Hızlanma çağında başarının reçetesi

Thomas L. Friedman “Geç Kaldığınız İçin Teşekkürler : Hızlanma Çağında Bir İyimserin Başarılı Olma Rehberi” adlı kitabıyla yeni dönemde başarıya rehberlik etmeyi amaçlıyor...

3 AĞUSTOS, 20170
Paylaş Tweet Paylaş
Hızlanma çağında başarının reçetesi

Aslı Sözbilir

asozbilir@capital.com.tr

Eskiden teknolojik gelişmelerin dünyayı tamamen değiştirmesi için birkaç yüzyıl geçmesi gerekirdi. Şimdi ise bu sadece birkaç yılda oluyor. Buna en iyi örnek iPhone. Öte yandan insanların bu teknolojik gelişmelere alışma hızı teknolojinin değişim hızının çok gerisinde. Çoğu zaman insanlar teknolojiye ayak uyduramıyor ve bu da onlarda kızgınlık ve umutsuzluk yaratıyor. Dahası toplumlar teknolojiyi yönetecek kanunları yeterince hızlı yaratamıyor.” Bu sözler The New York Times’ın en çok okunan köşe yazarlarından Thomas L. Friedman’ın son kitabı “Geç Kaldığınız İçin Teşekkürler” den alındı. Friedman, kitapta teknolojinin, küreselleşmenin ve küresel iklim değişikliğinin son derece hızlandığını vurguluyor ve sonra bu değişimleri insanların algılamasının iyice zorlaştığı günümüzde verilebilecek en iyi tepkinin bu değişimlerle mücadele etmek yerine onları kucaklamak olduğunu söylüyor. Friedman’a göre insanlık iş dünyasından siyasete tüm kurumlarını bu değişime uygun hale getirebilirse gelecekte de başarılı olacak. Eğer teknolojinin yarattığı iletişim imkânlarını doğru kullanırsak bunu gerçekleştirmememiz için bir sebep de yok. “Dünya değişiyor ve var olan işler tanınmaz hale geliyor, bu nedenle şu anda var olduğumuz dünyada başarılı olmaya çalışmamız gerek. Dünya o kadar hızla değişiyor ki yanlış tarafa doğru attığımız ufak bir adım bizi nihai rotamızdan çok uzaklara atabilir” diyen Friedman’a göre şirketler de çalışanlar da ancak sürekli bir öğrenme süreciyle ayakta kalabilecek. Toplumlar ortak değerlerine ve iyimser taraflarına sahip çıkarak huzur ve barış ortamını yakalayabilecek. Yazarın “Hızlanma çağında bir iyimserin kurtuluş ve başarılı olma rehberi” olarak tanımladığı kitabını sizin için özetledik. İşte Friedman’ın kitabından satırbaşları… 

HIZLANMAYA KAFA YORMAK 

Dünya tarihinin en büyük değişimlerinden birinin içindeyiz. Belki de Gutenberg’in matbaayı bulmasından bu yana olan en büyük değişimin… IBM’in kavramsal çözümlerden sorumlu başkan yardımcısı John E. Kelly III’ün söylediği gibi, biz insanlar zamanın, mesafenin ve hızın doğrusal olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Ancak teknoloji doğrusaldan çok daha hızlı bir şekilde değişiyor. Bu biraz 0 km’den 100 km’ye 5 saniyede çıkan bir arabada olmak gibi. İnsan kendi kendisine “vay be” diyor ama tüm hayatını bu durumda geçiremez. Böyle bir zamanda durup olan biten hakkında kafa yormak aslında bir lüks değil bir gereksinim. 2014’te Washington DC’de arabamı bir kapalı garaja park ederken oradaki park görevlisi beni tanıdı ve New York Times’daki köşemi severek okuduğunu söyledi. Ayele Z. Bojia adındaki bu görevli, daha sonra benden kendi blog’una (Odanabi.com) eleştirel bir gözle bakmamı rica etti. Odanabi ismi Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa yakınlarında bir kentten geliyordu. Blog’u açtığımda bir de ne göreyim, bu park görevlisi anavatanı olan Etiyopya hakkında mükemmel olmasa da çok faydalı bir blog yaratmıştı. Bu hızlanma çağında park görevlileri bile benim gibi köşe yazarlarının rakibiydi! 


İNOVASYONDA DÖNÜM NOKTASI 

Kitabımın ana argümanı şu; Piyasada, tabiat anada ve Moore Kanunu’ndaki aynı anda gerçekleşen hızlanmalar sonucu artık bir “Hızlanma Çağı’na” girdik. Bizi etkileyen bu hızlanmaların hepsinin 2007 yılında başladığına inanıyorum. Bilgisayarların hafıza kapasitelerindeki artış, Facebook, Twitter ve Big Data denilen olgu da hep 2007 yılına dayanıyor. En önemlisi de iPhone’un 2007’de piyasaya çıkmış olması. Birçok büyük teknolojik gelişme kısa bir zaman diliminde ortaya çıkarak insanların birbiriyle iletişime girmesi ve iş birliği yapması konularında sonsuz olasılıklar ortaya çıkardı. Kindle, IBM’in düşünen bilgisayarı Watson, yenilenebilir enerjideki atılımlar, DNA’nın haritasının çıkarılması, ilk silikondan yapılmayan çipler hep 2007’de yaratıldı. Intel 2007’de çip dizaynını yeniden yaratarak Moore Kanunu’nun geçerliliğini korumasına yardımcı oldu. Bu kadar çok hızlı değişim ve inovasyonun olma sebebini 1965’te Moore Kanunu’nu yaratan George Moore’a bağlayabiliriz. Moore Kanunu’na göre bilgisayarlarda kullanılan mikroçiplerin kapasitesi kabaca her 2 yılda bir iki katına çıkacakken fiyatları aynı kalacak. Böylesine hızlı bir teknolojik gelişme son 50 yıldır devam ediyor ve yavaşlayacağa da benzemiyor. Bu da büyük bir sorun haline geliyor. 

MOORE KANUNU YAYILIYOR

Bu kadar hızlı bir değişimi anlamak zor ancak Volkswagen Beetle model arabalar bilgisayar çipleri gibi Moore Kanunu’na göre değişseydi, şu anda saatte 300 bin mil hızla gidebilmesi, bir galon benzinle 2 milyon mil yol kat edebilmesi ve maliyetinin de sadece 4 sent olması gerekirdi. Bilgisayarlardaki ve mikroçiplerdeki değişim açıkça çok özel. Mikroçiplerin gelişmesinin sebebi, mühendislerin devamlı mikroçip üretmek için yeni yollar bulması, bir bakıma 24 ayda bir mikroçipleri tekrar keşfetmesi yüzünden. Teknolojik gelişmede etkileyici olan bu hızlı değişimin sadece mikroçiplerde değil ana kartlar, hafıza üniteleri ve ağ araçları gibi diğer bilgisayar bileşenlerinde de gerçekleşmesi. Sensörlerin gelişmesi ve küçülmesi sayesinde teknoloji sadece daha güçlü hale gelmekle kalmıyor, aynı zamanda geleneksel işlerin yönetiliş biçimi de değiştriyor. Örneğin, artık arabalar bize ne zaman yağlarının değişmesi gerektiğini veya inekler bize ne zaman sağılmaları gerektiğini söyleyebiliyor. Daha da etkileyici olarak, ineklerin üzerine yerleştirilen sensörler çiftçilere inekleri ne zaman çiftleştirmeleri gerektiğini de söyleyerek besicilikte tahminin payını azaltıyor. Sensör teknolojisini daha iyi anlayabilmek için GE’nin San Ramon, Kaliforniya’daki merkezini ziyaret ettim. Şirket ürettiği her şeye bir sensör eklemesi sayesinde büyük miktarda dataya ulaşabiliyor ve süreçlerini devamlı geliştirebiliyordu. Bir anlamda GE artık bir yazılım şirketi haline gelmişti. Teknolojik gelişmeler sonucu inovasyon daha beraberce üretilen bir şey haline geldi. Bunun anlamı da açık kaynaklı yazılımların popülerliğinin artması. Belki de en önemli gelişme kablosuz bir şekilde bilginin depolanabildiği bulutun, Netflix veya Microsoft Office gibi programları kullananların nerede olurlarsa olsunlar bilgilerine ulaşmalarına izin vermesi oldu. Bence bulut hayatımızda o kadar etkili ki ben ona Supernova demeyi tercih ediyorum. 

SEKTÖRLERDE SUPERNOVA ETKİSİ! 

Watson adındaki süper bilgisayarın dünyadaki en iyi Çarkıfelek yarışmacılarını yendiği 2011 yılı insanlık için bir dönüm noktasıydı. O anda bilgisayarların insanlardan daha yetkin olduğu çağ başlamış oldu. Watson, bulut üzerinden çalışan bir bilgisayardı ve bu da buluta bağlı olan yüzlerce bilgisayarın gücünü kullanıyor olduğu anlamına geliyordu. Watson’ı IBM’in New York’taki merkezinde görme şansım oldu. Bir odayı kaplıyordu. Watson’ın torunu denilebilecek yeni süper bilgisayar ise sadece bir bavul kadardı. Teknoloji geliştikçe zorluk beleş hale geldi. Bunun anlamı şu; bir taksi veya Avusturalya’da kalacak yer bulmak gibi sorunlara çare bulmak Uber ve AirBnB gibi şirketler sayesinde kolaylaştı. Endüstri çağından bilgi çağına geçerken elbette bazı sorunlarla karşılaşıyoruz ama bir yandan da sistemsel düşünme bize çok zor işlemleri kolayca yapabilme şansı veriyor. Tarihte bir üretici, mucit veya yenilikçi olmak için daha iyi bir zaman olmamıştı. Öte yandan Wal-Mart gibi geleneksel şirketler de Supernova’yı kullanarak daha rekabetçi hale geliyor. Wal-Mart 2011 yılında bahsettiğimiz yeni teknolojileri kullanarak sadece 12 mühendisle 2 yıl içinde mobil uygulamasını geliştirdi. İnsanlar beraber hareket edebilmenin verdiği güçle artık sadece doğanın bir parçası değil, doğayı değiştirebilme güçleri de var. Çoğu insan Watson gibi bilgisayarlardan haberdar olduğunda kendi işlerini ellerinden alacak korkusuyla endişeleniyor. Ama bu doğru değil. IBM’e göre ki ben de bu görüşe katılıyorum, süper bilgisayarlar tıp gibi özel alanlarda büyük miktarda datayı analiz ederek doktorlara yardımcı olacak. Doktorlar da işin insan iletişimi kısmını yürütecek. Bilgisayarlar hiçbir zaman insanların yerini almayacak, aksine insanlara işlerini daha iyi yapmaları için yardımcı olacak. 

YENİ “PİYASA” KOŞULLARI

Bu kitapta küreselleşmenin hızlanmasına kısaca “Piyasa” adını vereceğim. Ben küreselleşmeyi her zaman bir bireyin ve şirketin küresel ölçekte etkileşime ve rekabete girebilmesi olarak tanımladım. McKinsey’nin 2016’da çıkardığı “Dijital Küreselleşme: Küresel Dalgaların Yeni Çağı” raporuna göre dünya her zamankinden daha fazla kendi içinde bağlı. Facebook üzerindeki arkadaşlık dalgalarını, Twitter’daki görüş dalgalarını, Amazon’daki, Alibaba’daki, Ebay’deki alışveriş dalgalarını ve diğer küresel şirketlerdeki dalgaları düşünün… Her taraftan küreselleşmeye dair bu kadar çok dalga gelirken, rekabetin de dünyanın herhangi bir yerindeki bir bireyden veya şirketten gelmesi kaçınılmaz. Şirketlerin operasyon alanlarını genişletmesi hiç bu kadar kolay olmamıştı. Örneğin bir arama motoru olarak başlayan Google artık bir araba üreticisi olmak üzere veya bir zamanlar bir bilgisayar üreticisi olan Apple artık bir müzik dükkânı ve hatta banka da. Eskiden küreselleşme demek “outsourcing” (dış kaynak kullanımı) demekti. Amerikalı şirketler Hindistan, Pakistan, Filipinler veya Bangladeş gibi ülkelerdeki ucuz iş gücünü kullanıyordu. Ancak artık bulut bilişimin gücünü kullanan bu 3’üncü dünyalı insanlar teknolojik trendleri kendi ülkelerinin problemlerini çözmek için kullanıyor. Örneğin Batılı bir teknoloji şirketinde çalışmaktan sıkılan Aloke Bajpai Hindistan’a geri döndü ve Hintlilerin ucuz bilet bulmasına yardımcı olan Ixigo.com’u kurdu. Başka bir deyişle küreselleşme gittikçe küresel piramidin en dibinde olan insanların da zenginleşmesine fayda sağlıyor. Ayrıca bugün içinde yaşadığımız birbirimizle bağlı olma durumu finansal sistemleri de dijitalleştirdi ve para yatırma, fatura ödeme gibi işlemler elektronik hale geldi. Artık her finansal piyasa birbirine bağlı. 2015’te Çin borsası kötüye gidince ABD borsaları da 2 trilyon dolarlık bir kayıp yaşadı. Bu iç içe olma halinin gittikçe daha da artacağını düşünüyorum. 

GELECEĞİN İŞ DÜNYASI

 Teknolojik değişim siz istemeseniz de, hazır olmasanız da gerçekleşecek. Örneğin gazetecilik mesleğe ilk başladığım daktilo ve teleks zamanlarından beri fazlasıyla değişti. Sadece gazeteciler değil, tüm çalışanlar eğer hayatları boyunca yeni şeyler öğrenmeye açık olmazsa işlerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklar. Bazı haklı endişeler olsa da robotların tüm işleri elimizden almayacağına eminim. Ancak artık üniversiteden mezun olan gençler sadece bir iş bulmak zorunda değil, çoğu zaman o işi kendilerinin yaratması gerekiyor. Bu nedenle artık orta sınıf bir hayatı sürdürmek her zamankinden daha zor. Artık sadece etrafınızdakilerle rekabet etmiyorsunuz, o çok istediğiniz işi yapacak yeteneklere sahip dünyadaki herkesle rekabet halindesiniz. Öte yandan teknoloji rekabet için her zaman kötü olacak diye bir şey yok. Örneğin ATM’ler yaygınlaştıkça, bankalar şube sayısını da artırmak zorunda kaldı ve bu da işe aldıkları gişe memurlarının sayısını artırdı. Gişe memurları artık eskisinden daha farklı işler yapıyor olabilir ama sayıları eskisinden çok daha fazla, bunu teknolojiye borçluyuz. Yani tüm işler yok olmuyor ama var olan işler çok değişiyor. Tüm hayatınız boyunca bir işe sahip olmak istiyorsanız artık bilgi akışlarından faydalanmalı ve hayatınız boyunca öğrenci olarak kalmalısınız. Kısacası McDonald’s’lardaki kasiyer pozisyonları yok oluyor olabilir ama gelişen sistemleri yönetmek ve insani ilişkiler taraflarında yeni işler ortaya çıkıyor ve gelecekte iş bulmak isteyenler bu taraflara yönelmeli.


BATMAN’LI START-UP NASIL TEKNOLOJİ YILDIZI OLDU?

YENİ MEDYA
Sadık Yıldız’la 2016’da Kuzey Irak’ta Süleymaniye’yi ziyaret ettiğimde tanıştım. Yıldız ve ailesi aralarında Yeni Medya’nın da olduğu birçok teknoloji şirketinin sahibi. Yeni Medya’yı Yıldız’ın yeğeni Ekrem Teymur kurmuş, şirket aralarında Türkiye’nin de olduğu birçok devlet ve özel şirket için big data ve medya takibi hizmeti veriyor. Sadık yeğeninden “Türkiye’de yetişen en iyi bilgisayar mühendislerinden biri” diye bahsediyor.
SUPERNOVA ETKİSİ Yıldız bana müşterileri arasında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’nın da olduğunu ve big data’nın gücünü kullanarak tüm dünya medyasını Google’dan bile daha sıklıkla taradıklarını anlattı. Şirketi Batman’da kurmuşlar ve supernova’nın gücünü kullanarak 100’den fazla çalışanı ve Dubai, Palo Alto, Dublin ve Beyrut’ta ofisleri olan bir teknoloji şirketi yaratmışlar.
2007 MUCİZESİ Onlarca benzeriyle daha karşılaştığım Sadık Yıldız’ın hikâyesi eğitim, erişim ve supernova sayesinde daha önce imkânları kısıtlı olan kesimden insanların nasıl hızla güçlendiğinin ve orta sınıfa dâhil olduğunun ispatı. Ayrılmadan Sadık’a son bir soru daha sordum, “Şirketi ne zaman kurdunuz?”. 2007 cevabını verdi.



GELECEĞİ “MINNESOTA İYİLİĞİ”YLE KUCAKLAYIN

HESAP VEREBİLİRLİK
Bu hızlanmalar çağında bir fırtınanın tam ortasında yaşıyoruz. Huzur bulabildiğimiz anlar ise fırtınanın tam gözüne gittiğimiz ve fırtınanın etrafımızda kopmasına izin verdiğimiz anlar. Fırtınanın gözüne ise sadece sağlıklı topluluklar yaratarak varabiliriz. Topluluklar geri bildirim ve hesap verebilirlik yaratarak bireylerin dışlanmış ve yalnız hissetmesini engelleyebilir ve tüm insanlığın ihtiyacı olan davranış biçimlerini küçük ölçekte de olsa geliştirmeye başlayabilir.
YABANCIYLA ETKİLEŞİM Böyle ideal bir topluma memleketim Minnesota’daki St. Louis Park’ta rastladım. St. Louis Park ben büyürken yabancı bir unsuru (gittikçe büyüyen bir Yahudi nüfus) kabul etmişti ve içerisinde gençlere örnek olabilecek çok sayıda öğretmen vardı. Golf oynayanlara yardım ederken birçok iş adamını gözlemleme ve bu sayede dünyanın nasıl işlediğini kavrama şansı buldum. Bu sayede gittikçe artan bir Yahudi karşıtı ortamda bile kendimi güçlü hissedebildim.
 ORTAK İDEAL St. Louis Park zencileri de ülkenin geri kalanından hızlı bir şekilde özümseyebildi. Bunun nedeni belki de “Minnesota iyiliği” denilen özellik sayesinde insanların evlerini yabancılara daha rahat açabilmesiydi. Büyüdüğüm şehrin başarısının en büyük nedeni ise yeni üyelere açık bir orta sınıf topluluğa sahip olmasıydı. Bu sayede eğer insanlar beraber bir ideal için çaba gösterirlerse işlerin yoluna gireceğine dair bir iyimserliğe sahip oldum.
LİDER ETKİSİ Minnesota’nın tarihinin kritik bir dönemecinde başa çok kaliteli liderler geçti ve eyaletin kültürünü kökten değiştirdiler. Bu siyasetçilerin kamunun yararı adına birbirleriyle yardımlaşması ve ödün vermesi özel sektöre de etki etti. Örneğin eyaletteki bir güneş paneli yatırımı kötüye gidince bu yatırıma karşı çıkan politikacılar “Baştan beri biz haklıydık” demek yerine kötü durumu düzeltmek için çalışmaya başladı.
KAOSLA MÜCADELE Bu kültür Minnesota’yı tüm kültürlerden gelen aileler için taşınması ideal bir yer haline getirdi ve bu özelliklerin ABD’nin geri kalanı tarafından da eğer bu hızlanmalar çağına ayak uydurulmak isteniyorsa benimsenmesi gerek. Uzun vadeli değişimin köklerden başlaması gerekir. Bu nedenle tüm Amerikalılar köklerine geri dönerek yerel sorunlara ve siyasete ilgi göstermeli.
BERABERLİK HİSSİ Böyle kökten toplumsal gelişmeler gelecekteki belirsizlikle, kaosla ve “diğerinden” olan korkuyla başa çıkmaya çok yardımcı olacaktır. Bunun olabilmesi için kültürel benzersizliğin, özellikle göçmenlerde takdir edilmesi gerek. Kültürel eritme potasının herkesi aynı yapmasına gerek yok. Ancak bir beraberlik hissi oluşması için bazı toplumsal temel değerlerin (örneğin kadın hakları gibi) herkes tarafından benimsenmiş olması gerek, yoksa ilk gerginlikte toplum çökme noktasına gelebilir.



İNOVASYONDA “TABİAT ANA”YI KOPYALAYIN

YENİ TERCİHLER
Bu kararsızlık çağında Amerikalılar giderek daha fazla sistem dışındaki liderlere ilgi gösterir oldu. Özellikle de siyasette… 2016 Başkanlık seçimlerinde adaylardan Bernie Sanders “sistemi yıkmaktan” bahsederken Donald Trump da “sistemi ele geçirmekten” bahsediyordu. Daha ılımlı adayların bu iki aday karşısında başarısız olması aslında çok da şaşırtıcı değil.
DEĞİŞİM RİSKİ Büyük değişimlerde nasıl zarar görülmeyeceğini Tabiat anayı inceleyerek öğrenebiliriz. Tabiat anadaki değişimlerin yüzde 99’u başarısız oluyor ama bu sürekli inovasyon sürecinde nadiren biz insanların da kopyalaması gereken müthiş başarılı bazı değişimler oluyor. Bu büyük hızlanmalar çağında başarılı olabilmek için tabiat anadan olabilen her şekilde kopya çekmemiz gerek.
GİRİŞİMCİ SİYASET Tabiat ananın 5 milyar yıldır başarıyla gelişmesini sağlayan 5 süreç var, biz de bu süreçleri uygulamalıyız: 1- Değişim gerektiğinde veya yabancılarla karşılaşıldığında adapte olabilmek 2- Çeşitliliği kucaklamak 3- Bir mülkiyet kültürü oluşturmak 4- Devlet kademeleri arasında düzgün bir denge yaratmak 5- Girişimci kafa yapısına sahip yenilikçi siyasi partiler kurmak.



İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz