Tehlike sinyalleri

İşte 13 kritik sektörün tehlike senaryoları...

1.05.2013 00:00:000
Paylaş Tweet Paylaş
Tehlike sinyalleri


Göçmen’e göre uzun vadede gelişmişlik düzeyi belli bir seviyeye ulaşacak olan Türkiye iç pazarında da çimento talebi daralacak. Bunun bilincinde olunması gerektiği konusunda uyaran Göçmen, bu durumda yapılması gerekeni şöyle paylaşıyor: “Mevcut kapasiteler gözden geçirilmeli. Kapasite ihtiyacı bulunmayan bölgelerde yeni kapasite artırımları özendirilmemeli. İhracat pazarları için yeni kapasite yatırımından kaçınılmalı.”

PLASTİKTE REKABET ERİMESİ!
Plastik de Türkiye’nin uluslararası arenada güçlü olduğu sektörlerden. Türkiye, plastik proses kapasitesi olarak dünyada 8’inci, AB ülkelerinde de 3’üncü sırada yer alıyor. Ancak bu sektör de gelecekte bu konumunu kaybetme tehdidiyle karşı karşıya. Çünkü, sektörün petrol dolayısıyla plastik hammaddesinde ve enerjide dışarıya bağımlı olması global rekabet gücünü zayıflatıyor.

Türkiye’nin 2000-2012 yılları arasında plastik hammaddeye 67 milyar dolar döviz ödediğini hatırlatan PAGDER Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Semerci, “67 milyar dolarla Türkiye, bugüne kadar en az 10 pet-rokimya tesisi kurabilirdi ve gerek petrokimyada gerek plastikte dünyanın en önemli ülkelerinden biri olabilirdi. İleriye dönük öngörü eksikliği, sektörümüzün küresel rekabette sürdürülebilir gelişimine bir engel olarak ortaya çıkıyor” diyor. Türkiye’nin rekabet avantajını kaybetme riski ortaya çıkarken başta Avrupa olmak üzere birçok gelişmiş ülke, bugünden hammadde kaynaklarına yakınlığın avantajını kullanmak için Körfez ülkelerine bitmiş mamul üretecek tesis yatırımını artırıyor. Semerci, bu yatırımların önümüzdeki yıllarda tamamlanmasıyla birlikte Türkiye’de plastik sektörünün iç ve dış pazarlardaki rekabetinin olumsuz etkileneceğini söylüyor.

Sektör için tehditler bunlarla da bitmiyor. Çin ve Tayvan gibi ülkeler de plastik işleme makinelerinde
önemli bir atakta. 2000’li yıllarda Türkiye’nin plastik işleme makine ithalatında 10’uncu ülke olan Çin, bugün 1’nci ülke konumunda. Semerci, “Bu gelişim karşısında Türkiye’nin rekabetini sürdürmesi mümkün değil, Sürdürülebilir rekabet için AR-GE’ye dayalı inovatif mamul ve makine imalatına bir an önce geçilmeli” diye konuşuyor.

TARIMDA DENGELER DEĞİŞİYOR
Tarım sektöründe birçok ayakta tehditler söz konusu. Özellikle bakliyat ve makarna üretiminde kullanılan durum buğdayı üretimi azalma eğiliminde. Üretimdeki bu azalma ihracatçı olan sektörü, yakın gelecekte ithalatçı yapabilir. Bakliyatın en önemli oyuncularından Arbel Grubu’nun yönetim kurulu üyesi Hüseyin Arslan, bu durumun üreticinin sulu tarımla daha çok verim alabileceği ve destekleme primleri daha yüksek ürünlerin ekimine yönelmesinden kaynaklandığını belirtiyor ve ekliyor:

“Ayrıca nohut ve fasulye gibi bakliyat çeşitleri yetiştirilmesi zor, emek sarf edilmesi gereken bitkiler.” Bakliyat ekim alanlarının daralmasının 5-10 yıl içinde Türkiye’yi ithalatçı konuma düşürebileceğinin de altını çizen Arslan, “Çiftçi başka ürünlere yönelir ve bunların ekimine alışırsa tekrar dönüş yapmaz. Bu şekilde devam ederse yatırımcılar yurtdışına yönelebilir. Sektör ürün bulamadığı için pazarlarını kaybetme olasılığıyla karşılaşır” diye konuşuyor.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz