"En Güçlü 30 Yabancı"

Allain Gabillet, Bert Bender, Norbert Klein, Steve Bideshi, Till Becker, Dirk Wülfing, Diego Avesani ve diğerleri… İş dünyası bu isimlere hiçte yabancı değil. Onların her biri Türkiye’nin önde gele...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
En Güçlü 30 Yabancı

Allain Gabillet, Bert Bender, Norbert Klein, Steve Bideshi, Till Becker, Dirk Wülfing, Diego Avesani ve diğerleri… İş dünyası bu isimlere hiçte yabancı değil. Onların her biri Türkiye’nin önde gelen şirketlerini yönetiyor. Milyonlarca dolarlık yatırımlara ve büyük cirolara hükmediyor. Bir yandan yabancı sermayenin temsilciliğini yaparken, diğer yandan Türkiye’nin gönüllü elçisi olarak çalışıyorlar. Capital, geniş kapsamlı bir araştırmanın sonunda, Türkiye’nin “en güçlü” 30 yabancı yöneticisini bir araya getirdi. İşte Türkiye’nin güçlü yabancıları…

Hep Türkiye’deki yabancı sermaye yatırımlarının miktarının yetersizliğinden yakınıyoruz. Oysa bu koşullar altında bile pek çok büyük sektörde, yabancı sermayeli firmaların ağırlığı hissediliyor. Otomotivden petrol dağıtımına, çimentodan ilaca, sigortadan reklamcılığa kadar çok sayıda sektörde yabancı sermayenin ağırlığı hissediliyor. Meşrubat, bitkisel yağ gibi gıdanın alt alanlarında da onların etkinliği artıyor. Bu sektörlerde yabancı şirketlerin sayısı ve pazardan aldıkları pay ciddi boyutlarda. Bu durum onların başındaki yöneticileri de güçlü ve önemli kılıyor.

Yabancı sermaye Türkiye’ye genellikle pazar lideri olmak için geliyor. Gerçekten de pek çok sektörde ipi onlar göğüslüyor. Çokuluslu yabancı şirketler, Türkiye’de operasyonlarının başına da genellikle yabancı yöneticileri getiriyorlar. Çok azı Türk yöneticileri tercih ediyor. İş başına gelen bu yabancı yöneticiler, şirketlerinin etkinliğine paralel olarak sektörlerinin en güçlü isimleri haline geliyor.

Türkiye’deki yabancı yöneticiler ya çokuluslu şirketin bir başka ülke operasyonun başından geliyor, ya da merkezden atanıyor. Hangi şekilde olursa olsun, genel izlenim bu yöneticilerin Türkiye’ye gelmekten mutlu oldukları yönünde. Hatta birçoğu Türkiye’ye atanmanın büyük bir şans olduğunu söylüyor. Burada edindikleri tecrübelerin, kariyerlerine büyük katkı sağladığını düşünüyorlar.

Bugün Türkiye’deki yabancı yöneticilerin her biri, kendi kulvarlarında belirli bir etkinliğe sahip. Ancak bunlardan bazıları yönettikleri yüksek cirolar, etkiledikleri alan ve liderlik vasıfları nedeniyle “güçlü yabancılar” olarak öne çıkıyorlar.

Capital olarak işte bu güçlü yabancıları bir araya getirdik. Türkiye’nin büyük şirketleri sıralamalarına, sektör göstergelerine ve danışmanların görüşlerine dayanarak 30 isimlik bir liste hazırladık. Güçlü yabancı yöneticilerin Türkiye’ye yönelik düşüncelerini aldık. İşte Türkiye’nin en güçlü 30 yabancı yöneticisi…

Otomotivin yabancıları

Türkiye’de otomotiv sektörü yabancı sermayenin kendini en çok hissettirdiği alanların başında geliyor. Sektörde yabancı sermaye yatırımları çok olunca, yabancı yöneticilerin de sayısı yüksek oluyor. Üstelik bu yöneticiler pazarın önemli bir bölümünü elinde tutan şirketlerin zirvesinde bulunuyorlar. Oyak Renault Genel Müdürü Allain Gabilet, Tofaş’ın CEO’su Diego Avesani, Toyota Türkiye CEO’su Kazuhiro Kobayashi, Mercedes-Benz Türk Yönetim Kurulu Başkanı Till Becker ve Man Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Dirk Wülfing, Türk otomotiv sektöründeki güçlü yabancı yöneticilerden bazıları.

Temmuz 2002’den beri Türkiye’de bulunan Wülfing, “Almanya’da Türkiye ve Türkler  hakkında çok yanlış bir izleniminiz oluyor. Almanya’da insanlar Türklerin ne kadar yardımsever ve misafirperver olduklarını hiç bilmiyor” diyerek Türkiye’nin onu şaşırtan bir ülke olduğunu açıklıyor.

Türkiye’de çalışmanın kendisine kattıklarını ise şöyle sıralıyor:

Özellikle çalışanların yönetimi konusunda değişik tecrübeler edindim. Burada, çalışanlar, Almanya’ya kıyasla daha az inisiyatif aldıklarından daha çok yönlendirilmeleri gerekiyor.

Üniversite mezunu Türk gençlerin kalitesi, beni burada hayretler içerisinde bırakan olaylardan bir tanesidir. Çok iyi eğitim almış ve öğrenim görmüş bu gençler, her alanda Avrupalılarla boy ölçüşecek durumdalar.

Diğer yandan  her alanda varolan yüzde 100 sınırsız hizmet, benim için burada yaşadığım en değişik tecrübelerden biri. Almanya’da olmayan bu hizmetlerin değerini burada çok iyi biliyor ve olabildiğince faydalanmaya çalışıyorum.”

hed

Genç ve güçlü liderler

Türkiye’deki yabancı yöneticilerin büyük bölümü genç isimlerden oluşuyor. Dünyanın en büyük cep telefonu üreticisi Nokia’nın Türkiye Ülke Müdürü Alessandro Fiorentino, bu genç ve güçlü isimlerden biri.

hed41 yaşındaki Fiorentino 2 yılı aşkın bir süredir Türkiye’de bulunuyor. BT sektöründe 10 yıllık bir tecrübesi var. Bunun 7 yılında İtalya’da görev yapan Fiorentino, son iki yıldır da Nokia Türkiye Ülke Müdürü olarak çalışıyor. Türkiye’deki çalışma döneminin hem Nokia hem de kendi kariyeri açısından çok olumlu geçtiğini söyleyen Fiorentino, şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Türkiye, halen gelişmekte olan bir ülke. Nüfusun büyük bölümünün hayat şartlarının daha iyi bir konuma getirilmesi gerekiyor. Diğer yandan bazı coğrafi bölgelerde ekonomik ve endüstriyel alanlarda Avrupa’nın diğer ülkelerine göre ileride. Altyapı ve pazar açısından GSM, Türkiye ekonomisinin en gelişmiş ve ileri sektörü konumunda.”

Mart 2004’te Türk Pirelli’nin başına getirilen Carlo Costa da bir diğer genç ve güçlü yabancı yönetici. Fiorentino gibi daha önce İtalya’da bulunan Costa, Pirelli’nin merkez operasyonunun da güçlü isimlerinden biri olarak biliniyor.

Türkiye’nin üçüncü büyük beyaz eşya üreticilerinden biri olan Merloni Türkiye’nin başında bulunan Stefano Pasini, “güçlüler” arasına giren genç yöneticilerden biri… Ocak 2003’ten bu yana Merloni Elettrodomestici Türkiye Genel Müdürü olarak görev yapan Pasini, 1998 yılından bu yana Merloni Grubu’nda çalışıyor.

Finansta öne çıkanlar

Türkiye’nin en büyük yabancı sermayeli bankalarından biri olan Citibank’ın genel müdürü Steve Bideshi, sektörün güçlü yabancı yöneticilerinden biri. Ağustos 2004’te bu göreve atandı. Bir geçiş döneminden sonra şu anki pozisyonu olan Citigroup Türkiye’ningenel müdürlüğü ve ülke yöneticiliğini devraldı. Böylece 25 yılı aşkın bir süredir Türkiye’de faaliyet gösteren ve 2003 bilanço büyüklüğü 1,3 katrilyon TL’ye ulaşan büyük bir organizasyonun başına geçti.

Türkiye’nin dünyadaki en dinamik ülkelerden biri ve Citigroup için önemli bir pazar olduğunu söyleyen Bideshi, “Gerek iş yaşantım gerekse sosyal hayatım açısından Türkiye’de olduğum için mutluyum. Türkiye gelecek vaat eden bir pazar olması nedeniyle bir çok sektörde yabancı yatırımcılar için fırsatlar sunuyor” değerlendirmesini yapıyor. Bideshi, Türkiye’de bankacılık sektörünün geleceğine ilişkin olumlu beklentilerini ise şöyle ifade ediyor:

“Türkiye ekonomisinin açıklığı, Almanya gibi Batı Avrupa ülkeleri ile karşılaştırılabilir düzeyde. Bu da ülkenin rekabet gücünün bir kanıtı. Türkiye’nin gerçekleştirdiği bankacılık sektörü reformları yabancı yatırımcıların ilgisini ve güvenini artırdı. Önümüzdeki dönem bankacılık sektörünün varlık ve kaynak yapısının değişeceğine inanıyorum. Böylece, finansal araç ve enstrümanların çeşitliliğinde artış mümkün olacak.”

Türkiye, yöneticileri geliştiriyor

Sigortacılık sektöründe de öne çıkan yabancı yöneticiler var. Son dönemde bireysel emeklilik alanındaki gelişmelerle birlikte sektördeki yabancıların etkinliği daha da artmaya başladı. Aviva Grubu, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sigortacılık konusunda lider şirketleri bünyesinde barındırıyor. Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği’nin açıkladığı 2004 yılı ilk 6 aylık raporlarına göre şirket, hayat branşında  85,7 trilyon TL’lik hayat prim üretimi ile sektörde ikinci konumda. Emeklilik branşında ise üçüncü konumda. Albert W. Paterson, işte bu büyük operasyonun başında bulunuyor. Aviva Türkiye Direktörü ve Aviva Hayat ve Emeklilik Genel Müdürü olarak görev yapan Paterson, iki yıldır Türkiye’de yaşıyor. Evli ve üç çocuk babası olan güçlü yönetici, Türkiye macerasını şöyle anlatıyor:

“Şirketimiz için çok önemli  bir zamanda Türkiye’ye geldim. Bir yandan ‘Bireysel  Emeklilik  Sistemi’nin hayata geçirilmesi için çalışırken diğer yandan ismimizin Commercial Union’dan Aviva’ya dönüşümüne hazırlanıyorduk. Bu iki süreç, bana Aviva Hayat ve Emeklilik ile Aviva Sigorta’nın gelişimine katkıda  bulunma  fırsatı sağladı.

Ayrıca, kendi kişisel gelişimim için çok önemli  bir dönem oldu. Türkiye’de geçirdiğim zamanın  kişisel becerilerimi geliştirdiğini ve beni daha iyi bir yönetici yaptığını düşünüyorum. Türkiye’yi ve insanlarını çok seviyorum ve sanırım bu durum benim Türkiye hakkındaki  görüşlerimi oldukça etkiliyor. Burada bulunduğum sürede pek çok değişiklik gözlemledim. Bu değişiklikler hep daha iyiye yönelikti.  Türkiye’nin geleceğinin çok parlak olduğunu düşünüyorum.”

Perakendenin yıldızları

Son dönemde perakende sektöründeki yabancıların sayısında artış dikkati çekiyor. Özellikle yapı marketleri tarafında yabancıların ağırlığı yüksek. Bauhaus, Praktiker ve Koçtaş gibi yapı marketlerin başında genellikle yabancı yöneticiler bulunuyor. Gıda perakendeciliği tarafında ise Carrefour örneği var. Dünya perakende pazarının lider şirketlerden biri olan Carrefour, Türkiye’de de pazarın güçlü oyuncularından biri. Carrefour’un Türkiye operasyonlarının başında Luc de Noirmont bulunuyor. Güçlü yönetici hali hazırda 4 bin kişiye iş olanağı sağlayan dev bir organizasyonu yönetiyor. Fransız perakende devinin deneyimli yöneticisi, geçen yılın Temmuz ayından bu yana Türkiye’de bulunuyor.

Perakendenin bir başka güçlü yabancı yöneticisi ise Metro Cash&Carry Türkiye’nin yönetim kurulu üyesi Bert Bender. O ise Alman perakende devi Metro Group’un lokomotif şirketi olan Cash&Carry’nin Türkiye operasyonlarından sorumlu. Grubun aynı zamanda Türkiye’deki en etkin yöneticisi olan Bender’in Türkiye macerası burada görev yaptığı iki ayrı dönemden oluşuyor. İlk kez 1997-2000 yılları arasında Türkiye’de görev yapan Bender, 2000 yılında Rusya’ya atanmış. 2002’de ise yeniden Türkiye’ye dönmüş.

Bender, Türkiye’ye yeniden gelişini fırsat olarak değerlendiriyor. Çünkü, eşi bir Türk vatandaşı. 1999 yılında İstanbul’da tanışıp evlenmişler. “Türkiye’nin özel hayatıma kattığı zenginliğin yanı sıra, burada yöneticilik vasıflarımın da çok geliştiğini düşünüyorum” diyen Bender, ülkenin dinamizminin bir yöneticiye çok büyük değer kattığını düşünüyor.

Çimentonun üçüncü büyüğü

Lafarge, 4 çimento fabrikası ve 4 öğütme tesisi ile Türkiye’nin çimentoda üçüncü büyük grubu. Bu büyük grubun başında ise Pierre Damnon bulunuyor. Fransız yönetici 2 yıldır Lafarge Türkiye Başkanı olarak görev yapıyor. Daha önce de Lafarge Türkiye Çimento Grubu’nda 2,5 yıl teknik bir görevde bulunan Damnon, çokuluslu bir grup olan Lafarge’da ülkelerarası dolaşımın insan kaynakları politikasının önemli bir parçası olduğunu söylüyor.

“Yurtdışı görevlerde bulunmak ve deneyimlerin paylaşılması, ortak bir anlayış yaratılarak, performansın geliştirilmesi açısından büyük öneme sahip” diyen Fransız yönetici, Lafarge Türkiye’nin önceki başkanı Erdoğan Pekenç’in de şu anda Lafarge Filipinler’in başkanı olduğuna dikkat çekiyor. Damnon “Türkiye’nin, pek çok sektördeki yabancı yönetici için  eğitim ve deneyim edinmek açısından mükemmel bir yer” diyor ve ekliyor:

“Yalnızca ekonomik ve sektörel dinamizmiyle değil, iki kıta ve kültürler arası köprü olarak sunduğu sosyal ve kültürel zenginlik açısından da bu böyle.”

Türkiye’de, çalıştığı ekibin sadece yüksek mesleki becerileri ile değil, insani nitelikleri ve aralarındaki dayanışma ile de onu etkilediğini söylüyor. O da diğer yabancı yöneticiler gibi, Türkiye’nin eğitim düzeyi yüksek genç nüfusunun ülkeye dinamizm kazandıran önemli bir unsur olduğunu belirtiyor ve devam ediyor:

“Ayrıca eğitimli genç nüfus,  bu ülkeyi yabancı yatırımlar açısından cazip hale getiren önemli faktörlerden biri. Umuyorum ki, yeni yıl beklentilerimizi karşılayacak ve Türk ekonomisindeki büyüme devam edecek. Zor dönemlerde faaliyetlerini sürdüren Lafarge, iyi zamanlarda da Türkiye’ye katkılarda bulunmaya devam edecek.”

KENDİMİ YABANCI HİSSETMİYORUM

BEŞ YILDIR BURADAYIM Buraya uzun yıllar Almanya dışında çalıştıktan sonra geldim. Daha önce Portekiz ve Hindistan’da Mercedes-Benz şirketlerinin başkanlığını yapmıştım. Geniş kapsamlı bir yurtdışı deneyimim vardı. Hem bu deneyimim sayesinde, hem de Türkiye’de ve Mercedes-Benz Türk’te karşılaştığım olağanüstü iyi yaşam ve çalışma ortamı sayesinde buraya çok kısa sürede uyum sağladım. Kendimi kesinlikle yabancı hissetmiyorum.

TÜRKİYE ÇOK DİNAMİK BİR ÜLKE Türk insanının sıcaklığı, nezaketi ve konukseverliği işimi çok kolaylaştırdı. Şirketimiz bugüne kadar başka hiçbir şirkette görmediğim çok özel bir şirket kültürüne sahip. Çok iyi eğitimli, konusunun uzmanı, disiplinli  ve kendini işine adayan çalışanlarımız var. Onların oluşturdukları uyumlu çalışma ortamı şirket başarılarımızın temelini oluşturuyor. Türkiye, olağanüstü dinamik ve gelişme  potansiyeli çok yüksek bir ülke. Bu dinamizm özellikle nüfusun genç olmasından kaynaklanıyor. Ancak, gençlerin geleceğe iyi hazırlanması, iyi eğitilmesi de şart.

TÜRKİYE İÇİN ÇALIŞIYORUM Ekonomik açıdan Türkiye, buraya geldiğim 2000 yılından bu yana önemli bir yapısal değişim geçirdi. Hukuki altyapıda gerekli yenilikler yapıldı ve yapılıyor. Tüm bunlar ülkenin ihtiyacı olan yabancı sermayeyi çekebilmek için büyük önem taşıyor. Yabancı sermayenin ülke ekonomisinin geleceği için çok önemli olduğuna kesinlikle inanıyorum. Bu nedenle de hem şirket olarak yurtdışındaki yan sanayicilerimizin Türkiye’deki yan sanayi şirketleriyle işbirliğini destekliyoruz,  hem de ben şahsen çeşitli platformlarda bu konuda çalışmalar yapıyorum.

TÜRK İNSANININ DİNAMİZMİ BENİ CESARETLENDİRİYOR

POZİTİF TECRÜBELER EDİNDİM Türkiye’ye ilk gelişim Robert Bosch’daki görevim nedeniyle 1995 yılında oldu. Türkiye oldukça önemli bir pazar. Burada çok pozitif tecrübeler edindim. Robert Bosch Türkiye’de 3 yıl kadar kaldıktan sonra Almanya merkeze geri döndüm. İkinci gelişim, BSH ile oldu. 2002 yılından beri BSH Profilo Elektrikli Gereçler Sanayi AŞ’de CEO (İcra Kurulu Başkanı) olarak görev yapıyorum. Genç ve dinamik bir nüfusuTürkiye’yi cazip bir ülke haline getiriyor.

TÜRK İNSANI ÇOK AZİMLİ VE ÇALIŞKAN Türkiye’ye gelmeden önce Almanya, Norveç ve İsveç ‘de yine Robert Bosch Grubu içerisinde üst düzey yönetim kademelerinde bulundum. Uluslararası alanlarda iş yapmanın ve farklı ülkelerde yaşamanın bireylerin gelişmesine çok büyük etkisi olduğuna inanıyorum.  Bunu girdiğim her ortamda da teşvik ediyorum. Türkiye’de çok motive bir iş gücüyle karşılaştım. Türk insanı azimli, çalışkan, hızlı düşünebilen ve hızlı üreten bir yapıya sahip.

BURADA KATILIMCILIK YÜKSEK Her ülkenin kendine özgü avantajları var. Örneğin, Batı Avrupa’da, bir work shop’ta katılımcılardan bir konu üzerinde çalışmaları istenirse, genelde ilk önce oturup işin kurallarını koyarlar. Neyin nasıl yapılması gerektiğine, yani prosedürlere karar verirler. Ondan sonra konu üzerinde düşünerek, prosedürlere uygun bir şekilde fikir üretirler. Türkiye’de ise fikirler inanılmaz bir hızda ve tempoda üretiliyor. Yüksek katılımcılığı görüyorsunuz. Bireyler bu fikirleri üretirlerken heyecanlı ve tutkulular. Enerjiyi ve dinamizmi anında görebiliyorsunuz. İşte bu beni cesaretlendiriyor.

ELÇİ ROLÜ ÜSTLENİYORLAR

DAHA DENEYİMLİ YÖNETİCİLER GELİYOR Türkiye’ye geçtiğimiz yıllarda özellikle genç yöneticilerin atandığını gözlemliyorduk. Son 10 yılda ise Türkiye’nin gelişmekte olan pazar haline gelmesi ve uluslararası şirketlerin de bu stratejiyi izlemesi ile beraber deneyimi ve yaşı daha yüksek yöneticilerin atandığını görüyoruz. Uluslararası şirketler daha önceki yıllarda yaptıkları hatalardan ders aldılar. Kaynak açısından artılarıyla öne çıkan ve gelişmekte olan ülkemizin, AB süreçlerinde de ilerliyor olması Türkiye'ye bakış açısında değişikliğe yol açtı.

hedFAHRİ ELÇİLİK YAPIYORLAR Diğer yandan uluslararası şirketlerin Türkiye’ye yabancı yönetici atarken kariyerlerinde elçi rolü üstlenen yöneticileri seçtiğini görüyoruz. Örneğin, Mercedes Benz Türk A.Ş CEO’su Till Becker gibi yöneticiler, Avrupa’da elçi gibi hareket ediyorlar. Kendi kariyerlerine daha farklı bir kapsam ve boyutta derinlik kazandırdıklarını görüyoruz.

ORTAK ÖZELLİKLERİ VAR Türkiye’deki yabancı yöneticilerin hepsinin derinlik kazandıklarını, değişken ortamda gelişimlerinin ivme kazandığını söyleyebiliriz. AIG, Renault ve Mercedes gibi çokuluslu şirketlerin, AB sürecinde Türkiye’ye entegre olmak konusunda bir fikir birliği yaptıklarını görüyoruz. Stratejik yaklaşım, pazarı anlamaya çalışmak bu yöneticilerde ortak özellik olarak öne çıkıyor.

CAZİP İMKANLAR SUNULUYOR Yabancı yöneticilere Türkiye’de ev, aşçı, şoför, çocuklarının okul giderleri, yüksek emeklilik ve hayat sigortaları gibi imkanlar sağlanıyor. Evlerinden uzak oldukları için de farklı cazip ve tatmin edici imkanlar sunuluyor. Bugün İstanbul’u,  Frankfurt ya da New York’la karşılaştırmak mümkün. Yönettikleri ciro bakımından Türkiye’deki 1 milyon dolarlık bütçe ile Amerika’daki 1 milyon dolarlık ciro çok fark etmiyor. Verilen örnekler de genellikle ihracata dönük üretim yapan şirketler olduğundan, bu bakış açısıyla yönettikleri pazarlarda genellikle tatmin edici ve cazip koşullarda çalışıyorlar.

HANDE D. SÜZER
hdemirel@capital.com.tr


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz