Sanayiciden Kültür Adamına Nasıl Dönüştüm?

İnan Kıraç bundan 6 yıl önce, 66 yaşındayken aktif iş hayatına noktayı koydu. Onun deyimiyle sanayiye “Allahaısmarladık” dedi. “Ömrümden uzun ideallerim var” diyen eşi Suna Kıraç ve kızları İpek Kı...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Sanayiciden Kültür Adamına Nasıl Dönüştüm?

İnan Kıraç bundan 6 yıl önce, 66 yaşındayken aktif iş hayatına noktayı koydu. Onun deyimiyle sanayiye “Allahaısmarladık” dedi. “Ömrümden uzun ideallerim var” diyen eşi Suna Kıraç ve kızları İpek Kıraç’la birlikte, yaşamları süresince erteledikleri hayallerinin, peşinden koşmaya başladılar. Türkiye’nin kültür sanat hayatına yön veren önemli yatırımlar yaptılar. Bugün Kıraça Şirketler Grubu’nun yönetim kurulu başkanı olsa da çok nadir zamanlarda işe gidiyor. İş konusunda fikirlerini almak isteyen yöneticilerine yol göstericilik yapıyor. Ağırlığını vakıf işlerine veriyor.  Bunların dışında ise Kıraç “Günlerim hep Suna’yla geçiyor. Sabah güne Suna’yla başlıyorum, günü Suna’yla bitiriyorum” diyor.

İnan Kıraç, Türk iş dünyasının en önemli isimlerinden biri. Türkiye’de otomotiv sektörünün gelişimine önce yönetici, daha sonra ise patron olarak büyük emek verdi. Birçok dev sanayi tesisinin kuruluşuna imzasını attı. Türk sanayinin kilometre taşlarından biri oldu.

1998 tarihinde emekliye ayrılıncaya kadar Koç Holding’te de icranın başındaki isimdi.

Şimdi Kıraça Şirketler Grubu’nun yönetim kurulu başkanlığını sürdürüyor. 2003 yılından bu yana ise Koç Holding’teki yönetim kurulu üyeliği devam ediyor. Ancak, kendi şirketinde sürdürdüğü aktif iş yaşamını 2003 yılında bitirdi. Başkanlık koltuğunda otursa da yönetimi tamamen profesyonellere devretti.

66 yaşındayken bu kararı almasının en önemli nedeni “Ömrümden uzun ideallerim var” diyen eşi Suna Kıraç’la birlikte tüm hayallerini gerçeğe dönüştürmekti. Şimdi günlerinin tamamını Suna Kıraç’la ve yine birlikte kurdukları Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın çalışmalarıyla meşgul olarak geçiriyor.

“Sanayiciden bir kültür ve sanat adamına dönüştüysem bu Suna Kıraç sayesindedir” diye konuşan Kıraç eğitim, kültür ve sanat konusunda hayata geçirdikleri eğitim kurumları, Pera Müzesi, Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü, Antalya Kaleiçi Müzesi ve İstanbul Araştırmaları Enstitüsü'yle gurur duyuyor.

Otomotiv sektöründe iç ve dış talebin yüzde 50’den fazla düştüğü kriz ortamında bile topluma karşı duyduğu sorumlulukları yerine getirmeye devam ediyor. Şu an en büyük hayali İstanbul Tepebaşı’ndaki TRT stüdyolarının bulunduğu alana konser, tiyatro ve konferans salonlarından oluşan bir kültür merkezi inşa etmek. 300 milyon dolara mal olacak proje tamamlandığında Suna Kıraç Kültür Merkezi adını taşıyacak ve Kıraçlar’ın en büyük hayali gerçekleşmiş olacak.

“İş hayatından tamamen çekildim” dese de zaman zaman holdinge uğrayan Kıraç kızları İpek Kıraç’la ilgili planlarını da şöyle açıklıyor: “Her şey onun olacak. O ailemizi temsil edecek. Şirketlerin ve vakfın idare heyetlerinde yer alacak. Ancak etrafında bu konuları bilen, güvendiği ve bizlerin güvenerek ona bıraktığımız kadrolar bulunacak. Profesyonellerle çalışacak.” Türk iş dünyasının en önemli isimlerinden biri olan İnan Kıraç çok uzun bir aradan sonra ilk kez Capital’e konuştu:

Kıraça Holding’in yönetim kurulu başkanısınız ancak sizi daha çok kültür, sanat ve eğitim faaliyetleri içinde görüyoruz. İş hayatından tamamen çekildiniz mi? İş, hayatınız içinde ne kadarlık bir yer kapsıyor?
Zaman zaman işe vakit ayırmak mecburiyetinde kalıyorum. Çünkü, bazen holdingdeki yöneticilerimize, “Beyler İnan Kıraç diye biri var. Bu adam hayatta mı, değil mi? Neye benzer, kimdir?” diye soruyorlar. İnsanlar beni de görmek istiyor. Tabii beni, eskiler tanıyor. Eskiler de arada sırada görmek istiyor. Bu nedenle nadiren de olsa uğruyorum.

Aslında artık iş hayatından çekildim. İş hayatında olabilmek için güncel kalabilmek gerekiyor. Güncel olabilmek için günü takip etmek lazım. Günü takip ettiğiniz takdirde de her şeyi tüm detaylarına kadar bilmeli ve detaylara hakim olmalısınız. Aksi takdirde başarılı olamazsınız.

O nedenle ben şimdi şirkettekilere ağabeylik yapıyorum. Bazen “İnan Efendi, gel görüşünü bildir” dediklerinde, “Görüşüm şudur ama benim 15 yıl öncesine uygun tespitlerimi bugüne uyarlayın. Pek çok yeri tutmayabilir. Bugüne uymayan görüşlerimi lütfen dikkate almayın. Siz değerlendirin” diyorum.

Peki bir gününüz nasıl geçiyor?
Çok nadir zamanlarda işe gidiyorum. Günlerim hep Suna’yla geçiyor. Sabah güne Suna’yla başlıyorum, günü Suna’yla bitiriyorum. 

Suna Hanım, sizin ve vakfın çalışmalarından memnun mu? O, çalışmaları nasıl buluyor?
Memnun, çok memnun olduğunu söylüyor. Bir an evvel her şeyin şekillenip İpek’e bırakacağımız kurumun tam olarak kurumsallaşmasını istiyor.

Kızınız İpek Kıraç’la ilgili planlarınız nedir?
Her şey onun olacak. O ailemizi temsil edecek. İdare heyetlerinde yer alacak. Ancak etrafında bu konuları bilen, güvendiği ve bizlerin güvenerek ona bıraktığımız kadrolar bulunacak. Profesyonellerle çalışacak.

Sosyal sorumluluk konusunda büyük hayalleriniz var mı? Neler yapmak düşüncesindesiniz? Çünkü, Suna Hanım, “Ömrümden uzun ideallerim var” demişti.
Biz hayallerimizin yollarına girdik. En büyük hayalimiz; Türkiye’de yeni neslin iyi eğitim alabilmesi için kendi okullarımıza sahip çıkmamızdı. Nitekim ben Galatasaray Lisesi’ne sahip çıkarken, Koç Ailesi ve Suna, kendi liselerini ve üniversitelerini yaptı. Dolayısıyla, bu hayallerden bir tanesi iyi eğitim veren kurumları yaşatabilir hale gelmekti.

İkincisi, kaliteli eğitimi her kesime ulaştırabilmekti. Bunun için de Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı kuruldu. Orada bugün yılda 165 bin öğrencinin okuduğu bir sistem kurulmuş durumda. Bu sayede inanılmaz bir gönüllü ordusu ortaya çıktı.

hedÜçüncü hayalimiz, kültür sanat alanında çalışmalar yapmaktı. Antalya’da Suna Kıraç’la birlikte; 2000 yılında, Vehbi Koç Vakfı Suna ve İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü ve Antalya Kaleiçi Müzesi'ni açtık. Orada arkeolojik sahalara sahip çıkmak istedik. Amacımız, oradaki yatırımlara yardımcı olmak ve en mühimi de insan yetiştirmekti. İyi ve kaliteli insanı bu memlekete kazandırmak istiyoruz.

2003 yılında, kültür-sanat, eğitim ve sağlık konularında faaliyet gösteren Suna ve İnan Kıraç Vakfı'nı ve 2005 yılında da Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi'ni kurduk. 2007’de ise İstanbul'un Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine yönelik araştırmalarını desteklemek üzere İstanbul Araştırmaları Enstitüsü'nü açtık.

Suna’nın ayrıca Boğaziçi Üniversitesi’nde bir biyoloji laboratuarı var. Dolayısıyla gerek sağlıkta, gerek eğitimde gerekse kültür ve sanatta kendi yollarımızı çizdik. Bu sahaların dışına fazla da çıkmak istemiyoruz.

Tepebaşı’ndaki TRT binasını kültür kompleksine dönüştürme projeniz vardı. Binayla ilgili sorun çözüldü mü? 2010 İstanbul Kültür Başkenti Projesi’ne yetişebilecek mi?
Suna ve İnan Kıraç Vakfı olarak İstanbul’a bir kültür merkezi kazandırmak istiyoruz. O proje hala devam ediyor. Çünkü, binanın bize satışı için TRT’yle rakamlarda el sıkışmıştık. O rakamlar daha sonra değişti. Benim haklı olarak bir talebim oldu. TRT Genel Müdürü de bunu kabul etti. Şu an binanın bedeliyle ilgili yeniden bir değerlendirme yapılıyor. Çünkü, kendileri bu değerlemeyi yaparken, binanın herhangi bir şekilde ticari olarak da kullanılabileceğini düşünmüşler. Halbuki biz binayı sadece kültür ve sanata yönelik olarak kullanacağız.

Burası ticari bir maksatla kullanılmayacak. İçinde bir tiyatro salonu, 1800 kişilik bir konser salonu olacak. Alt katta da müzenin ve kültüre ait toplantıların yapılabileceği salonlar yer alacak. Gelir elde edilebilecek tek yer otopark olacak. Buranın yaşayabilmesi, ayakta kalabilmesi için her yıl Suna İnan Kıraç Vakfı olarak otopark gelirinin üzerine tahmini olarak 4 milyon dolar eklememiz gerekiyor. Maalesef 2010’a yetişemeyecek. Ama Tepebaşı’ndaki proje devreye girdiğinde çok önemli bir hayalimize kavuşmuş olacağız.

Projenin maliyeti ne kadar olacak?
300 milyon dolar.

Pera Müzesi sizin için çok önemli ve 2009’un ilk sergisinde çok önemli iki sergi açtı. Sizin için bu sergilerin önemi nedir?
Ünlü Japon yönetmen Akira Kurasawa’nın “Kurosawa-Desenler” sergisini Paris Le Petit Palais’den hemen sonra Pera Müzesi’ne getirdik. Bizim için çok önemli bir projeyi gerçekleştirmiş olduk.

Ayrıca çok enteresan, bu yıl Galatasaraylılar Derneği’nin 100’üncü yılı. Galatasaraylılar Derneği 100’üncü yılına özel olarak 100 etkinlik gerçekleştirdi. Dolayısıyla “Mekteb-i Sultani’den Galatasaray Lisesi’ne Ressamlar 1868-1968” sergisi bu kapsamdaki son etkinlik oldu. Bu sergide Galatasaraylılar Derneği’nin çok önemli, çok değerli katkıları var. 1929’dan sonra 11 kez üst üste Galatasaraylı ressamlar için bu tür sergiler yapılmış.

Ardından buna bir süre ara verilmiş. Sonra da unutulur gibi olmuş. Ve 100’üncü yılda bu sergi tekrar gerçekleştirildi. Hadisenin bir diğer güzel yanı da Galatasaray Eğitim Vakfı, Galatasaray’daki tarihi postaneyi restore ediyor. Orayı Galatasaray Müzesi haline çeviriyor. Orada da bir müze olacak. Bu da beni çok heyecanlandırıyor.

Galatasaray Müzesi projesiyle neyi hedefliyorsunuz? Proje ne zaman tamamlanacak?
Haziran 2009 ile Eylül 2009 arasında tamamlanacağını düşünüyorum. Bu müze hem Galatasaray’ın tarihini yaşatacak hem Galatasaray Kulübü’nün tarihi orada yaşayacak hem de Türkiye’nin tarihi orada şekillenmiş olacak.

Bu projenin bir ilk olma özelliği de var. Galatasaray, çok enteresan bir kurum. Türk toplumuna çok önemli katkıları var. Düşünebiliyor musunuz, Galatasaray Lisesi’nden mezun 700 tane yazarımız var. Bu çok önemli bir rakam.

Zaten bu eskileri ortaya çıkarmamızın nedeni de yeni neslin, Galatasaray topluluğu içindeki beraberliğimizi, topluma örnek oluşumuzu, memlekete hizmet ediş tarzımızı bir nebze olsun görmeleri ve öğrenmeleri. Gençler yaptıklarımızın iyilerini muhafaza etsin, gereksizlerini de bıraksın. Ancak geçmişlerini bilmeleri gerekiyor. Çünkü insan geçmişini, tarihini bilmediği takdirde hatalar yapabiliyor.

-Bir söyleşinizde, “Sanayiciydim, kültür sanat adamına dönüştüm” diyorsunuz. Bunu nasıl başardınız?
Suna, bir mücadele veriyor. Bu mücadeleyi vermesinin ilk nedeni, kızımız İpek’in ricasıdır. İpek, Suna’ya “Anne bizi bırakma” dedi. O da bu nedenle hayata tutundu.

Aslına bakarsanız, insanlar bir yaşa kadar bütün isteklerini biriktiriyor. Örneğin, ben bazen bir kitabı, daha sonra okumak üzere bir kenara koyuyorum. Çünkü, o an zamanımız olmuyor. Fırsatımız olduğunda da zaman geçmiş oluyor. İnsanlar nasıl olsa yaparım diyerek yapacaklarını ertelememeli.

Dolayısıyla Suna Hanım tüm bu isteklerini ortaya çıkardığı için ben sanayiye “Allahaısmarladık” deyip, bu işin içine girdim. Bir sanayiciden, kültür ve sanat adamına Suna sayesinde dönüştüm.

2003’te Suna İnan Kıraç Vakfı’nı kurduk. Bu vakfa ihtiyacımız vardı. İşleyişinin, kapsamının şekillenmesi ve başarılı arkadaşları bulup bu işlerin başına getirebilmemiz gerekiyordu. Çünkü, bizlerden sonra bu işi onlar götürecek. Sistemi çalışabilir hale getirmek kolay değil. Vakıftan sonra da Pera Müzesi’ni kurduk.

“En Gurur Duyduğum Proje”
En gurur duyduğumuz proje, çocuklarımızın, yüzlerce çocuğun bizim vakfımız sayesinde okumasıdır. Onları hayata kazandırabilmiş olmaktan dolayı çok mutluyuz. Her birinin istedikleri alanda eğitim alabilmeleri için onlara karşılıksız olarak o maddi imkanı sağlayabilmiş olmamızdan büyük bir gurur duyuyoruz.

Bir kurumun sosyal sorumluluklarıyla ilgili tutarlılığını, kriz süreçlerindeki dayanma gücü ve sürdürülebilirliğinden de anlarsınız. Meşhur Ermeni dostumuz Gülbenkyan’ın bir vakfı vardı. Ve bu vakıf 5 milyar dolar gibi çok büyük bir fona sahipti. Bir zamanlar vakfın gelirlerinin yıllık 360 ile 480 milyon dolar arasında olacağını düşünmüşler. Büyüklüklerini de bu rakamlarda tutmuşlar. Sonra faizler birden düşünce, vakfın gerçekleştirdiği pek çok projeden vazgeçmek zorunda kalmışlar.

O yüzden artık bizim kulvarlarımız belli. Başka bir yerde büyümek istemiyoruz. Başka koleksiyonlara, başka alanlara girmek gibi bir niyetimiz yok. Biz bugünü muhafaza edelim, bugünkü sistemler içinde yaşayalım istiyoruz.

Tabii ki ekonomik krizler, sıkışıklıklar olacaktır. Ona göre de kendimizi adapte ediyoruz. Bizim için önemli olan yaptıklarımızın devamlılığının olması. Yurtdışından her yıl 4-5 sergi getirmeyi, Türk toplumuna bunu anlatmayı, göstermeyi ve kendi hadiselerimiz içinde başarıyla yürümeyi amaçlıyoruz.

“O da Bunun Zevkini Yaşayabilsin”

Suna’yı Her Sergiye Getiriyoruz
Yaptığım pek çok çalışmayı Suna’yla paylaşmam gerekiyor ki, o da bunun zevkini yaşayabilsin. Suna’yı sergilere getiriyoruz. Her sergi açılışından önce ya da sonra mutlaka o sergiyi geziyor, her esere ayrı vakit ayırıyor.

Dali’yi de Gördü
Sadece Pera Müzesi’ne ve İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün müzesine değil yeni açılan özel müzelerdeki güncel sergileri de takip ediyor. Örneğin Salvador Dali’nin sergisi açıldığında Sabancı Müzesi’ne, “Gölgeye Övgü” sergisi açıldığında İstanbul Modern’e mutlaka gider.

Yorumlarını Gözlerinden Alıyoruz
Suna sergi gezerken de bizim gibi gezmiyor. Resimlerin başında tek tek bekliyor. Resmin karşısında duruyor. O sırada kendisine resimle ilgili izahat veriliyor. Yorumlarını da gözlerine bakıp alıyoruz. Beğendiğini de beğenmediğini de ifadesinden anlıyoruz.

Özlem Aydın Ayvacı
oaydin@capital.com.tr


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz