"AB Tarih Verirse 4 Sente Girebiliriz"

Kerem Dalbudak / Kalkınma Menkul Değerler Portföy Yönetim Müdürü    Kerem Dalbudak, Kalkınma Menkul Değerler’in portföy yönetim müdürü… Yönettiği 5 fonun performansıyla öne çıkıyor. 2004 ...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
AB Tarih Verirse 4 Sente Girebiliriz
Kerem Dalbudak / Kalkınma Menkul Değerler Portföy Yönetim Müdürü  
 
Kerem Dalbudak, Kalkınma Menkul Değerler’in portföy yönetim müdürü… Yönettiği 5 fonun performansıyla öne çıkıyor. 2004 yılından çok umutlu. Türkiye için kritik bir yıl olacağını, Kıbrıs ve AB’deki çözümün, borsanın yolunu açacağını söylüyor. Ona göre, kısa vadede endeksin önünde 21.600 hedefi var. Kıbrıs sorunu çözüldükten sonra endeks yatay seyre girebilir. Ancak, sonrası gelişmelere bağlı. Dalbudak, “AB’den tarih alırsak, ilk etapta 2 sent’i geçeriz, daha sonra da 2000 yılında gördüğümüz 4 sent seviyelerine gideriz. Para girişi olduğu sürece yükseliş devam eder” diye konuşuyor.  
 
Piyasaların hareketli olduğu zamanlarda fon yönetiminin önemi daha iyi anlaşılır. Bu nedenle fonların gösterdiği performans, yatırımcılar tarafından yakından takip edilir. Kalkınma Menkul Değerler’in yönettiği 5 yatırım fonu da yılbaşından bu yana ortaya koyduğu performansla, yatırımcılarının yüzünü güldürdü. Bu başarının arkasındaki isimlerden biri de Portföy Yönetim Müdürü Kerem Dalbudak idi…  
 
Kerem Dalbudak’a göre, gösterdikleri performansta son 2,5 yıldır fonlarını başarı kriterlerine göre yönetmeleri etkili oluyor. Böylece kendilerini ölçme ve değerlendirme şansını yakaladıklarına dikkat çekiyor.  
 
Dalbudak, 2004 yılının tamamında bu başarıyı göstereceklerini, ancak her şeyin Kıbrıs ve Avrupa Birliği’nden gelecek haberlere bağlı olduğunu söylüyor. Dalbudak, “2004 yılı Türkiye için bir kırılma noktası olacak. Çünkü Kıbrıs ve AB konuları çözülecek ve şimdiye kadar piyasalarda telaffuz etmediğimiz rakamları göreceğiz” diyor.  
 
2004 yılında kazanç fırsatlarının A tipi yatırım fonlarında olacağını söyleyen, Kerem Dalbudak, başarı kriterlerini ve piyasalara ilişkin beklentilerini Capital’e anlattı:  
 
Yılbaşından bu yana en çok kazandıran fonlar Kalkınma Menkul Değerler’in fonları oldu. Bu başarının sırrı neydi?  
 
Biz 5 yatırım fonunu yönetiyoruz. Bunların 3’ü Kalkınma Bankası’nın, diğer ikisi ise menkul değerler şirketimizin. Bu fonları 2,5 yıldır “benchmark”lara, yani başarı kriterlerine göre yönetiyoruz. Sonuçta fonlarımızın performansını ölçüyoruz.  
 
Bunu yaparken de, fonun içeriğinde bulunmasını planladığımız menkul kıymetlerin ağırlıklarını hesaplıyoruz. Hedeflerimizi de bunlara göre net olarak ortaya koyuyoruz. Tüm bunlar bize, kendimizi görme ve başarımızı ölçme imkanı sağlıyor. Öyle bir planlama yapıyoruz ki, örneğin borsanın yüzde 3 düştüğü günlerde, bizim fonlarımız maksimum yüzde 1 değer kaybediyor.  
Yatırımcılarımız da bunu çok iyi biliyor. Zaten bizim işimiz, şartlar iyi olduğunda beklentinin ve piyasanın üstünde bir getiri sağlamak, şartlar kötü olduğunda piyasaların üstünde performans göstermek. Esas hedefimiz ise belirlediğimiz başarı kriterlerinin üstünde kalabilmek.  
 
Fon yönetirken nasıl bir strateji izliyorsunuz?  
 
Bizim yaklaşımımız çok agresif değil, daha konservatif düşünüyoruz. Mümkün olduğunca az risk almaya çalışıyoruz. Burada da az önce bahsettiğim başarı kriterleri, riski sınırlandırmamıza yardımcı oluyor. Ayrıca, her fon için belirlediğimiz limitler ve sınırlamalarımız var. Örneğin, A tipi fonlarımız için hisse senedi seçerken, tercihimizi İMKB-30 ve İMKB-50 hisselerinden yana kullanıyoruz. Dolayısıyla, küçük ve spekülatif olduğu düşünülen hisse senetlerine yatırım yapmıyoruz.  
 
Fon yönetirken çok dikkat ettiğimiz bir başka unsur ise zamanlama. 19 Mart itibariyle baktığımızda, borsanın çok fazla getiri sağlamadığını görüyoruz. Yılbaşından söz konusu tarihe kadar geçen sürede yüzde 2-3’lük bir getiri var. Ama biz 19.700–20.000 puanı gördük. Oradan tekrar geri geldik. Uzun süre de 19.500’ler civarında dalgalandık. Biz böyle bir dönemde bile gayet iyi getiriler elde ettik. Ancak, bizim için önemli olan o getiriyi korumak.  
 
Demek ki, biz doğru zamanda, doğru hisse senedini almışız, doğru zamanda da paraya dönüp tekrar beklemeye geçmişiz. Bono piyasası için de aynı şeyleri söylemek mümkün. Orada da sınırlı bir hareket yaşandı. Yüzde 23.5-24 faizler civarında gidip geliyoruz. Ama fonlarımız kazandırmaya devam ediyor.Yani doğru zamanlarda doğru kararlar almayı biliyoruz diyebilirim.  
 
Bu doğru kararları neye göre alıyorsunuz?  
 
Bizim bir yatırım komitemiz var. Bu komite, araştırma, fon yönetimi ve hazine bölümlerinden oluşuyor. Haftada bir toplanıp neyi nasıl yapacağımıza karar veriyoruz. Her zaman için ana bir senaryomuz var. Bu, 1-1.5 yıllık bir senaryo. Haftada bir bu senaryolardan sapma olup olmadığını değerlendirip, gelişmelerin bizi ne yöne götüreceğini tartışıyoruz. Mesela seçimlerden 8-9 ay öncesinde biz seçim konuşuyorduk. Daha seçim lafı olmadan, “Hangi partiler, ne kadar oy alır, bu bizim stratejilerimizi nasıl değiştiriri” tartışıyorduk.    
 
Menkul kıymet seçimini ise, araştırma bölümünün çalışmaları doğrultusunda yapıyoruz. Araştırma bölümü, önümüzdeki 6 ay, hatta 1 yıl için tavsiye edebileceğimiz 15 hisse senedi çıkarıyor. Biz de bu hisseler arasından seçim yapıyoruz.  
 
Bu fon yöneticisinin serbestisinde olan bir durum. Araştırma bölümünün önermediği bir hisseyi almıyoruz, ama onların seçtikleri hisselerin tamamını da portföylerimize almıyoruz.  
 
Endeksin seyrini nasıl değerlendiriyorsunuz? Önümüzdeki dönemde endeksi etkileyecek gelişmeler neler olacak?  
 
2004 yılı Türkiye için bir kırılma noktası olarak değerlendirilebilir. Sadece piyasalar anlamında değil, siyasi anlamda da ciddi bir kırılma noktasından geçiyoruz. Bunun nedeni Avrupa Birliği. Ona giden yoldaki en büyük yapı taşı da Kıbrıs müzakerelerinin sonuçlanması. Ben bu konunun bir şekilde çözüleceğine inanıyorum. Hatta bunun New York’ta yapılan görüşmelerde üç aşağı beş yukarı halledildiğini düşünüyorum.  
 
Kıbrıs, AB’ye girişimiz için bir engeldi ve bu engel bir şekilde ortadan kalkacak. Ama piyasalar henüz bunu satın almadı. Çünkü, sokaktaki insanın yanı sıra, piyasalarda da “Bizi AB’ye almazlar” zihniyeti hakim. Dolayısıyla fiyatlamalar da buna göre yapılmış durumda.  
Normal şartlarda 1.5-2 sent aralığında hareket eden bir endekse sahibiz. Çok ekstrem bir durumu IMF ile ilk imzalanan anlaşma sonrası 2000 yılında görmüştük. Piyasa 4 sent’e kadar yükselmişti. Yani şu anda 1.5-1.6 sent civarında (22 Mart) olduğumuza göre gidebileceğimiz yer oldukça fazla. AB’ye girme olasılığımız, yani yıl sonunda tarih alma şansımız yüzde 1 bile olsa, piyasanın bunu satın alması gerekir. Sonuçta bulunduğumuz noktanın çok daha üstüne çıkma şansını yakalamış oluruz.  
 
Piyasaların önünde iki senaryo olacak: Biri AB’li diğeri, AB’siz. Siz Kalkınma Menkul Değerler olarak projeksiyonlarınızı hangisine göre yapıyorsunuz?  
 
Açıkçası iyimser senaryoya göre yapıyoruz. Çünkü, iyimseriz. Ama olumsuz senaryoda da piyasaların çok fazla olumsuz etkileneceğini düşünmüyorum. Çünkü, bu zaten cumhuriyet tarihinden bu yana çözülemeyen bir konu.  
 
Kıbrıs konusu çözüldü ve AB’den tarih aldık. Piyasalar buna nasıl tepki verir?  
 
Endeks ya da faizlerde çok çok farklı noktalardan bahsediyor oluruz. Belki şimdiye kadar hiç telaffuz etmediğimiz rakamları görebiliriz. İlk etapta 2 sent’i geçeriz, daha sonra da 2000 yılında gördüğümüz 4 sent seviyelerine gideriz. Buranın ardından ise artık olay bilimsel bir tahmin yapmaktan öteye gider ve hızlı yükselişe geçeriz. Para girişi olduğu sürece yükseliş devam eder. Tabii bu borsadaki şirketlerin o değerde olduğu anlamına gelmez. Ancak, AB konusunda olumlu bir gelişme olmazsa, bu yılı 1.5-2 sent aralığında bir yerde tamamlarız.  
 
Türkiye’de borsa yatırımcısı genelde kısa vadeli düşünmeyi seviyor. Sizin kısa vadeli beklentileriniz nasıl?  
 
Uzun bir beklemeden sonra 20 bin puandaki psikolojik direnci aştık. Şu anda önümüzdeki en önemli direnç noktası ise 21 bin olarak görünüyor. Buranın üstünde ise 21 bin 500 seviyesi karşımıza çıkıyor. Geçen yılın son 3 ayından itibaren gelen fiyatlar aslında normal. Özellikle büyük şirketler dediğimiz bankalar ve holdinglerin değerlerinin, olması gerektiği yerde olduğunu düşünüyorum. Ben şu anda çok ucuz bir İMKB-30 şirketi göremiyorum. Belki arada, bir-iki şirket kalmış olabilir, ama çok ucuz diye bir şey yok.  
 
Ben bu yıl hareketin daha küçük, 2-3 yıldır unutulan hisselere kaymasını bekliyorum. Endekse dönersek; endeksi büyük şirketler hareket ettirir. O yüzden endeksin buralarda sıkışması çok anormal değil. Bir bekleyiş süreci var. Mesela geçtiğimiz günlerde Rauf Denktaş’ın olumsuz bir açıklaması vardı. Piyasa buna bile çok tepki göstermedi. Dolayısıyla, piyasanın kötümser olduğunu söylemek yanlış olur.  
 
Peki bu psikolojik sınır ne zaman aşılacak?  
 
Önümüzdeki bir-iki ay içinde aşılacağını düşünüyorum. Kıbrıs’ta nisanda referandum olur, bundan da ‘evet’ oyu çıkarsa, direnç noktaları da kırılır. Ama dirençler aşılsa bile, önümüzdeki birkaç ay yatay seyrin sürmesi kaçınılmaz olacak.  
 
Peki bu ortamda yatırımcılara neler öneriyorsunuz?  
 
Her yatırımcının risk profili farklı, bu nedenle bir portföy önerisi yapmak çok doğru olmaz. Ama ortalama bir yatırımcının portföyünde bu yıl A tipi fonların ağırlıkta olması gerekiyor. Yani hisse senedinin daha ağırlıklı olması lazım. Çünkü, oradaki potansiyel daha fazla. Riski seven yatırımcının hisse fonlarında, hatta endeks fonlarında olması lazım. Riski sevmeyen yatırımcılar ise bonoya yönelebilir.  
 
FAİZ VE DÖVİZDE NELER OLACAK?  
 
Faiz ve dövizle ilgili beklentileriniz nasıl? Faizin cazibesi sürüyor mu?  
 
Bence artık “Döviz bir yatırım aracıdır” anlayışının kırılması gerekiyor. Avrupa’da ya da Amerika’da dövize yatırım yapan bir yatırımcı yok. Doların düşük seviyelerde kalmasının, bu anlamda iyi bir tarafı olduğunu düşünüyorum.  
 
Faizde ise iyi bir yere geldik. Ancak, reel faiz hâlâ yüksek. Faiz cephesindeki en olumlu gelişme, devletin geçmişteki gibi yüksek faizler ödememesi. Tüm bunlara rağmen, bence faizin cazibesi sürüyor. Hisse senedi gibi riskler almaktan hoşlanmayan bir yatırımcı, ağırlığını bonoların oluşturduğu fonlardan alabilir ya da Hazine’nin açtığı bir ihaleye katılabilir. Sonuçta hali hazırda yüzde 8-9 civarında reel faiz almak mümkün.  
 
BU HİSSELERE DİKKAT!  
 
Size göre 2004 yılının sektörleri hangileri olacak?  
 
Biz hisse seçimimizi İMKB-30 ve İMKB-50 içinden yapıyoruz. Tabii sektörlere göre spesifik konular da var. Mesela demir çelik fiyatlarının aşırı artması ve bunun belli hisselere bire bir yansıması enteresan bir gelişme.  
 
Ancak, bunun dışında biz bu yıl tüketime, bireysel harcamaya bağlı sektörlerde ciddi performans yaşanacağını düşünüyoruz. Bunlar arasında otomotivi, beyaz eşyayı, tekstili sayabiliriz. Yıllardır ertelenmiş harcamalar var, faizlerin düşmesinden, kredi vadelerinin uzamasından kaynaklanan harcama da olacaktır. Bu gayri menkulün ve tüketim kalemlerinin cazibesini artıracaktır.    
Biz bu sektörler arasından hisse seçimini de değerine göre yapıyoruz. Bir hisse piyasaya göre pahalı, ama bizim projeksiyonlarımıza göre ucuz olabilir.  
 
Genel olarak hisse senedi fiyatlarının olması gereken düzeyde olduğunu söylüyorsunuz. Böyle bir ortamda size göre hangi hisse senetleri cazip?  
 
Fiyat seviyelerine baktığımızda, fiyatlar anormal ucuz değil, hatta piyasaya göre normal. Ama bizim projeksiyonlarımıza göre, ederi çok daha fazla olan şirketler var. Mesela otomotiv sektöründeki Tofaş Oto ve Ford Otosan gibi şirketler yatırım açısından cazip.  
 
Beyaz eşyada ise Vestel, Arçelik’e kıyasla oldukça ucuz. Bu değerlendirmeyi de ürün yelpazesini ve yapılan işleri kıyaslayarak yapıyoruz. Ama bu ucuzluk bir yıl da devam edebilir, yarından itibaren yükseliş trendine girebilir. Bu arada, Turkcell’in de çok ucuz kaldığını düşünüyorum. Her yıl 1 miyar dolar nakit basması şirketi cazip kılıyor. Ayrıca en yakın rakibinin de piyasadan çekilmek üzere olması cazibesini artırıyor. Holding hisseleri arasında da Sabancı Holding’in daha cazip olduğunu düşünüyorum. Yükseliş potansiyeli taşıyan ender holdinglerden biri.  
 
“YATIRIMCI HİSSE SEÇİMİ YAPMAMALI”  
 
Yatırımcı hisse senedi seçimini neye göre yapmalı?  
 
Yatırımcı hisse senedi seçimi yapmamalı. Bireysel yatırımcı parasını fonlarda değerlendirmeli. Eğer çok parası varsa, gidip portföy yönetimi yaptırmalı. Nasıl biz dişimiz ağrıdığında, doktora gidiyorsak, aynı şey para yönetimi için de geçerli. Sonuçta bu hizmeti veren uzmanlar var. Performans da ortada. Yatırımcının buna alışması lazım. Çünkü, sokaktaki insan bu işi uzmanından daha iyi bilemez.  
 
Zaten son dönemde yatırım fonlarına ilginin arttığı gözleniyor. Size göre yatırımcılar bu enstrümana alıştı mı?  
 
Aslında yatırımcı farklı enstrüman arayışı içerisinde. Fonlar bu yüzden eskisinden çok daha cazip. Uzun süredir, fonları merak eden yatırımcılardan telefonlar alıyorum. Bizim yatırımcımız, henüz yatırım fonları konusunda çok bilgili değil. Çok büyük bir fon pazarı var. Ama bunun yüzde 70-80’i likit fonlar.  
 
Tahvil-bono fonuna yatırım yapanlar, A tipi değişken fon alanlar, hisse fonu alanlar hâlâ çok azınlıkta. Bu konuda alışkanlık yok. Ama zaman içinde yerleşeceğini düşünüyorum. 2004’ün de bu ortamı oluşturmak açısından çok başarılı olacağını düşünüyorum.  
 
“YABANCI FONLAR GELMELİ”  
 
Yabancı yatırımcıların Türkiye’ye bakışı nasıl?  
 
Yabancı yatırımcı Türkiye’de her zaman var. Hatta yabancıların piyasadaki yeri hiç yüzde 50’nin altına düşmedi. Ama yabancı yatırımcı dediğimiz zaman, aslında çok ciddi fonlardan bahsediyor olmamız gerekiyor. Ancak o fonlarda da Türkiye oranı çok düşük. Hatta birçoğunda Türkiye bile yok. Ancak, asıl önemli olan yabancı yatırımcıların, portföy yönetimi olarak değil de, direkt yatırım olarak gelmeleri. Ayrıca, bizim statümüzün yükselmesi sebebiyle gelebilecek fonlar da var. Bu da ancak Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesiyle olur. Çünkü, bu fonların da kendilerine göre kriterleri var. Nasıl bizim fonlarımızda “Sadece İMKB-30 ve İMKB-50’ye yatırım yapılabilir” yazıyorsa, onların fonlarında da “Sadece G-7 ülkelerine ya da AB’ye dahil ülkelere yatırım yapabilirsin” yazıyor.  
 
AB’ye girme sürecimiz başlarsa, yani tarih alabilirsek, biz de o fonlarda yerimizi alacağız. Dolayısıyla Türkiye’yi hiç sevmeyen bir adam bile, fonunun yüzde 1’iyle bile olsa Türkiye’den fon alacak.    

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz