslında dedem atıyor. Dedem 1920’lerde Selanik’ten göçmen olarak Türkiye’ye geldiğinde, Bursa Karacabey’e yerleşiyor ve hayvancılıkla ilgilenmeye başlıyor. Lider karakterli bir insan… Zamanla köyde itibar kazanıp muhtar oluyor. Ticarette ombudsman görevi yapıyor, süt alışverişlerinde arabuluculuk ediyor. Ardından çocukları da babanın bilgisi ve itibarı nedeniyle sütçülüğe başlıyor. Ailenin şöyle bir şansı var: Devletin en büyük süt ineği yetiştirme alanları Karacabey’de bulunuyor. Bu merkezin sütleri ihale ediliyor. 1958’de o ihaleye dedem, bir dostunu temsilen katılıyor. Ardından dostunun o taahhüttün altından kalkamayacağını görüyor. Ama muhtar Celaleddin Yılmaz, “Söz verdim, dönemem” diyerek bu işe giriyor. Karacabey Harası’nın kendi küçük mandırasında çeşitli zorluklarla SY markası ile inek sütünden kaşar peynir üretimine başlanıyor.

İLK ÜRÜN PASTÖRİZE SÜT Ardından SY marka kaşarların Bursa ve İstanbul pazarlarına satışıyla bir sermaye birikimi yaratılıyor. Kardeşler oradan aldıkları güç ve itibarla 70’li yılların başlarında Sütaş’ı kurmaya niyetleniyor. Bizim meslekte itibar geliştirmek çok önemlidir. Çünkü sütü aldıktan sonra parasını ödersiniz. Zaten bu dönem Türkiye’de tüccarın sanayici olma heyecanı taşıdığı yıllar… 1975’te kurulan, halen yaşama şansı bulmuş ender örneklerden biridir Sütaş. Şirket, ilk yıllarında kaşar peynirin yanında pastörize şişe süt üretime başlıyor. Bursa, İstanbul pazarına giriyorlar. Ancak ekonomik anlamda çok zor yıllardan geçiliyor; çok ciddi finansal sıkıntılar yaşıyorlar. 80’lere kadar finansal sıkıntılarla şirketin inişli çıkışlı yılları devam ediyor. O yıllarda günlük süt üretimi işini öğreniyorlar, bayağı zorlanıyorlar. 80’li yıllara gelene kadar şirketin büyümeye pek de mecali olmuyor.

BORÇLA GELEN KURUMSALLAŞMA Bir de Ziraat Bankası’ndan alınan 10 milyon TL’lik kredi geri ödenemediği için 1978’de şirketin yüzde 40’ı bankaya devrediliyor. Ziraat Bankası, 90’ların başına kadar şirkete ortak oluyor. Tabii bu bize kurumsallaşma bilincini getiriyor. Ben daha çok genç yaştayken banka temsilcilerinin bulunduğu yönetim kurulunda babamın yanında başkanvekili olarak toplantılara katılıyorum. Bu arada üniversiteyi işin içinde olma mecburiyetiyle Bursa’da okuyorum. Bu yıllarda tüm zorlukları görmüştüm ve okul bitince babam beni uyardı. “Şirketi almak isteyenler var, satabiliriz. Birlikte ticaret yaparız. Ama ben bu yükün altına gireceğim dersen sen bilirsin” dedi. Ben de o gün karar verdim. Sanayici olmak istiyordum, bütün zorluklarına rağmen de sanayici olmak için başka bir şansımız olmadığını düşünüyordum. Babamı da yeniden motive eden, beni de o sorumluluğun altına sokan bu karardı. 80 yılı sonrası hem şirket içi hem Bursa ve İstanbul’da satış teşkilatı örgütlenmesini başlattık.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz