Gelecekte kendimizi nasıl doyuracağız?

BM dünyayı doyurabilmek için 2050 yılına kadar gıda üretimini yüzde 70 artırmamız gerekeceğini tahmin ediyor.

27 EKİM, 20160
Paylaş Tweet Paylaş
Gelecekte kendimizi nasıl doyuracağız?
Ankette insanlara alternatif protein kaynakları hakkındaki düşünceleri sorulmuş ve 15 yıl sonra bugün tıpkı sushi yemeğinin olduğu gibi laboratuvarda üretilen etin de pekala Alman tüketicilerince kabul görebileceği ortaya çıkmış. Bu arada çok daha kolay başarılabilir başka türden fikirler de ortaya atılıyor. Brent Taylor, et benzeri gıda üretimi yapan ve vejeteryanların yanı sıra et yiyenleri de hedef alan Beyond Meat şirketinin eş başkanı. Şirket, kırmızı ve tavuk etine çok benzeyen bir alternatifi bezelye ve soya proteinlerinden faydalanarak üretiyor. Taylor’a göre bu şirketin asıl hedefi, 2020 yılına gelindiğinde global et tüketimini yüzde 25 oranında azaltmak. Taylor,“Hedefimiz bir sonraki global et şirketi olmak. Farklı çözüm arayışında olan ve et tüketimini azaltmak isteyen kitleye hitap etmek istiyoruz. Geçmişteki çabalar, vegan veya vejeteryan piyasalara yönelikti. Bu yüzden et deneyiminden zevk alan birilerinin deneyimlerini tam olarak karşılamıyorlardı. Bizim için etin yapısını nasıl yarattığımız değil etin fantastik duyumsal deneyimi önemlidir” diyor. Yiyeceğe karşı olan tutum ve davranışlarımızı tanımlayan kültürel normların yanı sıra yemek deneyimimizde tat, doku ve koku kritik rol oynar. Burada sorun artan farkındalığa rağmen iş başındaki bu güçlerin, sıklıkla bizi sürdürülebilir veya sağlıklı olmayan ürünlere doğru çekmesinde yatmaktadır. Bu aslında uluslararası tarım, gıda ve beslenme şirketi Cargill’in de farkında olduğu bir ikilem. Cargill Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Kyle Marinkovich, “Tüketiciler trans yağların yok edilmesini ve doymuş yağların azaltılmasını bunun yanında yemeklere Omega 3 gibi iyilerin eklenmesini istiyor” diyor. Omega 3 iyi bir örnek. Zengin bir Omega 3 kaynağı olan yağlı balık yemenin faydalarının farkındalığı giderek artıyor. Omega 3 yağ asitleri, metabolik rahatsızlıklar, zihinsel zayıflıklar ve kardiyovasküler hastalıklar gibi hastalıkların önlenmesine yardımcı olabilir. Oysa yapılan anketler, dünyanın dört bir yanındaki insanların çoğunun halen Omega 3’ü yeterince almadığını gösteriyor. Bunun sıklıkla dikkat çekilen nedenlerinden biri de Omega 3’ün tadının ve kokusunun itici gelmesi. Bu soruna çözüm olarak gıdaların lezzetini değiştirmeksizin içlerine tatsız balık yağları katılabilir ve böylece müşteri beklentileri veya damak tadı aynı kalarak içine sağlıklı katkı maddeleri eklenebilir ya da yüksek oranda konsantre edilmiş Omega 3 kapsülleri üretilebilir. Yeni saiklerle çalışan bilim insanları, yemeklerimizin besleyici içeriğini artıracak çok daha iyi yöntemler bularak sağlıklı olmanın yeni yollarını keşfediyor. Örneğin BASF tüketici sağlığı, klinik beslenme ve eczacılık ürünlerinde kullanılmak üzere saf ve bir hayli konsantre edilmiş Omega 3 yağ asitleri sunuyor. İçinde diyet takviyelerinin de olduğu besleyici yiyeceklerin ve özel besinlerin giderek büyüyen bir pazar olduğuna dikkat çeken BASF İnsan Gıdalarından Sorumlu Başkan Yardımcısı François Scheffler, “Tüketiciler şimdi sağlığın aslında kendilerinin yeni zenginlikleri olduğunu anlıyor. Uzun, sağlıklı ve aktif bir yaşam sunan, geliştiren ve destekleyen bütüncül çözümlerin peşindeler” diyor. Nüfus artışı, sağlık ve çevre konusundaki endişelerimiz, kendimizi doyurmanın yeni yollarını arayıp bulmaya sevk ediyor. Silikon Vadisi’nin yaşamı daha iyi kılmak için teknolojiden faydalanma ve yiyeceklere uyarlama yaklaşımını benimsemiş “gıda korsanları”, yepyeni bir akım oluşturuyor. Geçenlerde California San Francisco’da düzenlenen bir gıda konferansında yiyecek inovasyoncuları, girişimcileri, bilim insanları ve teknoloji uzmanları bir araya gelerek gelişen teknolojilerin ve bilimlerin “global gıda ağı”nı nasıl yeniden şekillendirebileceğini tartıştı ve hepsine uygun makul fiyatlı beslenme çözümleri sundular. Bunların çoğu halen hayal durumunda ve bu fikirlerden bazılarına alışılması bir hayli zaman alabilir. Çünkü gıda beslenmeden daha fazlasıdır. Gıda, bizim ailemiz ve kültürümüzle aramızdaki bir bağdır ve çoğu insan için müthiş bir zevk kaynağıdır. Gıdayla olan ilişkimizde muhafazakarızdır ve yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmeye pek gönüllü değilizdir. İşte bu yüzden bizim gelecekte kendimizi sürdürülebilir bir yoldan nasıl doyuracağımıza yönelik olarak ortaya tek bir alternatif çözüm çıkmıyor. İster laboratuvarda üretilmiş et olsun isterse de böcek ya da bitkisel protein olsun geçiş dönemi yavaş olacak. Ancak olasılıklar çok geniş bir yelpazede yer alıyor ve fikirler de mükemmel. 30 yıl sonra neleri yiyor olabileceğimizi kim bilebilir. Ancak kesin olan tek bir şey var: Bu yolculuk artık net bir şekilde başlamış durumda.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.