Eğitimde teknoloji

Eğitimciler dijital cihazlara bayılıyor. Ancak bu cihazların çocuklara, özellikle de öğrenme güçlü çekenlere yardım ettiğine dair çok az kanıt mevcut...

13.04.2020 16:42:000
Paylaş Tweet Paylaş
Eğitimde teknoloji

Çok değil, birkaç yıldır okulların çoğunda, özellikle birinci sınıflarda, altı yaşındaki çocukların çoğu iPad veya bilgisayar kullanıyor. Bu tür okullarda bu çocuklar kendi kapasitelerine göre ayarlanmış matematik problemleri üzerinde çalışırken, öğretmen de küçük bir grupla ayrıca çalışıyor. Peki bu araçlar çocukların öğrenimine ne kadar katkı sağlıyor? MIT yazarlarından Natalie Wexler, iPad’le öğrenim yapan bir sınıfa gittiğini söylüyor. Buradaki deneyimlerinin çok ilginç olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Bir çocuğun, adına Kevin diyelim, kendisine ‘8’le 3’ü topla’ diyen bir iPad ekranına bakışını izledim. Tüm sınıf arkadaşları gibi kendisi de okumakta zorlandığı için, ‘Dinle’ tuşuna bastı. Fakat yine de bir cevap verme girişiminde bulunmadı. ‘Topla ne demek biliyor musun’ diye sordum. Bilmediğini söylediğinde, ‘eklemek’ anlamına geldiğini açıkladım. Kevin’ı sonuca yönlendirdiğim için memnuniyet duyarak diğer öğrencileri de gözlemlemeye başladım ve iPad’lerinin 119’u en yakın ona yuvarlayın ve karelerin içindeki üçgenlerin alanını bulun gibi cümleler gösterdiğini gördüm. Eğer Kevin toplamayı anlayamıyorsa, diğer çocuklar yuvarlamayı anlayabiliyor muydu? Sonra ‘84’ten önce hangi sayı gelir’ sorusuyla birlikte bir dizi rakamın görüldüğü bir bilgisayar ekranına bakan bir çocuk buldum. Yönergeleri dinledi ve 85’i, 86’yı, sonra 87’yi denedi ve her seferinde hata mesajları aldı. Sorunun rakamların büyüklüğü olduğunu düşünerek, ona dörtten önce ne geldiğini sordum. ‘Beş mi’ diye tahminde bulundu. Onun önce kelimesini anlamadığını fark ettim. Anlamını açıkladığımda da hemen 83’e tıkladı. 8’le 3’ü toplayıp toplayamadığını görmek için Kevin’e geri döndüm. Fakat onu parmağıyla iPad’de açık pembe çizgiler çizerken buldum; bu, cihazın sayısız dikkat dağıtma kabiliyetlerinden biriydi.” 

DİJİTALLEŞME YARARLI MI? Son yıllarda dünya çapında pek çok okul, Bill Gates ve Mark Zuckerberg gibi teknoloji düşkünü hayırseverlerin de teşvikiyle eğitim teknolojisi modasına uymaya başladı. Okul seçimi ve öğretmen kalitesini iyileştirme çabaları gibi eski moda eğitim reform stratejileri verimli olamayınca, eğitimciler umutlarını eğitim yazılımlarıyla çevrimiçi özel derslerin ve oyunların sosyoekonomik ölçeğin en tepesinde ve en altında bulunan öğrenciler arasındaki devasa test sonuçları farkını azaltabileceği fikrine bağladı. Yakın zamandaki bir Gallup raporu, Birleşik Devletler’deki öğrencilerin yüzde 89’unun (üçüncü sınıftan on ikinci sınıfa kadar) haftanın en az birkaç günü okulda dijital öğrenme araçları kullandıklarını ortaya çıkardı. Gallup ayrıca eğitimciler tarafında da hemen hemen tüm dünyayı sarmış olan teknoloji düşkünlüğünü de ortaya koydu. Yöneticiler ve müdürler arasında, yüzde 96’lık bir kısım “okullarında dijital öğrenme araçları kullanımının artması”nı tamamen veya kısmen destekliyor. Buna öğretmenlerden de neredeyse bir o kadar (yüzde 85) destek geliyor. Ama bu heyecanın kanıtlara dayanıp dayanmadığı belli değil. Kullandıkları dijital araçların “verimliliğine dair fazla bir bilginin olup olmadığı” sorusuna, öğretmenler ve müdürlerin dörtte biri ile yöneticilerin sadece yüzde 18’i evet diyor. Öğretmenlerin diğer bir çeyreği ise çok az bilginin olduğunu veya hiç olmadığını söylüyor. 

YÜZ YÜZE EĞİTİM DAHA BAŞARILI Aslına bakılırsa, kanıtlar en iyi ihtimalle tartışmalı. Bazı çalışmalar, özellikle de matematikte en azından ortalama derecedeki bilgisayar kullanımının pozitif etkileri olduğunu gösteriyor. Fakat verilerin çoğu sınıflar arasında negatif bir etki olduğunu ortaya koyuyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 36 üye ülkesindeki milyonlarca lise öğrencisi üzerinde yapılan çalışması, okulda yoğun bir şekilde bilgisayar kullananların “sosyal geçmişleri ve öğrenci demografisi göz önüne alındıktan sonra bile, çoğu öğrenme sonucunda çok daha başarısız olduğunu” gösteriyor. Diğer çalışmalara göre Birleşik Devletler’de sınıflarında dizüstü bilgisayar veya dijital cihazlar kullanan üniversite öğrencileri sınavlarda daha kötü sonuçlar elde ediyor. Cebir 1 dersini çevrimiçi olarak alan sekizinci sınıf öğrencilerinin notları, dersi yüz yüze alan öğrencilerden daha kötü. Derslerinin tamamında veya hemen hemen hepsinde tablet kullanan dördüncü sınıf öğrencilerinin okuma notları, ortalama olarak, hiç kullanmayanlardan 14 puan daha düşüktü, ki bu fark tüm sınıf seviyesine eşit bir fark. Bazı eyaletlerde, fark belirgin şekilde daha büyük. Colorado Üniversitesi Ulusal Eğitim Politikaları Merkezi kişiselleştirilmiş öğrenme üzerine 2019’da yayınladığı bir raporda ciddi bir kınama yayınlamıştı. Bu rapor, “Etkili programların içine gömülü tartışmaya açık eğitimsel varsayımları, teknoloji endüstrisinin kendi çıkarlarına yönelik savunularını, öğrenci mahremiyetine dair ciddi tehditleri ve araştırma desteği yokluğu”nu ortaya koyuyordu. Kanıtlara bakılırsa, ağır teknoloji dozunun en fazla zarar verdiği veya iyimser tarafından bakarsak, yardımcı olmadığı kişiler en savunmasız öğrenciler. OECD çalışması, “avantajlı ve dezavantajlı öğrenciler arasındaki beceri açığını kapatmada teknolojinin yardımının çok az olduğu”nu gösteriyor. Birleşik Devletler’de, teknolojiyi sık kullanan ve kullanmayan öğrenciler arasındaki test sonucu farkı, en çok düşük gelirli ailelerden gelen öğrenciler arasında görülüyor. Benzer bir etki de öğrencilerin dersleri teknoloji yoluyla evde izledikleri ve tartışma ve problem çözme için ders saatini kullandıkları “ters-yüz” sınıflarda görüldü. Bir üniversitede ters-yüz şeklinde işlenen matematik dersi, beyaz öğrenciler, erkek öğrenciler ve halihazırda matematikte iyi olan öğrenciler için kısa süreli faydalar sağladı. Diğerleriyse hiç fayda görmediği gibi, performans farkının daha da büyüdüğü sonuçlar elde etti.

DİKKAT DAĞITMASI ÖNEMLİ BİR ETKEN Daha da kötüsü, savunmasız öğrencilerin dijital cihazlarla kendilerinden fazla imkana sahip arkadaşlarından daha fazla vakit geçirdiğine dair kanıtlar var. Tartışmalı çevrimiçi “kredi kurtarma” dersleri alan lise öğrencilerinin, yoksul veya azınlık gruplarına dahil olma olasılığı orantısız olarak daha yüksek. Çevrimiçi dersler sunan ve genelde kötü sonuçlar elde eden “sanal” sözleşmeli okullar çoğunlukla zorluk çeken öğrencileri alıyor. Rocketship Devlet Okulları adındaki ABD’deki ulusal bir sözleşmeli ağ, düşük gelirli topluluklara hizmet veriyor ve anaokulundaki öğrencilerin bile günde 80 ila 100 dakikayı ekran önünde geçirmesiyle yoğun bir şekilde teknolojiye güveniyor. Bir çalışma, görece daha iyi durumdaki öğrencilere hizmet veren okullarda, öğrencilerin yüzde 44’ünün daha yoksul alanlardaki yüzde 34’lük orana kıyasla hiç bilgisayar kullanmadığını ortaya çıkardı. Peki bu cihazlar öğrenme konusunda bu kadar yararsız mı? Buna çeşitli açıklamalar getiriliyor. Öğrenciler ekrandaki bir yazıyı okuduğunda, görünen o ki basılı olarak gördükleri bilgiden daha az bilgiyi özümsüyor. Sık sık dile getirilen başka bir sebepse, mesela bir üniversite öğrencisinin Instagram’a bakması veya Kevin gibi bir birinci sınıf öğrencisinin parmağıyla açık pembe çizgiler çizmesinde görüldüğü üzere, cihazların yol açtığı dikkat dağınıklığı. Fakat uzmanlara göre bunlardan daha derin sebepler de var. Bir tanesi motivasyon. Kevin’ın 8’le 3’ü toplamasını bir iPad yerine öğretmeni isteseydi, Kevin bunu yapmaya çalışmakla muhtemelen daha fazla ilgilenirdi. Bilişsel psikiyatrist Daniel Willingham, “Birisinden bir şeyler öğrenmekle o kişiyle bir ilişkinizin olması farklı şeyler” diyor ve ekliyor: “Karşılıklı ilişki kurma zorunluluğu, düşüncelerin biraz daha önemsenmesini sağlar ve sizi çaba göstermeye biraz daha istekli hale getirir.” 

ROL MODEL GEREKLİ Başka bir eğitim girişimcisi de buna katılıyor. Larry Berger, anaokulundan sekizinci sınıfa kadar dijital olarak zenginleştirilmiş matematik, fen ve okuma yazma müfredatı geliştiren Amplify’ın CEO’su. Berger, teknolojinin bilgi verme konusunda güvenilir olmakla birlikte, bilginin “sosyal yararlılığını” göstermede o kadar iyi olmadığını gözlemlemiş. “Bunun için bu bilgileri diğer çocuklar ve rol model olarak gördüğünüz bir öğretmenle birlikte sosyal bir ortamda elde etmeniz gerek” diyor. Teknoloji, motivasyona negatif etki etmenin yanı sıra bir sınıftaki müşterek öğrenme deneyimini de yok edebiliyor. Eğitim teknolojilerini savunan bazı kişilerin vizyonuna göre her çocuk kişisel beceri ve ilgi seviyelerine uygun hale getirilmiş ve çoğunlukla öğrencilerin kendisinin seçtiği konular hakkındaki dersleri gösteren bir ekranın önünde oturtulmalı. Fakat eğitimin önemli bir parçası da farklı çocukların kendi fikirlerini birbirleriyle paylaşabilmesi… Öğrencilerin öğrenecekleri konuyu seçmelerine izin vermek ayrıca dünya hakkında fazla bir bilgisi olmayan çocukların, hatta yeterince bilgi sahibi olanların bile bilgilerinde ciddi boşluklara yol açabilir. Kişiselleştirilmiş eğitime şüpheyle bakan bir kişi, “İlkokulda kendi konularımı seçmeme izin verilseydi, prensesler ve köpekler hakkında bir uzman olurdum” diyor. Sonra bir de Kevin’ın toplama kelimesini anlamamasının ve sınıf arkadaşlarının önce kelimesiyle ilgili zorluk yaşamasının kanıtladığı üzere, teknolojiyi öğrencilerle kendi seviyelerinde buluşmak için kullanma zorluğu var. Çocukların, onları doğru zorluk seviyesini sağlayan yazılımı kullanmaya yöneltmek için tasarlanmış “ön testleri” yapmaları gerekiyor. Fakat bazen çocuklar bu testleri yapmayı unutuyor. Yaptıklarında bile, program onların neyi anlayabileceklerine dair hatalı varsayımlarda bulunabiliyor. Başka bir okuldaki birinci sınıfta, bir grup öğrencinin bir okuduğunu anlama programı kullandığını gördüm. Bir kızın ekranında, “Muzların çoğu Hindistan’dan gelir” gibi muzlarla ilgili rastgele gibi görünen bilgiler yığını görülüyordu. Bu bilgileri çok şıklı bir soru takip ediyordu. “Hindistan” kelimesini okuyamayan kız, bir sınıf arkadaşına muzların nereden geldiğini sordu. Sınıf arkadaşı da “ağaçlardan” diye cevap verdi, fakat bu olası cevaplardan biri değildi. 

BİLGİYİ ULAŞTIRMA SİSTEMİ Teknoloji öğrencilerle bilfiil oldukları yerde buluşacak veya toplu öğrenmeyi geliştirecek şekilde ayarlansa bile, başka bir temel sorun daha var. Teknoloji aslen çocuklara bilgiyi ulaştırma sistemi olarak kullanılıyor. Belki bazı koşullarda yönergeleri bir insandan daha iyi ulaştırabilir. Fakat ulaştırdığı materyal kusurlu, yetersizse veya mantıksız bir sıralamayla sunuluyorsa pek de fayda sağlamıyor. Berger, bunu çocukların öğrenmesini istediğimiz çoğu şey için, yazılım oluşturmada kullanılabilecek bir “haritamızın” olmaması şeklinde açıklıyor. Berger aslında bunun söyleyerek sadece birkaç alanda açıkça tanımlanmış bir dizi kavram olduğunu ve bu kavramların öğrenilmesinde bilişsel olarak belirlenmiş bir sıralamanın bulunduğunu kastediyor. Dediğine göre, matematikte “Beyinlerin parça ve bütün hakkında düşünmeye hazır olduğu gelişimsel bir bölüm var ve bütünden önce küsuratları öğretmeye çalışırsanız, bu işe yaramıyor” Temel okuma becerileri de buna benzer. Çocukların önce harfleri seslerle eşleştirmeyi öğrenmesi gerekiyor, sonra bu sesleri bir kelime oluşturacak şekilde nasıl birleştireceklerini öğrenebiliyorlar. Berger, geri kalan her şey içinse neyin hangi sırayla öğretilmesi gerektiğini aslında pek bilmediğimizi söylüyor. Özellikle ilköğretim okullarında, teknoloji çoğunlukla okuduğunu anlama becerileri konusunda pratik yapmak için kullanılıyor. Teknolojiden yoksun sınıflarda bile çocuklar her hafta sözde “ana fikrin nasıl bulunacağı” veya “nasıl çıkarım yapılacağı”nı öğrenmek için saatlerini harcıyor. İçerik rastgele (bir gün bulutlar, bir sonraki gün zebralar) seçiliyor ve her durumda, görece önemsiz olarak kabul ediliyor. Öğretmenler yüksek sesle okunacak kitapları, o haftaki becerileri öğretmede ne kadar yardımcı olacaklarına bakarak seçiyor ve sonra öğrenciler kendi kendilerine okuyabilecekleri kadar kolay olan kitaplar üzerinde alıştırmalar yapıyor. Bilgisayarlar ve tabletler kullanıldığında, programlar aynı içeriği belirsiz, beceri odaklı yaklaşımı benimsiyor. 

ARKA PLAN BİLGİSİ Fakat bilişsel bilim insanlarının uzun zamandır bildiği gibi okuduğunu anlamadaki en önemli faktör genellikle uygulanabilir beceriler değil. Okuyucunun konuyla ilgili ne kadar arka plan bilgisi ve kelime dağarcığı olduğudur. 1980’lerin sonlarında yapılan bir çalışmada, araştırmacılar yedinci ve sekizinci sınıf öğrencilerini standartlaştırılmış bir okuduğunu anlama testinde ne kadar yüksek puanlar aldıklarına ve beyzbol hakkında ne kadar fazla şey bildiklerine göre iki gruba ayırdı. Sonra da hepsine bir beyzbol maçıyla ilgili bir paragraf verdiler. Araştırmacılar çocukların anlama seviyesini test ettiğinde, beyzbol hakkında çok bilgisi olanların, okuma testinde aldıkları sonuçlardan bağımsız olarak, iyi sonuçlar elde ettiğini ve beyzbol hakkında çok şey bilen ancak “okuması yetersiz olanların”, konu hakkında bir şey bilmeyen ancak “okuması iyi olanlardan” belirgin şekilde daha iyi sonuçlar elde ettiğini gördüler. Çeşitli başka konularda tekrarlanan bu çalışma, konuya dair bilginin anlama konusunda “beceriler”den daha önemli olduğuna dair ikna edici kanıtlar sunuyor. Bu da demek oluyor ki okuduğunu anlamayı geliştirmenin yolu, çocukların konuyla ilgili arka plan bilgisi ve kelime dağarcığını edinebilmesi için en azından birkaç haftayı belli bir konu üzerinde harcayacağı bir müfredat oluşturmaktan geçiyor. Bu durum özellikle, Kevin ve sınıf arkadaşları gibi, evlerinde çok sofistike bilgi edinme olasılığı düşük ve muhtemelen daha önceki gibi temel kelime bilgisinden bile yoksun olan daha az eğitimli ailelerden gelen çocuklar için geçerli. 

ÖĞRETMENE YARDIMCI Teknoloji bilgileri geliştirmeye yardımcı olabilir mi? Belki. Bilişsel bilimden elde edilen ilkelere dayanarak tasarlanan yazılımların, belli bir bilgi üzerine yoğunlaşıldığında bilgiyi hatırlamayı ve hatta eleştirel düşünmeyi artırdığı ortaya kondu. Diğer pek çok eğitim teknolojisi şirketinin aksine Amplify, hem okuma hem de fenle ilgili zengin içeriklere sahip bir müfredat yayınlıyor. Fakat Berger, teknolojiyi bir “alıştırma/ezberleme/otomatikleştirme desteği” olarak adlandırdığı şekilde kullanma konusunda temkinli. “Burada korktuğum şey şu” diyor, “Acaba öğrenme buna mı indirgeniyor?” bu durumda, tekrar motivasyon sorunuyla karşılaşabilirsiniz. Öyleyse Berger eğitim teknolojisinin rolünü ne olarak görüyor? Eğitimide insan yerine bilgisayarın daha faydalı olabileceği kısımlar nelerdir?” diye sormak yerine, sorunun “Öğretmenlerin yapmaya çalıştığı şey nedir ve bunları yapmalarına nasıl yardımcı olabiliriz?” olması gerektiğini düşünüyor. Bu, onların sınıfta neler olup bittiğini daha iyi anlamalarını sağlamak, onlara zaman kazandırmak ve daha fazla çocuğa doğrudan daha sık ulaşmalarını sağlamak anlamına geliyor. Berger, sıklıkla tercih edildiği üzere farklı öğrencilere farklı zorluk seviyelerindeki materyallerin verilmesi yaklaşımından ziyade, tüm çocuklara aynı içeriğin verilmesinin daha iyi olduğunu söylüyor. Böylece bütün öğrenciler aynı bilgilerle uğraşabilir. Fakat bunun akabinde öğrencilere kabiliyetlerine göre farklı ödevler verilmesini öneriyor. Örneğin tüm öğrenciler Bağımsızlık Bildirgesi’ni okuyabilir, fakat yazmaya daha yatkın olanlara bir kompozisyon yazmaları söylenebilir ve diğerlerinden de her biri bildirgenin önemli taraflarına yoğunlaşan bir veya iki cümle yazmaları istenebilir. Pek çok öğretmen için bu tür bir “farklılaştırma” çok zor. Berger, teknolojinin öğrencileri becerilerine göre gruplandırmayı, onlara kendilerine uygun ödevler vermeyi ve performanslarını değerlendirmeyi kolaylaştırdığını söylüyor ve “Ayrıca öğrenci düzeyi açısından da tamamıyla soyuttur” diye konuşuyor. Bilgisayarlar sayesinde çocuklar kimin hangi grupta olduğunu bilmez. Bu, eğitim teknolojisi için sektördeki çoğu kişinin savunduğundan çok daha mütevazi bir rol, belki de fazla mütevazı... Videolar ve ses kayıtları konuları canlandırmaya veya çocukların kendi başlarına okurken zorlanacakları metinleri anlamalarına yardımcı olabilir. Çevrimiçi kitaplar kolaylıkla güncellenebilir. Matematik yazılımları, aynı probleme dair farklı sonuçlara ulaşan öğrenciler arasında tartışmaları kolaylaştırmak için kullanılabilir. Teknoloji ayrıca, sınıf ortamında sıkılabilecek motive ve üstün zekalı öğrencilerin akranlarının önüne geçmesini veya okullarında öğretilmeyen çevrimiçi dersler almasını sağlayabilir. Yine de teknolojinin amaca zarar verici bir etkisinin olabileceğine dair farkındalık büyüyor gibi görünüyor.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz