Çarpan Korkusu

Herkes işsizlik sendromunu iyi biliyor. Ulaştığı düzey konusunda farklı tahminler var, ancak son 6 aydaki tablo açık. 600 bin ya da 800 bin... Ancak, bu kez tablo çok farklı. Şimdiye kadar krizlerd...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Çarpan Korkusu

Herkes işsizlik sendromunu iyi biliyor. Ulaştığı düzey konusunda farklı tahminler var, ancak son 6 aydaki tablo açık. 600 bin ya da 800 bin... Ancak, bu kez tablo çok farklı. Şimdiye kadar krizlerde işsizlik sıradan işçilerin, alt kademelerin kapısını çalardı. Bu kez, kriz kurbanlarının arasına, çok sayıda üst ve orta düzey yöneticinin de içinde bulunduğu yüksek gelirliler de girdi. Böylece, işsizliğin “çarpan etkisi”nin (multiplier effect) bu kez daha çarpıcı olacağına dikkat çekiliyor.

Geçtiğimiz yılın ikinci yarısında hissedilmeye başlayan ekonomik daralma çok sayıda insanı işinden etti. 2000 yılında uygulanan ekonomik program paralelinde daralan piyasalara ve düşen ihracata, bir de şubat ayındaki ekonomik kriz eklenince yüz binlerce çalışan işini kaybetti. Ekonomideki çifte kriz nedeniyle işini kaybedenlerin sayısının 500 – 600 bine ulaştığı tahmin ediliyor. Karamsar tahminler ise bu sayının 800 bin düzeyine ulaştığını ortay koyuyor.

Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE), henüz 2001 yılının ilk 3 ayına ait Hane Halkı İşgücü Anketi’ni yayınlamadı. Bu nedenle şu ana kadar ekonomik krizin kaç kişiyi işsiz bıraktığı net olarak bilinmiyor. Zaten uzmanlar, DİE’nin istihdam ve işsizliğe ilişkin istatistiklerini çok sağlıklı bulmuyor, Türkiye’deki gerçek işsizlik rakamlarını yansıtmadığını belirtiyorlar.

“Kriz” ve “işsizlik” kelimeleri Türkiye ekonomisinin alışık olmadığı sorunlar değil. Ancak, bu kez farklı bir durum ile karşı karşıyayız. Şimdiye kadar yaşanan krizlerde fatura genellikle imalat sanayi ve hizmet sektöründe çalışan düşük nitelikli işçilere kesilirdi. Kriz süresince çıkarılan işçiler, genellikle 3-5 ay sonra tekrar işlerine dönerdi. Şu anda ise binlerce bankacı, gazeteci, reklamcı ve çeşitli sektörlerden üst düzey yöneticilerde sokağa döküldü. Gelir düzeyi ve tüketim gücü yüksek bir kesimde krizi iliklerine kadar hissediyor.

İşsizliğin “çarpan etkisi”

İktisat dilinde birden ortaya çıkan değişikliklerin kümülatif etkisine “çarpan etkisi” (multiplier effect) deniliyor. Artan işsizliğin etkisi, ekonominin diğer alanlarına yansımalarıyla birlikte hesaplandığında çok güçlü olabiliyor. İnsanlar işlerini kaybettiğinde, harcama güçleri de büyük ölçüde yok olur. Harcamalar düşer, toplumu “bende işimi kaybedebilirim” endişesi sarar ve sonuçta talep daralır. Talebin daralması piyasaları önce yatağa düşürür, uzun sürmesi halinde piyasayı öldürür.

Piyasaların talep yetersizliğinden dolayı mal satamaz hale gelirse, hastalık imalat sanayiine sirayet eder. Üretimdeki düşüşle birlikte, yeni bir işten çıkarma dalgası daha gelir, daha çok insan işsiz kalır. Bu nedenle Türkiye’nin krizi aşmak için dikkat etmesi gereken noktalardan biri de “işsizliğin çarpan etkisi”...

Eğer işsizliğin çarpan etkisinin rüzgarına kapılıp, bu tehlikeli döngüye girmek istemiyorsak, tüm toplum olarak istihdamı daha fazla daraltmamak için, moral bozukluğu nedeniyle tüketimimizi kısmamaya özen göstermemiz gerekiyor.

İşini korumaya başaran ailelerin ise normal gündelik hayatlarını devam ettirmesi, endişeye kapılıp tüketimlerini ertelememeleri ve kısmamaları gerekiyor ki, ekonominin çarkları dönebilsin.

Bu kez durum neden farklı?

Türkiye son 20 yıl içinde neredeyse her 2-3 yılda bir ekonomik “kriz” veya “durgunluk” yaşadı. Ancak, bu kez kriz, tüketim piyasalarını tam anlamıyla vurdu, etkileri çok daha derinden hissedildi. Çünkü, kriz nedeniyle işsiz kalan insan sayısı fazla. Üstelik, işsizlerin profili de bu kez farklılaştı. Artık, işsizler sadece düşük gelirlilerden oluşmuyor. Yeni dönemin işsizleri arasında çok sayıda yüksek ücret alan yönetici, bankacı, reklamcı, teknoloji uzmanı ve kalifiye işçi yer alıyor. Bu nedenle, gıda, giyim, dayanıklı tüketim, eğlence ve otomobil gibi sektörler krizden çok daha fazla etkilendi.

Üst düzey yöneticileri işe yerleştiren Nicholson International Genel Müdürü Tanyer Sönmezer, “İstanbul, Ankara ve İzmir’deki üst düzey yöneticilerin yüzde 15’inin işsiz kaldığını tespit ettik” diyor. Şu anda “işsiz” statüsünde olan üst düzey yönetici sayısının 20 – 30 bine ulaştığı tahmin ediliyor. Orta kademe ve uzman pozisyonunda olan yaklaşık 150 bin insanın açıkta kaldığı hesaplanıyor.

Bütün bunlara son aylarda doların aşırı değerlenmesiyle birlikte fiyatlarda belirsizlik ortaya çıkması da eklenince tüketim piyasaları tıkandı, esnaf isyan bayrağını açtı.

Krizin faturası : 600 bin işsiz

Türkiye’de işsizliğin tek sebebi elbette son dönemde yaşadığımız ekonomik daralma değil. Çalışabilir yaştaki nüfusumuz her geçen gün artıyor. 2001 itibariyle 66 milyonu aştığı tahmin edilen nüfusumuzun, 2010’da 74 milyona çıkacağı öngörülüyor. 2010 yılına kadar şu an 32 milyon civarında olan 20 –54 yaş arasındaki üretken nüfusumuzda 40 milyonun üzerine çıkacak. Bu da, her yıl yüzbinlerce insanın işgücü piyasasına katılması demek.

DİE ve Çalışma Bakanlığı’nın açıkladığı istihdam ve işsizlik istatistikleri tabloyu net olarak ortaya koymaktan uzak. Ancak, OECD’nin (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı) yaptığı hesaplara göre, Türkiye’de GSMH’daki 1 puanlık değişim 80 – 100 bin kişinin işini etkiliyor. Başka bir ifadeyle, büyüme oranındaki 1 puanlık artış yaklaşık 100 bin kişiye yeni iş kapısı açıyor, 1 puanlık azalma ise yine 100 bin kişiye işini kaybettiriyor.

İşsizlik ve büyüme etkisi

Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ’de öğretim üyesi olan Doç. Dr. Hakan Ercan, ağırlıklı olarak Türkiye’de işgücü piyasaları üzerinde çalışıyor. Ercan, işsizlik ve milli gelir arasındaki ilişkiyi ekonomik bir model kurarak Capital için inceledi ve 2000 yılının son çeyreği ve 2001 yılının ilk çeyreğindeki işsizlik rakamları için şu sonuçlara ulaştı:

“Mevsimsellikten arındırdığımız Gayri Safi Yurt İçi Hasıla serisi incelendiğinde 2000 yılının dördüncü çeyreğinde GSYİH’nın 1999’un dördüncü çeyreğine göre 7 puan düştüğünü gösteriyor.

Mevsimsellik etkisinden arındırılmış ve 1987 fiyatları ile hesaplanmış üçer aylık GSYİH ile istihdam verileri ile yapılan kestirim, istihdamdaki her 1 milyonluk artışın GSYİH’da yüzde 11.3’lük bir artışla ilişkilendirildiğini gösteriyor. 2000 – 2001 ilk çeyrekleri arasında yüzde 10’luk GSYİH düşüşü, istihdamda 800 binin üzerinde kayıp anlamına geliyor. Bu en karamsar tablo. Ama durgunluk nedeniyle yaşanan işsizliğin 500 – 600 binden az olmadığını kesin olarak söyleyebilirim.Ancak, bu 800 bin kişinin 660 bin kadarı umutsuzluk nedeniyle iş bulamayacağını düşünüyor ve iş aramıyor bile. Bu nedenle son dönemde ortaya çıkan işsizlik istatistiklere sadece 140 bin olarak yansıyor.”

Tüketime nasıl yansıyor?

Geçtiğimiz şubat ayında büyük kentlerdeki alışveriş merkezleri akılları durduracak indirimlere sahne aldı, çok sayıda ünlü marka nakit sağlayabilmek için fiyatlarını gerçekten ciddi şekilde aşağıya çekti. Kimisi “bir tane alana, bir tane de bedava” verdi, kimisi fiyatları yüzde 40 – yüzde 50 indirdi. Ünlü markaların bile talebi canlandırmak için gösterdikleri bu olağanüstü çabalar, talebin ne kadar düştüğünün bir işaretiydi.

Ardından esnaf eylemleri gündeme geldi, onlar da aynı sorundan, talebin yok denecek düzeye inmesinden yakınıyorlardı... İstanbul’da üst gelir grubuna hitap eden restoran ve barların iş yapamaz hale gelmesi, Türkiye’nin en lüks alışveriş merkezi Akmerkez’deki mağazaların şikayetleri de krizin farklı bir boyutunu ortaya koyuyor.

Tablo etkiyi aslında açıkça gösteriyor ama biz bunu bilimsel olarak da ortaya koymak istedik. Bu nedenle işsizliğin çarpan etkisinin tüketime nasıl yansıdığını araştırdık. Bu konuda uzman olan Koç Üniversitesi’nden Doç Dr. İnsan Tunalı, Mersin Üniversitesi’nden Doç. Dr. Yüksel Akkaya, Boğaziçi Üniversitesi’nden Ddoç Dr. Hakar Ercan ve İTÜ’den Dr. Özlem Onaran ‘ın görüşlerini aldık.

Mersin Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Yüksel Akkaya, bu krizde farklı ücret ve pozisyonda kesimlerin işsiz kaldığını ve bu durumun tüketim piyasalarına yansımalarının da değişik olacağını belirtiyor. Akkaya sözlerine şöyle devam ediyor:

“İşsizliğin oranı ve gelir kayıplarının boyutlarına bağlı olarak tüketim düzeyindeki gerileme değişir. Gelir düzeyi yüksek olan kesimin işsiz kalması, daha çok lüks mallar ve eğlence sektörüne yönelik talebi düşürür. Bilgisayar alımından, otomobil yenilemeye; planlanmış tatillerden, dışarıda akşam yemeklerine kadar pek çok şey bu tür bir işsizlikten etkilenecektir.

Asgari ücretli olarak çalışanların işsizlerin büyük bir bölümünü oluşturması, daha çok tüketim malları ve hizmetlerine yönelik harcamalar üzerinde olumsuz bir etki gösterecektir. Yani daha çok temel besin malları ile kimi zorunlu harcamalar ( gazete, kitap, dergi, sinema) üzerinde olumsuz etki yapacaktır. Giyim harcamaları önemli ölçüde kısılacak ya da bir süre için ertelenecektir. Dayanıklı tüketim mallarına ise hiç yaklaşmayacaktır.

Ayrıca, işsiz kalanların yaş ve cinsiyet dağılımına bağlı olarak da kimi mal ve hizmetlere yönelik harcamalarda düşüşler meydana gelecektir. Kriz dönemlerinde ilk işten çıkarılanlar genellikle kadın işçiler olmaktadır.”

Diğer çarpan etkileri

İşsizlik sadece tüketimi düşürmekle kalmıyor. Çarpan etkisi dediğimiz etkileri dalga dalga ekonomik ve sosyal pek çok alana yayılıyor.
İstihdam- ücretler ve yatırım arasındaki ilişki inceleyen çalışmalar yapan ve bu konuda yayınları bulunan İTÜ İşletme Fakültesi öğretim üyesi Dr. Özlem Onaran işsizliğin diğer çarpan etkilerini şöyle sıralıyor:

“İstihdam daralmasının kısa vadeli tüketim etkisi yatırımları da yansır, ekonominin potansiyel büyüme oranını da olumsuz yönde etkiler. Düşük büyüme dönemlerinin ardından iç talep artmaya başladığında dahi, yatırımcıların gelecekle ilgili olumlu beklentiler içine girmesi zaman almakta; belirsizlik ve alternatif finansal yatırım araçlarının getirisinin de yüksek olması durumunda fiziki sermaye yatırımcıları caymaktadır.

Ayrıca, işsizliğin artması siyasi belirsizliği de artırıyor. Yükselen gerginlik ve toplumsal tepki yatırımcıların geleceğe yönelik beklentilerini ve risk algılayışlarını olumsuz etkilemektedir. Yatırım ile işsizlik ve gelir dağılımı eşitsizliği arasında ters yönlü bir ilişki olduğunu bulan pek çok ampirik çalışma vardır.

Son olarak, ekonomik kriz  çalışabilir yaştaki nüfusun bir kısmının işsizler ordusuna katılmasına yol açmaktadır. Kriz ve sonrasında devam edecek daralma nedeniyle, bu işsizlerin önemli bir kısmı uzun süreli olarak işsiz kalacaktır. Uzun süre işsiz kalanlar bilgi ve becerilerinin de bir bölümünü yitirmektedir. Bir başka deyişle, yetişmiş-nitelikli insan gücünde bir kayıp, aşınma olmaktadır. Uzun dönemli işsizlerin iş bulması güçleşmekte ve bu durumda toplam işsizlik üzerinde kalıcı bir artışa sebep olmaktadır, bir “histeri işsizlik” etkisi doğurmaktadır.

GÜÇLÜ ŞİRKETLER PERSONEL ÇIKARMASIN

Toplu işten çıkarmaların yaşandığı şu günlerde güçlü işletmelerin ince eleyip, sık dokuması ve “mümkün mertebe” eleman çıkarmaktan kaçınması gerekiyor. Neden mi? Çünkü, İstanbul Sanayi Odası’nın 500 büyük sanayi kuruluşu listesinde yer alan Türkiye’nin en büyük işyerlerinde çalışan 550 bin kişiye ödenen maaş ve ücretlerin net toplam satış hasılatı içindeki payı sadece yüzde 12 düzeyinde. Bir başka deyişle, büyük firmaların işçi çıkararak personel masraflarından yapacakları yüzde 10 civarındaki bir tasarruf, maliyetleri düşürmede yeterince etkili olmaz ama krizin hem sosyal hem de ekonomik boyutunu artırır.

Ekonomist Güngör Uras, Milliyet gazetesindeki köşesinde bu konuda şunları söylüyor:

“Toplam maliyetler içinde personel harcamalarının payı; pamuklu ürün üretiminde yüzde 23, yünlü ürün üretiminde yüzde 18, otomotiv sanayiinde yüzde 7, kimya sanayiinde yüzde 14, gıda sanayiinde yüzde 35 dolayındadır. Bu kriz sürekli devam edemez. Bir süre sonra krizden çıkmak zorundayız. Bu kriz döneminin ‘geçici’ olduğu bilincindeki büyük işletmelerin işçi çıkarma çılgınlığına son vermeleri gerekir.”

Konuya farklı bir yorum getiren Profesör Dr. Asaf Savaş Akat, “Bu kriz İstanbul’un krizi” diyor. Krizin Ankara ve Anadolu da “daha gecikmeli” ve “daha az” hissedileceğini savunuyor. Ona göre bu krizden en çok bankalar, borsa, ithalatçılar, basın ve reklam sektörü etkilendi. Bu kesimde firmalar çöküyo, çalışanları çıkartıyor veya ücret azaltıyor.

“İŞSİZLİK ORTAMINDA ÖNCE TASARRUFLAR  VE RANT GELİRLERİ HARCANACAK”

Doç. Dr. İnsan Tunalı/Koç Üniversitesi

Koç Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyesi İnsan Tunalı, işsizlik ve tüketim arasındaki ilişkiye ilişkin şu saptamaları yaptı:

İŞSİZLİK VE TÜKETİM İLİŞKİSİ: 1987 ve 1994 yılında DİE tarafından gerçekleştirilen Gelir Dağılımı Araştırmaları’ndan işgücü piyasasındaki olumsuzlukların gelir dağılımına yansıdığı sonucu ortaya çıkıyor. Diğer yandan gelirdeki dalgalanmaların her zaman tüketimi birebir etkilemediğini de biliyoruz. “Neden?” diye soracak olursanız; hanede birden fazla çalışan olabiliyor veya hanelerin işgücü piyasası dışında gelir kaynakları ya da tasarrufları olabiliyor. Buradan yola çıkarak işsizlikle tüketim arasında sağlam bir ilişki olmadığı söylenebilir. Diğer yandan çalışan kesim içinde bir grup var ki, bunların aile fertlerinden birinin işini kaybetmesi ailenin fakirlik sınırının altına düşmesi demek.

HANGİ SEKTÖRLERDE UZUN SÜRECEK? : İşsizliğin tüketime etkisi süresi ve boyutuna-yaygınlaşmasına bağlı olarak az veya çok olacaktır. Devalüasyon sonrası yaşanan belirsizliklerin zaten durgunluk belirtileri gösteren ekonomiyi derin bir bunalıma ittiği noktasından çıkarak işsizliğin birinci çeyrekte yaygın olması beklenir. Göreli fiyatlardaki gelişmelerin ithalata bağımlı olarak çalışan sektörleri olumsuz, ihracata yönelik sektörleri olumlu etkileyeceği gözleminden hareketle, işsizliğin ilk grupta  daha uzun süreceği, ikinci grupta ise kısa süreli olacağı söylenebilir. Örneğin uluslararası kalite standartlarında üretim yapan dayanıklı tüketim malı üreticileri ihracata ağırlık vererek yurtiçindeki talep düşüşünü dengeleyebilir.

TÜKETİM  KALIPLARINA NE YÖNDE YANSIYACAK? : Krizin etkilerinin tüketim kalıplarını değiştirir. Tüketiciler lüks sayılabilecek ya da çok gerekli olmayan harcamaları kısar veya erteler. Örneğin eğlence ve dayanıklı tüketim mallarına yönelik harcamalar azalacaktır. İthal girdi kullanılan, temizlik malzemeleri, deterjan, şampuan gibi kimya sanayiine bağımlı ürün üreten sektörlerde girdi fiyatları artacağından, bunların göreli fiyatlarının artması ve tüketimin azalması beklenir.”

“İŞSİZLİK SADECE EKONOMİK KRİZDEN KAYNAKLANMIYOR”

Faruk Türkoğlu, Ekonomist ve Capital dergilerinin eski yayın yönetmeni. Türkiye’ye ilişkin isabetli makro – ekonomik görüşleriyle tanınan bir iktisatçı. Türkoğlu, Türkiye’de “işsizlik” olgusunun nedenleri arasında ekonomik bunalımın dışında nüfus yapısı, yeni teknolojiler ve kentleşme gibi faktörlerinde önemli rol oynadığını vurguluyor. Türkoğlu, uzun vadede işsizliğin artmasında etkili olabilecek unsurları ve alınması gereken tedbirleri şöyle özetledi:

700 BİN YENİ İŞGÜCÜ: Demografik yapı işsizliği artırıyor. Son dönemde nüfus artış hızı düştü ama 1980 kuşağı (geçmişteki yüksek nüfus artış hızı nedeniyle) önümüzdeki yıllarda büyük sayılarla işgücü pazarına girecek. Türkiye’de her yıl 770 bin genç askerlik görevini veya öğrenimini tamamlayıp işgücü pazarına giriyor. Bunların tamamının istihdam edilebilmesi için ekonominin her yıl yüzde 7.5 oranında büyümesi gerekiyor. Oysa 1990 – 2000 döneminde yıllık ortalama büyüme hızı yüzde 3.9’da kaldı.

YENİ TEKNOLOJİLERİN ETKİSİ: Otomasyon ve yeni ekonomi de ilk aşama da işsizliği arttırıyor. Yeni teknolojilerin ve bilgisayarın kullanımı, ekonominin ve sanayiinin canlı olduğu yıllarda bile istihdamı azaltabiliyor. Örneğin bir banka işleminin maliyeti ATM’lerde, normal düzeyinin yüzde 25’ine, internet bankacılığında ise yüzde 4’üne dek inebiliyor. Bu maliyet düşüşünde en önemli faktör de maalesef işgücünün azaltılması oluyor.

TOPRAK REFORMU GEREKİYOR: Tarımda ekilebilir toprakların miras yolu ile parçalanması nedeniyle kentlere vasıfsız işgücü ve işsiz göçü devam ediyor. Çiftçi ailelerinin çocuklarının tarıma soğuk bakması ve kente kaçması da aynı sonucu doğuruyor.

DÜŞEN YATIRIMLAR NE GETİRDİ? İç borç faiz ödemelerinin yüksek düzeyi nedeniyle kamu yatırımlarının reel olarak azalması da işsizliği arttırıyor. Özel yatırımların1997’den bu yana istikrarsızlık nedeniyle duraklaması ve gerilemesi de hem bugünün hem de yarının istihdamını azaltıyor.

ARTAN REKABETİN ETKİSİ: Küreselleşme, Gümrük Birliği ve dış rekabetin güçlenmesi sonucu ithal mallarına yönelen talebin artışı, istihdamı olumsuz etkiliyor. Rekabet gücünü korumak, ithal mallarla rekabet edebilmek ve ihracatını artırmak isteyenler verimli çalışmak ve maliyetlerini düşürmek zorunda. Maliyetlerin içinde çalışanların maliyetinin azaltılması da gündeme geliyor.

YENİ EKONOMİNİN GERİSİNDE KALANLAR: Yeni ekonomi ve talepteki bölünme ile farklılaşmaya uygun becerilere sahip olmayanlar ve yeni beceriler konusunda isteksiz davrananlar tasfiye edilmeye başlandı. Hiyerarşi ve yönetim kademelerinin azaltılması ile beyaz yakalılar ve özellikli orta kademeler işini kaybetti.

ÇÖZÜM GİRİŞİMCİLİKTE: İşsizliğin ekonomiye etkisi sadece 600 bin kişinin tüketiminin azalması ile sınırlı kalmıyor. Diğer ailelerin büyük bölümü de tüketimini kısıyor. Gelecek endişesi ve toplumun baskıları sonucunda tüketimin ve iç talebin azalması GSMH’da daha büyük bir azalmaya yol açıyor.

Kamu maliyesinin yeni ekonomik program ile yeniden yapılanması ve reel ekonominin canlanması ile hızlı büyüme dönemine girildiğinde işsizlik azalmaya başlayacak. Ancak bunun için girişimciliğin güçlenmesi ve yatırımların artması gerekiyor.
 
YÖNETİM UZMANLARINDAN YENİ İŞSİZLERİN PROFİLİ

DİE istatistiklerine yansıyan resmi rakamlara göre çalışan nüfus 18 milyon ile 21 milyon 500 bin arasında, işsiz sayısı ise 1 milyon 300 bin ile 1 milyon 800 bin arasında değişiyor.

Bu ekonomik bunalım ise kimilerine göre 300 bin kimilerine göre ise 800 bin kişiyi işinden etti. Capital olarak bizim tahminimiz bu rakamın 600 bin civarında olduğu. Bu konuda iİnsan Kaynakları şirketlerinin uzmanlarının görüşleri ise şöyle:

İŞSİZLERİN SEKTÖREL ANALİZİ: Profil International Yöneticisi Pınar Senkoş, “Türkiye’de üniversite mezunu olan işsizlerin sayısının 250 bin – 300 bin civarına ulaştığını tahmin ediyorum” diyor. Senkoş son dönemde işsiz kalanların sektörlere göre dağılımını şöyle tahmin ediyor:

“Yüzde 13’ü tekstil sektöründen, yüzde 12’si turizm, yüzde 11’i çeşitli imalat sanayi kolları, yüzde 10’u inşaat, yüzde 10’u bilgisayar- yazılım ve telekomünikasyon, yüzde 10’u otomotiv ve yan sanayi, yüzde 8’i gıda,  yüzde 5’i eğitim,  yüzde 5’i basın/medya, yüzde 3’i reklam ve halkla ilişkiler sektöründen,  kalan yüzde 7’si de çeşitli sektörlerden”.

ÜST DÜZEYİN YÜZDE 15’İ İŞSİZ: Üst düzey yönetici yerleştirme hizmeti veren Nicholson International Genel Müdürü Tanyer Sönmezer’in saptamaları ise şöyle: “İzmir, Ankara ve İstanbul’da üst düzey yöneticilerin yüzde 12 ile yüzde 15’inin işsiz olduğunu tespit ettik. Üst düzey yöneticiler arasında kendi şirketini kurma yoluna gidenler var. Tahminlerime göre işsizlerin yüzde 3-5’i üst düzey yönetici, yüzde 15’i orta kademe, diğerleri de uzman ve işçilerde oluşuyor. Hizmet sektöründe işsizliğin daha fazla olduğunu düşünüyorum.”

İŞSİZ KALMA RİSKİ DEVAM EDİYOR: Ernst & Young danışmanlarından Özgür Erbil’e göre, haziran sonuna dek işsiz kalma riski sürebilir. Önümüzdeki günlerde yeni işten çıkarmalar yaşanabilir ve işsizlik kalanların sayısı 700 bine ulaşabilir. Erbil, işsizlerin yüzde 3’ü üst düzey yönetici, yüzde 15’i orta kademe, yüzde 25’i uzman, yüzde 57’si işçilerden oluştuğunu tahmin ediyor.

PERAKENDE VE DERİDE SON TABLO: Deri Sanayicileri Dernek Başkanı Turgut Koşar, ”SSK kayıtlarına göre bu sektörde 212 bin kişi istihdam ediliyor. Kayıt dışı ekonomi ile birlikte ortaya çıkan gayri resmi rakamlara göre ise deri, ayakkabı, saraciye, konfeksiyon da toplam istihdam 600 bini aşıyor” diyor.

Perakende sektörünü yakından takip eden RMS Danışmanlık Genel Müdürü Murat Şahin, perakende sektöründe büyük zincirlerin eleman çıkarmadıklarını belirtiyor. Ancak, zincir marketler ile rekabet edemeyen küçük perakendeciler zor durumda.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz