Trump ve kasım seçimleri

16.03.2020 17:02:000
Paylaş Tweet Paylaş
Trump ve kasım seçimleri

Trump’ın Beyaz Saray’a taşınmasının üzerinden 3 yıl geçti. Bu süre içinde Trump, hem yurt içinde hem yurt dışında politika ilkelerini altüst etmekle kalmayıp ABD’deki siyasi görüş ayrılıklarını da ‘sola karşı sağ’dan ‘bize karşı onlar’ olarak nitelendirilebilecek bir yöne çevirdi. Attığı her tweetle de başkanlık iletişimine dair kuralları allak bullak etti. Ancak ABD demokrasisinin ve onu destekleyen kurumların sağlamlığının bir simgesi olan Cumhuriyet, halen sapasağlam ayakta duruyor. Gelecek 12 ay için Amerikan politikası hakkında kesin olarak söyleyebileceğimiz çok az şey var. Birincisi, ABD Senatosu’nun Trump hakkındaki görevi suistimal yüzünden azledilmesi davasını ele alacağı; ikincisi de Trump’ın Cumhuriyetçilerin ağırlıkta olduğu Meclis’te aklanacağı... Burada asıl sorun, ardından ne olacağı. Neredeyse her yol, ABD halkının yaklaşık yarısının kim kazanırsa kazansın onu gayrimeşru göreceği yaklaşmakta olan 2020 başkanlık seçimine çıkıyor. İşte bu yüzden Eurasia Group, 2020 yılının en büyük jeopolitik riski olarak “Şike yapıldı! Birleşik Devletleri Kim Yönetiyor” denilmesinden korkuyor. Demokratlara ve onları destekleyenlere göre, Trump’ın ABD Senatosu tarafından aklanması, objektif gerçeklere göre değil ama politik hesaplara göre yapılacak ve bu yüzden Trump’ın kazanabileceği bir azil süreci sonrası seçim zaferi işte bu sahte aklanmayla lekelenecek. Ne kadar can sıkıcı olsa da seçim kazanmış bir Trump, Senato tarafından aklanmasını, ABD politikasının geleneksel kurallarının kendisine işlemediğinin kesin kanıtı olarak görecek ve ona göre hareket etmeyi sürdürecek. Bu durum, Trump’ın, seçimi kazanmasını istediğine inandığı dış aktörleri yabancı müdahalesi için davet etme ihtimalini oldukça artıracak. Bugün hem Beyaz Saray hem Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Senato, seçimlere yabancı müdahalesine karşı ABD’nin kendini savunmasının engellenmesine hiç hoş bakmıyor ve bunları eleştirmekten asla geri kalmıyor. Trump eğer kasım seçimlerinin galibi olarak ilan edilirse siyasi muhalifleri, hem Beyaz Saray’da varlığını sürdürmeye devam edecek olmasından hem tekrar seçen gayrimeşru süreçten dolayı öfkeden mosmor olacak. Ancak kendisine karşı açılmış görevi suistimal nedeniyle azledilme davasından aklanmış olarak beraat ettikten sonra bile bu seçimi Trump’ın kazanmasının hiçbir garantisi yok. Sonuçta bugün Trump halen ulus genelinde asla yüzde 50 barajını geçememiş bir ABD Başkanı olarak duruyor. Eğer Trump yaklaşan 2020 seçimlerini kaybederse büyük bir ihtimalle (bazılarına göre belki) aynı yabancı güçlere dönüp kaybetmesinin asıl sorumlusu olarak onları suçlayacak. Ayrıca onun seçim yenilgisini gerçekten kabullenmesi de çok uzak bir ihtimal, hatta daha da ileri giderek ABD’deki seçim sürecinin meşruiyetine bile gölge düşürmeye çalışacak. Tüm bunlar gösteriyor ki bir sonraki ABD başkanlık seçimlerine büyük bir ihtimalle bu ülkenin giderek siyasileşen Temyiz Mahkemesi’nin karar vermesi gerekecek. Bu tam da 2000 yılında yüzde 47 olan Temyiz Mahkemesi’ne “çok fazla/epeyce” güvenen Amerikalı sayısının, yüzde 38 civarına düştüğü bir ortamda olacak. Ancak Temyiz Mahkemesi’nin son defa başkanlık seçiminde belirleyici olmak zorunda kaldığı 2000 yılındakinin aksine bu sefer, kaybeden tarafın Amerikan demokrasisi adına sonucu nezaketle kabullenme ihtimali çok az. 2020’nin Amerikan demokrasisinin alevler içinde yanıp kavrulacağı bir yıl olacağını iddia etmiyoruz. Olmayacak… ABD, kendi demokratik karakterini oturtmak için yüzyıllar harcadı ve bu demokratik karakteri korumak için kurup geliştirdiği kurumlar halen çok dayanıklı. Ancak ortada ezici bir başkanlık zaferinin olmaması (Bu ülkenin nesillerdir görmediği bir seçim galibiyeti) ve azledilme, seçimler, mahkemeye koşma döngüsünün ortaya çıkma ihtimali göz önüne alındığında, ABD nüfusunun ciddi bir bölümünün 2020 seçimlerini şikeden başka bir şey olarak görmemesini imkansız kılıyor. Bu durum Amerikalılar için ne kadar kötüyse dünyanın geri kalanı için de o kadar can sıkıcı. Çünkü ABD’de yaşanan iç kaos kısa sürede uluslararası boyutta da yansımalarını bulacak. Endişeli müttefikler, artık Richard Nixon’ın bulaştırıldığı Watergate skandalından bu yana en zayıf ABD başkanına bakıyor olacak. Eğer müttefiklerin kendi kaderini ABD’ye bağlamaktan sakındığını düşünüyorsanız, sadece gelecek yıla kadar bekleyin derim.


YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz