"Gemideki Aileler"

İsminden çok söz ettiren bir sektör değil. Fazla öne çıkmıyorlar, şirketlerin sahipleri de pek tanınmıyor. Ancak, Türkiye’de gemi inşa sektörünün cirosu 1 milyar dolara ulaştı. Yapılan gemilerin ya...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Gemideki Aileler
İsminden çok söz ettiren bir sektör değil. Fazla öne çıkmıyorlar, şirketlerin sahipleri de pek tanınmıyor. Ancak, Türkiye’de gemi inşa sektörünün cirosu 1 milyar dolara ulaştı. Yapılan gemilerin yarısı ihraç ediliyor, bazı şirketler talep fazlasından kapasite artırımına gidiyor. Bu yükselen sektöre ise bazılarının geçmişi yüzyıl ötesine dayanan “denizci” aileler öncülük ediyor.  
 
Tersanecilik aslında Türkiye’deki en eski sektörlerden biri … 1980’lere kadar Haliç’te küçük tekneler yapan gemi inşa şirketleri, Tuzla’ya taşındıktan sonra farklı bir vizyona kavuştu.  
 
Tuzla, kuruluşları Osmanlı dönemine kadar uzanan küçük tersanelerinin dev şirketlere dönüşmesinde kilit rol oynadı.  Bir zamanlar Haliç’in küçük tersanelerinde yapılan ve “Ayvansaray Tekneleri” denilen küçük gemiler, yerlerini uluslararası arenada boy gösteren lüks gemilere bıraktı.  
 
Gelişim süreci 1980’lerden sonra hızlandı. Sektör bugün ise 1 milyar doları aşan ciroya ulaştı.  
Yılda 40’a yakın gemi inşa edilen tersanelerde, 13 bin 500’den fazla insana iş imkanı sağlanıyor. Sektörün bu başarısının ardında ise neredeyse bir asırdır bu işle uğraşan köklü aile şirketlerinin önemli yeri var.  
 
Torlak, Kalkavan ve Yardımcı gibi yaklaşık 100 yıldır denizcilikle uğraşan aile şirketleri, bugün dünyanın sayılı tersanelerine sahip. Bu sektör üçüncü-dördüncü kuşakların iş başında olduğu nadir alanlardan. Üçüncü - dördüncü kuşağın yönettiği şirketlerde en son teknoloji ile üretim yapılıyor, dünyanın sayılı gemileri inşa ediliyor. Örneğin, Kahramanoğlu Ailesi, Dubai Emiri’ne yat yapıyor. Bayrak Ailesi ise Norveç’e balıkçı gemisi inşa ediyor.  
 
Cirosu 1 milyar dolar  
 
Türk gemi inşa sanayinin yıllık cirosu 1 milyar dolar, kapasitesi ise 600 bin DWT (dead weight ton) düzeyinde. 2002 yılında Türk tersanelerinde yapılan 38 geminin yarısı ihraç edildi. Artan talep nedeniyle bazı şirketler kapasitesini artırmayı düşünüyor. Böylece, önümüzdeki yıllarda sektörün kapasitesinin 1.000 DWT’ye çıkması bekleniyor.  
 
Oysa 1980’lerde kapasite sadece 200 bin DWT’du. Deniz Endüstrisi Genel Müdürü Celal Çiçek, sektörün o zamanki büyüklüğünün ise 400 milyon dolar olduğunu belirtiyor. 1985’de Türkiye yurtdışından “ikinci el gemi” almaya başladı. Bu nedenle sektör neredeyse durma noktasına geldi. Dışardan gelen gemilerle 10 milyon DWT’un üzerinde bir filoya sahip olundu. Bu, 1990’ların ortasına kadar sürdü. Ancak, yeni denizcilik mevzuatının da yürürlüğe girmesiyle ikinci el olarak alınan gemilerin yarattığı sıkıntılar su yüzüne çıkmaya başladı.  
 
Deniz Endüstrisi Genel Müdürü Celal Çiçek, “Bu gemiler limanlarda yenilenmeye başlayınca, sektör tekrar hareket kazandı. 1990’lardan sonra ise iç piyasada sipariş olmadığı için sektör, yurtdışına yöneldi” diyor.  
 
İhracatta büyük başarı  
 
Gemi inşaatı sektörü iç piyasada yeterince talep olmadığı için 1995’lerden sonra ihracata yöneldi. Sektörün büyüme trendine girmesinde ise ihracat önemli bir rol oynadı. Dünyanın bir çok yerine gemi yapmaya başlayan şirketlerin kapasiteleri de arttı. Zaman içinde Türkiye’de inşa edilen gemiler kaliteleri ile öne çıktı ve tercih edilir hale geldi.  
 
Ancak, her ne kadar tersaneler dolu olsa da, Türkiye dünya pazarından yeterince pay alamıyor. Türkiye’nin dünya pazarından aldığı pay yüzde 1’in altında. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, “Büyük ebatlı gemileri de yapabilecek tersane alanları oluşturulmalıyız. Dünyada her yıl artan gemi ihtiyacını karşılayacak altyapıyı Türkiye’de kurmalıyız” diyor.  
 
Deniz Ticaret Odası Meclis Başkanı Erol Yücel ise bu konuda şu değerlendirmeyi yapıyor:  
 
“Türk tersaneleri, özellikle petrol tankeri, kimyevi tanker ve konteynır gemilerinin yapımında yakaladıkları kalite nedeniyle çok haklı bir üne sahip olmaya başladı. Asıl gelişme son yıllarda yaşandı. 2000 yılına kadar yılda ortalama 7 gemi ihraç edilirken,  bu rakam 2001’de 14’e, 2002 yılında ise 20’ye çıktı. Geçen yıl toplam 38 gemi üretildi. Bunun yarısından çoğu ihraç edildi.”  
 
Siparişler Türkiye’ye kayıyor  
 
Gemi yapımı işinin kalbi Çin, Güney Kore ve Japonya’da atıyor. Bu ülkeler ise çok yüksek sayıdaki talebi karşılamakta zorlanıyor. Uzakdoğu’daki tersanelerin kızakları 2006 yılına kadar dolu. Ancak, 2007 yılı için yeni sipariş alabiliyorlar. Bu da Türk tersanelerine ilgiyi artırıyor.  
 
Yetkililere göre, bu Türk şirketleri için büyük bir şans. Zaten bu potansiyeli gören şirketler kapasite artırımına yönelik yatırımları başlattılar. Bu yatırımlarla birlikte sektörün cirosunun 2 milyar dolara çıkacağı tahmin ediliyor.Gemi İnşa Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Murat Bayrak’ın bu konudaki değerlendirmesi şöyle:  
 
“2002 yılı itibariyle sektörde 13 bin 545 kişi çalışıyordu. Türkiye’nin bu sektöre yatırım yapması lazım. Çünkü, işsizlik sorunumuzu çözmek ancak istihdam yaratma kapasitesi yüksek sektörlere yatırım yaparak mümkün olur. Tersanecilik sektöründe yakın gelecekte kapasitelerle birlikte çalışan insan sayısı da artacak.”  
 
2002 yılında 652 geminin bakımı Türkiye’deki tersanelerde yapıldı. Tesislerin ortalama kapasite kullanım oranı ise yüzde 56’yı buluyor. Kapasite kullanımının düşük olması ise Türkiye’deki tersanelerin daha küçük gemi üretmeye elverişli olmasına bağlanıyor. Uzakdoğu’da 100-150 bin DWT tonluk gemi inşa edebilen tersaneler varken, bu rakam Türkiye’de 30 bin DWT’u geçmiyor.    
 
Sektöre damgasını vuran aileler  
 
Tersanecilik sektöründe çok sayıda ünlü aile var. Bu ailelerin kimisi 100 yılı aşkın zamandır bu işi yapıyor ve şu anda üçüncü veya dördüncü kuşaklar tarafından yönetiliyor. Bazıları ise son 40 yılda kurulmuş şirketlerden oluşuyor. Torlak, Üner ve Sadıkoğlu aileleri, sektörün en eskilerinden olarak kabul ediliyor. Çeksan ve Deniz Endüstrisi gibi sektörün büyükleri arasında olan şirketler ise diğerlerine göre daha yeni olsalar da neredeyse yarım yüzyıllık geçmişe sahipler.  
 
Kapasite ve büyüklüğü göz önünde bulundurulduğunda Tuzla’daki en büyük tersanenin Sedef Tersanesi olduğu görülüyor. STFA tarafından kurulan bu tersane, bir takım sorunlar nedeniyle uzun süre faaliyet dışı kaldı. Ancak, Kaşif Kalkavan, 2 yıl önce satın aldı ve adını “Sedef –Kaşif Kalkavan” olarak değişti. Denizcilik sektöründe birçok alanda var olan Kalkavanlar, böylece gemi inşaatı işine de girdiler. Bir Alman tersanesinden know-how alan şirket, eskiden 14 ayda tamamlanan bir gemiyi, 8 ayda suya indirebiliyor.    
 
Üner Ailesi de çok uzun zamandan beri bu işi yapıyor. Deniz Endüstrisi’nin sahibi “Çiçek”ler ise diğerlerine göre sektörde yeni olsalar da yaptıkları işlerle ön plandalar. Gemi inşaatı mühendisi olan Celal Çiçek, oğluyla birlikte çalışıyor.    
 
Dededen denizci aileler  
 
Tersanecilik işinde Torlak soyadını taşıyan iki farklı aile var. Bunlardan biri Torgem Tersanesi’nin hissedarı olan Kenan Torlak ve ailesi. Diğeri ise Torlak Tersanesi’nin ortaklarından Nihat Torlak.  
 
Nihat Torlak’ın ailesi tam dört kuşaktan beri denizcilikle uğraşıyor. 1900’lü yılların başında Karadeniz’de teknecilik yaparak işe başlayan aile, 40’larda İstanbul’a gelmiş. İkinci kuşağın işleri devralmasıyla şirketleşmiş. Büyüme ise Tuzla’ya taşınma sonrasında başlamış. Torlak Denizcilik Genel Müdürü Nihat Torlak, “Dedelerimizden aldığımız bu mesleği onların prensipleri doğrultusunda yapmaya çalışıyoruz. Önceleri daha çok bakım onarım hizmeti veriyorduk. Ardından ihracatın da katkısıyla kapasitemizi artırdık” diyor.  
 
Nihat Torlak, özellikle son yıllarda teknolojide sağladıkları ilerleme sayesinde rekabet güçlerinin arttığını belirtiyor ve “Şirketlerimiz dünyanın her yerinden iş alıyor” diye konuşuyor.  
 
Çeksan, işe Haliç’te başladı  
 
Gemi yapımı işinin tarihçesinde Haliç’in çok önemli bir yeri var. Çünkü, günümüzde dünyanın dört bir yanına gemi yapan tersanecilerin bir bölümü ilk kez Haliç’te çalışmaya başladı. Bayrak Ailesi de bunlardan biri. Ailenin şirketi Çeksan, 1960 yılında Haliç kıyısında gemilerin çekildiği “çekek yeri” olarak çalışan Habib Müessesesi’nin bir uzantısı. Çeksan Genel Müdürü Murat Bayrak, 1987’de de Tuzla’ya taşındıklarını belirterek şöyle devam ediyor:  
 
“Tamir bakım, tadilat ve taahhüt işleri gerçekleştiriyoruz. 6 bin tonluk da kaldırma kapasiteli havuzumuz var. Şu anda İsveç’e petrol tankeri, Azerbaycan’a kuru yük gemisi, Hollanda’ya tanker ve Norveç’e de balıkçı gemisi inşa ediyoruz.”  
 
Şirket yaklaşık 500 kişiye istihdam sağlıyor. Murat Bayrak, “Dışarıya yaptırdığımız işleri de katarsak sağladığımız istihdam bin kişiyi buluyor.Yüksek kalite, teknoloji ve standartlarımızla Tuzla’nın öncü şirketleri arasında yer alıyoruz” diyor.  
 
Türkiye’nin Avrupa’ya yakınlığı, kalitesi, dünyadaki ihtiyaç gibi faktörler birleşince çok ciddi bir pazar payı elde etmesinin mümkün olduğunu söyleyen Bayrak, şu anda siparişlerinin yüzde 80’ini de yabancı alıcıların oluşturduğunu söylüyor,  
 
TORGEM TERSANESİ’NDE BEŞİNCİ KUŞAK İŞ BAŞINDA  
 
Torlaklar, tersanecilikte en eski ailelerden biri. 120 yıllık tersaneci olan ailede bugün artık beşinci kuşak işin başında.  
 
Osmanlı’dan beri tersaneci olan Torlak ailesi, 1983 yılından beri Tuzla’da faaliyet gösteriyor.  
Kardeşleri ve yetişkin çocuklarıyla birlikte çalıştığını belirten Torgem Tersanesi’nin Genel Müdürü Kenan Torlak, firmanın gelişimini şöyle anlatıyor:  
 
120 YILLIK ŞİRKET Ben dördüncü kuşağım. Benim çocuklarım ise beşinci kuşak. Bizim 120 yıllık bir mazimiz var. Şu anda 52 yaşındayım ve 35 yıl önce bu işi babamdan devraldım ve halen devam ettiriyorum. Benim iki oğlum, kardeşimin de bir kızı gemi inşaatı mühendisi. Artık, onlar da bizimle çalışıyorlar. Okuyan çocuklarımız da var. Bir süre sonra da biz bırakacağız. Bayrağı onlar taşıyacaklar.  
 
KAPASİTE ÜÇE KATLANDI 1983 yılından bu yana 66 gemi yapıp teslim ettik. Özellikle AB ülkelerine ihracat yapıyoruz. Son 2 yılda ekonomik istikrarsızlığa rağmen kapasitemizi üçe katladık. Sektör olarak da bu büyüme trendinin 25-30 yıl süreceğini düşünüyoruz. Türkiye’de ağır tonajlı gemi  inşa edilemiyor. Çünkü tersanelerin kapasitesi küçük. Ancak 30 bin tona kadar gemiler yapılabiliyor. Özellikle kimyasal tanker yapımında en çok tercih edilen ülke konumuna geldik. Yapılan gemilerin yüzde 60-70’i Avrupa Birliği ülkelerine ihraç ediliyor.  
 
YARDIMCI AİLESİ DEDEDEN DENİZCİ  
 
Yardımcı Ailesi’nin denizcilik işine girişi 1900’lü yıllara dayanıyor. Aile iş hayatı, Rize’de dedeleri Hüseyin Yardımcı’nın Rize-Batum arasında yaptığı taşımacılıkla başlıyor. Uzun yıllar aile geçimini deniz ticareti ile sağlıyor. Ancak, tek erkek evlat sahibi olduğu için 1930 yılında deniz taşımacılığını bırakarak Rize’de deniz levazımat ve inşaat malzemesi ticareti işine giriyor.  
 
DENİZ PEŞLERİNİ BIRAKMADI 1947’de de Şevket Yardımcı, babası Hüseyin Bey’den işleri devralıyor. İnşaat malzemesi toptan, perakende satış, bayilik ve mümessillik gibi işlerle ticari hayatına devam ediyor.  
 
Şevket Bey, 1971 yılında dört erkek evladı ile “Şevket Yardımcı ve Oğulları Kolektif Şirketi”ni kuruyor. Bu şirketle 1974 yılında İstanbul Haliç’teki tersanede ilk kuru yük gemisi inşa ediyor. Böylece denizci kökenli aile ikinci kuşakla birlikte tekrar özüne dönmüş oluyor. Şevket Yardımcı, 1985 yılında aktif ticari hayatını bırakarak yetkilerini büyük oğlu Hasan Kemal Yardımcı’ya devrediyor.  
 
TAŞIMACILIK İŞİ DE VAR Ailenin deniz taşımacılığı alanında faaliyet gösteren bir şirketi daha var. Yardımcı Tersanesi’nin genel müdürü Hasan Kemal Yardımcı, aile şirketlerinin bugünkü durumunu şöyle anlatıyor: “1994 yılında A’dan Z’ye burada yapılan ilk Türk bayraklı konteynır gemisi inşasını tamamladık. Tuzla Özel Sektör Tersaneler Bölgesi’nde Yardımcı Tersanesi’nde gemi inşa ediyoruz. Hem de kendi gemilerimizi işletiyoruz. Böylece hem gemi sanayi hem de deniz taşımacılığı sektöründe faaliyet gösteriyoruz.”  
 
GEMİ İNŞAATI SEKTÖRÜNDEKİ POTANSİYELİN ANALİZİ  
 
Erol Yücel/ Deniz Ticaret Odası Başkanı
 
 
* Tanker taşımacılığı artınca, gemi talebi de fazlalaşıyor. Dünya tanker filosunun da yenilenmeye ihtiyacı var. Böyle olunca, bütün dünyada tersanelere bir akın oldu. Dünyanın hangi tersanesine giderseniz gidin beklemek zorundasınız.  
 
* Dünyada yaşanan tanker kazaları nedeniyle çift çıdarlı, daha güvenli gemiler talep ediliyor. Bu da talebi artıran bir başka faktör.  
 
* Türk tersaneciliği sadece gemi yapımında da değil, bu işin yan sanayinde de gelişti. Eskiden yüzde 70 ithal malzeme kullanılıyordu. Şimdi bu oran ancak yüzde 20-30’lar da kalıyor.  
 
* Üstelik gemi yapımı istihdam yaratma kapasitesi çok yüksek bir sektör. Tersanede çalışan 1 işçi, yan sanayinde 7 işçinin çalışmasına neden oluyor. Bu açıdan Türkiye için uygun.  
 
* Tuzla, özel bölge ilan edildikten sonra işçi cenneti haline geldi. Önümüzdeki 5 yılda burada çalışanların sayısının artacağına inanıyorum.  
 
* Türkiye kimyasal tanker yapımında çok ileri gitti. Ne kadar kimyasal tanker inşa etmek isteyen varsa Türk şirketlerinin kapısını çalıyor.  
 
DUBAİ EMİRİ’NİN YATINI TUZLA TERSANECİLİK YAPIYOR  
 
Sadıkoğlu Ailesi, sektörün en eskilerinden. Tuzla Özel Sektör Tersaneler Bölgesi’deki en büyük tesislerden birini işleten aile, aynı zamanda dünyanın en büyük yüzer havuzuna sahip.  
Tuzla Tersanecilik adlı şirketin sahibi Kahraman Sadıkoğlu, oğlu ile birlikte çalışıyor. İnşa edilen gemilerin büyük bir bölümü ise ihraç ediliyor. Aile şu sıralarda da Dubai Emiri için yat yapıyor.    
 
Kahraman Bey’in Dubai Emiri ile çalışmasının öyküsü ise ilginç. Hikaye, Brunei Sultanı’nın kardeşinin Alman tersanelerinde yat yaptırması ile başlıyor. Ancak, iki kardeş kavga ediyor. Sultan parayı kesince, yat yarım kalıyor. Dubai Emiri de yarım kalan yatı beğeniyor ve satın alıyor. Havuza koyarak  Dubai’nin kuzeyindeki Jebel Ali Serbest Bölgesi’ne götürüyor. Yatın tamamlanması için ise Tuzla Tersanecilik ile anlaşıyor. Türkiye’den giden 300 işçi ve mühendis şu anda Dubai’de yatı inşa ediyor.  
 
 
 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz