"Endeksin AB'li Hedefi 1.8 Sent"

İsviçre Portföy Yönetimi Portföy Yöneticisi Osman Nuri Özcan, borsanın önünde iki önemli beklenti olduğuna dikkat çekiyor: IMF ve Avrupa Birliği… “IMF ile anlaşma, AB’den daha önemli. Bunu, geniş b...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Endeksin AB'li Hedefi 1.8 Sent

hedİsviçre Portföy Yönetimi Portföy Yöneticisi Osman Nuri Özcan, borsanın önünde iki önemli beklenti olduğuna dikkat çekiyor: IMF ve Avrupa Birliği… “IMF ile anlaşma, AB’den daha önemli. Bunu, geniş bir bazda düşünmeliyiz” diye konuşuyor. Ona göre, IMF ile anlaşma sağlanacak. Ardından da sıra AB konusuna gelecek. Özcan, “Şu anda borsa 1.3 sent düzeyinde. Bizim hedefimiz 1.5-1.6 düzeyinde. AB beklentisi de gerçekleşirse 1.8 sent düzeyine ulaşabilir” diyor.

“ENDEKSİN AB’Lİ HEDEFİ 1.8 SENT”

Enflasyondaki düşüş ve ekonomideki olumlu sinyallere rağmen, piyasalar bir türlü istenilen noktalara ulaşamadı. Faizler hala yüksek düzeylerini koruyor. İMKB100 Endeksi bir türlü 20 bin sınırını aşamadı. Üstelik petrol fiyatlarındaki yükseliş ve cari açık konusundaki endişeler döviz kurlarını 1 milyon 500 bin liraya kadar taşıdı.

Tüm bunların yanında, piyasa oyuncularının kafasındaki sorular da hala netleşmedi. Çünkü, ne IMF ile yapılacak anlaşmanın niteliği de AB’nin ekim ayında açıklayacağı İlerleme Raporu’nda Türkiye’nin durumu da bilinmiyor. Piyasadaki beklentiler genelde iyimser. Ancak, piyasa oyuncuları ve bireysel yatırımcılar stratejilerini daha net belirlemek için yine de gerçekleşmeleri görmek istiyor. Bu nedenle de eylül ayına soru işaretleri ile giriyorlar. Üstelik bu yılbaşına kadar da devam edecek.
IMF ile anlaşmanın boyutlarının ne olacağı, ilerleme raporundan alınacak sinyaller, cari açık rakamları ve dış piyasalardaki gelişmelerin yakından izleneceği bu dönemde, piyasaların nasıl tepkiler vereceğini İsviçre Portföy Yönetimi Portföy Yöneticisi Osman Nuri Özcan’a sorduk.
Ona göre, yılbaşına kadar faizlerde düşüş sürecek, TL ise dolar karşısında değer kaybedecek. Şu anda 1,3 sent düzeyinde olan borsa için belirlediği hedef değeri ise 1,5-1,6 sent arasında. Hatta AB’den üyelik konusunda olumlu bir haber gelmesi halinde endeksin 1,75-1,80 sente kadar yükselebileceğini söylüyor. Osman Nuri Özcan, fon yönetim stratejilerini ve yılbaşına kadar olan süreçte piyasalara ilişkin tahminlerini Capital’e anlattı:

*Eylül ayı ile birlikte piyasalar için zor bir dönem başlıyor. Siz eylül ayından yılbaşına kadar olan süreçte piyasalarda nasıl bir trend bekliyorsunuz?
Gerçekten de eylül ayından itibaren Türkiye zor bir döneme girecek. En önemli gündem maddesi IMF’le olan ilişkiler olacak. Burada ise IMF’le yapacağımız 2005 yılı sonrasına yönelik anlaşmanın ne boyutta olacağına bakacağız. Hükümet piyasaları rahatlatmak amacıyla IMF’le niyet anlamında şimdilik bir müzakere anlaşması yapacağını bildirdi.
Tabii şimdilik ortada bir anlaşma yok. Eylül ayı içinde bunun kesinleşmesi gerekiyor. Piyasadaki beklenti, süresi tam olarak bilinmese de bir şekilde stand-by’ın olacağı yönünde. Tabii alınacak kredinin büyüklüğü ve dolayısıyla Türkiye’nin 2005-2006 yıllarında karşılaşacağı finansman yükünü ne kadar azaltacağı konularının netleşmesi açısından bu anlaşma çok önemli.

*Yani yatırım kararı alırken IMF ile yapılacak anlaşmayı yakından takip etmek gerekiyor…
Kesinlikle… Hatta bu konu, bence AB ile ilgili gelişmelerden daha önemli. Bu anlaşmayı geniş bazda düşünmeliyiz. Parasal ve mali disiplin, cari açık, faiz dışı fazla, enflasyon hedefleri, kur politikası gibi hayati konular bu anlaşmayla şekillenecek. Eğer hükümet gerçekten bu işe niyetliyse, IMF ile anlaşmayı imzalar. Orada yazılı olanlara uyarsa da biz yüzümüzün akıyla yolumuza devam ederiz. Aksi takdirde eylül ayında her şeyin şekli farklılaşabilir.

*AB konusundaki beklentiler genel olarak olumlu. Ekim ayında açıklanacak İlerleme Raporu ve aralık ayındaki toplantılar öncesinde piyasalarda nasıl bir trend bekliyorsunuz?
Tabii ki AB konusu da çok önemli. Ancak, aralık ayına dek nasıl bir süreç geçireceğimizi hep birlikte takip edeceğiz. Bu konuda gelecek haberler piyasayı şu ya da bu şekilde dalgalandıracak. Birinci konu, yani IMF ile gidilecek yolun tayini bizim elimizde olan bir şey. Ama ikinci konu olan AB bizim elimizde değil.

Bizim İsviçre Portföy olarak görüşümüz, IMF ile olan anlaşmanın sağlanacağı ve sorunların çözüleceği yönünde. Ancak, ikinci konuya dair ne piyasalara ilişkin bir fiyatlama yaptık, ne de AB ile ilgili herhangi bir ümit içerisindeyiz. Eğer AB’den bizimle ilgili olumlu bir mesaj çıkarsa, oturup bunu yeniden değerlendireceğiz.

Ayrıca, aralık ayında müzakere ve adaylığa dair olumlu bir sonuç çıksa da, bizim oralarda rahatlıkla gezmemiz, iş yapmamız, şirket kurmamız ve onların da aynı şekilde buraya gelmeleri öyle hemen olacak bir şey değil.
*Siz AB konusundaki olumlu gelişmelere de temkinli yaklaşmak gerektiğini düşünüyorsunuz…
Evet, çünkü bunun için yaşanmış örnekler var. Örneğin, 2015’te AB’ye girsek bile bu ve benzeri konular, ancak 2030’dan sonra hayata geçecek şeyler. Önümüzde Bulgaristan, Polonya gibi örnekler var. Onlar 2005’te AB’ye tam üye olacaklar ama bu tip girişimleri ancak 2015’te yapabilecekler. Çünkü, AB’nin çok katı kuralları var. Üye oldukları anda AB’den çok yüklü miktarda mali yardım da alamayacaklar.
Bizim açımızdan baktığımızda piyasa buna nasıl bir tepki verecek? Belki ilk başta bir şok fiyatlama yapabilir, ama sürecin böyle işleyeceği görülünce fiyatlarda olması gereken seviyelere oturacaktır.

*Bu beklentiler paralelinde yatırımcılar nasıl bir strateji izlemeli?
Bana göre, yatırımcıların öncelikle yapması gereken şey, IMF ile ilgili gelişmeleri yakından takip etmeleri olacak. Oradan çıkacak sonuca göre de, risk algılamalarında bir tercih yapıp, yatırımlarını ona göre şekillendirmeliler. Eğer IMF ile anlaşma yapılacağına inanıyorsa, yatırımlarını TL cinsinden enstrümanlara yapabilirler. Ama hükümete karşı bir güvensizliği ve IMF ile anlaşmanın sağlanacağına dair kuşkuları varsa, yabancı para cinsinden enstrümanlarda kalmalı ve daha likit olmalılar. Ama gerek kurum olarak gerekse şahsi anlamda, IMF ile bir şekilde anlaşma yapılacağını düşünüyorum.

*Hazine bonosu ve devlet tahvillerine yatırım için en uygun faiz seviyesi size göre neresi? Bu seviyelerden hangi vadeli kağıtlar alınmalı?
Şu anda faiz oranları gerçekten yüksek düzeylerde. Faizleri enflasyona göre değerlendiriyoruz. Şu anki enflasyon ile uygulanan faiz oranları arasındaki fark, bize reel faizi veriyor. Reel faizlerin bu kadar uzun süre yüksek seviyede kalması pek açıklanabilir bir şey değil. Ya gerçekten işler kötü ve bu yüzden reel faiz bu denli yüksek, ya da ülke iyiye doğru gidiyor. Bizim yaşadığımız da bir geçiş süreci. Eğer böyleyse bu faizlerin düşmesi lazım. Bugün yüzde 16 seviyelerinde olan reel faizlerin yüzde 9 seviyelerine kadar geri çekilebileceğini düşünüyoruz.

Cari faizlere bakıyoruz, yüzde 25 seviyelerinde. Burada da olumlu gelişmeler olması halinde yıl sonuna kadar faizlerin yüzde 20’lere inmesi söz konusu olabilir. Bence bu noktada yatırımcıların vade tercihi yapmak yerine, bu reel getirinin kazanılabileceği TL cinsi enstrümanlara bakmaları daha yerinde bir karar olur.

*Yıl sonuna doğru döviz kurlarında bir miktar yükseliş bekleniyor. Siz bu görüşe katılıyor musunuz? Size göre hangi para birimleri yatırım açısından daha cazip?
Bu tez bence bir söylentiden ibaret. O anlamda “bu söylentiye katılıyorum” ya da “katılmıyorum” demek yanlış olur. Ama şu an baktığımızda, TL değerli konumda. O anlamda dövizin bir miktar yükselmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak dalgalı kur sisteminde, dövizin hangi seviyelere gideceğini önceden tahmin yapmak çok zor.
Baktığımızda şu anda dünyada iki para birimi var; Euro ve dolar. Yatırım kararı vermeden önce de bu iki parayı temsil eden iki kıtaya bakmak gerekiyor. Şu an ABD sıkıntılı günler yaşıyor. Bütçe açığı çok yüksek, dış ticaret açığı keza öyle. Kasım ayında ülke bir seçime gidecek. Avrupa’ya döndüğümüzde, orada da işsizlik ve tüketimin azlığı gibi sorunları görüyoruz. Ama bir gerçek var ki, o da dünya ekonomisinin ABD üzerine kurulu olduğu. Dolayısıyla hep istenen ve telaffuz edilen aslında; dolar ve Euro’nun eşitlenmesi. Ancak bu da kısa vadede olabilecek bir şey değil.

*Borsa, yatırımcılarına bir türlü istenileni veremedi. Size göre beklenen hareketi ne tetikleyecek?
İlk olarak Türkiye’nin büyümesi lazım. İkincisi, enflasyonla mücadelede başarının devamı şart. Üçüncü olarak da faizlerin aşağı inmesi gerekiyor. Bunlar sağlandığı takdirde borsa, gelişip büyüyebilir.

*Yılbaşına kadar borsada nasıl bir trend bekliyorsunuz? Endeks hedefiniz nedir?
Şu anda endekste 1.3 sent seviyelerindeyiz. Bizim yaptığımız hesaplamalara göre, borsanın olması gereken seviyeleri 1.5-1.6 sent. Şurası bir gerçek ki, endeksi büyük firmalar etkiliyor. Ama küçük firmalar arasında çok hızlı büyüyen, çok güzel para kazandıran şirketler de var. Örneğin geçtiğimiz kriz döneminde bankacılık sektörü inanılmaz kötü sonuçlar ortaya çıkarmıştı. Şimdi iş tersine döndü. Bundan sonra AB süreci rayında gider, IMF ile anlaşılır ve bunlara bağlı olarak faizler düşmeye devam ederse, bizim belirlemiş olduğumuz 1.5-1.6 sent seviyesine rahatlıkla ulaşabiliriz. Bu da şu anki optimum noktaymış gibi duruyor. Ondan sonrası için hedefimiz de, AB’den müzakere tarihi alınması koşuluyla, 1.75-1.80 sent seviyesi.

* Yani borsa yatırım açısından cazip mi?
Bu dönemde yatırımcının dikkat etmesi gereken en önemli şey, doğru sektör ve doğru hissede olup olmadığı. Çünkü bu olumlu gelişmelerin her sektör ve her hisseyi aynı oranda iyiye götürmesi mümkün değil.

HİSSE SEÇERKEN DİKKAT!

*Yılbaşına kadar olan süreçte hangi sektörlerde hareketlenme bekliyorsunuz? Bu sektörler içinde özellikle önerebileceğiniz hisse senetleri var mı?
Kriz döneminden çıkmaya başladığımızdan bu yana Türkiye, ihracat ayağında büyük bir atılım gerçekleştirdi. Şimdi şirketler satışlarının riskini dağıtmaya başladı ve ihracata yöneldi. Koç Grubu, Sabancı Grubu, İş Bankası Grubu bunlara örnektir. Sonuçta, ihracat yapan, yurtdışında yatırıma yönelen kurumlar kâr etmeye devam edecekler.
Diğer yandan otomotiv, beyaz eşya, perakende gibi sektörlerde de aynı performansı görebiliriz. Bankacılık sektöründe ise, faizlerin düşmeye devam etmesi olumsuz bir etki yaratabilir. Bu yüzden bu sektöre yatırım yapan yatırımcıların bankasını doğru seçmesi gerekiyor.

“EUROBONDLAR DAHA FAZLA YÜKSELMEZ”

*Başta Eurobondlar olmak üzere döviz cinsi enstrümanlara ilgi bir hayli arttı. Söz konusu enstrümanlarda yıl başına kadar nasıl bir trend bekliyorsunuz?
Eurobond piyasasında bu seviyelere gelinmesinin en büyük nedeni, Türk yatırımcısının kendi para birimine güvenememesinden kaynaklanıyor. Aslında bu, diğer ülkeler için de geçerli. Bugün ABD Eurobond’uyla Türkiye Eurobond’u arasında yıllık yüzde 3.5 bazlık fark var. Bu hesaba göre, 30 yıllık ABD Eurobond’u ile 30 yıllık Türk Eurobond’u üzerinden baktığımızda, bunun ne kadar alınabilir bir risk olduğunun yatırımcı tarafından sorgulanması gerekiyor.

Bu seviyelerin daha da üzerine gitme ihtimalinin düşük olduğunu düşünüyorum. O yüzden bu fiyatlar, Eurobondlar için olabilecek uygun fiyatlardır. Yıl sonuna dek de anormal bir fiyat dalgalanması beklemiyorum.

“EN BÜYÜK AVANTAJIMIZ BAĞIMSIZLIK”

*Fon yönetirken nasıl bir strateji izliyorsunuz?
Biz İsviçre Portföy olarak diğer portföy şirketlerinden biraz farklıyız. En büyük avantajımız, bağımsızlık. Bir bankaya bağlı değiliz. Bütün bankalarla çalışıyoruz. Bu yolla hem vergi hem de maliyet avantajı sağlıyoruz. Çok bankayla çalıştığımız için onlardan bilgi sağlıyoruz. Bu bilgileri iyi bir süzgeçten geçiriyor ve sonra onlarla beraber karar veriyoruz. Yönetim Komitesi adında 5 kişilik bir komitemiz var. Ben de o komitenin başkanıyım. Kararları tek bir kişi değil, bu komite veriyor. Bu komite mikrodan makroya kadar tüm kararları alan bir statüye sahip.

*Bünyenizde kaç fon var? Yılbaşından bu yana elde ettiğiniz getiri oranları ve sıralamadaki yerleri ne?
5 adet fonumuz var. İsviçre Hayat A tipi değişken fonumuz yüzde 35 hisse senedi, yüzde 35 döviz ve yüzde 30 O/N olarak bir benchmark var. Evgin A tipi değişken fonumuz yüzde 100 hisse senedinden oluşuyor. Evgin’in yılbaşından bu yana yatırımcılarına yüzde 1,5 oranında kaybettirdi. Aynı dönemde borsadaki kayıp ise yüzde 3 seviyesindeydi. Likit fonumuzun ilk 6 aydaki getirisi yüzde 11,5 seviyesinde. Aynı dönemde O/N’lar yüzde 9,5 getiri sağladı. İsviçre Sigorta A tipi değişken fonumuz var. Bunun yüzde 75’i döviz, yüzde 25’i hisse senedinden oluşuyor. Son olarak da, İsviçre Hayat B tipi değişken fonumuz var. Bu fonun ağırlığını tahvil-bono oluşturuyor. Ayrıca özel portföy gruplarımız var.

SERKAN DURAK
sdurak@ekonomist.com.tr


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz