Liderin Ruh Hali Şirketi Nasıl Etkiler

Prof. Richard Boyatzis / Liderlik Uzmanı   Başarılı lider için hangi beceriler yeterlidir? Eğitim, deneyim, iletişim, insan ilişkileri, sektör bilgisi, organizasyon... Ünlü liderlik uzmanı ...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Liderin Ruh Hali Şirketi Nasıl Etkiler

Prof. Richard Boyatzis / Liderlik Uzmanı

 

Başarılı lider için hangi beceriler yeterlidir? Eğitim, deneyim, iletişim, insan ilişkileri, sektör bilgisi, organizasyon... Ünlü liderlik uzmanı Profesör Richard Boyatzis’e göre bunlar yeterli değil. Yeni dönemin başarılı liderleri için “primal”, yani temel unsurlardan biri de “duygusal zeka”... Bu tezini best-seller listesine giren “Primal Leadership” adlı kitabında da ortaya koyan Boyatzis, “Yöneticilerin ruh hali ve davranış biçimi, kesinlikle organizasyon üzerinde etkilidir. Kaba ve merhametsiz bir yönetici, çalıştığı kurumu, negatif düşüncelerin hakim olduğu bir atmosfere dönüştürebilir” diyor.

 

Liderlik üzerine çok şey yazılıp, söyleniyor. Lliderlerin özellikleri hakkında yüzlerce maddelik uzayıp giden listeler yapılır. Bu özelliklerin hepsine sahip olan “süper bir lider” modeli olanaksız gibi... Peki ama kararlılık, cesaret, empati gibi yüzlerce özellikten hangisi daha önemli? Şimdi araştırmacılar bunun peşinde. İşte Profesör Richard Boyatzis de bu noktayı  açıklığa kavuşturmaya çalışan önemli bir araştırmacı...

 

Son dönemin önde gelen yönetim uzmanlarından biri olan Profesör Richard Boyatzis, Case Western Reserve Üniversitesi’nde yönetim ve liderlik konularında ders veriyor. The Competent Manager (Usta Yönetici), “What Makes A Leader” (Lideri Lider Yapan Unsurlar) gibi ses getiren kitapların yazarı...  Son kitabı da yine liderlik üzerine... 2002 yılıyla birlikte piyasaya sürülen “Primal Leadership” adlı kitapta Boyatzis bu kez bir lideri lider yapan “primal”, yani birincil-temel unsurun ne olduğunu anlatıyor.

 

Uzun yıllar meslektaşı Daniel Goleman ile birlikte duygusal zeka üzerine araştırmalar yapan Boyatzis, son kitabında bu araştırmalardan çıkan sonuçları analiz ediyor. Boyatzis’e göre, liderliğin birincil esasını, duygusal zeka oluşturuyor. Bir liderin duygusal zekasının gelişmişliği ise organizasyonun başarısını, hatta direk olarak kar ve zararını etkiliyor. Onu farklı kılan bir diger özelliği ise Türkiye’yi yakından tanıyor olması... Boyatzis, Türkiye’ye birçok kez gelmiş ve Türk kültürü ile yakından ilgili.

 

Akademisyenliğinden önce Mobil, IBM, ENI Spa ve Mattel gibi çok sayıda büyük şirkete danışmanlık yapan ve bugün dünyanın en beğenilen konuşmacıları arasında sayılan Boyatzis ile son kitabı “Primal Leadership” üzerine konuştuk:.

 

“Primal Leadership” adlı kitabınızın ana teması nedir?

 

Bu kitapta yöneticilere duygusal zekalarını kullanarak nasıl daha iyi birer lider olabilecekleri anlatılıyor. Liderlik kültürünün gelişmesi, duygusal zekanın herkesi etkileyen bir biçimde kullanılmasına bağlıdır. Gözönünde bulunan liderler, duygusal zekalarını etkin biçimde kullanıp, bu pratiği etrafındaki insanlar arasında da yaygınlaştırmalılar. Yetişkinler duygusal zekalarıyla paralel gelişen duygusal becerilerini farklı yöntemlerle geliştirebilirler.

 

Bugün hala pek çok insan duygusal zekanın geliştirilebileceğini bilmiyor. Pek çokları duygusal zekanın doğuştan gelen bir şey olduğunu düşünüyor. Oysa duygusal zekanın farkına varabilmek hem özel yaşamda hem de iş yaşamında pek çok kapıyı açar.

 

Önümüzdeki dönem duygusal zekanın liderlik vasıflarının başında yer alacağını, dolayısıyla liderin birincil önemi duygusal zekaya vermesi gerektiğini söylüyorsunuz. “Primal Leadership” geleceğin liderlik modelini anlatıyor. Peki daha önce nasıldı. Nasıl oldu da duygusal zeka bu kadar önem kazandı?

 

20-30 yıl önce liderler iş başına stratejileriyle gelirler, sonrasında en çok başında oldukları organizasyonun finansal meselelerine kafa yorarlardı. Bu artık geçerli değil. Bir liderin artık sadece paradan anlaması ve ona kafa yorması yeterli olmuyor. Artık önemli olan liderin etkinliği. Etkinliği yakalamanın yolu da duygusal zekadan geçiyor.

 

Liderler artık kurumlarının sadece parasını değil, duygularını da yönetiyor. Bu nedenle biz son dönemde liderliği primal, yani temel bir olgu olarak nitelendiriyoruz. Liderlik artık sofistike bir şey olmaktan çıktı. Temel konsepti duygusal yönetim olan bir anlam kazandı.

 

Peki liderlikte duygusal zeka neden önemli?

 

İş hayatında duygusal zekanın önemi konuşulmaya başladığından beri pek çok yönetici duygusal zeka teorisinin ne kadar harika bir şey olduğunu söyledi. Hemen herkes az ya da çok konuyla ilgili fikir sahibi oldu. Uzun yıllardır da yöneticilerin duygusal zekalarının kendine güven ve empati gibi özellikleri ya da finansal performansıyla eş değer önem taşıdığını ortaya koyan araştırmalar yayınlanıyor.

 

Yöneticilerin ruh hallerinin ve davranış biçimlerinin kesinlikle organizasyonun ruh hali ve davranışları üzerinde etkili olduğunu söyleyebiliriz. Kaba ve merhametsiz bir yönetici, çalıştığı kurumu, negatif düşüncelerin hakim olduğu bir atmosferde, yeni fikirlerin hayata geçirilemediği, fırsatların değerlendirilmediği bir iş ortamına dönüştürebilir. Daha da önemlisi, bir liderin ruh halinin ve davranış biçimi  doğrudan olarak şirketin kâr ve zararına yansır. Diğer yandan liderin duygusal zekası, kurum kültürünün ya da iş yapma biçiminin oluşmasında da etkindir.

 

Duygusal zekası yüksek liderler, kurumlarına ne gibi faydalar sağlıyor?

 

Son iki yıldır yaptığımız araştırmalardan çıkan sonuçlara göre, yüksek derecede duygusal zeka, bilginin paylaşıldığı, sağlıklı risk alınan, güvenli ve eğitici bir iş ortamının oluşmasını sağlıyor. Düşük derecede duygusal zeka ise, korku ve endişe yüklü bir iş ortamına sebep oluyor. Sonuç olarak, bir liderin ruh hali ve beraberinde gösterdiği davranış biçimleri, şirketin başarısı üzerinde etkin bir rol oynuyorsa, bir liderin primal –temel- konusu duygusal zeka olmalıdır.

 

Ayrıca, lider sadece kendi içinde olumlu, enerjik olmak için değil, aynı zamanda birlikte çalıştığı insanların olumlu ve enerjik olmalarını sağlamaya çalışmalıdır. Şirketine para kazandırmak için iyi bir finansal yönetimle birlikte, bir liderin kendi iç dünyası için de iyi bir yönetim modeli geliştirmesi önemlidir. Ancak, bu sayede doğru duygusal ve davranışsal reaksiyonları gösterebilir ve etrafındaki pozitif atmosferin oluşmasına katkıda bulunabilir. Pozitif bir atmosfer ise kurumlara daima başarıyı getirecek olan bir unsurdur.

 

“Primal Leadership”de de, yöneticilere liderlikte duygusal zekanın önemini ve nasıl geliştirilmesi gerektiğine işaret eden bir süreci anlatmaya ve bu sürecin iş yaşamındaki gerçek etkilerini göstermeye çalıştık.

 

Bir lider için duygusal zekanın önem olduğuna işaret eden pek çok şey var. Örneğin duygusal zekası yüksek olan bir lider, kendi kendini çok iyi gözlemleyebilir, bu sayede kişisel yönetimini başarıyla gerçekleştirebilir, kendi özelliklerinin empati üzerindeki etkilerini görebilir. Bütün bunlar mükemmel bir ilişki yönetimine sahip olmasına olanak sağlar.

 

Duygusal zekanın geliştirilmesi için gerekli olan süreç neleri kapsıyor?

 

Beynin duygusal zekanın ağır bastığı davranışlar gerçekleştirmesini sağlamak için liderlere 5 aşamadan oluşan bir süreç öneriyoruz. İlk aşamada liderin kendi kendine “ne olmak istediğini” sorması gerekiyor. Bir sonraki aşama, hali hazırda kim olduğunu, artılarıyla eksileriyle objektif olarak kendi karakterini ortaya koymasını gerektiriyor. Üçüncü aşamada liderin, olmak istediği yere nasıl geleceği üzerinde düşünmesi ve buraya ulaşmak için değiştirmesi gereken şeyler varsa onları değiştirmesi gerekiyor. Dördüncü aşamada gerçekleştirdiği değişimin yerli yerine oturmasını sağlıyor. Burada tecrübe devreye giriyor.

 

Değişimin hayata geçmesi için pratikleri çoğaltmak gerekiyor. Liderler duygusal zekalarının geliştirme sürecinin bu aşamasında olmak istedikleri liderin özelliklerini benimsemek ve bunlara göre hareket edip, değişimi uygulamaya koymak durumundalar.

 

Son aşamada kendilerine yardım edecek birilerini bulmaları gerekiyor. İnsanın kendi kendini keşfetmesi sürecinde bir grup insana, onların objektif değerlerine ihtiyacı var. Bu nedenle bir lider eğer, kendi kendini keşfederken, daha gelişmiş bir duygusal zekaya sahip olmaya ve bu zekayı pratiğe geçirmeye niyet ettiyse, bu yolculukta yanına birkaç iyi adam almak durumundadır.”

 

Bu süreci ortaya koyarken bilimsel bir dayanağınız oldu mu?

 

Duygusal zekanın geliştirilmesi konusunda yaklaşık yedi yıldır çeşitli yaş grupları üzerinde araştırmalar yapıyoruz. Örneğin 25-35 yaş arası yöneticiler üzerinde 11, 45-55 yaş arası yöneticiler arasında 4 değişik araştırma yaptık. Hepsinin sonucu olarak bu 5 aşamalı süreç ortaya çıktı ve bu süreci hayata geçiren ve gözle görülür biçimde davranışlarını geliştiren insanlar olduğunu tespit ettik. Duygusal zekanın geliştirilmesine yönelik bu sürece şimdi “Self directed learn theory” (Ben merkezli öğrenme teorisi) adını veriyoruz.

 

Diyelim ki lider bu süreci izleyerek duygusal zekasını önemli ölçüde geliştirdi. Peki bunun iş hayatında nasıl kullanacak?

 

Duygular etkileşimlidir. Olumlu ya da olumsuz etrafınıza yayılır. Duygusal zeka da öyledir.

 

11 Eylül’ü düşünün. Amerika’da yaşanan korku ve endişe tüm dünyaya yayıldı. Amerikalılar negatif düşünüyorlardı, bu yüzden tüm dünyanın da negatif düşünmesine sebep oldular. Diğer yandan olumlu düşünceler beslemek atmosferin olumlu olmasına sebeptir.

 

Liderlikte korkak olma, sürekli negatif düşünme etkinliği azaltır. Bunu yaptığımız araştırmalarda çok açık olarak gördük. Kaba ve merhametsiz bir yöneticinin, çalıştığı kurumu, negatif düşüncelerin hakim olduğu bir atmosferde, yeni fikirlerin hayata geçirilemediği, fırsatların değerlendirilmediği bir iş ortamına dönüştürdüğü pek çok örnek vardı.

 

Duygusal zeka insan ilişkilerine de yansıyor. Liderin etrafındakilerle etkileşimli bir iletişimi olmalı. Liderlikte bu çok önemli bir unsur. Liderler daima göz önündedir. Bir liderde liderlik vasıflarının etkinliği insanların onlara karşı pozitif düşüncelerinden ve peşlerinden gidip gitmediklerinden anlaşılır. Beceriler duygusal zekanın ürünüdür. Becerikli yöneticiler lider vasıflarını hakeden yöneticilerdir ve duygusal zekalarının yüksek olduğunu, diğerlerinden farklı olduklarını gösterir. Bu farklılığı etraflarına pozitif olarak yaymaları da önemlidir. Bir lider ne kadar becerikli olursa olsun, becerilerini kullanamadığı, insanlarla paylaşamadığı takdirde etkin olmayı başaramaz.

 

Kitabınızda, liderlikte doğru zamanda, doğru yönetim modelini geliştimenin çok önemli olduğunu söylüyorsunuz. Bu da duygusal zekayla gelen bir beceri mi?

 

Şimdiye kadar bilinen, uygulanan pek çok yönetim modeli var. Ve artık şu bir gerçek ki hiçbir zaman tek bir yönetim modeli ile etkin olmak mümkün değil. İyi bir lider doğru zamanda, doğru yönetimi hayata geçirebilen liderdir, ki bu da bir beceridir.

 

Şirketler için yönetim modelleri ve bunların uygulama biçimleri büyük önem taşır. Çünkü, bir şirket hayat çemberi içerisinde çok değişik durumlarla karşı karşıya kalırlar. Her durum ayrı bir anlayışı gerektirebilir.

 

Dolayısıyla liderin öncelikle “çok yönlü” olması gerekir. Ben liderin bu vasfı için “multilingual” (birden fazla dil bilen) terimini kullanıyorum. Sizin bana sorularınızı İngilizce değil de, Türkçe olarak sorduğunuzu düşünün. Böyle bir durumda ben hiçbir şey anlamayacak ve size yanıt veremeyecektim. Ya da ben bir Çinli olsaydım ve Çince’den başka bir dil bilmeseydim. Bu kez sizin benimle Çince konuşmanız gerekecekti. Liderlikte çok yönlülük, liderin, hangi mekanizmaların hangi sorunlara sebep olabileceğini ve bu sorunların hangi yöntemlerle  çözülebileceğini bilmesini sağlar. Duygusal zekası ve becerileri liderlerin stillerini, şirket içinde yaratacakları atmosferin niteliğini büyük ölçüde etkiliyor.

 

DUYGUSAL ZEKANIN GELİŞİMİ ZOR MU?

 

Richard Boyatszis, liderlerin, duygusal zekalarını geliştirmeleri için neler yapması gerektiği konusunda şu ipuçlarını verdi:

 

Tüm Hayat Boyu Kullanın

 

Duygusal zekayı geliştirmek mümkün ama bunu çok da kolay ve basit bir süreç olarak algılamamak gerekiyor. Duygusal zekayı geliştirmek, bazen yıllar alan zor bir sürece dönüşübelir. İnsanlar 20’li 30’lu yaşlarında çok fazla kilo problemi çekmezler. Gençken formdadırlar, ancak yaş ilerledikçe kilo alırlar. İlerleyen yaşlarda kilo almanın iyi bir şey olmadığını herkes bilir ama etrafınıza bir bakın; 40 ya da 50’li yaşlardaki pek çokları fazla kiloludur. Ya da sigara içmek... Bugün artık sigaranın sağlığa ne kadar zararlı olduğu tartışılmıyor bile. Ama sigara içenlere bakın... Ömürlerinden çaldıklarını bile bile içmeye devam ediyorlar. Mantıklarıyla gerçeğin farkındalar ama duygusal olarak gerçeği kabul etmek taraftarı değiller. Duygusal zekanızı tüm hayatınız boyunca kullanmalısınız. Sadece 20’li yaşlarınıza ya da evlenene kadar değil.

 

Sahip Olduğunuzla Yetinmeyin

 

Duygusal zekanızı nasıl geliştirebileceğinize ilişkin elbette pek çok ipucu verebilirim ama bunun çok kolay olduğu gibi yanlış bir inanışa meyil vermek istemem. Hayatınızın pek çok döneminde yeni kararlar almanız gerekebilir, bu kararları almak hiçbir zaman kolay olmaz, aldığınız kararları hayata geçirmek de oldukça zordur. Zaten pek çok insan bu zorluğun farkında olduğu için kolay çözümlere yöneliyor. Doğuştan gelenle yetiniyorlar ve duygusal becerilerini geliştirmek üzere doğru yönde hareket etmiyorlar.

 

Becerilerinizi Keşfedin

 

Duygusal zekayla ilgili en önemli şey, varlığının farkında olmaktır. Bu nedenle insanlara önce kendilerini tanımaları ve ne olmak, nasıl olmak istediklerine karar vermelerni istiyoruz. Sonra da bunu hayata geçirmek için gerekli araç ve yöntemleri oluşturmalarını söyleyen bir süreç gösteriyoruz. Bunu gerçekleştirdikten sonra başka insanların duygusal becerilerini farketmek, onların ne dediklerini, nasıl hissettiklerini anlamak ve söz konusu olabilecek sorunlara engelk olmak çok kolay olur.

 

Heyecan Yaratmayı Deneyin

 

Bir başka önemli şey, heyecan yaratmaktır. Hayatınızda heyecan sadece gençlik yıllarınıza ait bir olgu değildir. İnsanlar genellikle 30’lu yaşlara geldiklerini heyecanı bir kenara bırakıp plan proje yapmaya, kararlar almaya çalışıyorlar. Oysa heyecanı koruyarak da plan yapılabilir, karar alınabilir üstelik daha etkin olunur. Liderlikte de aynı şey geçerli.

 

Pozitif Düşünün

 

80’lerde liderler, sadece strateji ya da yönetim modellerindeki etkinlikleriyle anılıyorlardı. Şimdi ise lider hangi yaşta olursa olsun, yaptığı işe, birlikte çalıştığı insanlara, ailesine ve kendi özel yaşamına karşı koruduğu heyecanıyla ön planda duruyor. Pozitif düşünce de duygusal zekanın gelişiminde büyük önem taşıyor. “Siz gülümseyin, hayat da size gülümsesin”diye bir klişe vardır. Bu klişeyi hala dikkate alabilirsiniz.

 

ATATÜRK DUYGUSAL ZEKASI YÜKSEK BİR LİDERDİ

 

Duygusal zekası yüksek bir lider örneği verebilir misiniz?

 

Türkiye üzerinde bir dönem çalıştım. Yakın zamanda ülkenizi ziyaret ettim ve hatta üniversitelerinizden birinde liderlik üzerinde bir konuşma yaptım. Son dönem liderleri üzerine yorum yapmak istemiyorum. Ancak, Atatürk’ü dugusal zekası gelişmiş liderler arasında bir örnek olarak değerlendirebilirm. Atatürk duygusal zekası son derece gelişmiş bir liderdi. Kendi becerilerinin farkındaydı ve bunları etkin biçimde kullanabiliyor, etrafındakilere yansıtabiliyordu.

 

Bu sayede tüm Türk halkının kalbini kazanmayı başarmıştı. Kurtuluş savaşında kurduğu ordunun içerisinde her sınıftan insanı biraraya getirdi ve tek bir yürek, tek bir ruhla hareket etmelerini sağladı. Atatürk’ün politik, siyasal ve askeri anlamda tüm başarılarını duygusal zekasına borçlu olduğunu düşünüyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz