Züğürt Ağa Gerçek Oldu

Bazen filmlerde gördüklerimizin gerçek yaşama uyarlanmış haline tanık oluruz... Şener Şen’in unutulmaz filmi gibi... “Züğürt Ağa”, topraklarını bırakıp, kente gelen, buradaki ticari girişimlerinde ...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Züğürt Ağa Gerçek Oldu

Bazen filmlerde gördüklerimizin gerçek yaşama uyarlanmış haline tanık oluruz... Şener Şen’in unutulmaz filmi gibi... “Züğürt Ağa”, topraklarını bırakıp, kente gelen, buradaki ticari girişimlerinde başarısız olan bir toprak sahibini anlatıyordu... Şimdi Güneydoğu’da benzer bir tablo oluşuyor. Topraktan kazandıklarını un, çırçır, konfeksiyon, yem gibi tesislere yatıran ağalar, yönetim hatalarının yanı sıra, krizin darbesiyle sıkıntıya girdiler. Bazıları fabrikalarını kapattı, açık olanlarda da kapasite çok düşük. Bir bölümü ise toprağa geri döndü...

Züğürt Ağa filmi Anadolu’daki “ağa” kavramanı anlatan baş yapıtlardan biridir. Şener Şen canlandırdığı karakterle köyün geçimini üstlenmiş bir ağa portresi çizer. Filmde “Ağa olmak” kavramı insanların geçimini sağlamakla özdeşleştirilir. Tüm köyün sorumluluğunu üstlenmiş olan ağa, zor şartların etkisiyle sonunda İstanbul’a gelerek ticaret yapmaya başlar. Ancak, açtığı marketi ve diğer işlerini yürütemez iflas eder. En son domates satmak zorunda kalır. Sokaklarda “Dometes” diye bağırmasında ise hala bir ağanın ağırlığı vardır. Pek iyi bir satıcı olmadığı da bellidir...

Şener Şen’in bu filmi çok eskide kaldı. Tekrarını televizyonlarda izleyenler hala gülebiliyorlar. Çünkü, gerçek yaşamın içinden, bir bölgenin insanının öyküsünü anlatan bir film... Üstelik eğlenceli ve komik de...

Son dönemde aynı bölgede yaşananlar ise benzer tablolar içerse bile, komik değil. Bölgede yükselen bir umudu azaltması açısından üzücü olduğu da söylenebilir. Çünkü, topraktan sağladıkları geliri yatırıma, fabrikaya dönüştüren ağalar ya da toprak sahiplerinin bir bölümü zora girmiş durumdalar. Bölgeyi yakından tanıyan bir işadamı, “Onların da Züğürt Ağa’dan farkları kalmadı. Ellerindeki, avuçlarındakini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldılar” yorumunu yapıyor.

Toprak sahibi olan Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nin önde gelen aileleri, özellikle 1990’lardan sonra sanayi yatırımı yapmaya başladı. Yıllardan beri kuşaktan kuşağa geçen topraklarını elde çıkaran ağalar, tekstilden gıdaya bir çok sektörde yatırım yaptı. Bu yatırımlar ise bölge ekonomisine ciddi anlamda canlılık kazandırdı. 

Ancak, ekonomik krizle birlikte zor duruma düşen sanayici gibi ağalar da dar boğaza girdi. Bölgedeki firmaların bir çoğu kapandı. Ayakta kalanlar ise düşük kapasite ile üretime devam eder hale geldi. Kriz, Diyarbakır’da 100, Şanlıurfa’da 120, Mardin’de 10 Adıyaman’da ise 40 firmanın kapanmasına neden oldu. 

Ağalıktan fabrikatörlüğe

Güneydoğu Anadolu Projesi’nin bölgeye getirdiği refah ve zenginlikle birlikte “sanayinin yeni ağaları”nın bir çoğu sermaye birikimlerini yatırımı yaparak değerlendirdi. Üstelik ağalar Güneydoğu Anadolu’nun “mahkus” tarihini değiştirmede de önemli bir rol oynayan bu dönüşümde oldukça da iddialıydı.

Bölgenin yeni tip sanayicileri, sadece yatırım yapmakla kalmıyor, birbiri ardına da yeni projeler de geliştiriyordu. Gıda yatırımı yapan, tekstil yatırımının inşaatına başlıyor, çırçır fabrikası olan iplik yatırımı için kolları sıvıyordu. Aralarında Şanlıurfalı Reşit Polat, Mardinli Bedrettin Karaboğa gibi EGS ile ortak yatırım yapanlar da vardı.

Böylece “toprak ağaları”, yabancı oldukları bir alana, sanayi yatırımlarına da adım atmış oluyorlardı. Amaç, topraktan kazanılanı, aynı topraklara, bu kez fabrika olarak geri vermekti...

Ancak, planlar pek tutmadı. En azından bazı yeni girişimciler için... Bunda, yönetim hatalarının payı da vardı. Ama hepsinden önemlisi Türkiye’nin yaşadığı ekonomik kriz ve devalüasyon planları alt üst etmişti. Bir anlamda, Capital’in daha önceki haberinin başlığı olan “Ağam sanayici oldu” deyimi,bu kez “Ağam bin pişmana” dönüşmüştü. Çünkü, fabrikalar kapanmaya, bazıları da çok düşük kapasiteyle çalışmaya başlamıştı. Bu arada yarım kalan yatırımlar da vardı.

Adıyamanlı Çetin’in sanayi macerası

Tarımdan sanayiciliğe yönelen Adıyamanlı Ziya-Nazif Çetin Kardeşler’in öyküsü,  Atatürk Barajı’nın yapılması ile başladı. Aile, baraj sonrasında Samsat İlçesi’ndeki 10 bin dönümlük tarım arazileri sular altında kalınca, sanayi yatırımı yapmaya karar verdi. Biraz da koşulların zorlamasıyla, kendilerine en uygun yatırım olarak “un” fabrikasını seçtiler.

1995 yılında 5 bin metrekarelik bir alan üzerinde kurulan Balcılar Un Fabrikası, kısa süre sonra günde 35 bin ton un işler hale geldi. Bütün arazileri sular altında kalmayan Ziya Çetin, bir yandan da 8 dönümlük arazisinde ise tarıma devam ediyordu.

Yıllarını toprak işlemeye veren Çetin Ailesi, başlangıçta işler iyi gittiğinden, sanayici olmayı benimsemişlerdi. Hatta, ailenin çocukları da aynı sektörde yatırımı düşünüyordu. Ziya Çetin ise işleri büyütüp, yem sektörüne yatırımı planlıyordu. Ancak, ne var ki, Çetin, değil yem fabrikası kurmak elindeki Balcılar Un Fabrikası’nı bile geçtiğimiz yıl satmak zorunda kaldı. Sanayicilikten vazgeçen Ziya Çetin, yeniden arazisine döndü, şimdi tarımla uğraşıyor.

Bankada itibar da azaldı

Güneydoğu’da “hatırlı kişi” olmak, bankalarda kapı da karşılanmanızı sağlayan bir sıfattır. Büyük toprak sahipleri ise bölgenin en hatırlı kişileri olarak görülüyordu. Aralarında fabrikaları olanlar, banka ile ilişkilerinde sıkıntı çekmezlerdi. Mal varlıkları bilenen sanayici ağalar, ihtiyaç duydukları zaman her türlü teminat mektubunu bankalardan kolaylıkla alabiliyordu. Ancak işler tersine dönüp, kepenk indirilmeye başlanınca bankalar da, Güneydoğulu sanayicilere teminat mektubu vermekten bile kaçınır hale geldi.  Eskiden bankalarda ayakta karşılandıklarını belirten Duyan Un Sanayi’nin sahibi Şehmuz Duyan şöyle konuşuyor:

“Ben Mardin Sanayici ve İşadamları Derneği’nin eski başkanıyım. Mardin’de topraklarım, sanayi yatırımlarım var. Bundan birkaç yıl öncesine kadar bankalarda ayakta karşılanır, her türlü işimiz görülürdü. Ancak, şimdi bankalar bizimle çalışmamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Buradaki sanayiciler, değil kredi, bankalardan teminat mektubu bile alamıyor. Ekonomik krizle birlikte bir çok arkadaşımız fabrikalarını kapattı ya da kapasitesine düşürdü. Sabun ve yağ fabrikalarımı kapattım. Çırçır ve un fabrikalarında ise düşük kapasite ile de olsa üretime devam ediyorum. Ayrıca, nakliyat işimde sürüyor. Bitmiş tesislerimiz var ama makine alamadığımız için faaliyete geçiremiyoruz. Bu durumda ben nasıl yeni yatırım yapmayı düşüneyim?”

EGS’den gelen darbe

Küçük ve orta ölçekli tekstil ve hazır giyim şirketlerinin ihracata yönelmesinde etkin bir rol üstlenen EGS Holding, bir dönem tekstil yatırımı yapan sanayici ağalarında gözde grubu arasında yer alıyordu. EGS Holding’in bölgede yaptığı bir takım incelemeler ve görüşmeler sonucunda Mardinli Ali Ökmen’den, Şanlıurfalı Reşit Polat’a kadar tekstil yatırımı olan Güneydoğulu sanayiciler, EGS’yle ortak yatırıma gitmişlerdi. Bazıları konfeksiyon, bazıları da çırçır tesisi kurmuştu.

Ancak bu ortaklıklar da kriz ortamı ile birlikte bir bir bitti. Ham penye kumaşı üreten ABA Tekstil’in sahibi Müslüm Avşaroğlu’nun da EGS ile ortaklığı bulunuyordu. Yatırımların ardı ardına geldiği dönemde Avşaroğlu, işlerini büyütmeyi planlıyordu. Şirketinin EGS ile olan ortaklığının bittiğine değinen Müslüm Avşaroğlu şöyle devam ediyor:

“Tekstilde sanayi yatırımı yaptık. EGS ile ortak olduk. Yeni engetre tesisler kurmayı planlıyorduk. Ancak, birkaç yıldır sanayiye atıldığımıza bin pişman olduk. Şu an fabrikayı ayağa nasıl ayağa kaldıracağımızı düşünüyoruz. İşlerin kötü gitmesiyle EGS ile olan ortaklığımızda bitti. Yeni yatırım yapmak zaten aklımızın ucundan bile geçmiyor. Sermaye birikimlerimizi sanayiye yatırdık. Ama sonuç alamadık. Bankalarla çalışamıyoruz.”

ŞANLIURFALI KAPLAN ACİL YARDIM BEKLİYOR

Şanlıurfa’nın önde gelen sanayicilerinden Fehmi Kaplan, Fırat Çırçır ve nebati yağ fabrikasının sahibi. Ancak, krizin başlamasıyla birlikte yağ fabrikasını kapattı. Tekstil fabrikasının ise kapasite kullanımını yüzde 50 düşürmek zorunda kaldı. İplik fabrikasının tesisini bitirdiği halde makine alamadığı için üretime geçemedi. Konfeksiyon fabrikası ise makineleri olduğu halde çalışmıyor. Topraklarını satarak sanayi yatırımı yaptığını belirten Fehmi Kaplan şöyle konuşuyor:

“10 yıl önce topraklarımı satarak sanayi yatırımına girdim. Sanayi yatırımlarımın tutarı 5 milyon doların üzerinde. Geçmiş yıllarda 2-3 milyon dolarlık ihracat yaptığımız yıllar oldu. Vergi rekortmeni olarak ilk üçte yer aldım. Ama şimdi fabrikalarımın kapasitesini düşürüyorum. Tesisini bitirdiğim fabrikalarda üretime geçemiyorum. Bankalardan teminat mektubu bile alamıyorum. Benim fabrikalarımda 500 işçi çalışırken, şu an 100 kişiyi zor istihdam ediyoruz. Hükümetin Güneydoğu için acil önlem alması lazım. Şanlıurfa’da beş altı tane yağ, 20’nin üzerinde tekstil fabrikası çalışmıyor.”
 
KARABOĞA ŞİRKETLERİNİ DEVREDİYOR
 
Güneydoğu Bölgesi’nin önde gelen yatırımcılarından biri olan Bedrettin Karaboğa, çiftçi bir aileden geliyor. Mardin Kızıltepe’de 3 bin dönümlük arazide çiftçilik yapan, Karaboğa 1987 yılında Özelleştirme İdaresi’nden bir un fabrikası satın alarak sanayiciliğe başladı. Un fabrikasından sonra Kızıltepe Star Gıda Sanayi’ni kuran Karaboğa ailesi, böylece çikolata, gofret alanına da girdi. Ardından da makarna üretimi yapan Mer Gıda Sanayi adlı tesis geldi. Karaboğalar hızla büyümeye devam etti. Birkaç sonra da Kızıltepe Yem Fabrikası’nı satın aldılar.

Son olarak da 1997’de EGS ile Karaboğa Tekstil AŞ adı altında tekstil fabrikası yatırımı devreye girdi. Tekstil fabrikasında penye üretimi yapılıyor. Bu üretimin yüzde 100’ü Almanya’ya ihraç ediliyordu. Ancak, son dönemde hesaplar değişti.

Çiftçilikten sanayiciliğe uzanan Karaboğa’ların öyküsü ise son yıllarda yaşanan ekonomik sıkıntıdan dolayı alt üst oldu. Aile tekstil yatırımını güçlendirmek için bankalardan kredi kullanarak makine parkurunu genişletti. İşler kötü gidince de şirketlerini devretmeye çalışmak zorunda kaldı. Aile başta tekstil olmak üzere sanayi yatırımlarını  devretme çabası içinde.

 


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz