Enerji depolama çözümleri karışımı geliştirmek

Şayet hem dengeli bir enerji portföyüne geçmek hem de global karbondan arındırma çabalarında başarılı olmak isteniyorsa o zaman depolama teknolojileri üzerinde düşünmek kaçınılmaz.

4 AĞUSTOS, 20170
Paylaş Tweet Paylaş
Enerji depolama çözümleri karışımı geliştirmek

Her geçen gün yenilenebilir kaynaklardan daha fazla miktarda elektrik üretildikçe şebeke istikrarını sağlamak için ne kadar enerjinin depolanması gerekiyor? Almanya için önümüzdeki 4-6 yıl arasına yönelik tahminler, 3 gigawat (GW) kadar küçük rakamlardan 30 GW kadar devasa hacimlere çıkabiliyor. Avrupa’nın en büyük uygulama odaklı araştırma organizasyonu olan Fraunhofer tarafından yapılan bir çalışma, bu ülkenin 2030 yılında 13-50 GW arasında değişen bir enerji depolama kapasitesine ihtiyacı olacağını öngörüyor. Rakamların böylesine muazzam uç noktalara gitmesinin sebebi ise bu gibi araştırmaların altında son derece karmaşık ve farklı varsayımların yatıyor olması. 

Akü tabanlı sistemlerde kaydedilen inanılmaz gelişme

Siemens Kurumsal Teknolojiler’de Depolama Çözümleri adlı inovasyon projesinin başında olan Karl-Josef Kuhn, “Depolama teknolojileri, sadece Almanya’da yeni bir enerji karışımına geçişte değil aynı zamanda global seviyede karbondan arındırma çabalarında da kilit konumda” diyor. Enerji depolama çözümleri, konvansiyonel pompalı depolama tesislerinden ileri teknolojili akü tabanlı sistemlere kadar geniş bir yelpazeye yayılır. Birincisinde elektrik üretiminde kullanılmak üzere büyük hacimlerde su yüksek bir yerde toplanır. Almanya’da şu anda toplamda yaklaşık 7 gigawat kapasitesinde 9 pompalı-depolama tesisi bulunuyor.

Ancak bu rakam, gelecekte gerekli olacak miktarın çok altında. Kuhn, “Pompalı depolama enerji santrallerinin büyütülme potansiyeli çok sınırlıdır, ki bu da bizim büyük hacimlerde elektriği tutabilecek alternatif depolama teknolojileri bulmamız gerektiği anlamına gelir” diyor. Siemens’in modüler, lityumiyon- tabanlı Siestorage sistemi gibi akü çözümlerinde muazzam ilerlemeler sağlandığı görülüyor. Siemens’in sistemi üstün performanslı akülerle şebekeye bağlanmak için gerekli olan güç elektroniğini bir araya getiriyor. Bu sistem bir megawatt kapasiteli 500 kilowat/saat’e kadarlık bir çıktıyı saklayabiliyor ve sonra geri verebiliyor. Diğer geleneksel kısa vadeli depolama çözümlerinin arasında ise kapasitörler, volanlı depolama sistemleri ve sıkıştırılmış hava çözümleri var.

Uzun vadeli çözümlere doğru

Yukarıda bahsedilenlerin tümünün ortak sakıncası hepsinin de sadece dakikalar veya saatlerle ölçülebilen depolama süreleri sunuyor olması. Bunu akıllarından çıkarmayan Siemens araştırmacıları, bu yüzden elektriği hidrojenin yanı sıra amonyak ve metanol gibi kimyasallara benzer uzun vadeli depolamaya dönüştüren enerji formlarına çeviren çözümlere odaklanıyor. Bu enerjiden gaza teknolojileri elektroliz aracılığıyla su ve elektriği kimyasal hammaddelere dönüştürüyor. Örneğin bu alandaki ilk pilot projelerden biri de Siemens’in 6 megawatt kapasiteye kadar çıkabilen ve kendi sınıfında dünyanın en büyük tesisi olan Mainz Enerji Çiftliği adındaki hidrojen üretim merkezidir. Bu tesis yaklaşık 2.000 adet yakıt-pilli arabaya yetecek kadar hidrojen üretebiliyor. Siemens, elektroliz tabanlı hidrojen dışında metanla da ilgileniyor. Gerek hidrojen gerek metan gazı, doğal gaz şebekelerinde depolanabiliyor ve sonra ihtiyaç duyulduğunda elektrik üretilmesinde kullanılabiliyor. Siemens uzmanları ayrıca metanol gibi CO2 içermeyen yakıtlardan faydalanan dönüştürme süreçleri üzerinde de çalışıyor. Diğer araştırma konuları arasında ise termal ve mekanik depolamanın yanı sıra elektrik enerjisini sıkıştırılmış hava şeklinde depolayan sistemler de var. Kuhn, “Yeni bir enerji karışımına geçişin başarılı olmasını sağlayacak kilit faktör, bizim bir depolama teknolojileri kombinasyonu oluşturup oluşturamayacağımızdır” diyor.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz